ZAFER ARAPKİRLİ'NİN KRT TV'DE HAKAN EROL İLE YAPMIŞ OLDUĞU RÖPORTAJDA GEÇEN İDDİA VE İTHAMLARA CEVAPLARIMIZ


Gazeteci Hakan Erol'un Sayın Adnan Oktar ve arkadaşları hakkında kaleme almış olduğu, baştan sona kendisinin hayali itham ve iddialarından oluşan kitabının tanıtımı için yürütülen kampanyaya, Sayın Zafer Arapkirli de, KRT TV'de yapmış olduğu Hakan Erol röportajı ile katılmış bulunmaktadır. 

Hakan Erol'un kitabı, içerisinde yer alan itham ve iddiaları destekleyecek hiçbir belge veya delil ortaya konamadığı için, SIRADAN BİR HİKAYE KİTABINDAN öteye gidememektedir. Ancak, sırf “ideolojik tarafgirlik”, “mesleki dayanışma” gibi sebeplerden bazı gazetecilerden destek görmektedir. 

Sayın Arapkirli'nin röportaj esnasında konuyu Sayın Adnan Oktar'ın kaleme almış olduğu, Darwinizmi çökerten ve canlıların Allah tarafından yaratıldığını bilimsel delilleriyle anlatan eserlerine getirmesi, kendisinin de konuya tümüyle ideolojik yaklaşan kişilerden olduğunu göstermiştir.

Hakan Erol'un röportajdaki, sözüm ona “hiçbir şeyi abartmadığı ve konulara adeta bilim insanı titizliğiyle deneysel yaklaştığını” ISRARLA VURGULAMA ÇABALARI da, kitabında yer verdiği hayal ürünü itham ve iddialarını destekleyecek TEK BİR SOMUT BELGE VEYA DELİL SUNAMAMIŞ OLMASINDAN kaynaklanmaktadır. 

Arapkirli'nin, Hakan Erol ile yapmış olduğu röportajda Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız hakkında ileri sürülen gerçek dışı itham ve iddialarına ilişkin kısa çıklamalarımız ise şöyledir; 

Birincisi :

40 yıldan bu yana Sayın Adnan Oktar ile birlikte, dünya çapında çok kapsamlı bilimsel, sosyal, kültürel faaliyetler gerçekleştiren bir sivil toplum kuruluşu olduğumuz bilinen bir gerçektir. 

Bu kapsamdaki faaliyetlerimiz çerçevesinde yıllardır, başta hükümet yetkililerimiz olmak üzere yerli ve yabancı çok sayıda siyasetçi ile sürekli temas halinde olduk. Bu faaliyetler sırasında bilim, fikir, siyaset ve din adamları, kanaat önderleri, STK mensupları, vb. gibi kendi alanlarında söz sahibi olan kimselerle de yakın insani, sosyal ve kültürel ilişkiler içinde olduk ve güçlü dostluk bağları kurduk. Hepsine, devletimiz, milletimiz, hükümetimiz, lehine, ülkemizin güzel geleceği adına geniş çaplı bilgilendirme ve anlatımlarda bulunduk. 

Bu bakımdan son derece geniş bir sosyal çevreye sahip olan arkadaşlarımızın, 11 Temmuz polis operasyonu esnasında yine, kendi sosyal çevrelerinden tanıdıkları İçişleri Bakanımız Sayın Soylu, MHP genel Başkan Yardımcısı Sayın Semih Yalçın ve diğer bazı siyasetçi ve gazetecilerden konu hakkında bilgi almaya çalışmalarından daha doğal bir şey yoktur. Hakan Erol'un bunu yadırgaması ve ortada sanki yasadışı veya anormal bir durum varmış gibi yansıtmaya çalışılması, kendisinin konuya art niyetli, dürüstlük ve samimiyetten uzak bir bakış açısıyla yaklaştığını göstermektedir. Herhangi bir vatandaşın başına gelen bir olayda kendi sosyal çevresi içerisinde olan insanlara başvurması, bilgilendirme yapması ya da soru sorması hayatın doğal akışının bir parçasıdır. 

Ayrıca, Sayın Erol'un mesajların içeriği hakkında bir detay vermeyip bunlara cevap gelip gelmediğini bilmediğini söylemesi de samimi bir yaklaşım olarak görünmemektedir. Zira Sayın Erol mesajların içerikleri konusuna girse, mesajlarda herhangi bir talep veya iltimas ricası bulunmadığı, bunların sadece devlet büyüklerimizi operasyon konusunda bilgilendirip haberdar etmek amacıyla gönderilmiş mesajlar oldukları görülecek, ortada anormal bir talep veya durum olmadığı da anlaşılacaktır. 

Hakan Erol'un da röportajda belirttiği gibi, arkadaşlarımız mahkeme huzurunda verdikleri ifadelerinde, Sayın Cumhurbaşkanımız’ın bilgisi doğrultusunda Sayın Süleyman Soylu Bey'in yönlendirmesiyle Ankara'daki yabancı büyükelçilik ve konsoloslukları gezerek ilgililere AK Parti'nin hayırlı faaliyetleri ile FETÖ'nün gerçek yüzü ve tehlikelerini anlatıp, uyardıklarını bizzat kendileri de dile getirmişlerdir. 

Bilindiği gibi, sıradan bir vatandaş bile başına gelen olaylar hakkında sosyal medyada Emniyet Genel Müdürlüğü'nü veya İçişleri Bakanlığı'nı etiketleyerek bilgi verip bilgi talep edebilir. O halde, bizzat Sayın İçişleri Bakanımızın yönlendirmesiyle sivil inisiyatif üstlenerek çeşitli faaliyetlerde bulunan arkadaşlarımızın, tanıyıp güvendikleri bir devlet büyüğü olarak Sayın Süleyman Soylu'ya ya da başka devlet yetkililerine yaşadıkları hukuksuz bir olayla ilgili mesaj göndermelerinde bir anormallik olmadığı ortadadır.

İkincisi :

Yapılan bu operasyon ile ilgili olarak Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan'ın bilgisi olduğu veya operasyon için güya kendisinin olurunun alındığı iddiaları da gerçek dışıdır. Husumetli müştekiler ile bazı medya kuruluşlarının bu iddiayı ısrarla gündeme getirmelerinin amacı, hakkımızda yürütülen KUMPAS DAVASINA KENDİLERİNCE BİR MEŞRUİYET KAZANDIRMA VE BAZI RESMİ MAKAMLARI YANILTARAK DESTEĞİNİ ALMA ÇABASINDAN kaynaklanmaktadır. 

Çünkü operasyon öncesinde emniyet mensupları tarafından, Adnan Bey ve arkadaşlarımız hakkında 2016 senesinden başlayarak yaklaşık 2 Yıl boyunca olağanüstü boyutta bir teknik ve fiziki takip yürütülmüştür. Ancak, ne operasyon öncesinde ne de operasyon sırasında, dava dosyasında ileri sürülen suçlamalara ilişkin tek bir delil dahi bulunamamıştır. YANİ SORUŞTURMA DOSYASI DA, DAVA DOSYASI DA BOMBOŞTUR.

Konuyu biraz detaylandırırsak;

Emniyet mensuplarımız operasyona başlamadan önce, yaklaşık 2 yıl boyunca 285 arkadaşımızın hepsinin birden telefonlarını, evlerini, işyerlerini, anne ve babalarını, akrabalarını, komşularını, arabalarını, yaşadıkları yerleri, sıklıkla gidip geldikleri konut ve iş yerlerini, hatta market, kuaför, bakkal gibi düzenli gittileri yerler de dahil, hayatlarının neredeyse her anını izlemiş, dinlemiş ve takip etmişlerdir. 

Operasyon tarihinden yaklaşık 4-5 ay öncesine gelindiğindeyse, husumetli müştekilerin ileri sürdükleri sözüm ona “örgüt” ve “cinsel eylemler” konulu itham ve isnatlar sebebiyle, bu izleme, dinleme, takip ve kontrol çalışmalarının dozu da olağanüstü düzeyde artırılmıştır. Ancak, tüm bu teknik ve fiziki takibe rağmen ne yapılacak polis operasyonunu ne de açılan bu kumpas davasını haklı veya meşru gösterebilecek TEK BİR SUÇ DELİLİNE, SUÇÜSTÜNE veya ŞÜPHELİ BİR DURUMA RASTLANMAMIŞTIR.

Bu sebeple, çaresiz kalan kumpas çetesi, yapılan operasyondan Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan'ın güya haberi veya onayı olduğu yalanına sarılmış, operasyona kendilerince meşruiyet kazandırmak amacıyla da her fırsatta bu yalanı dillendirmiştir. 

Hatta bir keresinde, Sayın Cumhurbaşkanımızın isim vermeden yapmış olduğu bir açıklamasındaki eleştirel sözleri çarpıtılarak, sanki Adnan Bey ve arkadaşlarımız hakkında söylenmiş gibi gösterilmeye dahi çalışmıştır. Ancak bu iddialar, Cumhurbaşkanlığı Makamı tarafından aynı gün yapılan yazılı açıklamayla, bizzat Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından da tekzip edilmiştir. 

Zaten Sayın Cumhurbaşkanımızın bizler hakkında ileri sürülen iftiralar ile ilgili en ufak bir şüpheleri olsaydı eğer, mutlak surette samimi kanaatlerini dile getirir, konuya ilişkin bir refleks veya tepki gösterir hakkımızda ileri sürülen anormal itham ve iftiralara kayıtsız kalmazlardı. Oysa, kendisi bugüne kadar aleyhimizde tek bir cümle dahi sarfetmemiş, aksini iddia eder nitelikteki haberleri ise yalanlamıştır.

Üçüncüsü :

Hakan Erol'un, iddialarını kendince güçlendirmek amacıyla Saadettin Tantan'ın arkadaşlarımız hakkında güya “gizli kapaklı bir işler çevriliyormuş havası oluşturmak” amacıyla sarf ettiği “meclise ellerini kollarını sallayarak girip çıktıkları” şeklindeki sözlerinin de herhangi bir ehemmiyeti veya ciddiye alınacak bir yanı bulunmamaktadır. 

Zira, adından da anlaşılacağı üzere, en başta milletin meclisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi, kendisini temsil eden bir milletvekili ile randevusu olan her Türk vatandaşının kolaylıkla girebildiği, pandemi öncesi dönemde ortalama günlük 5 bin, yıllık ise yaklaşık 2 milyonun üzerinde vatandaşımızın girip çıktığı bir devlet kurumudur. Ayrıca T.B.M.M., ziyarete gelen her vatandaşımızın ne amaçla geldiğinden, kimlerle görüşeceğinin detaylarına kadar kayıt altına alındığı, çok sıkı talimat ve kuralları olan bir kurumdur. Her yeri kameralarla kontrol edilen, koridorlarında pek çok gazeteci ve meclis muhabirlerinin dolaştığı, gizli kapaklı bir şey yapılacak ise bunun için seçilebilecek belki de en son mekandır.

Kaldı ki Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın, aktif siyasette bulunmamakla birlikte merhum Necmettin Erbakan hocamızın milli ve manevi değerlere olan bağlılığı ile “Güçlü Türkiye” ve “Türk İslam Birliği” ülküsüne gönülden bağlı olması sebebiyle, kendisine büyük bir sevgi ve muhabbet beslediği, bu sebeple her dönem ve seçimde kendisine destek oldukları da bilinen bir gerçektir. Sadece, Rahmetli Erbakan Hocamıza değil Başbuğ Türkeş, Süleyman Demirel gibi liderlere ve yerli ve milli olan tüm vatansever partilere ve siyasilere bir vatandaş olarak destek verdikleri bilinmektedir.

Nitekim, Sayın Adnan Oktar’ın 80’li yıllarda başlayan ve kesintisiz olarak günümüze kadar devam eden anti-Darwinist, anti-materyalist, vatanın birlik ve bütünlüğünü, devletin üniter yapısını savunan ve anlatan ilmi çalışmaları, yurt çapında milli ve manevi bilince sahip bir neslin yetişmesine vesile olmuştur. Bu ilmi ve fikri faaliyetler vesileysiyle milli ve imani şuuru güçlenen halkımız da bu değerleri savunan sağ görüş etrafında toplanmaya, modern ve milli sağın liderlerini güçlü bir şekilde desteklemeye başlamıştır.

Dolayısıyla, Refah Partisi’yle başlayıp günümüzde Ak Parti’yle devam eden ve Sayın Erdoğan’ı daima güçlü bir şekilde iktidarda tutan geniş halk desteğinin sırrı da burada saklıdır.

Bununla birlikte dönemin İçişleri bakanı Sadettin Tantan, 1999 senesinde Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız hakkında hem birçok kanunsuz uygulamaya imza atmış, hem de bir devlet yöneticisine yakışmayacak çeşitli düzeysiz açıklamalarda bulunmuştur. Fakat, 1999 senesinde başlatılan inceleme ve araştırmalar ile açılan davalardan hem Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız, hem de Bilim Araştırma Vakfı beraat etmiş ve aklanarak çıkmışlardır. 

Diğer yandan Saadettin Tantan, görevde bulunduğu süre içerisinde sergilemiş olduğu yakışıksız hal ve tavırlarının, konuşmalarının yanı sıra, sevgisiz, soğuk, itici ve üst perdeden üslubu sebebiyle de halkımızın hiçbir dönem teveccüh ve itibarına mazhar olamamıştır. 2001 senesinde İçişleri Bakanlığı görevinden azledildikten sonra kurmuş olduğu Yurt Partisi ile katıldığı her iki seçimde de yüzde sıfır virgüllü rakamlar alarak kimsenin ciddiye almadığı, itibar etmediği unutulmuş bir kişi olmuştur. 

Dördüncüsü :

Gerek davamızın husumetli müştekilerinin gerekse bu kişilerin uydurma itham ve iddialarını derleyerek birtakım haber ve kitaplara imza atan gazetecilerin en çok kullandıkları asılsız ve hayali senaryolardan birisi de, bugüne kadar Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın, haklarında açılmış soruşturma ve davalardan güya FETÖ'cü savcı ve hakimlerin desteğiyle kurtuldukları yalanıdır. 

Birçok yazı ve haberde bu uydurma iddia ileri sürülmekte, ancak nedense asıl bu uydurma, isimsiz ihbar mektuplarıyla soruşturmalar açtıranların FETÖCÜ olduklarından hiçbir yazıda bahsedilememektedir. 

Oysa ki bahse konu dönemde birçok tanınmış kişi hakkında olduğu gibi Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız hakkında da -sonradan FETÖ'cü oldukları anlaşılan kişiler tarafından- çeşitli savcılık ve emniyet müdürlüklerine isimsiz ihbar mektupları gönderilmiştir. Yine, birçok tanınmış ve suçsuz kişi hakkında olduğu gibi Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız hakkında da mektuplardaki iddialarla ilgili olarak çeşitli savcılıklar tarafından soruşturmalar açılmıştır. Ancak, yapılan araştırmalar neticesinde sözde ihbar mektuplardaki iddiaların herhangi bir gerçekliği bulunmadığı anlaşıldığı için takipsizlik kararları verilmiştir. 

İsimsiz ihbar mektubu yöntemi ile insanları karalayıp, haklarında soruşturma açılmasını sağlayan bu yöntemin bizzat bir FETÖ taktiği olduğu ise bir süre sonra anlaşılmış, bu konuya ilişkin olarak da televizyon ve gazetelerde birçok haber ve köşe yazıları yayınlanmıştır.

Hatta bu mektuplardan bir tanesi, güya Sayın Adnan Oktar tarafından zorla alıkonulduğunu iddia eden bir genç kıza aitmiş gibi kaleme alınıp gönderilmiştir. Ancak, savcılık tarafından mektup üzerinde bilirkişi incelemesi yapıtırıldığında mektubun bir kız veya kadın tarafından değil, bir erkek tarafından yazıldığı anlaşılmış ve ilgili savcılık tarafından bu ihbar mektubu hakkında da takipsizlik kararı verilmiştir. 

Bununla birlikte, BU TAKİPSİZLİK KARARLARINI VEREN SAVCILAR İLE BERAAT KARARLARINI VEREN HAKİMLER HAKKINDA BUGÜNE DEĞİN HİÇBİR FETÖ İDDİASI YA DA SORUŞTURMASI BULUNMAMAKTADIR. ADLARI HİÇBİR ZAMAN FETÖ'YLE ANILMAMIŞTIR. BU DEĞERLİ SAVCI VE HAKİMLERİMİZİN BİR KISMI YAŞ HADDİ SEBEBİYLE EMEKLİYE AYRILMIŞ, BİR KISMI İSE ÇEŞİTLİ İLLERDEKİ ADLİYELERDE MESLEKLERİNE DEVAM ETMEKTEDİRLER. 

Dolayısıyla, Hakan Erol'un kitabında anlattığı ve röportajda geçen FETÖ'cü savcı veya hakimler tarafından korunma iddiası da hayal ürünü bir iddiadan ibarettir. Gerçek dışı olduğu bizzat kendisi tarafından bilinmesine rağmen ısrarla gündeme getirilerek, Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız aleyhinde bir kamuoyu algısı oluşturmak amaçıyla kullanılmaktadır.

Beşincisi :

Röportajda, İsrailli bir bakanın gönderdiği mektuplar olduğundan da bahsedilmiştir. Ancak, İsrailli devlet yetkililerinin bu mektuplarda, Mavi Marmara Saldırısı olayı sonrasında resmi ilişkileri kesintiye uğramış İsrail ile Türkiye arasındaki anlaşmazlıkların giderilmesi ve ilişkilerin yeniden başlatılması amacıyla yürüttüğü sivil diplomasi çalışmalarından ötürü teşekkürlerini sunduklarından ise hiç bahsedilmemiştir.

Amaç, her zaman olduğu gibi, Sayın Adnan Oktar'ın güya İsrail Devleti'yle, İsrail istihbaratıyla gizli bir bağlantısı varmış izlenimi vererek halkın hassas sinir uçlarına dokunmak, zihinlerde soru işaretleri bırakarak olumsuz bir algı oluşturabilmektir.

Öncelikle belirtmek isteriz ki kamuoyunda oluşturulmaya çalışılan yanlış algının aksine Sayın Adnan Oktar, sadece İsrailli devlet yetkilileriyle veya hahamlar ile görüşmeler yapmamış, pek çok farklı ülkenin gazetecileri, STK temsilcileri, siyasetçileri, milletvekilleri, sanatçıları, bilim adamları ve dini liderleri gibi önde gelen insanlarıyla her zaman irtibat halinde olmuştur.

Unutulmamalıdır ki, Sayın Adnan Oktar, 73’ten fazla yabancı dile çevrilmiş 350'ye yakın eseri ve binin üzerindeki makalesiyle dünya çapında yoğun ilgi gören ünlü bir yazar ve fikir adamıdır. Ayrıca kendisi, tüm insanlık için önemli gördüğü konularla bağlantılı olarak sadece eser yazmayı değil, insanlarla karşılıklı iletişim kurmayı da son derece önemli bulmaktadır. Bu nedenle de karşılıklı fikir alışverişinde bulunmak, dostluk bağlarını kuvvetlendirmek, bilgi kirliliğinden, aktarım yanlışlarından ve ön yargılardan kaynaklanan düşmanlıkları gidermek için farklı ülkelerin önde gelen kişileriyle irtibat halinde olmayı da çok önemsemektedir.

Kamuoyunda Mavi Marmara Saldırısı olarak bilinen bu olay üzerine İsrail ile Türkiye arasında son derece ciddi bir gerginlik baş göstermiş ve Türkiye tarafından, "İsrail'in Türkiye'den Özür Dilemesi" ile müdahale esnasında hayatlarını kaybeden vatandaşlarımızın ailelerine "Tazminat Ödenmesi" talep edilmişti. Ancak, Türkiye'nin bu talebine İsrail'in bir cevap vermemesi üzerine başta resmi, siyasi, ticari ve kültürel ilişkiler olmak üzere iki ülke arasındaki hemen hemen her ilişki sona erdirilmiş bulunmaktaydı. Her iki ülkenin medyalarında ise iki ülke arasındaki köklü dostluk bağlarını bir kalemde silip atan ve deyim yerindeyse adeta yangına körükle giden yazı, yorum ve haberler yapılmaktaydı.

İşte böyle bir ortamda Sayın Adnan Oktar, ülkemiz yararına olmak üzere, iki ülke ve millet arasındaki bu gerginliği sona erdirmek, İsrail'in Türkiye'den özür dilemesini ve saldırıda hayatını kaybeden vatandaşlarımızın ailelerine tazminat ödemesini sağlamak amacıyla, tarafları uzlaştırıcı ve ortamı yatıştırıcı TV programları yapmaya başlamıştır. Aynı zamanda da aralarında milletvekilleri ve bakanların da olduğu İsrailli üst düzey yetkililer, gazeteciler ve hahamlar gibi etkili olabilecek kişilerle görüşerek adeta bir sivil diplomasi atağı başlatmıştır.

Sayın Adnan Oktar'ın başlattığı bu çalışmalar sonucu İsrailli milletvekilleri ile hahamlardan oluşan bir heyet Türkiye'ye gelmiş ve Sayın Adnan Oktar ile görüşmüştür. A9 TV'de yayınlanan canlı yayın programına da katılarak Sayın Adnan Oktar ile birlikte yapmış oldukları görüşmeler hakkında bilgi vermişlerdir. Bu yayına katılan ve sonrasında ülkesine dönen İsrail milletvekili ve aynı zamanda 'İsrail ve Global Etik için Meclis Kurultay Başkanı' Sayın Nissin Zeev, 20.08.2012 ve 21.01.2013 tarihinde Sayın Adnan Oktar'a hitaben iki ayrı mektup kaleme almış ve duyduğu minnettarlığı mektuplarında şöyle dile getirmiştir;

– 20.08.2012 tarihli mektuptan alıntıdır:

“İsrail heyeti ve uluslararası temsilciler adına, Ankara ve İstanbul’daki görüşmelere ev sahipliği yaptığınız için, size en derin takdirlerimizi ve minnettarlığımızı sunmak istiyorum. Konukseverliğiniz, fedakar çabalarınız ve muhteşem ekibinizin candan tutumu sayesinde ziyaretimiz başarılı geçti. İki ulus arasındaki diyalogu arttırma yönünde kesintisiz çabalarınız hayranlık uyandırıcı, her türlü desteğe ve takdire şayan.

Daha kuşatıcı ve kucaklayıcı bir dünya görüşünü benimsemek suretiyle, uluslarımız arasındaki birliği ve kardeşliği arttırmak ve Ortadoğu ve dünyada barışı sağlamak için sizinle çalışmaya devam etmeyi istiyoruz.”

– 21.01.2013 tarihli mektuptan alıntıdır:

“İki heyet arasındaki toplantı ve stüdyoda yaptığımız program özellikle bu zorlu ve tehlikeli günlerde çok önemli. Ve bunun amacımızda bizi başarıya ulaştırması için dua ediyoruz.

Konuştuğumuz gibi bunu sizin kanalınızla takip etmek istiyoruz. Halklarımız arasında geleneksel ittifakı ve gerçek kardeşliği tekrar sağlayabileceğimiz günü iple çekiyoruz. Bu büyük ölçüde sizin cesaretiniz ve kararlı çabalarınız vesilesiyle olacak.”

Sayın Adnan Oktar'ın başlatmış olduğu bu uzun soluklu diplomasi çabaları da nihayet neticesini vermiş ve İsrail, Mavi Marmara saldırısı için Türkiye'den resmi olarak özür dilemiş ve saldırıda hayatını kaybeden vatandaşlarımızın ailelerine tazminat ödemeyi kabul ettiğini bildirmiştir. 

Bu gelişme üzerine ise bu kez 2 millet arasındaki gerginlik ve kırgınlıkların sona erdirilmesi, aradaki köklü dostluğun hızlıca onarılıp eskisinden daha da güçlü bağlar kurulabilmesi için 8 Mayıs 2013’te Ankara ve 9 Mayıs 2013’te İstanbul'da 2 ayrı uluslararası konferans düzenlenmiştir. Bu konferanslar ile birlikte İsrail'den davet edilen ve aralarında milletvekilleri, hahamlar ve çeşitli üst düzey yetkililerin de bulunduğu resmi heyet, AK Parti, MHP ve CHP'li milletvekillerimiz ile bir dizi görüşmeler yapmışlardır.

Söz konusu ziyaretler, 2 ülkenin milletvekilleri ve önde gelenleri arasında gerçekleştirilen bu görüşmeler sonrasında ise Türkiye'ye gelen İsrailli Heyetin Başkanı ve aynı zamanda İsrail ve Global Etik için Meclis Kurultay Başkanı ve İsrail milletvekili de olan Sayın Nissin Zeev, Sayın Adnan Oktar'a hitaben 16.05.2013 tarihinde üçüncü bir teşekkür mektubu daha kaleme almıştır. 

Mektubunda Sayın Adnan Oktar'a olan minnet ve teşekkürlerini;

“Hem kendi adıma hem de meslektaşlarım Milletvekili David Azoulay, Milletvekili Yizhak Cohen ve Bayan Şoşana Bekerman adına, İstanbul'da 9 Mayıs 2013 tarihinde düzenlenen konferansa ev sahipliği yaptığınız ve 8 Mayıs 2013'te de Ankara'da saygın Türk Milletvekilleri ile bizi buluşturduğunuz için derin takdirlerimizi ifade etmekten şeref duyuyorum.Tüm Türk Milletvekilleri, çok önemli ve mevcut durumda hayati olan bu toplantılara vesile olan Adnan Oktar Bey'e ve arkadaşlarına takdirlerini ifade ettiler. Bu minnettarlığın ifadesine bizler de katılıyoruz. Türk milleti ile dostluk bağımızı sizin rehberliğimizde yenilemeye devam etmeyi umuyoruz.

En derin hürmetlerimizi ve takdirlerimizi kabul edin.”

sözleri ile dile getirmişlerdir. 

Yani, Sayın Zafer Arapkirli'nin röportajında bahsi geçen İsrailli bakan tarafından gönderilen mektupların gerçek amacı, kamuoyunda oluşturulmaya çalışılan olumsuz algının aksine, Sayın Adnan Oktar'ın İsrail ile Türkiye arasındaki ilişkilerin düzeltilmesi ve yeniden canlandırılması amacıyla yürütmüş olduğu sivil diplomasi çabalarından dolayı kendisine duyulan minnet ve teşekkürlerin bir sunumudur. Bu vesileyle, saygın ve dürüst kişiliği ile bilinip tanınan duayen gazeteci Sayın Zafer Arapkirli'nin, gazetecilik meslek ilkeleri gereğince bizlere de bu iddialar karşısında cevap hakkı tanımasını diler, değerli kamuoyunun bilgilerine sunarız.

Saygılarımızla...

ADNAN OKTAR DAVASI VE DAVA SÜRECİNDEKİ HUKUKSUZLUKLAR HAKKINDA DETAYLI BİLGİ EDİNMEK İÇİN AŞAĞIDAKİ LİNKLERİ ZİYARET EDEBİLİRSİNİZ

https://adnanoktardavasindakihukuksuzluklar.blogspot.com
https://www.net-cevap.com