SEVGİDEN VAZGEÇMEK ZULÜM OLUR, TEK İSTEĞİMİZ SEVGİ TOPLUMU OLUŞMASI


Biz ısrarla SEVGİ derken, bizi husumetin, nefretin, öfkenin, intikamın, kinin içine sürüklemeye çalışanlar var. 

BU OYUNA HİÇBİR ZAMAN GELMEDİK, GELMEYECEĞİZ. Bu oyunun Türkiye'de ve dünyadaki başka insanlar üzerinde başarılı olmasına da Allah'ın izniyle yapacağımız ilmi, fikri ve kültürel çalışmalarla asla İZİN VERMEYECEĞİZ. 

Sayın Adnan Oktar, 40 yıllık faaliyetleri boyunca daima sevginin üzerinde durdu. Özenilecek bir sevgi toplumu meydana getirmek için uğraştı. Birbiriyle küskün kişi ve toplulukların arasını bulmayı, birbirine önyargıyla bakan fikir ve inançların birlikte güzelleşeceklerini, dünyayı nefret ve çatışmanın değil, sadece ve sadece sevginin kurtaracağını anlattı.

Allah'ın varlığı sevgidir. Tüm kainatın yaratılmasının tek amacı sevgidir. Sevgi her şeyi çözer. Sevgi, sonsuz mutluluktur. Dünyadaki en büyük zevk sevgidir. (Adnan Oktar)


Sayın Adnan Oktar ve arkadaşları olarak bizler, gerek TV yayınlarında, gerek yayınlanan kitap ve makalelerde, yerli ve yabancı medyayla yaptığımız röportajlarda gerekse sosyal medyada daima sevginin güzelliğini ve gerekliliğini anlattık. Sevgisizliğin, gaddarlığın sel gibi olduğu dünyada, sevgiyi, merhameti, affedici olmayı anlatan neredeyse sadece bizler olduk. ÇÜNKÜ ADNAN OKTAR, KAİNATTA BİR SEVME VE SEVİLME ARZUSU, BÜTÜN GÜZELLİKLERİN TEMELİNDE BİR SEVGİ AMACI, DÜNYANIN KURTULUŞUNDA SEVGİ İHTİYACI OLDUĞUNU, ALLAH'IN KAİNATI SEVGİ İÇİN YARATTIĞINI BİLEREK HEM TÜRKİYE'YE HEM TÜM DÜNYAYA EŞİ BENZERİ OLMAYAN BİR SEVGİ ÖĞRETMENLİĞİ YAPTI. Dolayısıyla, Adnan Oktar ve arkadaşları, şu anda gösterilmek istenenin aksine, dünyanın dört bir yanına sadece samimiyetle ve sevgi sözleriyle ulaşan bir SEVGİ TOPLULUĞUDUR.

Dünyada ve ülkemizde, birçok insan farkına varmadan pek çok kanaldan sistemli ve düzenli olarak nefret, kavga ve bencillik telkinine maruz kalıyor. İnsanların en çok ilgisini çeken filmler, diziler, bilgisayar oyunları, çizgi filmler, romanlar, yarışma programları, vs. üzerinden sürekli olarak nefret, öfke, kin, intikam, kıskançlık, hüzün, gözyaşı, cinayet, intihar temaları işleniyor. Güzellik sunan, iyiye davet eden, ruhu ferahlatıp mutluluk veren hiçbir şeyin ön plana çıkarılmasına, bu mecralarda yer almasına, insanları cezbetmesine adeta izin verilmiyor. Kavga, dövüş, cinayet, adam yaralama, intihar gibi en dehşet verici olayları bile doğal ve sıradanmış gibi gösterme yoluyla bir nevi vahşet ve cinnet toplumu meydana getirme çabası var. Neredeyse her film veya dizide mutlaka suç ve cezaevi konseptleri işleniyor. Her gün, tutuklanan insanlar, suçlu profilleri, bıçaklanan kadınlar en büyük gündem oluyor. Dehşet ortamı bu kadar yoğun telkin edilince, insanlar sürekli ağlatılınca, intikam hırsı ve kin bu kadar cazip gösterilince, toplum psikolojisi ister istemez bu yöne çevrilmeye başlıyor. İnsanların birbirlerine öfke ile bakmaları, sürekli şüphe içinde olmaları, çözümü şiddette aramaları ve sürekli olarak tutuklanmaları adeta normal bir hale getiriliyor.

Böyle olunca da hiçbir karşılık beklemeden sevgiyle yaklaşan, sevgiyi isteyen, sevgiyi öne çıkaran insanlar adeta anormal görülüyor. İnsanların bencilliği ve şiddeti bu derece olağanlaştırması sonucunda sevgiyi isteyenlere “kesin altında bir şey vardır”, “bu sevgi makul değil”, “seviyorlarsa bir çıkarları vardır”, “seviyor gibi görünmek için baskı altındalar” gibi çok çarpık, maddiyatçı ve ruhsuz bir bakış açısı oluyor. Oysa karşılıksız sevmek mümkün. Sevilmek mümkün. Hasetsiz, plansız, öfkesiz yaşamak mümkün. Paylaşmak, karşısındakinin mutluluğundan mutlu olmak mümkün. Allah insanlardan zor ve imkansız bir şey istemiyor, sadece çok kolay, zevkli ve mümkün olan bu güzel ahlakı istiyor. Başta Sayın Adnan Oktar olmak üzere bizler de tüm gayretimizle bu güzel ahlakı insanların tanıması ve yaşaması için çaba gösteriyoruz.

Yıllar boyunca Adnan Oktar daima şu tehlikeye dikkat çekmiştir: Eğer bir toplum medya yoluyla sunulan modelleri sorgulamadan kabul ediyorsa, medya telkiniyle yönlendirilebiliyorsa, o zaman sevgisizlik sunulduğunda ortaya sevgisiz bir toplum, dehşet sunulduğunda ortaya dehşet toplumu çıkar. Medya vasıtasıyla adam öldürmeyi ve şiddeti bu kadar kolay göstermek, şiddete eğilimli toplumlar meydana getirir. İntikamı, kini, hüznü ve gözyaşını cazip hale getirmek, depresif, mutsuz ve sevgisiz toplumlar meydana getirir. Birbirine karşı sevgisiz toplum, kendi ailesine, milletine, devletine de sevgisiz hale gelecektir. Elinden sevgi gücü alınmış bir milletin ise uzun süre varlığını sürdürmesi zordur. 

Dikkat çekmek istediğimiz tehlike ve oyun işte tam da buradadır. Devletimizi içten içe çökertme ve yok etme peşinde olan İngiliz derin devleti, çeşitli kanallarla nefreti yayarak Türk toplumunun kendi içinde sevgi ruhunu yitirmesini amaçlamaktadır. Halkı birbirinden ayrıştıran, sudan sebeplerle halk içinde karşıt ve düşman hizipler oluşturan, küçük kıvılcımlarla büyük galeyanlar, çatışmalar çıkaran İngiliz derin devletinin amacı daima bu milletin birlik ve kardeşlik ruhunu, şevk, heyecan, moral ve mutluluğunu yok etmek olmuştur. Zaten dünya çapında yaygın olan öfke, nefret, isyan, kavga, çatışma, şiddet temalı yayınlar, filmler, diziler, TV programları, "realty show"lar ülkemizde de yıllar boyunca bunun sosyal ve psikolojik altyapısını hazırlamıştır. Bunun üzerine, özellikle devlete ve hükümete öfkeli, her fırsatta isyan ve başkaldırı arayışı içinde, anarşist ruha sahip, sevgisiz kitleler oluşturarak, yıllar boyunca uyguladıkları halkı idarecilerine karşı ayaklandırarak, insanları birbirine düşürerek, kardeşi kardeşe kırdırarak ülkeleri içten içe zayıflatıp parçalama ve yok etme stratejilerini Türkiye'de de hayata geçirme planları yapılmaktadır.

Her konuyu önyargılı ve mantıksız bir öfke patlaması ile karşılama, en küçük olaylarda dahi özellikle sosyal medyada nefret tellallığı yapma, en sıradan vakalarda bile insanların tutuklanmasını, hapsedilmesini, yok edilmesini isteme gibi anormal tavırlar, toplumumuza adeta sürekli sürekli zerk edilen bir zehir şeklindedir. Özellikle gençler arasında bu öfke seli şaşırtıcı bir hızla yayılmakta ve adeta dizginlenememektedir.

Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın tutuklanmasının ve sevgiyi anlatan tüm faaliyetlerimizin durdurulmasının ardından, yıllar boyu telkin ettiğimiz sevgi anlayışı bugün yerini toplumda çok yaygın hale gelmiş bir öfkeye bırakmış görünmektedir. Burada gizlenmiş büyük bir tehlike vardır!

Bu sinsi yöntem, milletimizi güçsüzlüğe, amaçsızlığa, duygusuzluğa, sadakatsizliğe, egoistliğe sürüklemek için uygulanmaktadır. Bu kirli oyun, insanları bencil, sevgisiz, merhametsiz ve acımasız hale getirerek liderini seven bir millet bırakmamak, iktidarın çöküşünü hızlandırmak ve en sonunda devletin yıkımını kolaşlaştırmak için devreye sokulmaktadır. ORTADA, TÜRK DEVLETİNİ, MİLLETİ İLE BİRLİKTE YOK ETMEK İÇİN DEVREYE SOKULMUŞ HAİN BİR PLAN VARDIR.

Buna asla izin vermeyeceğiz! 

Camiamıza düzenlenen kumpas da bu hain ve sinsi planın önemli bir parçasıdır. Biz ısrarla "sevgi" derken, kumpasın başını çekenler bizi husumet ve kine yönlendirmeye çalışıyorlar. Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarına yönelik adeta bir insanlık zulmü yaşatıp, bunun sorumlusu sanki hükümetimizmiş gibi göstermeye çalışıyorlar. Önce devletimize ve hükümetimize bizi küstürmeyi, ardından onlarca yıllık arkadaşlarımızı bir çırpıda silip kendilerine karşı amansız bir kin ve nefret duymamızı istiyorlar. Kumpasçılar, böyle ucuz ve ahmakça oyunlara gelmeyeceğimizi anlayacak kadar akıl ve şuurdan dahi yoksunlar.

Bizden ayrılmamızı, dağılmamızı, canımız gibi sevdiğimiz arkadaşlarımıza sadakatsizlik, vefasızlık göstermemizi istiyorlar. Devletimize ve hükümetimize karşı sadakatimizi yitirmemizi, kinlenip öfke duymamızı, tüm bağlılığımızı terk edip kine bürünmemizi istiyorlar. Bunu da bizden devlet istemiş gibi göstermeye çalışıyorlar.

İngiliz derin devletinin ve aşağılık yancılarının kendi çökmüş ve kokuşmuş sistemine bizleri de çekmeye çalışıyorlar. 

Ancak şunu çok iyi bilmeliler ki, Allah'ın izniyle bizim sevdiklerimizden vazgeçmeye, sevgisizlik belasının içine düşmeye, devletimize ve hükümetimize olan sadakatimizden, bağlılığımızdan, vefamızdan taviz vermeye hiç NİYETİMİZ YOK.

Bizler Yüce Türk devletinin vefa, sadakat, derinlik, akıl ve sağlam bir karakter üzerine kurulu olduğunu bilen insanlarız. Devletimiz hainliği, sadakatsizliği, vefasızlığı sevmez. Vatan evlatlarının birbirine iftira atmasını, birbiriyle düşman olup birbirini karalamasını istemez. Devletin yüksek ahlakı vardır; devlet, asla böyle ahlaksız bir teklifte bulunmaz. Böyle ahlaksız teklifler, sadece İngiliz derin devletinden ve satılmış uşaklarından çıkar. Tarihte de ne zaman böyle bir hainlik teklifi gündeme gelse, hep arka planda İngiliz derin devletinin maşaları, uzantıları ve kurmayları vardır.

Bunlar, İngiliz derin devletinin yüzlerce yıllık oyunlarıdır. Pek çok toplum üzerinde denenmiştir, tecrübe edilmiştir. Neredeyse hep başarıya ulaşmıştır. İlk hezimetini ise bizim karşımızda yaşamaktadır.

İngiliz derin devleti bizimle karşı karşıya gelince ilk hezimetini yaşamıştır, çünkü egoist, sevgisiz, maddiyatçı, çıkarcı, iki yüzlü, dönek ve hain tiynetli kişilere uygun olarak tasarlanmış bir planı bizim gibi halis, samimi, kendini Allah'a adamış, canını malını satmış müminler üzerinde uygulama akılsızlığına düşmüştür.

Allah'a olan kesin imanımızı, Kur'an'dan aldığımız üstün ahlakı hesaba katmamıştır. 

Müslümanların birbirine özel bir manevi bağ ile bağlı olduğunu anlayamamıştır.

Samimi Müslümanları birbirine düşürmenin ne tarihte ne de şimdi ASLA MÜMKÜN OLAMAYACAĞINI kavrayamamıştır.

Beklentilerinin aksine kavgaya ve husumete hiç yanaşmamamız, dostlarımızı koruyup kollamakta kararlı davranmamız, onlara olan sevgimizin, şefkatimizin sürekli arttığını söylememiz ve bunu samimi olarak yaşamamız kumpasçıları adeta öfkeden çılgına çevirmiştir. Dostluğun ve sevginin kıymetini bilen bu camiayı birbirine düşürememiş, birbirinden nefret ettirememiş, devlete küskün hale getirememişlerdir. BU CAMİANIN ELİNDEN SEVGİYİ ALAMAMIŞLARDIR. 

Bütün bunlar, İngiliz derin devletinin Türkiye'de yancılığını yapan aşağılık çetelerin zavallı bir çabasıdır. Bu beyhude çabaları ters tepmiş, HEM BİRBİRİMİZE HEM DE DEVLETİMİZE VE HÜKÜMETİMİZE OLAN SEVGİMİZ, SADAKATİMİZ VE BAĞLILIĞIMIZ ESKİSİNDEN DE ÇOK ARTMIŞTIR. 

Biz, sevgi toplumu olsun istiyoruz. Sevgi, dostluk, kardeşlik, sadakat, vefa dünyaya hakim olsun istiyoruz. Her yerde kardeşlik olsun istiyoruz. Bu, asıl olarak Rabbimizin istediğidir. O yüzden Allah, dileriz ki bizi vesile kılarak, bunu gerçekleştirecektir.

Bilindik, sinsi, yüzlerce yıl boyunca denenmiş çürük aldatma çabalarıyla bizi oyuna getirmeye çalışanlar ne kadar da zavallıca bir yöntem denediler! Bu aciz oyunla, gerçek sevgi insanlarını değiştirip kendilerine benzeteceklerini sandılar. BAŞARISIZ OLDULAR. Allah'ın izniyle sevgiyi yaşamaya, tüm dünyaya sevgiyi yaymaya devam edeceğiz. En büyük kültürel mücadelemiz kine, nefrete, zulme karşı olacak. O mücadeleyi de sevgiyle yapacağız. 

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.