NORMAL VE LEGAL BİR YAŞAMDAN YAPAY SUÇLAR ÜRETİLEREK "HAYALİ BİR SUÇ ÖRGÜTÜ" OLUŞTURULAMAZ


NORMAL HAYAT VE LEGAL TAVIRLARI TÜRLÜ ZORLAMALARLA SUÇ GİBİ GÖSTERMEYE ÇALIŞARAK ‘HAYALİ BİR SUÇ ÖRGÜTÜ’ İMAJI OLUŞTURMAK KANUNA VE HUKUKA TÜMÜYLE AYKIRIDIR !

40 yıldır Devletimizin ve halkımızın gözü önünde olan, sevgi dostluk ve kardeşlik dışında hiçbir şey istemeyen arkadaş camiamız 11 Temmuz 2018’de düzenlenen operasyon sonrasında kamuoyuna sözde bir suç örgütü gibi’ yansıtılmak istenmiştir. Tüm dava iddianamesi de bu gayrı hukuki hedefe yönelik olarak ‘zoraki suç isnatlarıyla’, ‘suni suçlarla’, ‘suç unsuru içermeyen sahte suçlamalarla’ doldurulmaya çalışılmıştır. 

Tertemiz bir arkadaş topluluğundan, her yerde güzel ahlaklarıyla tanınan tertemiz insanlardan, Allah korkusuyla, samimi imanla, Kur’an ahlakıyla yaşanan tertemiz hayatlardan, ‘karalamalarla, iftiralarla ve kötü niyetli yorumlamalarla’hayali bir suç örgütü’ oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu girişim daha ilk gününden itibaren başarısız olmuş, halkımız Adnan Oktar ve arkadaşlarından asla bir suç örgütü çıkmayacağını görmüş, önde gelen hukuk profesörleri ve akademisyenler de iddianamenin hukuki hiçbir değeri olmadığı, hiçbir somut, kesin ve inandırıcı delil barındırmayan dava dosyasının bomboş olduğu gerçeğinde ittifak halindedir.

Tüm insanlar gibi bizlerin de yaşadığı normal sıradan bir hayat, özel bir telkin ve ikna metodu ile özel kelimeler, terimler, tamlamalar kullanılarak göz göre göre, adeta insanların akıllarıyla alay edercesine güya suçmuş gibi ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Arkadaşlarımız bir sabah kalkmışlar ve 40 yıllık hayatlarının günlük detaylarını anlatan cümlelerin  başına "örgütsel saik" ifadesi eklenerek sözde “bir suç örgütünün mensuplarıymış gibi” gösterilmeye çalışıldıklarını fark etmişlerdir. Bir anda hiç yoktan hayali bir örgüt var edilmiş, normal sıradan hayatlara suni ve sahte suçlar atfedilerek ortada sanki dehşet verici bir tablo varmış algısı oluşturulmuştur.

Bir insanın hayatının en doğal parçası olan ihtiyaç içinde olan birine yardım etme, tanıyıp güvendiği bir insanla ticaret yapma, şirket kurma, yurt dışına gitme, yurt dışında şirket kurma, en yakın dostundan mal alıp satma, sevdiği dostlarıyla bir arada vakit geçirme, hasta bir arkadaşının baş ucunda bekleme, bedelli askerlik yapma, oy kullanma, evlenme veya boşanma, çocuk sahibi olma veya olmama, eğitimine devam etme veya herhangi bir sebeple eğitimini yarım bırakma, hatta AVM’ye gitmek gibi sıradan ve gündelik hayatın bir parçası olan eylemler cümle başlarına “ÖRGÜTSEL SAİK” ifadesi eklenerek suçmuş gibi gösterilmeye çalışılmıştır. 

Oysa bir eylemin başına “örgütsel saik” ibaresi eklenmesi o eylemi suç kılmaz. Anayasamıza ve evrensel hukuka göre bir eylemi suç kılan unsurlar, kanıtlar belirlidir ve bu unsurların, somut ve gerçek delillerin hiçbiri bizim dosyamızda bulunmamaktadır. 

Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız hakkındaki bu ‘hayali ve zorlama suç isnatları’ tamamıyla ‘bir algı ve kumpas operasyonun, bir karalama kampanyasının ürünüdür. Önce bir ‘algı çalışması’ yürütülmüş ve toplumdaki camiamıza ideolojik karşıtlık içerisinde olan, kıskançlık besleyen, nefret dolu ve kompleksli bazı insanlar bir araya getirilmiştir. Ardından da bu insanlar ‘bir linç kampanyası yapılacak’ diye müjdelenerek motive edilmiştir. Bu linç ruhu ile galeyana getirilen bu kalabalıkla da organize bir linç uygulaması gerçekleştirilmiştir.

Dosyada yer alan tüm suçlamalar kamuoyu nezdinde camiamızı güya ‘sapkın, tehlikeli, dış güçlerin kontrolünde, vatanı ve milleti aleyhinde faaliyetlerde bulunan ve suç işleyen insanlardan oluşan bir yapı’ gibi gösterme amacıyla ortaya atılmıştır. Bu özel olarak kurgulanan karalama yöntemiyle camiamız aleyhinde bir kamuoyu baskısı oluşturmak ve bu yolla yargı üzerinde baskı kurarak dava sonunda ağır cezalar çıkması hedeflenmiştir. 

Oysa ki başta Sn. Adnan Oktar olmak üzere bu camiadaki tüm arkadaşlarımızın en önemli özellikleri, suç işlemek bir yana, gönüllü olarak hayatlarını ‘her türlü suçun, kötülüğün, yanlış ve gayri ahlaki tavrın dünya çapında ortadan kalkması ve tüm toplumlarda yalnızca sevginin, güzel ahlâkın, iyiliğin, barışın, hoşgörünün hâkim olması için fikri mücadele vermeye adamış insanlar olmaları’dır.

Sayın Adnan Oktar ile tüm arkadaşlarımızın 30-40 yıllık geçmişleri incelendiğinde hayatlarında yalnızca iyiliğin, güzel ahlâkın, fedakarlığın, samimiyetin, tertemiz bir vicdanın ve tüm dünyanın iyiliği için harcanmış benzersiz bir çabanın hâkim olduğu görülecektir. Hayatlarının hiçbir döneminde, hiçbir yerinde, suça dair hiçbir eylem ve tavır asla olmamıştır.

Ancak buna rağmen halihazırda sayın Sayın Adnan Oktar ve tüm arkadaşlarımız ‘iftiralara dayalı hayali suçlamalar sebebiyle’ yargılanmakta ve yaklaşık 2 yıla varan bu yargılama sürecini de ‘tutuklu olarak’ geçirmektedirler.

Dava dosyasına bakıldığında, ‘hiçbir suç unsuru içermeyen tertemiz hayatların nasıl bir suç örgütünün parçası gibi gösterilmeye çalışıldığı’, ‘doğal hayatın legal ve meşru parçalarının nasıl suç eylemleriymiş gibi ele alındığı’ ve bunun için de ‘hangi aldatma ve linç yöntemlerinin kullanıldığı’ kolaylıkla görülebilmektedir.


Doğal Hayattan Hayali Suç Üretme Yöntemi –1–

‘ÖRGÜTSEL SAİK’ ALDATMACASI 

Dava dosyamızda isnat edilen hayali suçlamalara bakıldığında, aslında bunların dünyanın her yerinde hemen hemen tüm insanların hayatında olan, son derece olağan, normal ve ‘hiçbir suç unsuru içermeyen yasal davranışlar olduğu’ açıkça görülmektedir. Ve ne kadar zorlansa da, bu normal ve legal tavırlardan asla bir suç çıkmaz. Ne kadar art niyetli yorumlansa da Türk Ceza Kanunu içerisinde bu tavırlar asla bir suç olarak nitelendirilemez. Ve ne kadar zorlansa da böyle normal tavırların art niyetle yorumlanmasıyla ‘hayali bir suç örgütü oluşturulamaz’.

Nitekim sokaktan herhangi 200-300 kişiyi rastgele seçip hayatlarını inceleseniz, bu insan grubunun hayatında da bizlere suçmuş gibi isnat edilen ancak aslında son derece olağan ve yasal olan aynı davranışların yüzlerce örneğine rastlarsınız. Aynı şekilde, farklı farklı insan gruplarını incelerseniz, her seferinde aynı sonuca varırsınız.

Ancak, dava dosyasında ‘örgütsel saik’ tanımı adı altında ‘hayali bir suç oluşturma yöntemi’ ortaya atılmış ve her ne yapılırsa yapılsın başına ya da sonuna, “örgütsel saikle yapılmıştır” şeklinde yorum ve sözde değerlendirmeler katılarak son derece normal ve yasal olan tavırlar ‘art niyetli bir yaklaşımla’ suç gibi gösterilmeye çalışılmıştır.

Bu yönteme göre yemek yeseniz, yürüyüşe çıksanız, iftar yemeği verseniz, sahur yapsanız, ders çalışsanız, tatile gitseniz, alışverişe çıksanız, bir AVM’ye gidip bir arkadaşınızla buluşsanız, bir şeyler yiyip içseniz... bunların her biri hukuken hiçbir geçerliliği olmamasına rağmen ‘örgütsel saik’ yorumu eklenerek birer suç isnadına dönüştürülebilmektedir.

Eğer bir de bunları bir iki arkadaşınızla birlikte yapmışsanız, dava dosyasında bu yine ‘toplu ve organize yapılan örgütsel bir tutumdur, dolayısıyla suçtur’ gibi yorumlarla karşılık bulmuştur. Birlikte yemek yemek, telefonda konuşmak, bir işte çalışmak, bir mal mülk ya da araba sahibi olmak, evlenmek, boşanmak, bir meslek sahibi olmak, insani ilişkiler kurmak, sosyal diyaloglarda bulunmak, dostlarla çok normal telefon görüşmeleri yapmak, mesajlaşmak, sosyal medyayı kullanmak hep ‘sözde birer örgüt faaliyetiymiş gibi’ ele alınıp bunlarla ‘suni suçlar üretme’ yoluna gidilmiştir.

EĞER, ORTADA GERÇEKTEN İDDİA EDİLDİĞİ GİBİ DEV BİR SUÇ ÖRGÜTÜ OLSA VE BU SÖZDE SUÇ ÖRGÜTÜNÜN İDDİA EDİLDİĞİ TÜRDEN DEHŞET VERİCİ EYLEMLERİ VE SUÇLARI OLSA, BUNLARA DAİR –HER ÖRGÜTLÜ SUÇ DAVASINDA OLDUĞU GİBİ– SOMUT, NET VE İNANDIRICI HUKUKİ DELİLLER ORTAYA KONULUR VE BU DELİLLER ÜZERİNDEN KONUŞULURDU. Ne var ki bizlerin davasında ortada bir tane bile suç ve suça dair somut kanıt olmadığı için günlük hayatımıza, inancımıza, yaşam tarzımıza dair ön yargılı bakış açısının ürünü olan yorumlar ve değerlendirmeler yapılmakta, hukuki hiçbir değeri olmayan bu yorum ve değerlendirmeler üzerinden iddianame hazırlanmaktadır. 

Nitekim, tutuklu yargılananların mahkeme sorgularının yapıldığı 90 gün boyunca kendilerine yönetilen sorular da bu gerçeği apaçık ortaya koymuştur. Sözde kara para aklama, askeri ve siyasi casusluk yapma, tecavüz gibi dehşet verici ithamlara ve karalamalarala maruz kalan arkadaşlarımıza bu ithamlara dair tek bir soru bile yönetilmezken, “örgütsel saikle” mi evlendikleri, “örgütsel saikle” mi okula gittikleri, “örgütsel saikle” mi çocuk doğurdukları, ”örgütsel saikle” mi boşandıkları, “örgütsel saikle” mi bikini giydikleri, “örgütsel saikle” mi fotoğraf çektirip sosyal medyada paylaştıkları, “örgütsel saikle” mi başörtüsü taktıkları, “örgütsel saikle” mi arkadaşından araba satın aldıkları, “örgütsel saikle” mi döpiyes giydikleri gibi kanunların suç saymadığı tam tersine anayasanın güvencesi altında olan yaşam tarzlarına dair sorular yönetilmiştir. Hatta bu öyle bir aşamaya gelmiştir ki arkadaşlarımızın neredeyse nefeslerini dahi “örgütsel saikle” aldığı düşüncesi ortaya çıkmıştır. 

Hiçbir “suç örgütü” davasında karşılaşılmayan ve karşılaşılması mümkün olmayan bu sorular ortada bir suç ve örgüt olmadığının tek başına ispatı niteliğindedir.

 

Doğal Hayattan Hayali Suç Üretme Yöntemi –2–

‘ŞİFRELİ KONUŞULDUĞU’ ÇARPITMASI 

Günlük hayatımıza dair en doğal tavırlarımız, en doğal konuşmalarımız bile, bunların arkasında sözde ‘şifreli anlatımlar ya da şifreli hareketler olduğu’ şeklindeki hayali ve art niyetli yorumlarla hayali ‘birer suç unsuru’ haline getirilmeye çalışılmıştır. Özellikle de tüm insanların doğal hayatları içerisinde en çok kullandıkları, en sıradan ve aynı zamanda da mutlaka her insanın konuşmasında geçebilecek en temel konular ve kelimeler seçilmiş ve bunların sözde ‘birer şifre olduğu’ iddia edilmiştir.

Örneğin; yemek siparişi vermek, yemek yemek, alışveriş yapmak, misafirliğe gitmek, maç yapmak, PlayStation oynamak gibi konulardan bahseden cümleler, dinleme yapılan tüm telefon konuşmaları içerisinden cımbızlanarak seçilmiş ve bunlara ‘art niyetli anlamlar yükleyen hayali yorumlar yapılmıştır. İki insan arasında yemek yapmak, yemeğe çıkmak, yemek sipariş vermek gibi içinde “yeme” fiili geçen her gündelik konuşmayı cinsel taciz ya da gayri meşru ilişki olarak anlamlandırmak hukuken hiçbir bir dayanağı olmadığı gibi bakış açısı olarak da hiç sağlıklı olmayan bir anlayıştır. Ortada gerçekten iddia edildiği gibi bir cinsel taciz veya tecavüz olsa bunun ilmi ve hukuki ispatı son derece kolaydır. Olay gününe dair iç çamaşırlarının, kıyafet ya da nevresimlerin sunulması, dna tespiti, adli muayene gibi yöntemlerle ispatı mümkün olan bu ağır ithamlara dair şu an dosyada olan tek sözde kanıt “bu konuşma şifrelidir, bu şifreyle kastedilen şudur, dolayısıyla bu da bir suçtur” şeklindeki hayali çıkarımlardır. Arkadaşlarımız arasındaki olağan konuşmaların art niyetli yorumları cinsel konularda isnat edilen suçlamaların hiçbir hukuki zemine oturmayan ve hiçbir geçerliliği olmayan tek suni dayanağıdır.

Oysa ki böyle bir bakış açısıyla yaklaşılacak olunursa, dünyanın her yerindeki tüm insanların konuşmaları aynı şekilde yorumlanabilir ve bunların hepsine suç gözüyle bakılabilir.

Dahası, savunmaları sırasında sanık olan kişiler, iddianameye ‘sözde şifreli konuşma olduğu iddia edilerek eklenen konuşmalarının hiçbir şifre içermediğini’, ‘bahsedilen konuların birebir konuşmada geçen şekliyle gerçek hayatta da yaşandığını’ somut delilleriyle ispat etmiş ve bu iddiaları kökten çürütmüşlerdir

Örneğin, sözde cinsel saldırı yapmak amaçlı telefonda yemek ısmarlama konuşması yapan iki arkadaş, telefon kaydının yapıldığı gün gerçekten de söz konusu yemeği ilgili restorandan sipariş ettiklerini kredi kartı dökümleriyle ortaya koymuşlardır. Cinsel saldırı gibi son derece ağır bir ithamın böylesine suni ve çürük bir delil üzerine inşa edilmiş olması ise ortada böyle bir eylemin hiçbir zaman olmadığının göstergesidir.

Dolayısıyla doğal hayatı ‘şifreler kullanılıyor iddiasıyla’ suç gibi göstermeye çalışan bu art niyetli yaklaşımın hukuken hiçbir anlamı ve hiçbir geçerliliği yoktur.


Doğal Hayattan Hayali Suç Üretme Yöntemi –3– 

‘TALİMATLA YAPILDI’ ALDATMACASI 

İddianamede uygulanan bu şekilde suni suç oluşturma yöntemlerinden bir diğeri de, dünyanın her yerindeki tüm insanların her gün yaptıkları son derece normal bir davranışa, “Talimatla yapılmıştır”şeklinde ‘hayali bir yorum’ ekleyerek, o ‘normal tavrı suç gibi gösterebilme çabası’dır. Böylece hem sözde ‘bu hayali talimatı veren bir kişi’ oluşturulmakta ve ona ‘hayali bir örgüt yöneticiliğı’sıfatı yüklenmektedir; hem de bu ‘hayali talimatı alan ve bunu uygulayan hayali bir örgüt üyesi’figürü oluşturulmaktadır.

Bunun için izlenen yöntem ise günlük hayata dair neredeyse tüm dünyanın, tüm Türkiye vatandaşlarının hemen her gün tekrarladıkları son derece normal bir davranışı ele alıp, ‘Bu eylem talimat ile yapılmıştır, bu yüzden de bir örgüt faaliyetidir, örgüt kapsamında değerlendirilmeli ve cezalandırılmalıdır’ şeklinde bir yorumla suça dönüştürülmeye çalışılmaktadır. Kaldı ki arkadaşlarımızın günlük hayatının ayrılmaz parçası olan ihtiyaç içinde olana yardım etmek, iyiliği anlatıp kötülükten men etmek, fedakarlık yapmak, yardımseverlik, mal hırsı yapmamak, sevecen ve anlayışlı olmak gibi Kuran’da emredilen güzel ahlak özellikleri talimatla değil vicdani kanaatle yapılan davranışlardır. Samimi bir Müslümana, vicdan sahibi bir insana “bu iyiliği yaptıysa talimatla yapmıştır” denilmesi aslında bir nevi hakarettir. Yolda gördüğü taşı kaldırmak, bir yaşlının yardımına koşmak, fakir birine sahip çıkmak için hiçbir arkadaşımızın talimat almasına gerek yoktur. Talimat aldığımız tek yer kendi vicdanlarımızın sesidir.

Arkadaş camiamıza yapılan bu hayali suçlamalardan yalnızca bir kısmını burada kısaca sıralamak bile, bizlere yöneltilen bu haksız ve art niyetli yaklaşımı açıkça ortaya koymaya yeterli olacaktır.

Dünyadaki ve Türkiye’deki binlerce insan gibi;

  • Kur’an ahlakını yaşamak, Müslümanca düşünmek, Kur’an ayetlerine göre bir hayat sürmek
  • Hiçbir menfaat gözetmeksizin karşılıksız güzel ahlak göstermek, fedakârlık yapmak
  • Yardımlaşmak, iyilik yapmak
  • İhtiyaç içinde olan bir kimseye, ihtiyacından fazlasını vermek, maddi yardımda bulunmak
  • Hayır yapmak, infak etmek, ihtiyaç içindeki birinin masraflarını üstlenmek
  • Hasta olan bir dostunuzun yanında bulunmak, doktora gitmesine yardımcı olmak, tedavisi için destek sağlamak
  • Hasta olan veya ameliyat olması gerekip de yeterli parası olmayan bir arkadaşınıza borç para vermek
  • Hastalığı nedeniyle tek başına doktora gidemeyecek durumdaki bir dostunuza destek olup ona refakat etmek
  • Yaşlı birine yardım etmek, sağlığıyla, ihtiyaçlarıyla, gücünün yetmediği işleriyle ilgilenmek
  • Tanıdığınız, sevdiğiniz, güvendiğiniz insanlarla bir iş ortaklığı kurmak, ortak bir yatırım yapmak
  • Yine tanıdığınız, güvendiğiniz, yakın olduğunuz arkadaşlarınızla ortak hisseli mal sahibi olmak
  • Paranızın yetmediği bir durumda veya ticari kâr amacıyla ortak hisseli olarak bir araba satın almak
  • Zengin olmanız ve bundan dolayı da mal varlığınızın çok olması
  • Şirketinizin iyi bir kazanç sağlaması
  • İyi semtlerde veya güzel evlerde oturmak
  • Müstakil ve bahçeli bir eviniz varsa, evinizde güvenlik kameraları olması
  • Gösterişli veya pahalı bir araba kullanmak
  • Bu arabanızla fotoğraf çektirmiş olmak
  • Aynı şekilde sahip olduğunuz şirket, ev, yat ya da herhangi başka bir mülkünüzde bir fotoğraf çektirmiş olmak
  • Ya da maddi durumunuzun iyi olmaması, gelirinizin düşük olması ve bundan dolayı da üzerinize hiçbir mal varlığınızın olmaması, 
  • İş veya seyahat için sık sık yurtdışına çıkmak
  • Ya da hiç yurtdışına çıkmamış olmak
  • Yurtdışına çıktığınızda yanınızda bir arkadaşınızın daha olması, arkadaşlarınızla birlikte seyahat etmeniz, yurtdışına birlikte gitmeniz
  • Şirketinizin yurt dışı bağlantılı olması, yurt dışında yaptığınız işlerden iyi bir kazanç elde etmek
  • Arkadaş camianızdan bir kimseyle evlenmiş olmak
  • Gösterişli bir düğün yapmamış olmak
  • Evli olduğunuz halde çocuk sahibi olmamış olmak
  • Ya da çocuk sahibi olmak
  • Sosyal medyada özel hayatınızı paylaşmamak
  • Eşinizin ya da sizin zengin olması veya üzerinize mal varlığınız olması
  • Eşinize veya size ailenizden miras kalmış olması
  • Özel hayatınıza dair sebepler nedeniyle eşinizle bir süre ayrı yaşamış olmak
  • Ya da eşinizin çalışma, yoğunluk ya da özel hayata dair başka sebeplerle yurtdışında veya farklı bir şehirde bulunuyor olması
  • Boşanmış olmak
  • Hiç evlenmemiş olmak
  • Ailenizden size kalan mirastaki payınızı nakde çevirip, başka bir yatırım için kullanmak
  • Yakın gördüğünüz, sevdiğiniz arkadaşlarınızla sık sık birlikte vakit geçirmek
  • Arkadaşlarınızın evine sıklıkla ziyarete gidiyor olmak
  • Arkadaşlarınızın da sizin evinize sık sık ziyarete geliyor olması
  • Zaman zaman sevdiğiniz bir arkadaşınızın evinde misafir olarak yatıya kalmak
  • Sevdiğiniz arkadaşlarınızın evinde geç saatlere kadar oturmak, sohbet etmek, birlikte çokça vakit geçirmek
  • Sevdiğiniz arkadaşlarınızla uzun süreli ev arkadaşlığı yapmak
  • Bayanların yine bayan arkadaşlarıyla; erkeklerin de yine erkek arkadaşlarıyla birlikte bir ev tutup ailelerinden ayrı yaşamaları
  • Tuttukları bu evin masraflarını kendi kazançları ile karşılamaları
  • Ya da çalışmıyor olmak ve ailenizin imkanlarıyla geçiminizi sağlıyor olmak
  • Sürekli bir arada olduğunuz, gidip geldiğiniz ailenizden aldığınız paranızı banka üzerinden değil de onlarla görüştükçe elden alıyor olmak
  • Sevdiğiniz insanlarla birlikte gezmek
  • İhtiyacı olduğunda, kullanması için arabanızı bir arkadaşınıza vermek
  • Arkadaşınızın doğal bir ortamda sizin arabanızda resim çektirmiş olması
  • Sık görüştüğünüz, sevdiğiniz arkadaşlarınızın bazılarıyla aranızda yaş farkı olması
  • Dostlarınıza yemek yapmak, ikramlarda bulunmak, onlar için yemek sipariş etmek
  • Arkadaşlarınızla birlikte yaşadığınız evde temizlik yapıyor olmak
  • Arkadaşlarınızla birlikte yaşadığınız evin zaman zaman alışverişlerini yapıyor olmak
  • Arkadaşlarınızla birlikte yaşadığınız evin masraflarına destek olmak
  • Arkadaşlarınızla birlikte yaşadığınız evin faturalarını ortaklaşa ödüyor olmak
  • Arkadaşlarınızla birlikte yaşadığınız ev müstakil bir ev ise, güvenlik kameraları varsa, bir uyarı verdiğinde bu cihaza bakmak
  • Arkadaşlarınızla, dostlarınızla, sevdiklerinizle sık sık telefonda konuşuyor olmak, dava dosyasına yansıyan toplam konuşma sayılarınızın çok olması
  • Tüm dünyanın kullandığı en popüler ve ücretsiz olduğu için tüm dünya tarafından en çok tercih edilen mesaj ve telefonda konuşma programı olan Whatsapp uygulamasını kullanıyor olmak
  • Telefonda günlük hayatınıza dair sıradan, normal ve samimi konuşmalar yapmak
  • Telefon konuşmalarında doğal bir konuşma akışının gereği olarak bir kişinin söylediği bir şeye bir başka kişinin ‘Tamam’ demiş olması (bu onaylamanın o kişinin sözde talimat aldığına bir delil gösterilmesi)
  • Dosyada adı geçen kişilerin %63’ünün cep telefonları kendi isimleri üzerine kayıtlı iken, %14’ünün annesi, babası, yakınları veya kendi şirketi üzerine ve %13’ünün de bir arkadaşının adına kayıtlı olması
  • İş arkadaşınızla, yakın dostunuzla, eşinizle veya çocuğunuzla, annenizle babanızla, kardeşinizle yaptığınız tüm telefon görüşmelerinin sayılarının birbirleriyle kıyaslanması ve bunların neden az veya çok olduğunun sorgulanarak hayali suçlara delil gibi sunulmaya çalışılması
  • Arkadaşlarınızla sosyal aktivitelere katılmak, birlikte spor yapmak
  • Sıklıkla halı saha kiralamak, futbol, basketbol maçları yapmak, turnuvalar düzenlemek
  • Telefonda maç programlarınız hakkında konuşmak, arkadaşlarınızla maç saatini haber verip, müsabakaya katılması için davet etmek
  • Arkadaşlarınızla bir araya geldiğinizde, tüm gençliğin en popüler ve en favori eğlence tercihlerinden biri olan Playstation gibi oyunlar oynamak
  • Bu oyundan telefonda bahsetmek, oyun oynamaya arkadaşlarınızı eve davet etmek veya oyunun sonucunda telefonda kazanan kaybeden muhabbetleri yapmak
  • Sevdiğiniz, yakın olduğunuz arkadaşlarınıza, aile üyelerinize, kardeşinize samimiyetiniz gereği zaman zaman sevgi içeren benzetmelerle, sevgi takılarıyla, kendi isimlerinin farklı takılarla sevimli hale getirilmiş halleriyle ve hoşlarına giden farklı lakaplarla hitap etmek
  • Türkiye’deki binlerce insan gibi üniversite okumak, yüksek lisans veya doktora yapmış olmak
  • Özellikle de erkek arkadaşlarımızın üniversite bitirdikten sonra yüksek lisans ve doktora yapmış olmaları
  • Akademik kariyerinize devam etmek için veya sağlık sorunları gibi nedenlerle askerliğinizi bir süre ertelemiş olmak
  • Türkiye’deki binlerce insan gibi devletin teşvik ettiği haktan yararlanarak bedelli askerlik yapmış olmak
  • Birçok arkadaşımızın kariyerleri doğrultusunda bir iş hayatları olup çalışıyor olmaları, bazı arkadaşlarımızın da çalışmayı tercih etmeyip ailelerinin imkanlarıyla hayatlarını sürdürüyor olmaları
  • Yüzlerce arkadaşımız üniversite mezunu, yüksek lisans, doktora unvanı almış, iki üniversite bitirmiş kişilerken; çok az sayıda kişinin de kendi tercihleri veya sağlık sorunları gibi mazeretleri sebebiyle üniversite tahsillerini sonlandıramamış olmaları
  • Allah sevgisini, Allah korkusunu, Kuran ahlakını anlatan, insanları sevgiye, dostluğa, barışa, hoşgörülü olmaya çağıran imani yazılar yazmak, bu içerikte güzel Caps’ler paylaşmak
  • Sosyal medyada Kur’an ayetleri paylaşmak
  • Sosyal medyada Peygamberimiz (sav)'in hadislerini, İslam âlimlerinin güzel sözlerini paylaşmak
  • Sosyal medyada imani tefekkürler paylaşmak
  • Allah’ın Kur’an’da insanları tanıttığı insan karakterlerine dair ayetler paylaşmak
  • Tüm bu imani bilgilerin bilgisayarınızda veya telefonunuzda bulunmuş olması
  • Televizyonda Allah’ı anmak, Kur’an okumak, Peygamberimiz (sav)'in hadislerinden bahsetmek
  • Televizyonda imani, güncel, kültürel, sosyal konularda insanları iyiliğe çağıran sohbetler yapmak
  • Allah’ı, İslam’ı, Kur’an ayetlerini anlatan, insanları Allah’ı çok sevmeye, Allah’tan çok korkmaya, güzel ahlaklı olmaya, iyilik yapmaya anlayışlı olmaya, dostluğa, barışa, sevgiye çağıran, Allah’ın güzel isimlerini anlatan, Peygamber Efendimiz (sav)'in güzel ahlakını öven anlatımlar içeren birbirinden güzel ve faydalı kitaplar yayınlamış olmak
  • Kitaplarda, televizyon sohbetlerinde, sosyal medya paylaşımlarında Peygamber Efendimiz (sav)'in sahih hadislerinde anlatılan, tüm ehli sünnet kaynaklarında ve dört hak mezhepte hak olarak kabul edilen ve Diyanet’in yayınlarında da bulunan, Hazreti Mehdi (as)’dan bahseden hadislere yer vermek
  • Büyük İslam âlimlerinin eserlerindeki Hz Mehdi (as) ile ilgili anlatımlarından bahsetmek
  • İnşaAllah, maşaAllah kelimelerini kullanmak, Allah’ın Kur’an’da bildirdiği ayetleri gereği Allah’ı bu güzel sözlerle tesbih etmek
  • İnşaAllah ve maşaAllah kelimelerini yazarken Allah’ın isminin ilk harfini saygı gereği büyük harfle “Allah” şeklinde yazmak
  • Devletimizin vatandaşlarına tanıdığı yasal haktan yararlanarak, yine devletimizin kontrolünde ve tüm yasal prosedürlere uyarak devletimizi milletimizin menfaatlerine katkı sağlayacak şekilde faaliyetler yürüten bir vakıf kurmak
  • Bu vakıf bünyesinde ülke çapında büyük ses getiren ve toplumumuzun her kesimi tarafından takdirle karşılanan birbirinden kültürel çalışmalar yapmak
  • Arkadaş camiamızın vakıf, toplantı, davet, konferans gibi etkinliklerine dair fotoğraf ve bilgileri sosyal medya hesaplarınızda paylaşmak
  • Tüm halkımız tarafından sevilen ve sayılan, çalışmalarıyla başarılarıyla dikkat çeken, toplumun önde gelen insanlarıyla, akademisyenleriyle, siyasetçilerle görüşmek, konuşmak.
  • AK Parti Hükümetini desteklemek 
  • Hükümeti öven, Cumhurbaşkanımızı destekleyen, koruyan, seven paylaşımlar yapmış olmak
  • Televizyon kanalında Cumhurbaşkanımızı, hükümetimizi destekleyen faydalı konuşmalar yapılmış olması
  • Seçimlerde oy vermek ve hükümeti desteklemek
  • Kimi arkadaşlarımızın birbirlerinden tamamen bağımsız müstakil hareketlerle, çeşitli mazeretlerle bir iki seçimde oy vermemiş olmaları
  • Kimi arkadaşlarımızın oy verirken fotoğraf çektirip sosyal medyada bu fotoğrafı paylaşmış olmaları
  • Kimi arkadaşlarımızın devletin yetkili kurumlarına başvurup tüm gerekli incelemelere tabi tutulup ruhsatlı silah sahibi olmuş olmaları
  • Sosyal medyadan, televizyon kanallarından, gazetelerden veya internet siteleri üzerinden şahsınıza yapılan hakaret, saldırı, tehdit gibi bir durumla karşılaştığınızda, her Türk vatandaşı ve dünyanın her yerindeki her insan gibi, devletimizin bize tanımış olduğu meşru haklardan yararlanarak hukuki yollardan şikâyetçi olmak ve devletimizden adaletin tesis edilmesi talebinde bulunmak
  • Bazı arkadaşlarımızın tesettürlü olmaları, başörtü takmaları veya çarşaf giymiş olmaları
  • Bazı arkadaşlarımızın da başörtülü olmayıp modern görünümlü olmaları
  • Dünyanın her yerindeki pek çok insan gibi bir dövme yaptırmış olmak
  • Kalıcı makyajla, dövmeyle veya makyaj yöntemleriyle kaşlarınıza şekil vermiş olmak
  • Makyaj yapmak
  • Tüm dünyada olduğu gibi bayan arkadaşlarımızın kimilerinin modaya uygun olarak zaman zaman farklı saç stilleri ve renkleri kullanmaları
  • Müzik dinlemek, dans etmek veya dans edilen ortamlarda bulunmuş olmak
  • Aramızdaki derin sevgi ve dostluk bağları nedeniyle her imkanda her platformda Sayın Adnan Oktar’a veya arkadaşlarımıza samimi iltifatlarda bulunmak
  • Tutuklandıktan sonraki süreçte cezaevi gibi zor bir ortamda, dostluğun vefanın sevginin bir gereği olarak arkadaşlarımızla mektuplaşmak
  • Mektuplarda samimi tefekkürler paylaşmak, dua etmek, Kuran ayetlerini hatırlatmak
  • Cezaevi gibi zor bir yerdeki pek çok zaruri gereksinimden dahi yoksun kalan sevdiğiniz bir dostunuza oradaki ihtiyaçlarını karşılaması için devletin tanımış olduğu imkanlardan yararlanarak ve tüm resmi prosedürlere uygun olarak ona bir miktar para yatırmak
  • Gözaltına alındığınız, tutuklandığınız ve yargılanmaya başladığınız süreçte tüm insanlar gibi kendinize bir avukat tutmak ve avukatınızında mesleğinin gereğini yerine getirerek sizin savunmanızı üstlenmiş olması
  • Cezaevinde koğuşunuzda kendinize ait olan evinizdeki kedinizin fotoğrafını bulundurmak
  • Cezaevinde iken mektup yoluyla arkadaşlarınızla birbirinize kedi fotoğrafı yollamak
  • Savunma belgeleriniz içerisinde herhangi bir detay görüntü bile olsa, bir kedi fotoğrafı bulunması
  • Dünyanın ve Türkiye’nin her yerindeki tüm cezaevlerindeki tüm tutuklu kişilere tanınan, yasalara son derece uygun bir hak olduğu halde Sayın Adnan Oktar’ın cezaevinde çektirdiği fotoğrafını mektup yoluyla sevdiği arkadaşlarına göndermiş olması
  • Cezaevinden sevdiğiniz dostlarınıza yazdığınız mektuplarda herhangi bir objenin, küçücük dahi olsa bir çizimi olması...


Buraya kadar sayılan bu liste gerekirse daha sayfalarca çoğaltılabilir ve çok daha da detaylandırılabilir. Tüm bunlar, dava dosyasında yer alan veya mahkeme sorgusunda sanıklara sorularak açıklanılması istenilen ve bunlar üzerinden suç isnat edilmeye çalışılan konulardır.

Gerçekte her biri doğal hayatın bir parçası ve ‘anayasa ve kanunlarla güvence altına alınmış son derece meşru davranışlar’ olmasına rağmen, tüm bunlar art niyetli bir bakış açısıyladeğerlendirilmiş, her birine şüpheyle yaklaşılmış, ardında farklı ve gizli amaçlar aranmış ve sözde örgüt faaliyeti olarak yorumlamaya çalışılmıştır. Ancak tüm bu şüpheli incelemelere rağmen, yine de tek bir suç unsuru dahi bulunamamıştır.


  • Neden arkadaşlarına sık ziyarete gidiyorsun? 

  • Neden arkadaşlarınla birlikte kalıyorsun? 

  • Neden haftada beş kez ziyaret ediyorsun da iki kez etmiyorsun? 

  • Arkadaşına neden hafta sonu ziyarete gidiyorsun da hafta içi gitmiyorsun? 

  • Neden A9 TV stüdyosuna gidiyorsun? 

  • Neden Kandilli’deki villaya gidiyorsun? 

  • Neden televizyondaki canlı yayınlara katıldın? 

  • Neden imani sohbetler yaptın? 

  • Neden Mehdiyet konusundaki hadisleri okudun? 

  • Ya da neden hiç televizyon yayınlarına çıkmadın? 

  • Neden sosyal medyada paylaşımlar yaptın?

  • Neden hiç evlenmedin? 

  • Neden evlendin? 

  • Neden hiç çocuğun olmadı? 

  • Neden çocuğun oldu? 

  • Neden düğün yapmadınız? 

  • Eşinle günde kaç kere telefonda konuşursun? 

  • Eşin neden şu arkadaşını şu kadar kere aramış da seni bu kadar kere aramış? 

  • Seninle neden şu kadar dakika konuşmuş da şu arkadaşıyla bu kadar dakika konuşmuş? 

  • Neden seninle HTS kayıtları şu kadar sayıda da, şu iş arkadaşıyla daha çok sayıda? 

  • Neden Whatsapp’tan mesajlaştın da normal telefon hattından mesajlaşmadın? 

  • Adnan Oktar’a neden iltifat ettin? 

  • Neden Adnan Oktar ile fotoğraf paylaştın?

  • Neden arkadaşlarınla yaşıyorsun? 

  • Neden ailenden para alıyorsun? 

  • Ailenden para alıyorsan, neden aldığın harçlıkları elden alıyorsun da bankaya yatırılarak almıyorsun? 

  • Neden iş yeri kurdun? 

  • Neden birikmiş paran var? 

  • Neden ailenden sana kalan mirası kullandın? 

  • Neden evini sattın, arabanı sattın da yerine başka bir şey aldın? 

  • Gayrimenkulünü sattığın parayı nerede harcadın? 

  • Niye arkadaşının ameliyat olması için ona para verdin? 

  • Neden borç verip geri almadın? 

  • Neden hastayken ona baktın? 

  • Neden hastaneye veya doktora giderken ona refakat ettin? 

  • Neden başörtüsü taktın? 

  • Neden döpiyes giydin?

  • Neden telefonda yemek sipariş ettin? 

  • Neden arkadaşlarına ziyarete giderken telefonda ne yemek istersiniz, gelirken ne alalım diye sordun? 

  • Neden lüks araba kullanıyorsun? 

  • Neden arabanda resim çektirdin? 

  • Neden sosyal medyada arabanda fotoğrafını paylaştın? 

  • Neden maça gittin? 

  • Neden arkadaşlarını maça davet ettin? 

  • Saçlarını niye kestirdin? 

  • Neden boyattın? 

  • Kaşlarını neden şeklini değiştirdin? 

  • Neden kaşlarını dövme yaptırdın? 

  • Neden vücuduna dövme yaptırdın? 

  • Neden Adnan Oktar’ın kitaplarının resimlerini, anlatımlarını, sözlerini sosyal medyada paylaştın?

.......

Gibi bir kısmı kendi içinde dahi çelişen sorular defalarca sorularak hiçbir suç teşkil etmeyen, suç unsuru içermeyen son derece doğal davranışların altında hep kötü niyet, hep şüpheli kötü niyetli davranışlar, gizli amaçlar aranmıştır. 

Oysa ki bu sorular yüz defa da bin defa da sorulsa arkadaşlarımızın hayatının hiçbir bölümünden asla bir suç çıkmaz. Bunların tamamı çok normal ve meşru olan, hayatın olağan parçalarıdır. Aynı mantıktaki soruları Türkiye’de kime sorarsanız sorun, herkesin hayatında benzer detaylar bulabilirsiniz. Herhangi bir sosyal medya hesabını açtığınızda, Instagram’da Facebook’ta binlerce, milyonlarca benzer paylaşım, benzer fotoğraflar, benzer iltifatlar bulabilirsiniz.

Bunun yanı sıra, özellikle de Kovid 19 gibi ölümcül bir salgın hastalığın söz konusu olduğu şu günlerde, tüm insanlar birbirlerine karşılıksız yardım etmekte, birbirlerinin ihtiyaçlarını karşılamakta ve maddi manevi her konuda birbirlerine destek olmaktadırlar. Tüm dünyada ve tüm Türkiye’de tüm insanların birbirlerine yaptıkları ve büyük takdirle karşılanan tüm bu iyilikler ise bizim dava dosyamızda sözde ‘suç eylemleriymiş gibi’ ele alınmaktadır. Ve tüm bunlar sözde ‘bir suç örgütü olduğumuza delil olarak gösterilmeye çalışılan konulardır. Bu sahte suç isnatları dışında da dava dosyasında başka hiçbir konu yoktur.


Doğal ve Meşru Hayatımız, 

Kuran Ahlakının Güzel Örnekleri Olan Davranışlarımız 

HANGİ YALANLARLA SUÇA DÖNÜŞTÜRÜLMEYE ÇALIŞILDI?

Dosyanın tamamı bu şekilde ‘suni yöntemlerle oluşturulmuş suni suçlarla’ doludur. Hepsi organize bir kumpas çalışması ile özel olarak tasarlanmıştır. Bu suni suçlar çeşitli algı oyunlarıyla, dolaylı imalarla, şamata ve yaygara metotlarıyla yargıya ve kamuoyuna zorla empoze edilmeye çalışılmaktadır.

Bizlerin ‘sözde tehlikeli insanlar olduğumuz’ imajını verilebilmek için ‘özel bir mühendislik çalışması’ yapılmıştır ve hala da ‘ince kumpas faaliyetleriyle’ bu çalışma sürdürülmektedir. 

Gerçekte ise dosyada tek bir tane gerçek suç ve dolayısıyla da bir suç delili yoktur. Sadece kin ve öfke kaynaklı boş iftiralar söz konusudur. Hiçbirinin doğru olmadığını Türkiye’deki herkes çok iyi bilmektedir ve bu iftiralara hiç kimse inanmamaktadır.

– Günlük hayatımıza ‘suni suçlar üretme amaçlı art niyetli bir şüpheyle’ yaklaşılmıştır. Her birimizin apayrı yaşantıları olmasına rağmen hepimizin hayatı ‘ortak bir kalıba’ sokulmak istenmiş ve bu bakış açısıyla günlük yaşantımıza dair tüm davranışlarımızdan ‘örgütsel tutum’ adı altında ‘hayali suçlar’ üretilmeye çalışılmıştır. Oysa ki ön yargısız bakılarak incelense, herkesin özel hayatının, aile hayatının, iş hayatının, tahsil durumunun, meslek seçiminin, kıyafet tarzının, zevk anlayışının, sosyal aktivitelerinin, hobilerinin, ilgi alanlarının birbirinden tamamen farklı ve tüm bunların da herkesin kendi kişisel tercih olduğu kolaylıkla görülecektir. 

– Arkadaş camiamız içerisinde birbirimize olan sevgimiz, birbirimize yardımcı olmamız, birbirimizi koruyup kollamamız asla bir suç olmadığı ve tam tersine bunların her biri çok takdire şayan ahlak özellikleri olduğu halde, bu güzel ahlakın gereği olan özellikler ‘örgütsel suç eylemleri’ gibi gösterilmek istenmiştir.

– Bütün ömrümüzü adadığımız Allah yolundaki tüm samimi çabamız, iyilikten yana tüm gayretlerimiz, Kuran ahlakına uygun yaşantımız, Müslümanca tavrımız, özel ve art niyetli bir kumpas çalışmasıyla ‘örgüt faaliyeti’ olarak yansıtılmaya çalışılmıştır.

Arkadaşlarımızın birbirleriyle yoğun görüşmesi, 10-20-30 yıllık beraberlikleri, arkadaşlıkları, dostlukları, karşılıklı sevgi ve saygıları, sözde ‘örgütsel bağ’ ve ‘hiyerarşik yapılanma’ olarak yorumlanmaya çalışılmıştır.

– Arkadaşlarımızın İslam ahlakına uygun bir hayat yaşamaları, dinimizin gereği olarak birbirleriyle yardımlaşmaları, iyilik yapmaları, birbirlerine destek olmaları gibi en insani, en ahlaki, en vicdani ve en güzel davranışları bile güya ‘örgütsel tavır’, ‘örgütsel yardımlaşma’, ‘hiyerarşik görev dağılımı’ gibi ‘suni suç üretme tanımları altında’ ‘uydurma sahte suçların’ kapsamına sokulmaya çalışılmıştır.

–Tüm ömrünü Allah yoluna vakfetmiş ve 40 yıldan bu yana dünyaya güzel ahlakı yerleşik kılabilmek için samimi bir çaba harcamış olmasından dolayı Sayın Adnan Oktar’a karşı duyulan derin sevgi art niyetle yorumlanmış ve kendisine sözde ‘örgüt lideri’ yakıştırması yapılmaya çalışılmıştır.

– Sn Adnan Oktar’a olan derin sevgimiz, saygımız ‘örgüt liderine olan bağlılık’, ‘hiyerarşik yapılanma’, ‘irade-i fesat ile beyinlerin yıkanması’ gibi ‘hayali suç isnatlarıyla’ değiştirilmiş ve suç gibi yansıtılmak istenmiştir.

– Peygamberimiz (sav)'in sahih hadisleriyle bildirmiş olduğu, 4 büyük mezhebe göre de hak kabul edilen, tüm büyük İslam alimlerinin eserlerinde anlattıkları, tarih boyunca hakkında yüzbinlerce kitap yazılmış olan, halihazırda Diyanet yayınlarında da yer alan ve sık sık tüm TV kanallarında da değinilen Mehdiyet konusundan ve Peygamberimiz (sav)'in bu konudaki hadislerinden bahsetmek, dava dosyasında sözde ‘bir suç eylemi’ olarak ele alınmıştır.

– Mehdiyet konusunu dinleyen insanların sözde ‘iradelerinin fesada uğradığı’ iddia edilmiş ve bu ‘hukuken de anlaşılması mümkün olmayan bu yorumla’ tüm camiamıza ‘hayali bir suç’ daha isnat edilmiştir.

– Türkiye’nin hemen her yerinde, milyonlarca insanın da aynı isimdeki dostlarına, yakınlarına aynı sempatik sözlerle hitap ettikleri gibi, arkadaşlarımızın birbirlerine taktıkları bazı sempatik lakaplarya da isim kısaltmaları, sözde ‘örgüt içi kod adı’ olarak nitelendirilmiştir.

Oysa ki dosyada sanık olan kişilerin %63’ünün cep telefonları kendi isimleri üzerine kayıtlıdır ve ayrıca da evleri arabaları, şirketleri, sosyal medya hesapları yine hep kendi üzerlerinedir. Açıktır ki kod adı kullanan bir insanın hiçbir resmi makamda hiçbir resmî belgede gerçek adı olmaz. Dolayısıyla ‘kod adı kullanıyorlar’ şeklindeki bu ‘hayali suç senaryosu’ da yine kumpas ürünü, özel olarak tasarlanmış, art niyetli bir suçlamadan başka bir şey değildir. Ancak hayatın normal bir parçası olan bu durum da yine sözde ‘örgütsel bir suç’ gibi göstermeye çalışılmıştır.

– Camiamızdaki tüm arkadaşlarımızın, hatta birçoğunun ailesinin evleri dahi, sözde ‘örgüt evi’olarak nitelendirilmiş ve hayali yorumlamalarla bu aile evlerinde sözde ‘illegal bir hayat yaşanıyormuş ve suç işleniyormuş’ izlenimi verilmeye çalışılmıştır.

– Dünyanın her yerinde olduğu gibi tüm Türkiye’de de tüm insanlar reşit olduktan sonra kendi istekleri doğrultusunda özgürce ailelerinden ayrı bir ev tutup, ev arkadaşlarıyla birlikte kendi evlerinde yaşarlarken ve bizler de arkadaşlarımızla istediğimiz yerde kalma özgürlüğüne sahipken, bu durum da dava dosyasına ‘örgütsel bir suç eylemi’ olarak yansıtılmıştır.

– Müstakil evi olan her şahsın evinde bahçe güvenlik kameraları varken, sayın Adnan Oktar’ın arkadaşlarının evlerinin bahçelerindeki güvenlik kameraları sözde ‘suç unsuru gizli kameralar’şeklinde yansıtılmıştır.

– Arkadaşlarımızın, evlerinde, güzel ortamlarda, güzel sofralarda çektirdikleri fotoğraflarını sosyal medyada paylaşmaları ‘gençleri lükse özendirme’ gibi ‘uydurma bir suç’ olarak değerlendirilmiştir.

– Diğer yandan da iddianamenin bir bölümünde anlatılan ‘lüks ve şatafat içerisindeki hayata özendirme iddiası’, yine iddianamenin bir başka sayfasında bu kez de arkadaşlarımızın ‘dışarıya verilen mesaj ile ters orantılı bir şekilde zaruri ihtiyaçlara yönelik bir hayat sürdükleri’ iddiasıyla kendi kendine çürütülmüştür. Ancak bu sefer de ‘arkadaşlarımızın mütevazi bir yaşam şekli yaşadığını ve bunun da suç olduğu’ öne sürülerek yeni bir hayali suç daha üretilmiştir.

– Arkadaşlarımızın tümüyle meşru ve legal şirketleri, iş yerleri, sözde ‘örgüt şirketleri ve kara para aklama merkezleri’ olarak lanse edilmek istenmiştir.

– Tüm ticari işlerimiz, şirketlerimiz, hatta hiçbir kâr amacı dahi gütmeden yayın yapan televizyon kanalı ve İslami eserleri basıp dağıtan yayınevi dahi ‘kara para aklama’ gibi hiçbir temeli olmayan, karalama amaçlı suç isnatlarıyla karşılaşmıştır.

– Sevdiğimiz dostlarımız, yakın arkadaş ve aile çevremiz içerisinde Kuran ahlakının bir gereği olarak yapmış olduğumuz hayır işleri, iyilik ve yardımlaşmalar sözde ‘örgüte para aktarma’, ‘mali sömürü’ gibi mesnetsiz yorumlamalarla suç gibi gösterilmeye çalışılmıştır.

– Yakınları vefat eden her vatandaşımız gibi, arkadaşlarımızın da kendilerine kalan ve istedikleri gibi kullanmakta özgür oldukları miraslarını nereye harcadıkları konusu bile Sayın Adnan Oktar’ın arkadaşlarına yönelik ‘örgütsel bir suç isnadı’ olarak karşılarına çıkartılmış, kendilerine ailelerinden kalan mirası nasıl ve nereye harcadıkları sorgulanmıştır.

– Dava dosyasında bazı camia mensuplarının, pek çok Türk vatandaşımız gibi ortak gayrı menkuller almaları, hisseli olarak bir ev ya da araba sahibi olmaları gibi tamamen yasal ve meşru hakları dahi, sözde ‘örgütsel eylem’ kapsamına sokulmaya çalışılmış ve suç gibi gösterilmek istenmiştir. Arkadaşlarımızın çalışarak kazanıp aldıkları bu ortak mülkler de sözde ‘örgüt malı’olarak değerlendirilmiştir.

Oysa ki, camiamızda tek başına mal mülk, araba ve şirket sahibi olan çok sayıda arkadaşımız da vardır. Ancak art niyetli bir yaklaşım sebebiyle ve ortaya atılan iddiayı çürüteceği için bunlara dava dosyasında yer verilmemiş, özel olarak aleyhte bir algı oluşturulmaya çalışılmıştır.

Sayın Adnan Oktar’a ve arkadaşlarımıza sevgimizi ifade eden samimi iltifatlarımız tek tek sorgulanmış, iddianameye eklenmiş ve sözde ‘örgüt liderini ve suçluyu övme’ gibi hayali bir suça dönüştürülmeye çalışılmıştır.

Sayın Adnan Oktar’ın arkadaşları arasında yaş farkı olması; örneğin 25 yaşındaki biriyle 40 yaşındaki birinin samimi arkadaş olması, birlikte zaman geçirip, aynı evde kalmaları sözde ‘hayatın olağan akışına ters olduğu iddiasıyla’ sözde ‘hiyerarşik yapıya delil’ olarak gösterilmeye çalışılmıştır.

– Yaşı büyük olan kişinin sözde bir ‘örgüt yöneticisi ve ev sorumlusu olduğu’ ve evdeki diğer sözde ‘örgüt üyelerine liderlik ettiği’ vurgusu yapılmıştır.

– Arkadaşlarımızın düzenledikleri davetler, organizasyonlar, yemekler, iftarlar ve çeşitli sosyal etkinlikler sözde ‘örgüt propagandası’ olarak yansıtılmaya çalışılmıştır.

– Tüm Türkiye’nin gözleri önünde gerçekleştirilmiş olup, devletin her kademesinden değerli siyasetçilerin, akademisyenlerin, basın mensuplarının, sanatçıların, iş dünyasından önde gelen tanınmış insanların katılımıyla gerçekleştirilmiş vakıf faaliyetleri, konferans, iftar, yemek gibi etkinliklerin davetiyeleri, TV programlarının tanıtımları adeta birer ‘örgüt faaliyeti ve suç belgeleriymiş gibi’ iddianameye eklenmiştir.

–Sayın Adnan Oktar’ın A9 TV’da yaptığı sohbet yayınlarının RTÜK talep ettiği için tutulan arşivi, tüm basında “Adnan Oktar’ın dijital şantaj arşivi ele geçirildi” şeklindeki iftira içerikli manşetlerle haber yapılmıştır.

Böylece RTÜK’ün kontrolündeki lisanslı bir televizyon kanalından yapılan tüm legal ve içeriğinde tek bir suç unsuru bulunmayan televizyon yayınları da adeta ‘bir suç örgütü doküman arşiviymiş gibi’yansıtılmaya çalışılmıştır. Üstelik de bu bir kamyon dolusu 2 bin 500 adet harddisk’in tamamının da sözde ‘örgütün şantaj kayıtları olduğu’ şeklinde çok büyük bir yalan ile birlikte servis edilmiştir. Gerçekte ise dava dosyasında şantaj iftirasını destekleyecek tek bir kaset ya da başka herhangi bir somut delil yoktur.

Oy kullanmak veya kullanmamak hakkı, Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm vatandaşlarına tanıdığı kendi inisiyatiflerindeki bir hak iken, Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarının bu meşru hakkı kullanıp kullanmamış olmaları dahi, ortada hiçbir birbirine uyumlu oy kullanma- kullanmama davranışı olmamasına rağmen ‘örgütsel bir tavır’ olarak tanımlanmıştır.

– Bir kişinin oy vermediği bir seçim için “örgüt liderinin talimatıyla örgütsel bir tutum sergilenerek propaganda amaçlı oy verildi” suçlaması yapılmış; oy verdiği bir seçim ise yine “örgüt liderinin talimatıyla örgütsel bir tutum sergilenerek propaganda amaçlı oy verilmedi” suçlaması yöneltilmiştir.

– Ülkemizin faydasına olacak şekilde yurtdışından davet edilip A9 TV kanalına çıkartılan ve tüm Türkiye’nin canlı yayında tüm detaylarıyla tüm konuşmalarına şahit oldukları yabancı misafirler, akıl dışı ithamlarla ‘gizli istihbarat faaliyeti’ ve ‘uluslararası casusluk’ gibi hiçbir dayanağı olmayan hayali yorumlarla değerlendirilmiştir.

– Sayın Adnan Oktar’ın kitapları, siteleri ve belgesellerinin başka dillere çevirilmesi güya ‘örgüt propagandası suçu’ ve ‘örgütün yurt dışı faaliyetleri’ gibi gösterilmiştir.

– Camiamız mensuplarının yurtdışındaki arkadaşları ile yaptıkları sıradan telefon konuşmaları, ortada hiçbir suç, ya da suç delili bulunmamasına rağmen zorlama yorumlarla çarpıtılarak sözde ‘ajanlık ve istihbarat faaliyetleri’ olarak yorumlanmıştır

– Yurtdışıyla ticaret yapıp ülkemize döviz kazandıran iş adamı arkadaşlarımızın yaptıkları ticari faaliyetler, tamamen mesnetsiz bir ithamla sözde ‘örgütün yurtdışı yapılanması’ olarak gösterilmiştir.

Devletin halen görevde olan üst düzey bürokratları ve siyasileri ile görüşülmesi, onların ricası ile ülkemizin tanıtımı için yapılan çalışmalar, sözde ‘örgüt propagandası’ olarak değerlendirilmiştir.

– Sayın Adnan Oktar’ın bazı arkadaşlarına devletin, usulüne ve kanuna uygun şekilde verdiği, hiçbir olaya karışmamış, tek bir vukuatı olmayan ruhsatlı silahlar ‘suç unsuru’ olarak değerlendirilmiş ve bu hukuksuz yaklaşım dayanak alınarak camiamıza ‘silahlı suç örgütü’suçlaması yapılmıştır.

– Türkiye’de akademik kariyer hedefleyen pek çok kişiden farksız olarak, birçok arkadaşımızın üniversite bitirip yüksek lisans veya doktora yapmaları veya ikinci bir üniversite bitirmiş olmaları, sözde ‘askerliğin ertelenmesi için yapılan örgütsel bir tutum olduğu’ şeklindeki hayali iddia ile suç gibi gösterilmeye çalışılmıştır.

– Diğer binlerce vatandaşımız gibi, kimi arkadaşlarımızın da bu legal haklarını kullanarak ‘bedelli askerlik’ten yararlanmış olmaları, yine art niyetle yorumlanmış ve bunun sözde ‘örgütsel talimatlayapıldığı’ iddia edilerek hayali bir başka suç daha üretilmeye çalışılmıştır.

– Arkadaşlarımız arasında çok sayıda üniversite, yüksek lisans ve doktora mezunu hatta iki- üç üniversite okumuş kimseler olduğu gibi, az sayıda da üniversitenin belirli bir yılından sonra okuluna devam etmemiş kişiler de vardır. Bu da son derece normal bir durumdur. Bugün sokaktan herhangi 100 kişiyi seçseniz, eğitim durumlarını sorsanız, yine benzer bir tabloyla karşılaşabilirsiniz. Ancak okullarını bırakan bu kişilerin sözde ‘örgüt liderinin talimatıyla okullarını bıraktıkları’, dolayısıyla da ‘eğitim haklarının engellendiği’ iddia edilmiştir.

– Dünyanın ve Türkiye’nin her yerinde tüm insanlar reşit olduktan sonra kendi istekleri doğrultusunda özgürce ailelerinden ayrı bir evde yaşama hakkına sahiplerken, bu durum bizim dava dosyamızda ‘örgütsel bir tutum’ olarak ele alınmış ve suç olarak değerlendirilmeye çalışılmıştır. 

– Günlük hayatımızın en doğal parçası olan ve en sıradan olaylardan bahsettiğimiz normal telefon konuşmalarımız dahi, geniş bir hayal gücü ile yorumlanarak ‘şifreli örgütsel konuşmalar’ olduğu iddiasıyla dava dosyasına suç gibi eklenmeye çalışılmıştır.

–Arkadaşlarımızın ‘dostlarıyla telefon konuşmalarının sayılarının az veya çok olması’ da yine dosyaya eklenen ‘suni oluşturulmuş hayali suçlardan biri’dir. Örneğin bir kişinin tüm aile bireylerinin yanı sıra, eşi ile yaptığı telefon konuşmalarının sayısı, bir başka arkadaşıyla yaptığı telefon konuşması sayısından az ise, bu sözde ‘sahte evliliğin bir delili’ olarak ele alınmıştır. Günümüzde artık tüm insanların telefon ve mesaj görüşmelerini sosyal medya ya da Whatsapp gibi akıllı uygulamalardan yapıyor olmaları ise hiç dikkate alınmamıştır.

– Bunların yanı sıra, dosyada adı geçen arkadaşlarımızın kullandıkları telefonların %63’ü kendi isimleri üzerine kayıtlıyken, %14’ü de annesi, babası, yakınları veya kendi şirketi üzerineyken sadece %13’ünün bir başka tanıdıklarının adına kayıtlı olması, sözde arkadaşlarımızın kendi adlarına kayıtlı telefonlar kullanmadıkları ve bunun da sözde ‘örgütsel bir tutum olduğu’ şeklinde art niyetli ve gerçekdışı bir yorumla hayali bir suça’ dönüştürülmeye çalışılmıştır.

Dava dosyasında bu gerçek rakamlara ve lehe olan bu delillere hiç yer verilmemiş, Türkiye’de hemen herkeste rastlanabilecek sayıdaki bu az bir istisna karalama amaçlı kullanılarak bundan bir suç üretilmek istenmiştir. 

– Bir telefon konuşmasında veya bir mesaj içeriğinde sorulan bir soruya, -Türkiye’deki milyonlarca insanın hemen her saniye kullandığı ve en çok tekrarladığı kelimeleri söyleyerek- ‘Evet’ denmesi de ‘Hayır’ denmesi de, ‘Tamam’ denmesi de, çarpık ve hayali mantıklarla ‘örgütsel saik’ suçlamasına dahil edilmiştir. Ve bu konuşmalar sözde ‘emir-talimat verildiğine’ ve ‘örgütsel hiyerarşinin varlığına’ delil olarak kullanılmaya çalışılmıştır.

Birbirinin tamamen zıttı olan her iki kelimeyi kullanmanın da örgütsel saik olarak kabul edildiğibu akıl ve mantık dışı bakış açısının hukukta elbette ki hiçbir yeri yoktur. 

– Camiamızdaki tüm arkadaşlarımızın evliliklerinin sözde ‘sahte evlilikler’ olduğu; bu kişilerin ‘talimatla evlendikleri, talimatla boşandıkları’ iddia edilmiş ve bu konu da dava dosyasında ‘Türk aile yapısını bozma’ şeklinde yine suni ve hayali bir suça dönüştürülmeye çalışılmıştır.

– Dava dosyasında bu evliliklerin asıl amaçlarından birinin sözde ‘taraflardan birine kalan mirası alabilmek olduğu’ iddia edilmiştir. Oysa ki arkadaşımız arasında evli olup da hem kendilerinin hem de ailelerinin hiç mali mülkü olmayan, zengin olmayan, çok fakir aileler de vardır. Ancak suç üretme bakış açısıyla yaklaşıldığı için, bu suçlamaları kökten çürüten bu gerçekler hiç dikkate alınmamıştır. 

–Bazı hanım arkadaşlarımızın Sayın Adnan Oktar’a duydukları sevgi ve saygıları dolayısıyla ettikleri dostça iltifatlar, sözde ‘evliliklerinin sahte olduğuna’ delilmiş gibi dava dosyasına eklenmiştir.

– Hem evli oldukları halde çocukları olmayanlar; hem de evli oldukları için çocuk sahibi olanlar bu davranışlarından dolayı ‘örgütsel talimatla ve örgütsel saikle hareket etmekle’ suçlanmışlardır. Çocuk sahibi olmanın da olmamanın da sözde örgütsel tutum olduğu iddia edilmiştir.

–Arkadaşlarımızın takip ettiği moda trendleri, beğendikleri ve uyguladıkları saç, makyaj, kaş stilleri, beğendikleri dövmeleri yaptırmaları dahi ‘talimatla ve zorla yaptırılan’ bir çeşit ‘şiddet ve baskı uygulama yöntemi’ olarak akıl dışı bir suçlamayla değerlendirilmiştir.

–Kendisiyle birlikte vakit geçirmekten büyük zevk almaları nedeniyle arkadaşlarının zaman zaman Sayın Adnan Oktar ile birlikte dışarı çıkmaları, AVM'lere, çeşitli sosyal mekanlara, yemeklere, davetlere, etkinliklere gitmeleri, sözde ‘örgüt korumalığı’ şeklinde yine ‘hayali bir suç kavramına’ dönüştürülmek istenmiştir. ‘Art niyetli ve suç üretme azmiyle yaklaşan bir bakış açısıyla’, samimi bir sevgi ve dostluk ortamına, ‘örgütsel bir suç’ havası verilmeye çalışılmıştır.

Hasta olan arkadaşına refakat edip hastaneye, doktora götüren kişiye sözde ‘örgüt üyelerinin sokağa çıktıklarında örgütten kaçmalarını engellemek için gardiyanlık yaptığı’ şeklinde akıllara durgunluk veren bir suçlamada bulunulmuştur. Bu kadar güzel, iyi niyetli ve örnek bir tavırdan dahi, bu kadar art niyetli çıkarımlar yapılarak suni suçlar üretilmeye çalışılıyor olması ise, açıktır ki camiamız hakkında ortaya atılan tüm iftiraların nasıl bir kumpas çalışmasının ürünü olduğunu en iyi ortaya koyan örneklerden biridir.

-Yine arkadaşlarımızın Sayın Adnan Oktar olmaksızın günlük hayatları içerisinde, Türkiye’de yaşayan büyük küçük her vatandaşın yaptığı gibi zaman zaman AVM’lere gidiyor olmaları da, yine çok art niyetli bir hayal gücü ve suni suç üretme arzusuyla, sözde ‘örgüte yeni kızlar bulup getirme faaliyeti’ olarak dava dosyasına ‘hayali örgütün bir suç faaliyeti’ olarak eklenmiştir.

– Sayın Adnan Oktar’ın arkadaşlarının sosyal medyadan kendilerine hakaret eden kişilere karşı hukuki ve anayasal haklarını kullanarak dava açmaları, sözde ‘örgüte muhalif kişileri yıldırma faaliyeti’ olarak değerlendirilmiştir.

– Sayın Adnan Oktar’ın hanım arkadaşlarının din özgürlüğü kapsamında ve tamamen vicdani tercihlerine dayanarak örtünmeleri hiçbir delili ve mantığı olmadığı halde ‘örgütsel amaçlı takiye’olarak değerlendirilmiştir.

– Bir kişinin yemek yapması, bir kişinin alışveriş yapması, bir kişinin evi temizleyip toplaması, bir kişinin arabayı otoparka park etmesi, bir kişinin bir arkadaşını arabasıyla evine bırakması, bir kişinin televizyon yayınına katılacak misafirlerle ilgilenmesi gibi günlük hayata dair en doğal davranışlar dahi sözde ‘örgütsel görev dağılımı’nın birer parçası olduğu iddia edilerek, tüm dünyanın her gün yüzlerce kere yaptığı bu insani faaliyetler birer ‘suç örgütü eylemi’ olarak dava dosyasında isnat edilen suçlar arasında yerini almıştır.

– Tutuklanan ve yargılanan arkadaşlarımızın kendilerini savunmaları için anlaştıkları avukatlar, ‘örgüt avukatı’ olmakla itham edilmişlerdir.

– Cezaevinde tutuklu olan ve orada ihtiyaçlarını karşılayabilecek maddi imkanları olmayan arkadaşlarına yardım ve destek amacıyla hesaplarına cüzi miktarda para yatıran onlarca yıllık arkadaşları sözde ‘örgüte yardım etme’ suçlamasıyla tutuklanmışlardır.

Sayın Adnan Oktar’ın cezaevinden arkadaşlarına yazdığı mektuplardaki sevgi dolu, sempatik, kalbi hoş etmeye yönelik çizimler dahi büyük bir art niyetle sözde ‘örgütsel baskı tekniği’ olarak değerlendirilmiştir.

–Tutuklu arkadaşlarımızın yasal haklarını kullanarak cezaevlerinden birbirleriyle mektuplaşmaları sözde ‘örgüt içi haberleşme’ gibi gösterilerek engellenmeye çalışılmıştır.

-Yine Sayın Adnan Oktar ve diğer tutuklu arkadaşlarımızın birbirlerine yazdıkları mektuplarda Kuran ayetlerine dayalı imani tefekkürlerini paylaşmaları sözde ‘örgüt liderinin ve üyelerinin birbirlerine moral ve motivasyon sağlaması’ iddiasıyla suç gibi gösterilmeye çalışılmış ve mektupların yollanması engellenmiştir.

– Arkadaşlarımızın cezaevlerinde üzerinde kedi deseni olan herhangi bir kıyafet giymeleri, cezaevi duvarına kedi fotoğrafları asmaları, üzerinde kedi resmi olan bir defter, kalem kullanmaları dahi sözde ‘örgütsel propaganda’ sayılmıştır. Bu giysileri giymeleri ve bu eşyaları kullanmaları tamamen yasaklanmış, koğuş aramaları sırasında panolardaki kedi resimleri gardiyanlar tarafından toplanmıştır.

– Tutuklu arkadaşlarımızın cezaevi gibi zorlu bir ortamda birbirlerine destek olup birbirlerini motive etmeleri, moral vermeleri, birbirlerine Allah’ı, Kuran ayetlerini hatırlatmaları, ayetin ifadesiyle birbirlerine "hakkı ve sabrı tavsiye etmeleri" (Asr Suresi, 3) ‘itirafçı ve etkin pişman olmamaları için sözde tutuklu örgüt üyelerine baskı yapmaları’ şeklinde yorumlanmıştır. Ve normalde aynı koğuşlarda bir arada bulunan arkadaşlarımız, bir savcılık emriyle Türkiye’nin dört bir yanındaki şehirlere ve tek başlarına kalacak şekilde aynı koğuşlara dağıtılmışlardır.

Özetle, iddianamede ve yargılamada gündeme gelen tüm bu iddialar ortada suç da suç örgütü de olmadığını açıkça ispatlamıştır. Dünyanın hiçbir yerinde gündelik yaşamının her detayından suni suç oluşturulmaya çalışılan bir suç örgütü olamaz. Suç örgütünün olduğu bir yerde net, somut, tartışmasız, kesin suçlar da vardır. Suçun işlendiği yer ve zaman, suçun işlendiğine dair somut deliller, suçun sebep olduğu zararlar somut olarak ortadadır. Özellikle de konu silahlı bir suç örgütünün eylemleriyse ortaya konulan hususların; “Talimatla ihtiyaç içinde olan birine yardım ettikleri tespit edilmiştir”, “Talimatla fotoğraf çektirip paylaştıkları görülmüştür” gibi afaki yorumlar olmayacağı açıktır. Aslında tüm bunlar, arkadaş grubumuzun suç örgütü ithamından beri olduğunun açık ve somut belgeleridir.


SONUÇ

Buraya kadar sayılan, normal hayatımızın birer parçası olan tüm davranışlarımız ‘çok önyargılı ve suç üretmeye çalışan bir bakış açısıyla’ yorumlanarak dava dosyasına eklenmiştir. Oysa ki tüm bunlar Kuran ahlakının ve Müslümanlığın birer gereği olan güzel ahlak özellikleridir. Bu güzel ahlak aynı zamanda da Peygamberimiz (sav)'in sünnetidir. Dünyanın her yerinde tüm Müslümanlar hayatlarını bu şekilde yaşamaktadırlar ve çevrelerindeki tüm insanları da bu ahlaka teşvik etmektedirler. Bunun asla tek bir kötü yanı olmadığı ve olamayacağı gibi, tüm bunlar Allah’ın Müslümanlara emirleridir. Allah, bu güzel ahlak yaşadığında tüm dünyaya bereket geleceğini, iyiliğin, sevginin, barışın hakim olacağını bildirmiş ve kullarına güzel ahlakta sabırlı olmayı emretmiştir.

Arkadaşlarımızın kendi vicdanları ölçüsünde bu ahlakı yaşamak için gayret göstermelerinin suçmuş gibi lanse edilmeye çalışılması ise akla haklı olarak şu soruları getirmektedir:

“Bizlerin birbirimizi sevmememiz mi gerekirdi? Bir ihtiyacı olduğunda bir dostumuza yardım etmememiz mi gerekirdi? Onu bir sıkıntısı varken bırakıp yüz çevirmememiz mi gerekirdi? Bu yapılsaydı, böyle yanlış bir ahlakı benimsemiş olsaydık, bizler şimdi böyle bir davada yargılanmıyor mu olacaktık?

Birbirimizi sevdiğimiz için birlikte vakit geçirmemiz, birlikte yaşamamız ya da sık görüşmemiz suç mudur? Birbimize ihtiyaç olduğunda maddi yardımda bulunmamız suç mudur? Bir kardeşimiz hasta olduğunda başında beklememiz, ona bakmak için başında şefkat nöbeti tutmamız suç mudur?Birbirimizin güzel özelliklerini övmemiz, bunları takdir etmemiz suç mudur?

Eğer bunlar suç kapsamındaysa, o zaman ne yapmamız gerekir? Birbirimizle bir daha görüşmeyelim mi? Birbirimizi sevmeyelim mi? Hasta olan bir dostumuzla ilgilenmeyelim mi? Maddi yönden muhtaç kardeşlerimize yardım etmeyelim mi? Böyle bir durumda bizler nasıl suçlu olmaktan kurtulabiliriz?”

Açıktır ki bu soruların tek bir cevabı vardır. Bunların hiçbiri suç değildir, ‘Örgütsel saik’, ‘örgütsel tutum’ gibi kavramlar kullanılarak hayali suç isnatları yapılamaz ve normal yaşantı da asla suç olarak nitelendirilemez.

Eğer bu önyargılı, art niyetli ve ‘normal tavırlardan nasıl bir suç üretilebilir’ şeklindeki sevgisiz bakış açısı ortadan kaldırılırsa; güzel ahlaklarıyla, tertemiz ve şerefli hayatlarıyla herkese örnek teşkil eden arkadaş camiamızın hayatında tek bir suç eylemi olmadığı, olamayacağı ve böyle hayali bir suç örgütünün varlığından da asla bahsedilemeyeceği açıkça görülebilecektir.