MADDİ GELİR ELDE ETMEK UĞRUNA TERTEMİZ, NUR GİBİ İNSANLARI ACIMASIZCA YOK ETMEYE ÇALIŞMAK ÇOK BÜYÜK BİR VİCDAN ÇÖKÜNTÜSÜDÜR


Adnan Oktar ve arkadaşları davasında tek bir tane bile aleyhte somut delil olmadan operasyon yapıldığı ve yargılama boyunca da yüzlerce lehte delil ile arkadaşlarımızın tertemiz olduklarının ortaya çıkması, herkesin bizzat şahit olduğu bir gerçektir.

Tüm bu süreç boyunca en çok dikkat çeken ve vicdanları yaralayan husus ise dindar, vicdanlı, efendi, namuslu, iffetli, karakolun kapısından bile geçmemiş, şefkat ve merhametiyle tanınan, ince düşünceli, güzel sözlü, nezih, vatan aşığı, bu millete en faydalı insanların adeta adam bıçaklamış, yaralamış, gaspta bulunmuş, hırsızlık yapmış, sağı solu yakıp yıkmış, topluma dehşet saçan insanlar gibi gösterilmeye çalışılması olmuştur. Nur gibi genç kızları aslan gibi delikanlıları tehlikeli gösterme oyunu milletimizin çelik gibi irfanından dönmüş, hiçbir noktada amacına ulaşamamıştır. 

Ne var ki garip ve şaşırtıcı olan, çeşitli resmi kurumlarda, emniyet ve yargı makamlarında çalışan bazı insanların da acımasızca ve gaddarca, sebep oldukları acıları ve felaketleri hiç düşünmeden, yansıtmaya çalıştıklarının gerçeklerle bağdaşmadıklarını bile bile, başta Adnan Oktar bey olmak üzere arkadaşlarımızın iyi insanlar olduğunu gördükleri halde amansız bir karalama, kötüleme, dehşet veren insanlar gibi gösterme çabasına alet olmalarıdır.

Benzer şekilde bazı genç avukat hanım ve beylerin de, çoğu kendi akranları, yaşıtları olan arkadaşlarımız sanki “arenaya atılmış da, kan isteyen insanların bağrışları arasında linç edilmelerini sağlamakla görevlilermiş" gibi hareket etmeleri, dünyaya sevgisizliğin, acımasızlığın ne boyutlara vardığını göstermesi açısından ibret vericidir. Mesleklerinin daha en başında, hayatlarının baharındaki bu insanların bu derece öfke dolu olmaları, orada masum insanların hayatlarının mahvedilmesinden adeta zevk almaları, her şeyden ve herkesten önce bu avukat kardeşlerimiz açısından acı vericidir. Arkadaş camiamız zaten, temiz ve helal yaşamalarının, kanunlara riayet etmelerinin, en küçük bir suç dahi işlememiş olmanın, devlete ve millete hep sadık kalmanın vicdani rahatlığı, güveni ve onuru içinde başlarına gelenleri sabır ve tevekkülle karşılamaktadır. Ancak;

  • Hayatlarını sevgi, dostluk ve iyilik üzerine yaşayan,
  • Sicilleri tertemiz,
  • Hiç karakol yüzü görmemiş,
  • Vatana ve millete müthiş hayırları olan,
  • Kur’an’a ve sünnete titiz,
  • Türk İslam Birliği ülküsünü şiar edinmiş,
  • Üniversite tahsilli,
  • Eğitimli, görgülü, kaliteli, nezih,
  • Güzel, yakışıklı, medeni,
  • Toplumun seçkin kesiminden gelen,
  • Müthiş fedakar ve çalışkan,
  • Dünyadan hiçbir beklentisi olmayan,
  • Devlete ölümüne itaatli,
  • Vatan için canını vermeye hazır...

... bu insanların müebbetle yargılanmasından, bu masum insanların cezaevinde çürümeye terk edilmesinden, cezaevinin karanlık koğuşlarında bıçaklanmaya, darp edilmeye, infaz edilmeye çalışılmalarından adeta mutluluk duymak, anlamsız bir galeyan duygusu içinde ezebildikçe ezelim dürtüsüyle hareket etmek bu tutum içinde olanlar açısından dehşet vericidir.

Zira böylesine amansız bir nefret duygusu, bilinçsizce linç etme güdüsü insanın kendini yiyip bitiren bir manevi felakettir. Özellikle de, aldıkları 5-10 bin lira için bu derece acımasızlaşabilmek anlaşılması mümkün olmayan bir manevi çöküştür. Aldıkları üç-beş kuruşun hakkını verebilmek için, karşılarındaki insanların suç işlemediğini bile bile, onları amansızca yok etmeye çalışmak, ailelerine sevdiklerine korkular, perişanlıklar yaşatmak, mallarını mülklerini adeta talan etmek, bir de tüm bu gaddarlıktan ve acımasızlıktan zevk almak, mutlu olmak tarihte eşine az rastlanır bir vicdan çöküntüsüdür. İnsanlara acı çektirmek, göz göre göre ezmeye çalışmak mesleki bir başarı değildir. Hele mutlu olunacak bir konu hiç değildir. Yaptıkları bu iş karşılığında aldıkları ücret her ne olursa olsun, isterse dünyalar önlerine serilsin, bir insanın hayatının tek bir anında dahi vicdanına aykırı hareket etmesi onun ömür boyu ruhen büyük sıkıntılar çekmesine sebep olacak bir durumdur.

Bizler her konuya sevgiyle yaklaşan, her insanın Allah’ın yarattığı güzellikleri görerek mutlu ve sevinçli yaşamasını isteyen, insanların arasındaki anlaşmazlıkların dostlukla çözülmesi için uğraşan ve her bir insanın sadece dünyasının değil sonsuz ahiretinin kurtulmasını isteyen bir arkadaş grubu olarak, yaşadığımız haksızlıklardan ve zulümden ziyade karşılaştığımız bazı insanların sevgisiz dünyalarının kendilerine sebep olduğu manevi felaketlerden rahatsız oluyoruz. Bizler her durumda, nerede olursak olalım Allah aşkıyla mutluyuz. Temenni ederiz ki tüm insanlar da mutlu ve güzel yaşasınlar. Ellerinden mutluluklarını alan, sevgi güçlerini kıran vicdani yıpranmalardan uzak olabilsinler. Allah tüm dünyaya bir an önce sevgiyi ve güzelliği hakim etsin.

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.