GAZETECİ SAYIN İSMAİL SAYMAZ 'A AÇIK MEKTUP


Gazeteci Sayın İsmail Saymaz'ın 20 Aralık 2020 Tarihli Sözcü Gazetesinde Yayınlanan “Adnan Oktar'ın Çizgi Romanı” başlıklı köşe yazısında geçen itham ve iddialara ilişkin cevaplarımızdır.

Değerli İsmail Bey, 

Sizin son derece dürüst, adil ve demokrat bir insan ve değerli bir basın mensubu olduğunuzu bildiğimizden dolayı, bizlere de bir cevap hakkı tanıyacağınıza inanarak, köşe yazınızda geçen bazı eksik veya hatalı bilgiler ile kimi haksız ithamlara ilişkin cevaplarımızı sizinle ve kamuoyuyla paylaşmak istemekteyiz. 

İsmail Bey, öncelikle başta Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, Adalet Bakanımız Sayın Gül ve aralarında Yüksek Yargı Organları mensuplarının da bulunduğu pek çok kişi tarafından dile getirildiği üzere, milletimizin yargı ve adalete olan güvenlerinin cumhuriyet tarihinin en düşük seviyesine gerilemiş olduğu, halkımızın adalete büyük özlem duyduğu bir dönemden geçmekte olduğumuzu siz de takdir edersiniz.

Bu, hukukun işleyiş ve uygulanışındaki hata ve haksızlıklardan kaynaklı olarak, kimi azılı suçluların hatta cinayet işlemiş katillerin ellerini kollarını sallayarak tahliye olup serbestçe sokaklarda dolaşabildikleri bir dönem. Buna karşın, masum oldukları ispatlanmış kişilerin de çeşitli hukuksal yorum ve bahaneler üretilerek cezaevlerinde tutulmaya devam edilebildiği bir dönem. Yine, hakim ve savcıların bir karar vermeden önce “böyle bir karar verirsem, yarın başıma bir şey gelir mi? görevden alınır mıyım? bu kararımdan dolayı yargılanır mıyım?” şeklinde düşünerek hareket ettikleri, sert rüzgarların günden güne yön değiştirdiği çok huzursuz ve riskli bir dönem. 

Bu dönemde vatandaşlarımızın hak ve hukukunun korunması ile adalete olan güvenin yeniden sağlanabilmesi için hükümetimizin atması gereken çeşitli adımlar olduğu gibi, siz değerli basın mensuplarımızın da alması gereken bazı önemli sorumluluklar olduğu konusunda sizinle hem fikir olduğumuzu düşünmekteyiz. 

Özellikle önyargılardan arınarak, dedikoduya dayanan sözlere, iftira mahiyetindeki delilsiz bilgilerle veya varsayımlara dayalı tahminlerle insanları suçlayıcı, karalayıcı ve sevgisiz haberler yapmaya artık bir son verilmesi gerektiğine inanmaktayız. Çünkü sevgisiz yaklaşımın kapısının açılmasına bir kez müsade edildiği takdirde, yarın benzer iftiralar ile gerçekdışı, karalayıcı ve incitici haberlerin, bugün yaşananlara göz yumanların veya görmezden gelenlerin aleyhinde de yapılmayacağının bir garantisi bulunmamaktadır. 

“Vurun abalıya”, “düşene bir de sen vur”, “bizden değilse ezilsin” türünden sevgisiz, acımasız ve katı bir anlayışla olaylara yaklaşıldığında hukuksuzluklar dönüşümlü olarak herkesin başına gelmektedir. Sevgisizlik körüklendiğinde, bir sabah uyanıldığında ülkenin Genel Kurmay Başkanı terör örgütü üyesi olmakla yargılanmakta, bir diğer gün Sözcü Gazetesi hakkında FETÖ'ye yardım ve yataklıkta bulunduğu gerekçesiyle suçlamalar yapılmakta, bazı haber siteleri hakkında davalar açılarak yayınları durdurulmakta, birçok meslektaşınız hukuk ve usul ihlal edilerek tutuklanıp hapsedilmekte, özetle adeta zincirleme bir reaksiyon yaşanmaktadır. Aklın, vicdanın, ifadenin hür olmasını isteyen herkesin bu konuda hemfikir olduğuna eminiz. 

Nasıl ki bizler herhangi bir durumda işin aslını, doğrusunu öğrenmeden sizler hakkında konuşup, karalayıcı yayınlar yapmadıysak, bugün sizlerin de aynı vicdanlı ve sağduyulu hareketi göstermesini beklediğimizi hatırlatır, bu vesileyle yazınız içerisinde yer alan konularla ilgili bazı düzeltme ve hatırlatmalarımızı bilgilerinize sunarız; 

BİRİNCİSİ

Öncelikle yazınızda geçen kitapçık davamızın husumetli müştekilerinin davanın başından bugüne kadar öne sürdükleri ancak hiçbir belge veya somut delile dayanmayan, gerçek dışı ve düzmece oldukları defalarca ispatlanmış iftiralarının derlenmesinden başka birşey değildir. Dolayısıyla, herhangi bir delile dayanmayan ve tamamen taraflı olarak hazırlanmış böyle bir kitapçığın yazınızın tashih edilmeden önceki halinde iddia edildiği gibi 30. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı tarafından hazırlatılmış olması hukuken mümkün olmayıp, bunun aksinin “İhsas-ı Rey” yani yargı tarafsızlığının kaybı, ihlali anlamına geleceği de ortadadır. 

Nitekim, bu kitapçığın mahkeme başkanı tarafından değil de husumetli müştekilerden birinin avukatı tarafından derlenmiş olduğu, gün içerisinde söz konusu avukatın açıklamasıyla kesinlik de kazanmış oldu. 

Kitapçığı derleyen kişi hakkında yazınızda geçen gerçekdışı bilginin, sizin de konu hakkında eksik veya yanlış bilgilendirildiğinizden kaynaklandığını düşündüğümüzden, sizi bununla ilgili elbette suçlamıyoruz. Ancak diğer taraftan bu yazınızla, hem davamızın görüldüğü mahkemenin sayın başkanının baskı altınına alınmasına, hem de kamuoyuna “mahkeme başkanı böyle bir kitapçık yayınlattıysa, içinde yazanlar da kesin doğrudur” şeklinde SON DERECE YANLIŞ VE HATALI BİR MESAJ İLETİLMESİNE, istemeden de olsa alet edildiğinizi de söylemek isteriz. 

İKİNCİSİ

Gerek dava dosyasının genelinde, gerekse yazınıza konu kitapçığın içerisinde yer alan, Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız hakkında ileri sürülen cinsel taciz ve tecavüz iddialarının tamamı, sadece bir kısım husumetli müşteki ile (sözde) etkin pişman olmak zorunda bırakılan kızların soyut hikaye ve anlatımlarına dayandırılmakta, ancak nedense bu iddiaları destekler nitelikte tek bir belge, somut bulgu veya adli tıp raporu ise gösterilememekte veya dosyaya sunulamamaktadır. Çünkü iddiaların tamamı düzmece birer kurgudan ibarettir. 

Bu kişilerin (sözde) etkin pişman konumuna girmelerinin sebebi de, bu arkadaşlarımızın tehdit ve şantajla, dehşete düşürülüp korkutularak, canlarını kurtarabilmek umuduyla etkin pişman olmak zorunda bırakılmış olmalarından kaynaklanmaktadır. Etkin pişmanlık müessesesi ülkemizde çok yanlış yol ve metodlar kullanılarak uygulanmakta, normalde adelet sağlaması gereken sistem, bunun tam akisine yeni yeni korkunç mağduriyetlere yol açmaktadır. Bu sistemin mantıksızlığı ile doğurduğu hukuksuzlukları bir örnekle şöyle açıklayabiliriz:

Yapılan bir operasyonla on kişinin yakalandığını varsayalım, öncelikle bu on kişi içerisinden diğerlerine göre güçsüz veya zayıf olan beş kişi ayrılıyor. Ayrılan bu beş kişi cezaevinde korkunç ortamlara sokulup canları yakılıyor, ömür boyu buradan çıkamayacakları, bir daha ailelerini göremeyecekleri, mallarına müklerine el konulacağı ile tehdit edilip korkutularak dehşete düşürülüyor ve biran evvel bu ortamdan kurtulabilmek ümidiyle, diğer beş kişi aleyhinde gerçek dışı, uydurma ifadeler vermek zorunda bırakılıyorlar. Bunun sonucunda beş kişi tahliye edip, diğer beş kişi ise mahkum ediliyor ve buna da SÖZÜM ONA ADALET DENİLEREK insanların buna inanmaları bekleniyor. 

Böyle bir uygulamanın adalet değil, aksine bir zulüm ve aleni bir kumpas yöntemi olduğu, bu tür bir uygulamanın dünyanın hangi ülkesinde, hangi masum insanlara karşı uygulanırsa uygulansın buna ASLA ADALET DENİLEMEYECEĞİ alenen ortadadır. 

ÜÇÜNCÜSÜ

Adnan Bey ve arkadaşlarımıza yönelik olarak düzenlenen emniyet operasyonuyla birlikte, medyada da eş zamanlı olarak bizlere yönelik büyük bir karalama ve linç kampanyası başlatıldığını, hakkımızda dezenformasyon amaçlı gerçek dışı yüzlerce haber yapıldığını, operasyon sonucunda sözüm ona “Kamyon kamyon tehdit şantaj kasetleri ele geçirildiğinden, yüzlerce tarihi eser bulunduğuna, zor alıkonulduğu iddia edilen kızlardan tutun da toprağa gömülü milyon dolarların ele geçirildiğine kadar” tamamen uydurma sayısız haber yapılmış olduğunu eminiz siz de çok iyi hatırlıyorsunuzdur.

Hatta bununla da yetinilmeyip üzerine bir de, gündüz yayınlanan uydurma haberleri dayanak alıp akşamları da çeşitli tartışma programları düzenlenmekte, aslı astarı olmayan gündüzki düzmece haberlerin üzerine bir de akşamları gerçekdışı yorum ve varsayımlarda bulunulmakta, ortada tek bir delil dahi olmamasına rağmen, geniş çeplı bir medya operasyonu da yürütülmekteydi. 

Ne var ki; emniyet operasyonun üzerinden geçen 2,5 yılı aşkın süre içerisinde ortada tek bir şantaj veya tehdit kasedinin olmadığı, el konulan kasetlerin tamamının A9 Televizyonunun yayın dijital arşivleri olduğu, tek bir tarihi eser dahi bulunmayıp, el konulan eserlerin günümüze ait replikalar oldukları, sabaha karşı 100’den fazla ayrı adrese eş zamanlı bir operayon yapılmasına rağmen hiç bir adreste zorla alıkonulan kimseye rastlanmadığı, ayrıca toprağa veya başka bir yere gömülmüş herhangi bir paranın da olmadığı anlaşılmış ve ispatlanmış oldu.

Ancak işin ilginç yanı ise, ASLINDA TÜM BU GERÇEKLERİN DAHA EN BAŞTAN, YANİ OPERASYON DÜZENLENMEDEN ÖNCE DE ZATEN EMNİYET MENSUPLARIMIZ TARAFINDAN BİLİNMEKTE OLDUĞUYDU. Çünkü, emniyet yetkililerimizin hakkımızda başlattığı geniş çaplı teknik ve fiziki takip faaliyetleri 11 Temmuz 2018 tarihinde düzenlenen polis operasyonun çok daha öncesine, 2016 senesine dayanmaktaydı. 

Emniyet mensupları operasyon öncesindeki 2 yıl boyunca;

  • 285 arkadaşımızın birden telefonlarımızı, evlerimizi, işyerlerimiz, anne-babalarımızı, akrabalarımızı, komşularımızı, arabalarımızı, -iddianamede “Dragos ile Stüdyo” olarak nitelendirilen mekanlar başta olmak üzere- sıklıkla gidip geldiğimiz konut ve iş yerlerini, hatta market, kuaför, bakkal gibi düzenli olarak alış-veriş yaptığımız semt esnafları da dahil, neredeyse hayatlarımızın her anını izlemiş, dinlemiş ve takip etmişlerdir.
  • Operasyon tarihinden yaklaşık 4-5 ay öncesine gelindiğinde ise, izleme, dinleme, takip ve kontrol çalışmalarının dozu olağanüstü düzeyde artırılmış, arkadaşlarımızın yaşadıkları 100'ün üzerindeki ev ve iş yerleri ile sıklıkla gidip geldikleri mekanlar, dürbün ve teleskoplarla 7/24 izlendi. Hatta üzerlerinde dronelar uçuruldu. Ayrıca bulunduğu semte göre sokak içerisinde olan apartman şeklindeki evler mısırcı, kestaneci, sucu, tüpçü ve benzeri seyyar sokak satıcısı kılığındaki sivil polis memurlarıyla, “Dragos ile Stüdyo” olarak adlandırılan boğazdaki villa tarzı evler ise; tamirci, taksici, elektrik veya su saati okuyucusu, belediye görevlisi, manzara izlemek için gelen çiftler veya alkol almak için toplanan gençler kılığı ve görüntüsü altındaki sivil polis memurlarıyla gece-gündüz sıkı bir polis ablukasına alındı. Evler girip çıkan herkes tek tek izlenip, takip edildi. 
  • Arkadaşlarımızın yaşadıkları ve gelip gittikleri tüm ev ve mekanlara ait çöp konteynerleri; hakkımızdaki cinsel itham ve iddialara ilişkin olarak kullanılmış eldiven, prezervatif veya benzeri suç delilleri olabilecek materyaller bulmak ümidiyle, her gün muntazaman, hatta bazen günde birkaç kez, çöp toplayıcısı veya evsiz adam kılığındaki polis memurları tarafından aylarca kontrol edilip incelendi.
YANİ BAZI HUSUMETLİ MÜŞTEKİLER TARAFINDAN UYDURULAN ve HAKKIMIZDA İNFİAL OLUŞTURMAK AMACIYLA MEDYADA YAYINLANAN İDDİA ve İTHAMLARIN GERÇEKDIŞI OLDUKLARI, Emniyet mensuplarımız tarafından 2 yıl boyunca -devletimizin tüm imkan ve ileri teknolojileri kullanılarak- sarf edilen olağanüstü izleme, dinleme, takip ve kontrol çalışmalarına rağmen, aleyhimizde kullanılabilecek tek bir somut bulgu veya delile rastlanmadığından dolayı, EMNİYET YETKİLİLERİMİZ TARAFINDAN, ZATEN OPERASYON ÖNCESİNDE DE AÇIKÇA ve BİZZAT BİLİNMEKTEYDİ.

Ancak buna rağmen hakkımızdaki bu kumpasın planlayıcısı İngiliz Derin Devletinin ülkemizdeki karanlık bağlantıları ve kripto uzantılarının çabalarıyla, emniyet mensuplarımız -ortada aleyhimizde tek bir delil dahi olmadığını bizzat bilmelerine rağmen- mecburen bu operasyonu düzenlenmek zorunda bırakılmışlardır.

DÖRDÜNCÜSÜ

Yargılanmakta olduğumuz davada, yaklaşık 30 kadar kadın veya kızın kendilerine sözüm ona cinsel istismar ve tecavüzde bulunulduğu yönünde bazı asılsız ve mesnetsiz ifade ve anlatımları yer almaktadır. Ancak yukarıda detaylı olarak açıkladığımız üzere bu hanımlar kendi canlarını kurtarabilmek amacıyla (sözde) Etkin Pişman olmak durumunda bırakılmışlar, bu sebeple de Adnan Bey ve arkadaşlarımız aleyhinde hayali ve düzmece ifade ve anlatımlarda bulunmak durumunda kalmışlardır. 

Tabi bu ifade ve anlatımlar hep hayal ürünü ve gerçekdışı olduklarından dolayı –her ne kadar önceden çalışılıp titizlikle kurgulanmış olsalar dahi– HEM KENDİ İÇLERİNDE ÇEŞİTLİ TUTARSIZLIKLAR TAŞIMAKTA HEM DE BİRBİRLERİ ARASINDA ÇOK SAYIDA ÇELİŞKİLER İÇERMEKTEDİR. 

Adnan Bey ve arkadaşlarımız hakkında ileri sürülen cinsellik konulu bu düzmece itham ve iddialarda yer alan sayıları yüzlerle ifade edilen çelişki ve tutarsızların az bir kısmını sizinle de paylaşmak istemekteyiz. 

Her şeyden önce, güya taciz veya tecavüze uğradığı iddiasında bulunan kadınların iddialarına ilişkin belki de en büyük çelişki ve açmaz, bu kadınlar tarafından ne bir sağlık veya adli tıp raporu ne bir emniyet tespiti veya tutanağı ne de tek kare bir fotoğraf, çamaşır parçası veya peçete gibi delil içerebilecek en ufak somut bir bulgu dahi ortaya konulmamış olmasıdır. 

Sözde cinsel tacize uğradığını iddia eden bu kadınlar eğitimli, meslek sahibi, sosyal hayatın içinde olan, elinin altında sosyal medyasıyla milyonlara ulaşma imkanı olan insanlardır. Buna rağmen yıllar boyunca yüzlerce defa sözde tacize uğramış, güya tacize uğradıkları yere her gün severek, süslenerek, mutlulukla yeniden gelmiş, yıllar boyunca tek kelime dahi şikayette bulunmamışlardır. Tacize uğrayan bir kadının asla kabul etmeyeceği ve yapmayacağı şekilde, güya birkaç kişinin tecavüzüne uğradığı gecenin sabahında sözde tecavüzcüleriyle kahvaltı etmiş, kendisine tecavüz ettiğini iddia ettiği kişiye "sarılıp uyuduğunu" anlatmışlardır. 

Böyle gayri ahlaki bir sistemi dini telkinle kabul ettiklerini öne sürmek ise akıllara ziyan bir açıklamadır. Cinselliğin sokakta özgürce yaşandığı, TCK’da zinanın suç dahi olmadığı bir ülkede cinsellik elde etmek için dini telkine ihtiyaç yoktur. Üstelik bu müşteki hanımlar sosyo ekonomik çevreleri itibariyle dini hassasiyeti olan insanlar da değildir. Velev ki bir an için dini konularda hassasiyet gösterdikleri düşünülse bile, hangi kadın “sevap kazanacağı telkiniyle” anal ve oral ilişkiyi kabul edebilir? Toplumun hangi kesiminden olursa olsun bir kadına “evlenmenin ön koşulu olarak onlarca erkekle anal ilişki teklifinde” bulunulsa, bir de bu şekilde sevap kazanacağı söylense göstereceği tepkiyi herkes tahmin edebilir. 

Açıktır ki burada dev bir kumpasın bir parçası olarak genç kızların zorla ve dayatmayla müşteki haline getirilmesi neticesinde anlatılan bir kurgu, gerçek dışı bir senaryo vardır. 

Nitekim, dava dosyası incelendiğinde bazı müşteki hanımların, Mali Şube Müdürü FURKAN SEZER tarafından talep edilen ve Savcı HASAN YILMAZ tarafından onaylanan bir yazıyla hukuka aykırı bir şekilde müşteki gösterildikleri, haklarında yurt dışı çıkış yasağı konulduğu, daha sonra da bu genç kızların emniyete çağrılarak şikayetçi olmamaları durumunda sanık olacakları söylenerek zorla müşteki yapıldıkları ortaya çıkmıştır. 

Tüm bunların yanı sıra müşteki beyanlarından tespit ettiğimiz 4 BİNİN üzerindeki net çelişki ve tutarsızlığın bazıları ise şöyledir;

  • Adnan Oktar’ın 18 yaşından küçük hiçbir genç kızla hiçbir zaman baş başa kalmadığı HTS kayıtları ve somut delillerle ispatlanmıştır. 
  • Örneğin, H.A. isimli müşteki 2012 yılının Temmuz ayında önce Göksu evlerindeki A9 Stüdyosu’nda, sonra “Dragos” denilen evde Adnan Oktar ile tanıştığını ve bu sırada reşit olmadığını iddia etmektedir. Ancak, baz çakışma raporlarına göre H.A., 1 Ağustos 2011 – 1 Ağustos 2012 tarihleri arasında, yani hukuken reşit olmadan evvel DRAGOS ADIYLA ANILAN YERE YAKIN YERLERDEN BİLE BAZ VERİSİ YOKTUR.
  • Mahkemedeki ifadesinde H.A., 1 Eylül 2020 parmak sokmak suretiyle cinsel saldırıya uğradığını söylemiş. ANCAK BU TARİHTE DE NE STÜDYODAN NE DRAGOSTAN SİNYAL VERMEDİĞİ GÖRÜLMÜŞTÜR.
  • Güya defalarca Stüdyoda Adnan Oktar tarafından taciz edildiği iddia edilen müşteki B.Ö’nın ASLINDA BİR KERE BİLE STÜDYOYA GELMEDİĞİ HTS KAYITLARIYLA ORTAYA ÇIKMIŞTIR.
  • Yine, Adnan Oktar tarafından STÜDYODA GÜYA CİNSEL TACİZE UĞRADIĞI İDDİA EDİLEN BİR BAŞKA KADININ İSE SADECE BİR KERE O DA BİR DAKİKA OLARAK BU ADRESTEN SİNYAL VERDİĞİ, DOLAYISIYLA SADECE ORADAN GEÇİP GİTTİĞİ GÖRÜLMÜŞTÜR.
  • Müşteki kızların ifadelerinde verdikleri tarih, yer ve mekan bilgilerinin külliyen yalan olduğu ortaya çıkmıştır. 
  • Müştekilerden H.A. çeşitli ifadelerinde sözüm ona kendisinin 18 yaşına girmeden 3 ay kadar önce bazı arkadaşlarımız tarafından tecavüz ve cinsel istismara uğradığını dile getirmiş ancak bahsettiği bu olayların ne zaman, nerede ve nasıl olduğu konusunda herhangi bir açıklamada bulunanamıştır. Ancak, istismar ve tecavüzle suçladığı arkadaşlarımızın mahkemedeki ısrarlı soruları üzerine mecburen bazı yer ve tarih bilgileri belirtmiş, fakat belirttiği tarih ve yer detayları aynı zamanda kendisinin yalanlarını da ortaya koymuştur. Şöyle ki;

- H.A., E.S. tarafından 2012 senesinde arkadaşımızın yaşadığı İstanbul Soğuksu'daki evde tecavüze uğradığını iddia etmiş, ancak Soğuksu adresindeki evin 2012 senesinde olmayıp ilk kez 2014 senesinde kiralandığı ortaya çıkmıştır. Ayrıca cep telefonu HTS sorgulamasında da, H.A.'nın 2012 senesinde Soğuksu bölgesinde herhangi bir kaydına rastlanmamıştır.

- Yine, H.A. A.K. tarafından 2012 senesinde arkadaşımızın yaşadığı İstanbul Yavuztürk'deki evde tecavüze uğradığını iddia etmiş, ancak Yavuztürk adresindeki evin 2012 senesinde olmayıp ilk kez 2014 senesinde kiralandığı ortaya çıkmıştır. Ayrıca, cep telefonu HTS sorgulamasında da, H.A.'nın 2012 senesinde Yavuztürk bölgesinde herhangi bir kaydına rastlanmamıştır.

- Yine, H.A. 7 Arkadaşımızın isimlerini vererek önce nerede olduğunu bilmediği bir evde, 7 kişinin kendisini dayakla tehdit ederek tecavüz ettiklerini iddia etmiş. Sonrasında evin E.D. isimli arkadaşımızın yaşadığı istanbul Kandilli adresindeki ev olduğunu söylemiş, ancak HTS kayıtları üzerinden yapılan emniyet sorgulamasında, 7 kişinin hiç birisinin bu adreste H.A. ile çakışan tek bir HTS kaydına rastlanmamıştır.

- Yine, H.A. emniyetteki fotoğraflı tespit tutanağı üzerinde kendisine güya cinsel taciz veya tecavüzde bulunanların 41 kişiyi gösterirken, mahkemedeki ifadesinde 12 isim daha ilave ederek 53 kişi hakkında şikayetçi olmuştur. (Sadece H.A.'nın değil bir çok müşteki veya etkin pişman ifadelerine defalarca bu tip eklemeler yapılmış, bu yolla tutuklanmamış hiç bir arkadaşımızın kalmaması için özel bir çalışma yürütülmüştür) 

- Yine, H.A. 18 yaşına girdikten hemen sonra, C.D. tarafından cinsel tacize uğradığını iddia etmiş ancak, belirtilen tarihte C.D.’nin başka bir ilde ailesinin yanında ikamet ettiği, henüz İstanbul'a taşınmamış olduğu anlaşılmıştır.

  • Husumetli müştekilerden A.B. emniyette verdiği ilk ifadesinde ne bir örgüt, ne de bir taciz veya tecavüz iddiasında bulunmazken, emniyetteki ikinci ifadesinde A.Ş. tarafından cinsel tacize uğradığı iddiasında bulunmuştur. A.Ş., A.B.ın bu ifadesi üzerine tutuklanıp cezaevine atılmış ama ağır cezaevi koşullarına dayanamamış ve müşteki avukatlarının tehditlerine boyun eğip (sözde) etkin pişmanlar arasına katılmıştır. Bunun üzerine, A.B. yeni bir ifade vererek A.Ş’nin itirafını samimi bulup affettiğini söylemiş ve etkin pişman olan A.Ş. -tıpkı kendisine söz verildiği şekilde- salıverilmiştir.
  • Yine, müştekilerden H.N.Ü. emniyetteki ifadesinde İstanbul Soğuksu'daki evde, güya G.B. ile C.D.’ninaynı anda kendisine cinsel taciz ve tecavüzde bulunduklarını iddia etmiş, ancak yapılan HTS sorgulamalarında bu 3 kişinin Soğuksu bölgesinde kesişen hiç bir HTS kaydına rastlanmamıştır. Hatta H.N.Ü. ile C.D. zaten hiç tanışmamış oldukları, HTS kayıtlarının hiçbir tarihte çakışmamasıyla da ispatlanmıştır.
  • P.Y. İstanbul Soğuksu Adresindeki evde G.B. ile ilişkiye girdiği yönündeki emniyet ifadesine karşın, cep telefonu kayıtlarında yapılan HTS sorgulamasında, kendisinin hiçbir dönemde Soğuksu bölgesinde HTS kaydının bulunmadığı ortaya çıkmıştır.
  • M.T. emniyetteki fotoğraflı teşhis tutanağında T.A.’ın resmini gösterip, “bana taciz ve tecavüzde bulunan E.T. isimli kişi budur" diyerek tamamen başka alakasız bir teşhiste bulunmuştur.
  • Husumetli müştekilerden B.B.Y. emniyetteki ifadesinde hiç kimse tarafından kendisine dini telkinde bulunulmadığını belirtirmişken, bu durum nasılsa savcılık iddianamesine B.B.Y.'nin güya dini telkinle kandırılarak turnikeye sokulduğu şeklinde geçirilmiştir.
  • H.Ü. ifadesinde kızlığımı A.Ç. bozdu iddiasında bulunurken foto teşhis tutanağında bambaşka bir isim vermiş, "S.D. kızlığımı bozdu" iddiasında bulunmuştur.
  • Tacizlerin yaşandığı iddiası olan yılbaşı gecesi sözde tacizde bulunduğu iddia edilen arkadaşımız B.Y.’ın Irak’ta olduğu ortaya çıkmıştır. 
  • H.U.’ın arkadaşımız O.B’nın kendisine tecavüz ettiğini söylediği dönemde O.B. Amerika'da yaşamaktadır.
  • B.K. de kendisine sözde tecavüz eden insan hakkında iki farklı zamanda iki farklı isim veren müştekilerden biridir. İfadesinde "Bana Y.K. tecavüz etti" derken foto teşhiste bu ismi Y. G. olarak değiştirmiştir. 

İsmail Bey, buraya kadar dava dosyası içerisinde yer alan bazı husumetli müştekiler ile (sözde) Etkin Pişman olmak zorunda bırakılan kadınlardan farklı tarihler ve farklı makamlarda vermiş oldukları ifadelerinde geçen çelişki ve tutarsızlıkların sadece çok küçük bir kısmını sizin de bilginiz olması amacıyla liste halinde belirtmek istedik.

Yukarıdaki bu kısa listeden de görüleceği üzere, Adnan Bey ve arkadaşlarımız hakkında dosya kapsamında ileri sürülen cinsellik ile ilgili itham ve isnatların hiç birisi tek bir somut bulgu veya belgeye dayanmamaktadır. Ayrıca iddiaların tamamı kendi içinde bir çok tutarsızlık barındırdığı gibi, birbirleriyle de sayısız çapraz çelişki içermekte olup, iddialar adeta bir çelişki yumağından ibarettirler. 

Dolayısıyla, ortada yaklaşık 4 binden fazla tutarsızlık ve çelişki bulunurken müşteki avukatlarının cinsellik konulu bu mesnetsiz, düzmece iddialarını bırakın cizgi roman haline getirmelerini, bunlardan fotoroman da yapsalar, destan da yazsalar, bunun hukuken bir değerinin olmayacağı açıkça ortadadır.

Kaldı ki, arkadaş gurubumuzun büyük çoğunluğu son derece modern, eğitimli, kültürlü, kaliteli, sanat ve estetik anlayışı olan, entellektüel, Türkiye'nin önde gelen ailelerine mensup, varlıklı insanlarından oluştukları da oldukça bilinen bir gerçektir. Kafalarda yer etmiş geleneksel müslüman kalıplarına uymadığımız, sosyal imkanı veya çevresi bulunmayan, maddi olanaklardan yoksun, ömrü boyunca bir kadının elini dahi tutmamış ve cinsel ilişkiye girebilmek için herşeyini feda edebilecek tarzda insanlar olmadığımız da malumdur. 

Bu vesileyle sizden beklentimiz, bir kısım husumetli ve (sözde) etkin pişman kadınların sadece sözlü olarak dile getirdikleri, çelişkiler yumağından ibaret soyut ifadeleri dışında, ortada tek bir belge veya somut bulgu dahi olmaksızın 2,5 yılı aşkın süredir neredeyse tamamı tutuklu olarak yargılanmakta olan arkadaşlarımıza da kulak vermeniz, hakkımızdaki bu gerçek dışı itham ve iftiralara karşı bize de bir cevap fırsatı tanımanızdır.

Bırakın adalet sizin gibi değerli basın mensupları sayesinde tecelli etsin ve topluma yayılsın. Nasıl ki basın mensubu bir meslektaşınız haksız ve hukuksuz yere tutuklandığında, hem siz hem de tüm basın emekçisi meslektaşlarınız bu durumdan muzdarip oluyor, meslektaşlarınızı bir kardeş, bir evlat gibi sahiplenip durumlarından üzüntü duyuyor ve biran evvel tahliye olmaları için çabalıyorsunuz; aynı şekilde başkaları için de adaleti isteyin, onlar için de hakkı savunun ki adalet herkes için eşit olarak tecelli edebilsin.

Saygılarımızla...