CÜBBELİ AHMET HOCAMIZ MÜSLÜMANLARA ATILAN İFTİRALARA İTİBAR ETMEMELİDİR



CÜBBELİ AHMET HOCAMIZ’A DÖRT ŞAHİT GETİRMEDEN İFTİRAYA İNANMAK VE BUNU YAYGINLAŞTIRMAK YAKIŞMAZ!


"İnternet Haber Sitesi"nin internet üzerinden yayın yapan kanalında bir programa katılan Cübbeli Ahmet Hocamız, Sn. Adnan Oktar ve arkadaşlarının yargılandığı dava hakkında çeşitli görüşler beyan etmiş ve Mehdiyet konusuyla ilgili olarak da bazı yorumlarda bulunmuştur.

Cübbeli Ahmet Hocamız, Ehl-i Sünnet inancını uygulamada ve korumada gösterdiği titizlik ve kararlılığını her zaman takdirle karşıladığımız bir İslam alimimizdir. Bu bakımdan, söz konusu programda da kendisinden beklentimiz bir Müslüman hakkında ortaya atılan bir iddianın doğruluğunu araştırmadan, delillerini görmeden, özellikle de söz konusu olan o Müslümanın iffeti ve namusu ise, ayetin hükmüne göre olaya bizzat şahit olan dört şahidi görmeden ve dinlemeden yorum yapmaması, kanaat belirtmemesi yönündeydi.

Zira, bu tür konularda hassasiyet göstermenin ne kadar önemli olduğunu Cübbeli Ahmet Hocamız, kendi hayatında da benzer iftiralara maruz kalarak bizzat yaşamış bir insandır. Kendisine ait olduğu iddia edilen ve içinde kendisine çok benzeyen görüntülerin de yer aldığı bir iftira kaseti yayınlandığında, en başta Sn. Adnan Oktar olmak üzere tüm arkadaş camiamız “dört şahit gerekir” demiş ve bu iddiaların hiçbirine asla itibar etmemiştir. Sn. Adnan Oktar, Cübbeli Ahmet Hocamız'ın uğradığı bu iftira sürecinde canlı yayın programlarında kendisini sürekli koruyup kollamış, savunmuş, ayetin emri doğrultusunda, fasıktan gelen habere Müslümanların asla itibar etmemesi yönünde insanları uyarmıştır. Çünkü Kuran’a uygun olan tutum budur.



Cübbeli Ahmet Hocamız’ın Mehdiyet konusundaki açıklamalarına gelince;

1– Sn. Adnan Oktar hiçbir zaman Mehdilik iddiasında bulunmamıştır. Ömrünün sonuna kadar da böyle bir iddiada bulunmayacağına dair yemin etmiştir. Hatta, milyonlarca insanın hidayetine vesile olan 40 yıllık dünya çapında etkili İslami tebliğ faaliyetine rağmen kendisinin alimlik veya hocalık iddiasında dahi olmadığı tüm kamuoyu tarafından bilinen bir gerçektir.

2– Hadislerde geçen bazı fiziksel alametlerin Sn. Adnan Oktar’a benzediği doğrudur. Hadisleri bilen ve Adnan Oktar’ı gören herkes, ilk okul çocuğu dahi olsa, bu durumu fark edebilir. Hadislerde bildirildiği gibi Sn. Adnan Oktar’ın da kaşları kavisli, gözleri çekik ve yeşil, bedeni ve karnı geniş, burnu ince, küçük ve güzel, burnunun ortasında belli belirsiz bir çıkıntı vardır, açık alınlıdır ve alnı geniştir, alnında tek kaş çatma çizgisi, bir iz ve hafif bir iç bükeylik, yanağında ise açık renkli bir ben vardır. Sakalı cezm edilmiş yanlarda ise kevsec yani daha azdır, uylukları açık, dişleri güzel ve muntazam, saçları gür ve siyah, geniş omuzlu, orta boyludur, ama bunlar kendisinin Mehdi olduğu anlamına gelmez. Eğer bu kıstaslarla ortaya çıkılacak olursa o zaman her orta boylu insanın, ya da alnında tek kaş çatma çizgisi olan, vb. on binlerce kişinin de Mehdiyet iddiasında olması gerekir ki bunun mantıksızlığı ortadadır. Sn. Adnan Oktar’ın kendisinin de defalarca anlattığı gibi “fiziken benzemek Mehdi olmak için bir delil değildir.” 

Sn. Adnan Oktar Peygamberimiz (sav)’in soyundan gelen yani seyyid bir kimsedir. Her seyyid gibi Peygamberimiz (sav)’in genetik yapısına, görünümüne benzerlik taşımaktadır. Mehdi de Peygamberimiz (sav)’in soyundan gelecek bir seyyid olduğu için onunla da fiziki benzerlikler taşıması olağandır. Ama bu benzerlikleri ne kendisi ne de arkadaş camiamız hiçbir zaman bir Mehdilik alameti olarak görmemişizdir. Hadislerden ve İslam alimlerinin anlatımından net olarak anlaşıldığı üzere bir kişi ne zaman ki İslam aleminin birliğini sağlar, dünyaya İslam ahlakının hakim olmasına vesile olur, Hz. İsa ile birlikte namaz kılar ve Hz. İsa namazda onu öne geçirirse işte o zaman tüm İslam alemi gibi bizler de “Allahualem işte Mehdi bu şahıstır” deriz. Bunun dışında, bir kimsenin kendisinin ya da bir başkasının Mehdi olduğunu iddia etmesi gaybı bildiğini iddia etmesi demektir ki Allah korusun bu dinden çıkmak anlamına gelir. Oysa, gerek Sn. Adnan Oktar gerekse arkadaşları Allah’tan çok korkan insanlar olarak asla böyle bir şeye tevessül etmezler.

3– Cübbeli Ahmet Hocamız, Sn. Adnan Oktar’ın Arapça bilmediği ama sık sık Mehdiyeti anlattığını söylemektedir. Evet kendisi Arapça bilmemektedir. Ancak, Mehdiyet hadislerini anlatmak için Arapça bilmek gibi bir şart bulunmaktadır. Ayrıca Sn. Adnan Oktar kitap çalışmalarında kendisine yardımcı olan her biri ileri seviyede Arapça bilen yüksek eğitimli bir çalışma ekibi olduğu, kitaplarını hazırlarken bu ekibin araştırmalarından faydalandığı bilinmektedir. Mehdi ile müjdelenmek, hadislere ve ehli sünnete son derece titiz olan Cübbeli Ahmet Hocamız’ın da bildiği üzere, Peygamberimiz (sav)’in emridir. Resulullah “HZ. MEHDİ (AS) İLE MÜJDELENİN. O Kureyş'ten ve Ehl-i Beytimden bir kişidir.” (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 13) buyurmuştur. Arapça bilenler Mehdiyeti anlatsınlar dememiştir. Sn. Adnan Oktar da Peygamberimiz (sav)’in bu sünnetine uyarak ahir zaman alametlerini, Mehdi’nin fiziksel özelliklerini, İslam ahlakının dünyaya hakim olacağını Müslümanlara müjdelemiş, İslam aleminin içine düştüğü yeisten kurtulması için bunu çok güzel bir şevk ve heyecan, ümitvar olma vesilesi olarak görmüştür. Nitekim, bu yol İmam Rabbani, İmam Gazali, İmam Geylani, Celaleddin Suyuti, El Berzenci, Mevlana el Bağdadi, Bediüzzaman Said Nursi, Muhammet Raşit Erol, Süleyman Hilmi Tunahan, Esad Coşan ve Mahmut Efendi Hazretleri gibi sayısız büyük zatın da izlediği bir yoldur.

4– İslam ahlakının dünya hakimiyeti yani Mehdiyet Kuran’da da bildirilmiştir. Nur Suresi’nin 55. ayeti açık olarak Mehdiyeti anlatan bir ayettir:

Allah içinizden iman edenlere ve salih amelde bulunanlara vaadetmiştir: “Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana hiç bir şeyi ortak koşmazlar. ....” (Nur Suresi, 55)

Ayette “kendilerinden öncekiler gibi” ifadesiyle Hz. Süleyman ve Hz. Zülkarneyn dönemindeki İslam ahlakının hakimiyetine işaret edilmektedir. Peygamberimiz (sav), şu hadisiyle Mehdi’nin de ahir zamanda tıpkı Hz. Süleyman ve Hz. Zulkarneyn gibi dünyaya hakim olacağını söylemiştir:

Tüm olarak, yeryüzünün meliki dört tanedir. Onların ikisi müminlerden, ikisi de kafirlerdendir. Zülkarneyn ve Süleyman müminlerdendir. Nemrud ve Buhtunnasır ise kafirlerdendir. YERE BEŞİNCİ OLARAK EHL-İ BEYTİMDEN BİRİ SAHİP OLACAKTIR. YANİ HZ. MEHDİ. (Mektubat-i Rabbani, 2/251)

İşte ayette belirtildiği gibi Müslümanların “kendilerinden öncekiler gibi” (yani Hz. Süleyman ve Hz. Zülkarneyn dönemi gibi) tam anlamıyla dünya çapında “güç ve iktidar sahibi” olmaları, İslam ahlakının tüm insanlar tarafından benimsenmesi, üzerlerindeki korku, baskı ve zulmün kalkıp tam anlamıyla güvene ve huzura kavuşmaları Hz. Mehdi devrinde yaşanacak güzelliklerdir. Bu hakimiyet, Hz. Süleyman (a.s.) ve Hz. Zülkarneyn (a.s.) dönemlerinden sonra hak dinlerin hiçbirinde Hicri 1400 yılına kadar yaşanmamıştır. Şimdi Hicri 1400’lerde Allah'ın izniyle bu ayet tecelli edecektir.

5– Hz. Mehdi’nin Hicri 1400’de yani içinde bulunduğumuz yüzyılda geleceği ise, Peygamberimiz (sav)’in hadisleri ışığında tüm büyük İslam alimlerinin ittifakla kabul ettiği bir bilgidir. Celaleddin es-Suyuti, el Berzenci gibi büyük alimlerin sahih hadislere dayanarak anlattıkları üzere;

Dünyanın ömrünün 7000 bin yıl olduğu...

Peygamberimiz (s.a.v.)’e kadar geçen zamanın 5600 yıl olduğu...

7000 yıldan 5600 yıl çıkarıldığında geriye içinde bulunduğumuz 1400 yılının kaldığı... (7000-5600=1400)

Ümmetin ömrünün de Hicri 1500'leri geçmeyeceği 

Açık ve nettir. 

Mehdi’nin gelişi, Hz. İsa’nın yeryüzüne dönüşü, Deccalin çıkışı, İslam ahlakının dünyaya hakim oluşu gibi hadiseler ehli sünnet alimlerinin ittifakıyla mütevatir, yani doğruluğunda şüphe olmayan konulardır. Bu hadiseler Hicri 1400'e kadar gerçekleşmediklerine, ümmetin ömrü de Hicri 1500'leri geçmeyeceğine göre Mehdi’nin gelişi için, içinde bulunduğumuz Hicri 1400’ler dışında bir devir kalmamaktadır.

(Bu konuyla ilgili kapsamlı bilgiyi daha önce yayınlanmış olan yazılarımızdan bulabilirsiniz. https://www.harunyahya.web.tr/tr/Ahir-Zamana-ait-Yeni-Bilgiler/14501/Peygamberimiz-(sav)-dunyanin-7000-yillik-omru-ifadesiyle-bir-takvim-baslangicina-dikkat-cekmektedir)

6– Tüm bunların yanı sıra Cübbeli Ahmet Hocamız’ın mürşidi olan kıymetli ve büyük zat Mahmut Efendi Hazretleri de Mehdi’nin bu yüzyılda geleceğini söylemektedir. Hatta, Mehdi’nin şu anda hayatta olduğuna dair konuşmalarını en yakın talebelerinden Mehmet Talu Hocamız buna bizzat şahit olan biri olarak defalarca anlatmıştır. Mahmut Efendi Hazretleri Ağustos 2013 tarihindeki bir konuşmasında, “Hz. Mehdi Aleyhisselama biat etmeden ölmeyeceğim” buyurmuşlardır.

7– Cübbeli Ahmet Hocamız’ın, Sn. Adnan Oktar’ın Mahmut Efendi Hazretleri ile yaptığı görüşmeler hakkındaki açıklamaları da gerçeği hiçbir şekilde yansıtmamaktadır. Sn. Adnan Oktar defalarca Mahmut Efendi Hazretleri’ni ziyarete gitmiş, her ziyareti esnasından Mahmut Efendi Hazretleri tarafından büyük bir sevgi ve teveccühle karşılanmıştır. Kendisi Hocaefendi’nin vaktini almamak düşüncesiyle erken kalkmak istediğinde ise Hocaefendi’nin ısrarıyla daha uzun süre misafirlikte kalmıştır. Bu ziyaretler esnasında orada bulunan gerek Hocaefendi’nin yakın talebeleri gerekse arkadaş camiamızdan bazı arkadaşlarımız Mahmut Efendi Hazretleri’nin Adnan Oktar’a karşı muhabbetinin ve teveccühünün canlı şahitleridir.


Özetle; sevdiğimiz ve değer verdiğimiz bir mümin kardeşimiz olan Cübbeli Ahmet Hocamız’dan beklentimiz, hiçbir hukuki dayanağı olmayan çirkin iftiralara dayanarak Müslüman kardeşleri hakkında sonrasında vicdanen rahatsızlık duyacağı bir yorum yapmamasıdır. Eminiz ki o da bizler gibi İslam ahlakının bir an önce dünyaya hakim olmasını, Allah’ın emri olan İttihadı İslam’ın gerçekleşmesini, İslam coğrafyasında oluk oluk akan kanın ve zulüm son bulmasını, dünyaya barış ve sevginin yayılmasını, eski vaazlarında gürül gürül anlattığı gibi Hz. Mehdi (as) ve Hz. İsa (as)’a talebe olmayı içten istemekte ve dua etmektedir. 

Allah bu dualarımızı bir an önce kabul buyursun inşaAllah.

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.