Demokrasi, adalet ve özgürlüğün savunuculuğunu yaptığı iddiasında olan Cumhuriyet gazetesinde ve Halk TV’de yazılarına ve yorumlarına yer verilen Sayın Barış Terkoğlu ilginç bir şekilde ısrarla tek tipçi, baskıcı, dayatmacı üslubundan vazgeçmemektedir. 

Bunun son örneklerinden birini de 20.01.2022 tarihli yazısında ortaya koymuştur. HER YAZISINDA VE KONUŞMASINDA HUKUK YOK DİYEN BARIŞ TERKOĞLU, KENDİ İFADESİYLE “OLMAYAN HUKUK"A GÖRE HAKKIMIZDA PEŞİN HÜKÜM VERMEKTE, YARGISIZ İNFAZ YAPMAKTADIR. 

Hukukun ve adaletin sadece kendisi gibi düşünenler için var olduğuna inandığı açıkça görülen yazı ve yorumlarının arkasında garip bir öfke ve intikam duygusu yoğun olarak hissedilmekte, bu duyguların kendisinin tarafsızlığını gölgelediği görülmektedir. 

KENDİSİNE VE ÇALIŞTIĞI KURUMLARA HATIRLATMAK İSTERİZ Kİ, 
Kendileri, çalışanları veya fikirdaşları
➤ Sabaha karşı operasyonlarla evlerinden yaka paça alındığında,
➤ Usulsüz arama tutanaklarıyla yasa dışı işlemler yapıldığında,
➤ Dijital verilerine hukuksuz olarak el konulup, aralarına sahte tutanaklar eklendiğinde,
➤ Haklarında sahte tanıklar konuşturulduğunda,
➤ Sahte belgeler üretilip yalan beyanlar verildiğinde,
➤ Cezaevinin buz gibi küflü koğuşlarına konulduklarında,
➤ Haksız ve hukuksuz tutuklamalara maruz kaldıklarında
UYGULANMASINI İSTEDİKLERİ TÜM KANUN MADDELERİ, GÖRMEK İSTEDİKLERİ ADİL VE VİCDANİ YAKLAŞIM, SADECE KENDİLERİ İÇİN GEÇERLİ OLAN DEĞİL, BU ÜLKENİN TÜM VATANDAŞLARINA UYGULANMASI GEREKEN HAKLARDIR. 
Dahası adaletsizlik ve hukuksuzluğa maruz kalan kendileri olduğunda ortalığı ayağa kaldırıp başkaları aynısı ve daha fazlasını yaşadığında desteklemeleri, hatta bizim davamızda olduğu gibi çok daha fazla hukuksuzluğun yapılmasını teşvik etmeleri kendilerinin de hiçbir zaman özlemi içinde oldukları adaleti göremeyeceklerinin göstergesidir. Zira adaletsizliği ve hukuksuzluğu teşvik etmek, kelimenin tam anlamıyla kendi oturdukları dalı kesmekten başka bir şey değildir.

Tüm bunların ötesinde “bizden olmayan ezim ezim ezilsin” anlayışının ülkenin siyasi atmosferine verdiği zarar da çok büyüktür. CUMHURİYET VE HALK TV KADROLARINDAKİ BAZI KİŞİLERİN İZANSIZCA “BİZDEN DEĞİLSE YOK OLSUN” ANLAYIŞI VE BU ANLAYIŞI PERVASIZCA DİLE GETİRİYOR OLMASI HALKIN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞUNU RAHATSIZ ETMEKTE, “DEMEK BAŞA GELİRLERSE BİZE HAYAT TANIMAZLAR” KORKUSUNUN YERLEŞMESİNE SEBEP OLMAKTADIR. Halkın geniş bir kesimi “BU ÇEVRELER İKTİDAR OLURSA MAZLUM, MASUM İNSANLARIN BAŞINA BELA OLABİLİR, ANADOLU İNSANINA HAYATI YAŞANMAZ HALE GETİREBİLİR” korkusu yaşamaktadır. Bu durum da haklı olarak bir çok insanı acaba söz konusu kişiler muhalefeti muhalefet kalmaya mahkum etmek için mi bu yazıları yazıyor, bu yorumları yapıyor diye düşündürtmektedir. 

Sayın Barış Terkoğlu’nun ise gün geçtikçe dozu artan bir öfkeyle adeta gözü kararmış bir şekilde Adnan Oktar davası hakkında gerçek dışı haberler yapması kanaatimizce, yaklaşık 30 yıldır çok yakın arkadaşımız olan, Adnan Oktar beyin en yakınlarından biri olan kuzeni Murat Terkoğlu’nun da bu davada sözde etkin pişman sanık olarak yargılanıyor olmasından kaynaklanmaktadır.

Husumetli müştekilerin ve bazı avukatların kendisiyle bağlantıya geçmeden önce Emniyette verdiği ifadesinde “turnike diye bir sistem hiç duymadım”, “kod adı diye bir şey yok”, “kimsenin cinsel saldırıya uğradığını görmedim” diye ifade veren Murat Terkoğlu, korkutulup baskı altına alındıktan sonra yeniden ifade vermek zorunda kalmış ve bir yığın yalanın altına imza atmaya mecbur bırakılmıştır.

Birkaç ay cezaevine girince, üstelik de Andolu’nun herhangi bir yerinde eski, küflü, izbe, kalabalık koğuşlarda azılı saldırgan katillerle, tecavüzcülerle değil Silivri Cezaevinde yüksek güvenlik önlemleri altında kaldığı halde, “duvarlar üzerime üzerime geliyor, yemek yiyemiyorum” diye feryat eden Barış Terkoğlu’nun kuzenine yapılan baskıya maruz kalsa onun on katı daha fazla yalanın altına imza atacağı görülmektedir. Bu sebeple cezaevinin ne demek olduğunu gayet iyi bilen Barış Bey’in kuzeninin neden böyle gerçek dışı beyanlar vermeye mecbur kaldığını çok iyi anladığını düşünüyoruz. 

SAYIN TERKOĞLU’NUN BU TUTUMU SEBEBİYLE GELECEK NESİLLER TARAFINDAN, “KUMPAS DESTEKÇİSİ, YARGISIZ İNFAZCI, HUKUK KARŞITI, SAHTE DEMOKRAT” OLARAK ANILMASINI İSTEMEDİĞİMİZ İÇİN 20.01.2022 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan yine baştan sona gerçek dışı ve hayal ürünü bilgilerle dolu olan yazısındaki ithamlarına cevap vermeden önce KENDİSİNE BİR KEZ DAHA ÇAĞRIDA BULUNMAK İSTİYORUZ: SAYIN BARIŞ TERKOĞLU SİZİN GİBİ DEMOKRASİYİ VE HUKUKU SAVUNAN BİR KİŞİYE HİÇ YAKIŞMAYAN ÖFKE, HIRS, GELECEK KORKUSU, BAZI MAHFİLLERE DESTEK OLMAK ZORUNDA KALMAK GİBİ SEBEPLERLE ADALETSİZLİĞİ TEŞVİK ETMEKTEN VAZGEÇİN. DERİN ODAKLARIN BASKISINDAN YILIP HUKUKSUZLUĞU SAVUNMAYIN. 


SERRA DOSYASINDAKİ YALANLAR VE GERÇEKLER 

Daha önceki yazılarımızda da ifade ettiğimiz gibi, bu konu Sayın Adnan Oktar ile hiçbir ilgisi olmayan bir velayet davasının konusudur. Konu, velayetinin annesinin yerine babasına verilmesini isteyen Serra isimli kızın, babası ile ortak kurguladığı ve velayet mahkemesinde anlattığı yalan bir beyandan ibarettir. Şöyle ki: 

Serra, annesinin üzerinde olan velayetinin, kendisine daha fazla maddi imkanlar sunacağını ve yanında daha rahat ve serbest hareket edebileceğini vaadeden, İran'da yaşayan babasına geçmesini istemektedir. Bu amaçla, velayetinin annesinden alınıp babasına verilmesini sağlamak için mahkemeye babasıyla birlikte kurguladıkları gerçek dışı bir iftira senaryosunu anlatmıştır. 

Bu iftira senaryosunda Serra, annesinin kendisini, yaşı küçük olmasına rağmen güya ileri yaştaki adamlara taciz ettirdiği ve onlarla evlendirmeye çalıştığı yalanın ortaya atmıştır. Bu asılsız, mesnetsiz, hiçbir delil, belge ya da şahide dayanmayan tümüyle uydurma bir iddiadır. Bununla birlikte, iddianın gerçek dışı olduğunun en önemli kanıtlarından biri de ne Serra'nın ne de babasının daha sonra bu sözde taciz iddiasının hiçbir zaman takipçisi olmamış, bu konuda hiçbir resmi makama herhangi bir şikayette bulunmamış olmalarıdır. 

Normal şartlarda, öz kızının tacize uğradığına inanan bir babanın göstermesi gereken en doğal tepki, refleks ve girişimlerin hiçbirini Serra’nın babası göstermemiştir. Dahası, Serra, babasıyla birlikte İran’a gittikten kısa bir süre sonra, orada umduğu ortamı bulamadığı için güya kendisini taciz ettirdiğini iddia ettiği annesinin yanına geri dönmek istemiştir. Bunun üzerine babası da öz kızını güya taciz ettiren annesinin yanına geri göndermiş, bunda bir sakınca görmemiştir. 

İşte bu baştan sona uydurma ve yalan olan taciz hikayesi, yıllar sonra Adnan Oktar davasının husumetli müştekileri tarafından Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız aleyhine kullanılmak istenmiş ve “Küçük Kız Çocuğu Kumpası” organize edilmiştir. SERRA DA BABASI DA, ADNAN OKTAR DAVASININ HUSUMETLİ MÜŞTEKİLERİNİN KENDİLERİYLE BAĞLANTIYA GEÇMESİNE KADAR YILLAR BOYUNCA HİÇBİR MAKAMA TACİZ ŞİKAYETİNDE BULUNMAMIŞLARDIR. Hatta, Serra annesi hakkında da, aradan geçen 8 yıla rağmen tek bir şikayette bulunmamıştır. TA Kİ ANNESİ, DOSYANIN HUSUMETLİ MÜŞTEKİLERİNİN 18 YAŞINDAN KÜÇÜK KIZINI KENDİ RIZASI DIŞINDA ALIKOYDUKLARINI, İÇKİLİ ORTAMLARDA BULUNDURDUKLARINI VE KAZAKİSTAN’A GÖTÜRDÜKLERİNİ SAVCILIĞA ŞİKAYET EDENE KADAR. Serra’nın annesinin kızını husumetli müştekilerin elinden kurtarmak, 18 yaşından küçük kızının içkili tekne gezilerinde dolaştırılmasına engel olmak için verdiği mücadelenin karşılığı, annenin haksız ve hukuksuz olarak büyük bir komplo neticesinde tutuklanması olmuştur. 

Özet olarak, geçmişte annesi ve babası arasındaki velayet davasında, babasının yanında yaşamak isteyen Serra’nın, VELAYETİNİN ANNESİNDEN ALINARAK BABASINA VERİLMESİ AMACIYLA ORTAYA ATTIĞI TACİZ İFTİRALARI, Sayın Adnan Oktar ve arkadaş camiamıza husumet besleyen kumpas çetesi tarafından geliştirilerek, hem dava dosyasında hem de medya ve basında infial oluşturmak amacıyla kullanılmaktadır. Tüm konu aslen bundan ibarettir. 

Konuyla ilgili detaylı bilgi ve açıklamaları bu siteden öğrenebilirsiniz :

https://serramohammadvalipour-gercegi.blogspot.com/p/serra-mohammad-valipour-gercegi.html


SAHTE KASETLER VE SAHTE SES KAYITLARIYLA KUMPASLAR KURULMASI DERİN DEVLETİN GELENEKSEL TAKTİĞİDİR

Kanaatimizce Sayın Barış Terkoğlu, sahte ses kayıtları, sonradan oluşturulmuş CD’ler ve videolar, sahte el yazıları vb yöntemlerle insanlara nasıl kumpaslar kurulduğunu gerek Oda TV gerekse Balyoz ve Ergenekon davalarından gayet iyi bilmektedir. Kendisi hakkında da istenildiği takdirde böyle bir kasetin, hatta bundan çok daha kapsamlısının ve görüntülü olanının sahte olarak hazırlanabileceğinin ve ortaya getirileceğinin de farkındadır. Bu tip sahte ses kayıtlarının ve kasetlerin hukuki olarak hiçbir değeri yoktur. Nitekim, Adnan Oktar dosyasındaki ses kayıtlarının tamamının üzerinde oynama yapılarak suni yöntemlerle oluşturulduğu, gerçek olmadığı, kumpasın bir parçası olduğu, bilirkişi raporlarıyla da ispatlanmıştır. 

Serra MohammadValipor ve annesine ait olduğu iddia edilen güya annesinin 9 yaşındaki çocuğunu evlendirmeye çalıştığı ses kayıtları ise baştan sona bir oyundan ibarettir. Serra’nın babasının velayetini alabilmek için, avukatlarının tavsiyesiyle kurgulanmış ve başrolünde Serra’nın yer aldığı bir oyundur. Bu kurgu kayıttaki ses Serra’nın annesine ait değildir. Alakasız bir kadınla konuşarak yapılan ve suni olarak oluşturulan ses kaydının gerçek olmadığı, geçersiz olduğu ortaya çıkmış ve kumpasçıların oyunu bozulmuştur. Barış Terkoğlu gibi bir gazetecinin ise sanki çok önemli bir delile ulaşmış edasıyla bu oyuna düşmesi ve okuyucularına sahte, kurgulanmış bir ses kaydını önemli bir bilgiymiş gibi yansıtması kendisinin meslek tarihine utanacağı bir olay olarak geçecektir.

Ayrıca, sözü edilen ses kaydı kesinlikle doğru olmamakla birlikte, her kumpasta olduğu gibi öyle niteliksiz ve akılsızca bir kurgu yapılmıştır ki, aralara serpiştirilen şeyler dahi Adnan Bey’in küçük çocuğa taciz gibi çirkin bir eylemin içinde asla olmayacağını göstermektedir. Sahte ses kaydında Adnan Bey’in evlenmeden böyle bir şeye yanaşmayacağı söylenmekte, burada titiz bir dindarlık görülmektedir. Haremlik selamlık gibi koyu dindarlığın göstergesi olan ortamlar anlatılmaktadır. Böyle koyu bir dindarlıktan bahsedilirken evlenmeden bir kadına veya kıza temas edilmeyeceği de açıktır. Bu durumda Serra Kumpası'nın temel iddialarından biri olan “küçük kız çocuğunun göğüslerini elledi” yalanı da yerle bir olmaktadır. Bu öyle niteliksiz bir kurgudur ki yalancılar bunu dahi düşünememişlerdir. 


SERRA’NIN ANNESİYLE BİRLİKTE ADNAN OKTAR’I ZİYARETE GELMESİ HAKKINDA GERÇEKLER

Sayın Adnan Oktar dünya çapında tanınan ve milyonlarca seveni olan bir yazar olarak A9 TV Stüdyolarında binlerce misafir kabul etmiş bir insandır. Bu misafirlerden biri de Serra’nın annesi Dilek Ç.’dir. Dilek Ç. kızı Serra ile birlikte sadece iki kere ve en fazla beşer dakika kadar Sayın Adnan Oktar ile görüşmüştür. A9 TV'nin stüdyo ortamında gerçekleşen bu iki görüşme de, Adnan Bey'in annesiyle selamlaşıp hal hatır sorması, Serra’ya da sadece adını, yaşını ve okulunu sorup hayır duası etmesinden ibarettir. 

A9 TV'deki canlı yayınlar arasında gerçekleşen bu görüşmeler esnasında ise, ortamda stüdyo çalışanı ya da yayın için gelen çok sayıda insanın oluşturduğu ciddi bir kalabalık da bulunmaktadır. Yani Adnan Bey ile Serra'nın ya da annesinin baş başa kaldıkları herhangi bir buluşma veya görüşme olması söz konusu bile değildir. 

Kaldı ki Sayın Adnan Oktar’ı bugüne kadar ailesiyle birlikte ziyaret eden tek küçük kız çocuğu da Serra değildir. Bugüne kadar annesi babası ya da akrabalarıyla birlikte Adnan Bey’i ziyarete gelen yüzlerce çocuk olmuştur. Tek bir tanesi dahi Adnan Bey ile yalnız kalmamış, tek bir tanesinin dahi 40 yıllık dönem boyunca bir şikayeti olmamıştır. 

ÜSTELİK BASINA DA YANSIDIĞI GİBİ SAYIN ADNAN OKTAR’IN ÇEVRESİNDE GÜZELLİĞİYLE DİKKAT ÇEKEN ÇOK SAYIDA GÜZEL HANIM ARKADAŞI BULUNMAKTADIR. BUNCA GÜZEL İNSANLA BİR ARADAYKEN, 9 YAŞINDA HENÜZ GÖĞÜSLERİ DAHİ BELİRGİNLEŞMEMİŞ BİR KÜÇÜK ÇOCUĞUN GÜYA “GÖĞÜSLERİNE ELLEMEK” İDDİASI HER ŞEYDEN ÖNCE TÜRK MİLLETİNİN AKLIYLA ALAY ETMEKTİR. ÇEVRESİNDE BİRBİRİNDEN ALIMLI VE ETKİLEYİCİ SAYISIZ GÜZEL HANIM BULUNAN, HEMEN HER GÜN AİLELERİYLE BİRLİKTE KENDİSİNİ ZİYARETE GELEN ÇOCUKLARLA DA GÖRÜŞEN VE BUGÜNE KADAR GÖRÜŞTÜĞÜ YÜZLERCE ÇOCUKTAN HİÇBİR ZAMAN BÖYLE BİR İTHAMA MARUZ KALMAYAN SAYIN ADNAN OKTAR’IN NEDEN TÜM BUNLARIN HİÇBİRİ DEĞİL DE GÜYA SERRA İLE SÖZDE BÖYLE BİR TEMASTA BULUNMASINA İHTİYAÇ OLDUĞU SORUSUNUN CEVABI KOSKOCA BİR BOŞLUKTUR. TEK BAŞINA BU DURUM KUMPASÇILARIN NASIL BÜYÜK BİR ÇELİŞKİ VE TUTARSIZLIK İÇİNDE OLDUKLARININ, ORTAYA ATTIKLARI YALANIN DAHA EN BAŞTA ÇÖKTÜĞÜNÜN AÇIK GÖSTERGESİDİR.

Ayrıca bu iki ziyaret, Serra ve annesinin kendi tatil dönemlerinde Türkiye’ye geldikleri tarihlerde gerçekleşmiş olup bu esnada Serra, zaten annesi ve üvey babası ile birlikte ve İsviçre’de yaşamaktadır. Yani, Serra’nın sözde Adnan Oktar’a getirtildiği iddiası da tamamen yalandır. Üstelik Serra ve annesi bu ziyareti yaptıktan sonra tekrar akrabalarıyla birlikte kaldıkları eve dönmüşler, her katında akrabalarının yaşadığı ortamda tek bir insana dahi Serra herhangi bir taciz veya tedirginlik hikayesi anlatmamıştır. 

Annesiyle birlikte gelip Adnan Oktar ile görüştükten sonra Serra ile görüşen onlarca insan, ki bunların arasında bir emniyet müdürünün eşi de bulunmaktadır, Serra’nın bu ziyarette ne kadar mutlu ve sevinçli olduğunu anlatmasına şahit olmuş, bu şahitliklerini de ilgili makamlara dilekçeleriyle bildirmişlerdir. Bir kız çocuğunun iddia ettiği gibi böylesine ciddi bir travma yaşaması sonrasında bunun psikolojik izlerini üzerinde taşımaması, yakınlarının da bunu fark etmemesi mümkün değildir. Serra’yı Adnan Oktar ile görüşmelerinin hemen ardından ve daha sonrasında gören herkes Serra’nın bu ziyaretten duyduğu mutluluk ve memnuniyetini sürekli ifade ettiğini anlatmaktadır. Değil herhangi bir taciz, en ufak tatsız bir durumla bile karşılaştığına dair zerre bir şey görmedikleri ve duymadıkları konusunda herkes hemfikirdir. 

SONUÇ OLARAK; KÜÇÜK KIZ SERRA’NIN TACİZE UĞRAMASI HİKAYESİ BAŞTAN SONA YALANDIR. ANNE DİLEK Ç. DE KIZININ, ADNAN OKTAR DOSYASININ HUSUMETLİ MÜŞTEKİLERİ TARAFINDAN ALIKONULMASINDAN ŞİKAYETÇİ OLMASI SEBEBİYLE HUSUMETLİ MÜŞTEKİLERİN HEDEFİ OLMUŞTUR. 

Dilek Ç. hakkında, ne 2018’de düzenlenen operasyon sürecinde ne operasyon sonrasında açılan soruşturma ve davada ne de sözde mağdur Serra’nın ifadelerinde hiçbir şikayet bulunmamaktadır. Ne var ki anne Dilek Ç., 18 yaşından küçük kızının Kazakistan’da alıkonulduğuna, ailesinden koparılarak teknelerde, alkollü ortamlarda kendisinden 20-30 yaş büyük erkeklerle bir arada tutulduğuna dair kumpasçılar hakkında ihbarda bulunup kızının kurtarılmasını talep edince birden bire güya kendi öz kızını taciz ettiren anne konumuna düşürülmüş ve tutuklanarak kumpas davasına dahil edilmiştir. 

Sayın Barış Terkoğlu’na yakışan da, yalanlar üzerine kurulu iftiraları destekleyerek adaleti engellemek değil, herkes için hukuktan yana olarak adaleti savunanlardan olmaktadır.

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.