Sayın Ebru Akel ile Sayın Murat Güloğlu, geçtiğimiz günlerde Show TV'de yayınlanan “Bu Sabah” isimli programda, uzun yıllar boyunca arkadaş camiamız arasında bulunmuş ancak Sayın Adnan Oktar ve camiamıza yönelik düzenlenen kumpas operasyonu sonrasında maruz bırakıldığı baskı ve tehditler ile zorlu cezaevi şartlarına ve fena muamelelere dayanamayarak kendi canını kurtarabilmek için arkadaşlarına iftira atmak (yani etkin pişman olmak) mecburiyetinde bırakılan Beril Koncagül'ün gerçek dışı bazı ifadelerine yer vermişlerdir. 

Program süresince de, gerçek dışı bu ifadeler üzerinden konunun demokrat, medeni ve aydın kişilikleriyle tezat, son derece şaşırtıcı bazı yorumlarda bulunmuşlardır.

Kendilerinin de bizler gibi özgürlüğün, sevginin, dostluğun tüm sokaklara hakim olduğu bir dünyada yaşamak istediklerinden emin olduğumuz bu kıymetli insanların, özgürlüğü sadece kendileri için değil herkes için istediklerinde, hayal ettikleri gibi bir dünya oluşacağını bildiklerinden eminiz. Gerek yayınlarından gerekse özel hayatlarından paylaştıkları fotoğraflardan kendilerinin de modernliği, güzelliği, estetiği, neşeyi, müziği, eğlenceyi sevdikleri görülen ve ışıl ışıl hayat dolu bir yaşamı teşvik eden Ebru Akel Hanım ve Murat Güloğlu Bey’i bu anlayışlarından dolayı takdir ediyoruz. Temennimiz o ki, biraz aşağıda yer vereceğimiz açıklamalar bir yana, her şeyden önce dünyaya iyiliğin ve sevginin hakim olması, insanların birbirine iyi niyetle ve anlayışla yaklaşması, kimsenin birbirini ezmediği ve yıldırmadığı bir ortamın oluşması için kendileri de ellerindeki medya imkanıyla daha çok gayret göstereceklerdir.

Öncelikle belirtmek isteriz ki camiamız 2018 Temmuz ayından bu yana dev bir kumpasla karşı karşıyadır ve bu kumpasın delilleri her geçen gün daha net olarak ortaya çıkmaktadır. Camiamıza yönelik bu kumpası hazırlayan derin devlet çetesi;

‼️ Ne operasyon öncesinde 2 yıl boyunca sürdürülen geniş çaplı ve detaylı teknik ve fiziki takip ile istihbarat çalışmalarında, 

‼️ Ne de Temmuz 2018 tarihinde arkadaşlarımızın yaşadıkları ev ve iş yerlerinden oluşan 200’e yakın adrese binlerce polisin katılımıyla eş zamanlı gerçekleştirilen polis operasyonunda

umduklarını bulamamış, yani Sayın Adnan Oktar'ı ve arkadaş camiamızı suçlayabilecek HERHANGİ BİR SUÇ FİİLİ YA DA SUÇ UNSURUNU ORTAYA KOYAMAMIŞLARDIR.

Durum böyle olunca, yapılan operasyon ve yürütülen soruşturma hukuken hiçbir şekilde meşru gösterilemeyecek derecede delilsiz ve dayanaksız kalmıştır. Onlar da bomboş dosyayı bir şekilde kendilerince doldurmak ve kanunlar önünde kendilerinden hesap sorulmasının önüne geçebilmek amacıyla pek çok hukuk dışı yol ve yönteme başvurmuşlardır. 

Bu yol ve yöntemlerden birisi ise; baskı, tehdit, korkutma, yıldırma, fena muamele ve eziyet yoluyla arkadaşlarımız arasından SAHTE ETKİN PİŞMANLAR DEVŞİRME YÖNTEMİDİR. 

Genç Hanımlar Nasıl Sahte Etkin Pişman Olmak Mecburiyetinde Bırakıldılar?

11 Temmuz 2018 tarihli polis operasyonu sonrasında gözaltına alınan ve hemen ardından tutuklanan arkadaşlarımız arasından BASKI, TEHDİT, YILDIRMA ve EZİYET YOLU İLE İFTİRACI TEMİN EDEBİLME BEKLENTİSİYLE hareket edilmiştir.

Tutuklanan tüm arkadaşlarımız bu amaçla, ilgili yasa ve yönetmeliklerin tümüne aykırı olarak özel talimatlarla yaşadıkları şehir dışındaki 10 farklı şehirde 18 cezaevine ayrı ayrı dağıtılmışlar, ardından ise; 

 AZILI KATİL ve PSİKOPATLARIN BULUNDUĞU EN TEHLİKELİ KOĞUŞLARA BİRER İKİŞER DAĞITILARAK,

 KENDİNİ SIK SIK JİLETLE DOĞRAYAN, EN TEMEL İHTİYAÇLARINI GİDERMEKTEN ACİZ, TUVALET YERİNE YATAĞINI KULLANAN, SÜREKLİ HALÜSİNASYON GÖRDÜĞÜ İÇİN ETRAFINA SALDIRAN, CİNAYET, GASP, UYUŞTURUCU, ADAM YARALAMA GİBİ SUÇLARDAN HÜKÜM GİYMİŞ KİŞİLERLE DOLU KOĞUŞLARA KONULARAK, 

 AŞIRI KALABALIK KOĞUŞLARDA TUVALET ÖNÜNDE ve KÜFLENMİŞ ISLAK BATTANİYELERLE YERLERDE YATMAYA MECBUR BIRAKILARAK,

 “KANTİN İHTİYAÇLARI İÇİN” YATIRILMIŞ OLAN PARALARINA DAHİ EL KONULUP ALENEN AÇLIĞA MAHKUM EDİLEREK,

 HASTALANANLAR DOKTOR MUAYENESİNDEN ENGELLENEREK, DÜZENLİ İLAÇ KULLANMAK MECBURİYETİNDE OLANLARIN İLAÇ TEMİNİNE İZİN VERİLMEYEREK,

 DİNDAR, MUHAFAZAKAR HANIMLAR TRAVESTİLERLE AYNI KOĞUŞLARDA KALMAYA MECBUR EDİLEREK

ve bunlara benzer her türlü insanlık dışı uygulamaya tabi tutularak KÖTÜ MUAMELE ve EZİYET YOLUYLA ETKİN PİŞMAN YAPILMAYA çalışılmışlardır.

Cezaevlerinde dosya savcılarının talimatıyla arkadaşlarımıza uygulanan bu açık zulüm devam ederken, bir yandan da Av. Fuat Selvi ve Av. Hüseyin Küçük isimli iki avukat devreye girmiştir. 

Bu avukatlar, daha önceden hiç tanımadıkları arkadaşlarımızın tutuldukları cezaevlerini tek tek dolaşarak kendilerine, “Devlet sizin üzerinizi çizdi”, “Suçunuz yok ama ömrünüzün sonuna kadar buradan çıkamayacaksınız” gibi sözler söyleyerek onları tehdit edip korkutmaya, “İstediğimiz şekilde ifade verirsen Çağlayan'ın arka kapısından seni çıkarır, kurtarırız” şeklindeki vaatlerle de aldatıp kandırmaya çalışmışlar, bu yolla arkadaşlarımız arasından etkin pişman devşirme faaliyetleri yürütmüşlerdir. 

Tutuklanan arkadaşlarımız, maruz bırakıldıkları tüm bu haksız, hukuksuz uygulamalar ve eziyetlerin yanında ekonomik ve mali bir kıskaca da alınmışlardır. Arkadaşlarımızın tüm para, gelir ve maddi varlıklarına, hatta ailelerinden kalan miras payları ile emekli maaşlarına dahi, hiçbir yasal dayanak olmaksızın, el konulmuş, zorlu cezaevi şartlarında bir de açlık ve sefalete mahkum edilmişlerdir. 

Tüm bu maddi-manevi işkenceler sonucunda, kumpasçıların yürüttükleri FENA MUAMELE ve EZİYET YOLU İLE CEZALANDIRMA YÖNTEMİ bir süre sonra MEYVELERİNİ VERMİŞ, zorlu cezaevi şartlarına dayanamayarak canları derdine düşen bazı arkadaşlarımız, kendilerini cezaevinden kurtarabilmek umuduyla kumpasçılar tarafından önlerine konulan düzmece ifade metinlerini imzalamak, işlemedikleri suçları üstlenmek ve Etkin Pişmanlık hükümlerinden yararlanabilmek için 20-30 yıllık arkadaşlarına iftira atmak zorundan kalmışlardır. 

İşte, Beril Koncagül de, maruz bırakıldığı baskı ve zulüm sebebiyle canını kurtarabilmek amacıyla kumpasçılar tarafından kendisine dikte ettirilen gerçek dışı ifade metinlerini imzalamak ve arkadaşlarına iftira atmak mecburiyetinde bırakılmış sözde etkin pişmanlardan birisidir.  Show TV'de yayınlanan “Bu Sabah” isimli programda da, Beril Koncagül'ün tabi tutulduğu böyle bir eziyet, baskı, tehdit, korkutma ve sindirme süreci sonucunda verdiği gerçek dışı beyanlarına yer verilerek bunlar üzerinden olmayacak, akıl ve mantık dışı yorumlar yapılmıştır.

Gerçekte ise, Sayın Adnan Oktar’ı çok derinden seven, Adnan Oktar ve arkadaşlarıyla birlikteyken hayat dolu, mutlu, sevgi içinde cıvıl cıvıl bir yaşam süren Beril Koncagül’ün söylemek zorunda bırakıldığı iftiralar nedeniyle kendisine hiçbir kırgınlığımız bulunmamaktadır.

Söz konusu programda yayınlanan, Beril Koncagül'e zorla dayatılmış gerçek dışı beyanlar ve bunlar üzerinden yapılan yorumlara ilişkin cevaplarımız ise şöyledir:

BİRİNCİSİ

Yayında Sayın Adnan Oktar'ın güya mahkemede parmak sallayarak Beril Koncagül'ü tehdit ettiğinden ve bu sebeple Adnan Bey hakkında dava bir açıldığından bahsedilmiştir. BU DOĞRU BİR BİLGİ DEĞİLDİR. BERİL KONCAGÜL, TIPKI DOSYADAKİ DİĞER BEYANLARINDA OLDUĞU GİBİ KURGU BİR HİKAYE ANLATARAK SAVCILIĞA BAŞVURMUŞTUR. ANCAK, BU BAŞVURU TAKİPSİZLİK ALMIŞ, ADNAN OKTAR HAKKINDA HERHANGİ BİR DAVA AÇILMAMIŞTIR. 

Beril Koncagül'ün gerçek dışı bu iddiası üzerine yürütülen savcılık soruşturması kapsamında mahkemeye ait güvenlik kameralarının incelenmesi neticesinde GERÇEKTE BÖYLE BİR OLAYIN HİÇ YAŞANMADIĞI ORTAYA ÇIKMIŞ VE BERİL KONCAGÜL’ÜN DOĞRU SÖYLEMEDİĞİ İSPATLANMIŞTIR.

Habere konu bu olayın gelişimi ise şöyledir;

Etkin pişman Beril Koncagül Silivri'deki yargılamaların başladığı 17.09.2019 tarihli ilk duruşmanın çıkışında hem (güya) Adnan Bey'in el sallamak suretiyle kendisini tehdit ettiğini iddia etmiş, hem de kime ait olduğu belli olmayan bazı sosyal medya paylaşımlarını mahkemeye sunarak bunlardan Adnan Bey ve arkadaşlarımızı sorumlu tutmuştur. Beril Koncagül bu hayali iddialarını aynı zamanda Silivri C.B.Savcılığına da taşımış ve suç duyurusunda bulunmuştur. 

Burada dikkat çeken çok önemli bir detay ise, bu olayın gelişiminin dava dosyasında yer alan bütün iddia, itham, iftira ve karalamaların suni bir biçimde oluşturulmasıyla birebir aynı olmasıdır. Gerçekte hiç yaşanmamış bir olay hakkında sanki "olmuş gibi" gerçek dışı beyanlar verilmekte, bu durum basına yansıtılmakta, basında bu hayali bir olay üzerinden yaygara yapılmakta, ardından da savcılık başvurusu ile suç duyurusunda bulunularak oluşturulan suni kamuoyu infiali kullanılarak ceza verdirilmeye çalışılmaktadır.

Ancak, Silivri C.B.Savcılığınca yürütülen 2019/11222 sor. numaralı soruşturma neticesinde, Beril Koncagül’ün iddialarının doğru olmadığı tespit edilerek 28.02.2021 tarih 2021/2996K sayılı KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA dair karar verilmiştir. 

Savcılık tarafından yapılan soruşturma kapsamında 17.09.2021 tarihli duruşmanın görüntüleri mahkemeden celbedilmiş ve bilirkişilerce incelenmiştir. Bunun üzerine hazırlanan CD inceleme tutanağında, “İDDİA EDİLEN EYLEMLERİN YAŞANMADIĞI” resmi olarak da belgelenmiştir. 

YANİ SAYIN ADNAN OKTAR'IN, BERİL KONCAGÜL’Ü TEHDİT ETMEDİĞİ VE KENDİSİNE EL BİLE SALLAMADIĞI BİLİRKİŞİ RAPORUYLA VE MAHKEME KARARIYLA İSPATLANMIŞTIR. 

Ayrıca Silivri C.B.Savcılığı, Beril Koncagül vekili tarafından dosyaya sunulan sosyal medya paylaşımlarını da incelemiş ve BU PAYLAŞIMLARIN SAYIN ADNAN OKTAR ile HİÇBİR BAĞLANTISININ BULUNMADIĞINI, ayrıca paylaşımların içeriğinde HERHANGİ BİR SUÇ UNSURUNA DA RASTLANMADIĞINI 28.05.2021 tarih, 2021/2996K. sayılı takipsizlik kararında şöyle gerekçelendirmiştir: 

“...21/04/2021 tarihli CD İNCELEME TUTANAĞI'NDA ŞÜPHELİNİN MÜŞTEKİYE EL SALLAYARAK SELAM VERME ŞEKLİNDE BİR EYLEMİNİN BULUNMADIĞININ BELİRTİLMESİ KARŞISINDA; MÜŞTEKİNİN ŞÜPHELİ TARAFINDAN TEHDİT EDİLDİĞİ İDDİALARININ SOMUT DELİLLER İLE DOĞRULANAMAYAN SOYUT İDDİA MAHİYETİNDE KALDIĞININ ANLAŞILDIĞI ... ”

“.... müşteki vekili tarafından dosyaya sunulan söz konusu paylaşımların tarafımızca incelenmesi sonucunda paylaşımların herhangi bir tehdit ya da başkaca suç unsuru içermediğinin anlaşıldığı ...” 

Görüldüğü üzere, Beril Koncagül gerçekte hiç var olmayan hayali bir iddia ortaya atmış ve bunun üzerinden Sayın Adnan Oktar'ı haksız ve hukuksuz bur biçimde suçlamaya ve ceza aldırmaya çalışmıştır. Silivri C.B.savcılığınca verilen bu karar ise Beril Koncagül'ün, ETKİN PİŞMANLIK YASASININ GETİRDİĞİ İMKANLARDAN FAYDALANIP KENDİSİNİ HAPİSTEN KURTARABİLMEK İÇİN MASUM İNSANLARA NASIL İFTİRA ATABİLDİĞİNİ ve uydurma hayali senaryolar üretmede ne derece “maharetli” olduğunu açık şekilde ortaya koymaktadır. 

İKİNCİSİ

Yayında Beril Koncagül'ün şu anki yani sahte etkin pişman olmak zorunda kaldıktan sonraki fiziki görünümü, kendisinin arkadaş camiamız arasında bulunduğu dönemde güya baskı veya eziyet gördüğü, yaşadığı travma sebebiyle de saçlarının dökülüp peruk kullanmak zorunda kaldığı şeklinde yorumlanmaya çalışılmıştır. 

Ancak program sunucularının Beril Koncagül'ün şu anki fiziki görünümü üzerinden uzman psikolog veya bilirkişi edasıyla yaptıkları yorumlar baştan sona, ya yanlış bilgilendirildiklerinin ya da konuyu hiç anlamadıklarının göstergesi olmuştur. 

Çünkü, Beril Koncagül kumpas davası neticesinde tutuklanıp cezaevine atılmadan önce, yani arkadaşlarımızla bir arada olduğu dönemde son derece neşeli, sevecen, hayat dolu, gezip dolaşmayı, alışveriş yapmayı, sporu ve dans edip eğlenmeyi seven, hayattan zevk alan bir genç kadındı. 

Beril Koncagül'ün kendisine ait sosyal medya hesaplarından paylaştığı geçmişteki mutlu günlerine ait sayısız paylaşım bu gerçeğin en somut örnekleri arasındadır: 

Program sunucuları Murat Güloğlu ile Ebru Akel’in kanaatimizce yanlış bilgilendirilmeleri ya da hiç üzerinde düşünmeden konuşmaları çok açık bir gerçeği görememelerine sebep olmuştur. 

Beril Koncagül’ün sözde etkin pişman olduktan sonraki görüntüleri, bu hanımın eski yaşantısı sebebiyle değil, kumpas operasyonu sonrasında cezaevinde maruz bırakıldığı tehdit ve şantajlar ile eziyet ve fena muameleler sebebiyle fiziki ve ruhsal bir çöküntüye uğramış olduğunun ispatıdır. 

Beril Koncagül'ün tutuklanmadan önceki yüz ifadeleri ile etkin pişman olarak devşirilmesi sonrası cezaevinden salıverildikten sonraki yüz ifadeleri bir ilkokul çocuğunun dahi anlayacağı netlikte bu gerçeği ortaya koymaktadır.

ÜÇÜNCÜSÜ

Programda Sayın Adnan Oktar hakkında ileri sürülen “Sahte Mehdi” ithamı da gerçek dışı olmasının yanında son derece yakışıksız bir iftiradır. Böyle bir ithamda bulunabilmek için, öncelikle Sayın Adnan Oktar'ın kendisinin Mehdi olduğunu iddia ettiği bir açıklamasının olması gerekir. 

Ne var ki Sayın Adnan Oktar'ın hayatının hiçbir döneminde Mehdilik iddiası olmadığı gibi, aksine KENDİSİNİN MEHDİ OLMADIĞINA VE ASLA MEHDİLİK İDDİASINDA BULUNMAYACAĞINA DAİR ONLARCA DEFA YEMİN ETTİĞİ bilinen bir gerçektir. Buna rağmen bir insana zorla “senin Mehdilik iddian var, sen sahte Mehdisin” demenin son derece yakışıksız bir tutum olduğu da ortadadır. Bu anlamsız ısrar ne Ebru Akel hanımın nezaketine ne de Murat Güloğlu beyin görgüsüne yakışmamaktadır. 

Kaldı ki eğer bir şeyin sahtesi varsa, gerçeği de vardır. O zaman, “Gerçek Mehdi kimdir ya da nerededir?” soruları karşımıza çıkmakta, Sayın Adnan Oktar'a sahte Mehdi yakıştırmasında bulunanların bu sorulara da cevap vermeleri gerekmektedir.

Ayrıca, Sayın Adnan Oktar'ın Mehdiyet konusunda araştırmalar yapması ve bu güzel müjdeyi gündeme getirmesinin bir “mehdilik iddiası” olarak anlaşılıp yorumlanması da aslında baştan sona bilgisizlikten kaynaklanan bir durumdur. Bir insanın her konuda bilgisi olmayabilir ama sanki bilgisi varmış gibi yorumda bulunması yakışık almamaktadır. 

Öncelikle şu açık ve net gerçeği tekrar vurgulamak isteriz ki Mehdiyet konusunu anlatmak, gündeme getirmek, Mehdi'yi müjdelemek Peygamberimiz (sav)’in iman edenlere tavsiyesi olup hiçbir zaman bir Mehdilik iddiası değildir

Mehdiyet konusu Müslümanların, tarihin en büyük zulüm, fitne acı, katliam ve işkencelerine uğratıldığı içinde bulunduğumuz Ahir Zaman için büyük bir kurtuluş müjdesi, müminler için çok büyük bir şevk ve heyecan vesilesidir.

Bu sebeple, İslam tarihi boyunca yüzlerce Müslüman alim, müceddid ve mübarek şahıs Peygamber Efendimiz (sav)’in “Mehdi ile Müjdelenin” (Müsned-i Ahmed, c. 3, s. 37) hadisine uyarak insanları Mehdiyetle müjdelemişlerdir. Ancak hiç kimse de bu yüzden onları Mehdiyet iddiasında bulunmakla itham etmemiştir. 

İmam-ı Rabbani, Muhyiddin Arabi, Celalleddin Suyuti, Muhammed B. Resul Berzenci, İmam Şarani, Bediüzzaman Said Nursi, Süleyman Hilmi Tunalı, Esad Coşan... Mehdiyet konusunu sıklıkla gündeme getiren ve Müslümanları Mehdi ile müjdeleyen yüzlerce alimden sadece bazılarıdır.

Dolayısıyla, Peygamber Efendimiz (sav) tarafından verilmiş böyle kutlu ve güzel bir müjdeyi insanlara hatırlattığı ve Peygamberimiz (sav)’e hürmeti ve inancı gereği sürekli gündemde tuttuğu için SAYIN ADNAN OKTAR’A “SEN MEHDİLİK İDDİA EDİYORSUN” İFTİRASIYLA AKIL ALMAZ VE ACIMASIZ KOMPLOLAR KURULMASI DA BÜYÜK BİR ZULÜMDÜR. 

DÖRDÜNCÜSÜ

Program sunucuları, A9 TV'deki canlı yayınlara katılan bazı hanımların program esnasında giydikleri dekolte kıyafetleri, makyaj ve saç stillerini, dans ve eğlencelerini de eleştiri konusu yapılmışlardır. 

Öncelikle, bizzat kendisi de mini etek ve dekolte kıyafetleri sevip tercih eden dans edip eğlenmekten zevk alan hatta balerin olan, televizyonlarda medikal estetik, botoks ve dans üzerine programlar yapıp sunan, her zaman güzel ve kaliteli görünmeye, böyle bilinmeye özen gösteren Sayın Ebru Akel'in kendisine oldukça yakışan ve son derece de normal olan bu davranışlar üzerinden hanım arkadaşlarımızı eleştirmesini yadırgadığımızı belirtmek isteriz. 

Ayrıca, Sayın Akel'in programı birlikte sunduğu Mural Güloğlu'nun da basında çıkan fotoğrafları ile kendisine ait sosyal medya paylaşımlarından, kendisinin de estetik ve kaliteden etkilenen, gezip dolaşmayı ve eğlenmeyi seven, genç ve yakışıklı görünüp bilinmek arzusunda bir insan olduğu anlaşılmaktadır. 

Bizlere göre Sayın Akel ile Sayın Güloğlu'nun bahsettiğimiz bu gayretleri normal şeyler olup bunlarda yadırganacak ya da eleştiri konusu yapılacak hiçbir şey de bulunmamaktadır. Ancak şaşırtıcı olan ve bizim yadırgadığımız durum, Sayın Akel ile Sayın Güloğlu'nun kendilerinin bizzat sevip benimsedikleri ve yaşamaya özen gösterdikleri yaşam tarzı üzerinden sanki bunlar bir suçmuş gibi bazı hanım arkadaşlarımızı eleştirmeye çalışmalarıdır. Kendi zevkleri ve anlayışları doğrultusunda, anlayabildikleri kadarıyla “güzellik” kavramına dair yorumları olabilir, ancak yorum ve ifade hürriyeti sınırlarını aşarak gerçek dışı bilgileri izleyicileriyle paylaşmaları basın ahlak ilkeleriyle çelişmektedir. 

Sayın Adnan Oktar'ın, kız arkadaşlarını güya hayatının aşkına benzetebilmek için estetik ameliyat yaptırmaya zorladığı, hanımlara zor ve baskı uyguladığı gibi akıl ve izan dışı iddiaları sanki şahit oldukları sabit bir gerçekmiş gibi anlatmaları dürüstlükleriyle çelişen bir durum olmuştur. Yaklaşık 3 yıldır devam eden yargılama boyunca bu iddiaları destekleyen tek bir delil bile ortaya konulamamıştır. Ne bir delil ne de bir doktor raporu vb. belge sunmadan “ben söyledim oldu” şeklindeki dedikoduvari üslupların ülkemiz medyasına hiç yakışmadığı kanaatindeyiz.

 

BEŞİNCİSİ

Sayın Akel ile Sayın Güloğlu bir gün sonraki programlarında Cübbeli Ahmet Hoca adıyla tanınan Ahmet Mahmut Ünlü'den bahsederken kullandıkları “seviyoruz Cübbeliyi, kendisine selam ediyoruz” şeklindeki sözleri da oldukça dikkat çekicidir. 

Zira, birçok televizyon kanalı ve programı gibi Sayın Akel ile Sayın Güloğlu'nun da, Cübbeli Ahmet Ünlü’yü -kendisini tenzih ederiz ancak- bir hoca olarak değil de 

 Bir eğlence konusu olarak gördükleri, 

 Cübbeli Ahmet Hoca’nın yapmış olduğu bazı mantık ve bilim dışı izahların onları güldürüp eğlendirdiği, 

 Cübbeli Ahmet Hoca’nın dini anlatıyor olmasından gençler üzerinde bir etkisi olacağına inanmadıkları için herhangi bir rahatsızlık duymadıkları 

 Tüm televizyon kanallarının da bu sebeple kapılarını ardına kadar kendisine açtıkları 

bilinen bir gerçektir. 

Oysa, bunun aksine Sayın Adnan Oktar ve arkadaş grubumuzun yapmış olduğu anti-Darwinist, anti-materyalist kültürel çalışmalar sayesinde Darwinizm'in dünya çapında yenilgiye uğramış olması malum çevreleri kızdırıp rahatsız etmekte, kanaatimizce bu sebeple Adnan Bey ve camiamıza yönelik içten içe gizli bir öfke beslenmekte, bu öfke de gerçek dışı, iftiralar içerikli yayınlarla dışa vurmaktadır. 

Tekrar ifade etmek isteriz ki Sayın Ebru Akel ile Sayın Murat Güloğlu gibi kaliteli, modern ve medeni insanlara yakışan tutum ve davranış şekli, olaylara ideolojik ve tarafgir yaklaşarak haksızlığı ve adaletsizliği savunup alkışlamak değil, dürüstlüğü ve hakkaniyeti savunup sevgiyi ve samimiyeti ön plana çıkartmaktır. 

Çünkü Türkiye’nin dostluğa, kardeşliğe, birbirini anlamaya, birbirini dinlemeye, ön yargılı olmamaya, güzel söz ve sevgide ittifak etmeye bugün her zamankinden daha çok ihtiyacı bulunmaktadır. 

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.