Sayın Abdurrahman Dilipak,

Daha önce kaleme almış olduğunuz birçok yazınızda olduğu gibi, geçtiğimiz günlerde yayınlanan ve sanal gerçeklik evreni olarak adlandırılan “metaverse” dünyasına ilişkin komplo teorileriyle dolu yazınızda da, konu ile uzaktan yakından hiçbir alakası olmamasına rağmen Sayın Adnan Oktar'dan bahsetmektesiniz

40 yılı aşkın süredir devam eden anti-Darwinist, anti-materyalist ilmi ve kültürel faaliyetleri sayesinde Sayın Adnan Oktar'ın, 

>> Allah'ı inkar felsefesi üzerine inşa edilmiş olan Evrim Teorisini dünya çapında yıkıp yenilgiye uğratmış olduğunu, 

>> Milyonlarca insanın hidayete ermesine ve Müslüman alemi üzerindeki yeis perdesinin kalkmasına vesile olduğunu

birçok Müslüman kardeşimiz ve büyüğümüz gibi sizin de gayet iyi bildiğinizden eminiz.

Konu her ne olursa olsun, yazılarınızda bir şekilde Sayın Adnan Oktar'dan bahsetmenizin, bunu yaparken de kendisi hakkındaki hiçbir delile dayanmayan itham ve iftiralara yer verip bunları yaygınlaştırmanızın, vicdana ve hukuka aykırı gerçek dışı yorumlarda bulunmanızın Kuran'a uygun bir tavır olmadığını belirtmek isteriz. Kanaatimizce bu tavrınız bir Müslümanın sahip olması gereken adil, dengeli, ve itidalli tutum ile alenen çelişmekte ve sizin gibi bir büyüğümüze yakışmamaktadır.

Yazılarınızda, Sayın Adnan Oktar'ın 40 yıldan bu yana İslam alemi için dünya çapında yürütmüş olduğu ilmi, fikri, imani ve kültürel faaliyetlerinden hiç bahsetmediğiniz gibi sizin kendinizin de Müslümanların maneviyatına faydalı olacak iman hakikatlerine, Kuran mucizelerine ve Kuran ayetlerine yazılarınızda neredeyse hiç yer vermiyor oluşunuz da oldukça garip ve anlaşılmaz bir durumdur. 

Oysa sizin gibi, Müslümanlara örnek olabilecek konumda olan bir yazara yakışan, insanları içi boş endişelere, anlamsız komplo teorilerine, yeise düşmelerine sebep olabilecek değersiz bilgilere değil, sevgiye, imana, derinliğe, manevi bilince yönlendirmek olmalıdır.

Özellikle, Müslümanların dünya çapında baskı altına alınıp ezildikleri ve zulme uğratılıp etkisizleştirilmeye, yıldırılmaya ve yılgınlaştırılmaya çalışıldığı böyle bir dönemde, onların imanlarını güçlendirecek bir atak ya da insanların imanına vesile olacak bir çalışma yapmayıp onun yerine sürekli komplo teorilerinden bahsediyor olmak, açıktır ki faydadan çok zarara sebep olabilecektir. 

Elbette, Müslümanları potansiyel tehlike ve tehditlere karşı uyarmak da gereklidir. Ancak, bunu yaparken Müslümanlara Kuran’ın onlara kazandırdığı hamiyeti, aklı, feraseti, irfanı, manevi gücü hatırlatmak, olumlu, şevklendirici, olayların ardındaki hikmet ve hayırları ortaya koyan bir üslup kullanmak son derece hayati önem taşımaktadır. Söz konusu tehlikelere karşı nasıl ve ne şekilde tedbir alabileceklerini insanlara anlatmadan, “yandık, bittik, kuşatıldık, yenildik” şeklinde karamsarlığa ve umutsuzluğa itecek negatif telkinler vermek doğru bir yöntem olmadığı gibi, aksine İslam karşıtlarını sevindirecek bir tavırdır. 

İslam alemini kurtaracak olan komplo teorilerini yaygınlaştırmak değil, insanları Allah’tan uzaklaştıran felsefelerin bilimsel olarak yıkılması, Kuran’ın gerçeklerinin akılcı ve samimi bir üslupla anlatılması ve açık şuurlu bir nesil yetiştirilmesidir. 

Bu sebeple Kuran'a uygun olan ve Müslümana yakışan tavır ve davranış şeklinin, mesnetsiz ve mantıksız iddialar ile komplo teorileri üretmek yerine, Kuran ile düşünüp Kuran ile hareket ederek Müslümanların imanlarını arttıracak, dinden uzak kimselerin de iman etmelerine, Allah'a yakınlaşmalarına vesile olacak faaliyetlerde bulunmak olduğunu bir kez daha kamuoyu önünde hatırlatmak isteriz. 

Saygılarımızla...