Geçtiğimiz günlerde Show TV'de yayınlanan ve sunuculuğunu Sn. Ebru Akel ile Sn. Murat Güloğlu'nun birlikte yaptıkları “Bu Sabah” isimli programda, camiamıza mensup hanım arkadaşlarımızın dindarlıklarını sorgulayan ve insanları güya kandırmakla itham eden art niyetli ve yakışıksız bir habere imza atılmıştır. 

Haberde, kamuoyunda “Adnan Oktar davası” olarak bilinen davanın husumetli şikayetçilerinin avukatı Andaç Maraşlıoğlu tarafından mahkemeye sunulan bir kitapçıktan bahsedilmiştir. On binlerce takipçisi olan sosyal medya fenomeni bazı hanım arkadaşlarımızın geçmişte paylaştıkları mayolu, bikinili ya da dekolte kıyafetli fotoğraflarının bu kitapçıkta toplandığı belirtilerek bunlar üzerinden arkadaşlarımızın dindarlıkları sorgulanmaya çalışılmıştır. 


Göz Ardı Edilen Esas Konu ise, Hakkımızdaki Hayal Ürünü İthamlara Artık Şikayetçi Avukatlarının Bile İnanmıyor Oluşudur

Sayın Adnan Oktar ve arkadaş camiamızın yargılandığı kumpas davasında, sözüm ona yaşı küçük kız çocuklarına taciz ve tecavüz edilmesinden tutun da casusluktan vatan hainliğine, cinayetten intihara varıncaya kadar akla hayale sığmayan asılsız, uydurma ithamlar kurgulanmışken, BUNLARIN HİÇBİRİNİN DEĞİL DE, SADECE ARKADAŞLARIMIZIN GİYDİKLERİ BİKİNİ, MAYO VE DEKOLTE KIYAFETLERİN KONUŞULUYOR OLMASI son derece dikkat çekicidir. Üstelik televizyon kameralarına röportaj verip bu magazinsel konuları sanki birer suç konusuymuş gibi anlatan kişi de bizzat şikayetçilerin avukatıdır.

Bu durum, dava dosyasının hayal ürünü uydurma senaryolarla doldurulmuş olduğunun ve ortada tek bir suçun dahi olmadığının en açık göstergelerindendir. Bu tür televole gündemlerden medet umulmaya çalışılması, dosyadaki itham ve iddiaların hiçbir gerçekliği ve  inandırıcılığı olmadığını bir kez daha gözler önüne sermiştir.

BUNA ARTIK ŞİKAYETÇİ AVUKATLARININ BİLE KANAATİ GELMİŞTİR. ORTADA KONUŞULABİLECEK HERHANGİ BİR SUÇ OLMADIĞI İÇİN DE DOSYAYI MAGAZİNSEL KONULARLA ISITIP GÜNDEMDE TUTMAYA ÇALIŞMAKTADIRLAR. 

“Bu Sabah” isimli program sunucuları Ebru Akel ile Murat Güloğlu'nun habere ilişkin tavırlarına dönecek olursak, insanların giyim kuşam tarzlarına ya da dış görünüşlerine bakarak dindarlıklarını sorgulamanın son derece yanlış ve yakışıksız bir tutum olduğunu ve kimsenin böyle bir hakka sahip olmadığını da kendilerine bir kez daha hatırlatmak isteriz.

Dekolte kıyafetler giydikleri için hanım arkadaşlarımızın dindarlıklarını sorgulayan ve güya insanları kandırmakla itham eden Sn. Ebru Akel (üstte)

Kaldı ki Sayın Ebru Akel de, güzelliğinin ve çekiciliğinin yanında, dekolte ve mini kıyafet tercihleriyle tanınan ve sevilen bir televizyon sunucusudur. Yapmış olduğu programlarda giydiği dekolte ve mini kıyafetlerle kendisinden sıklıkla söz ettiren, güzelliğini sergileyip izleyicilere göstermekten de çekinmeyen bir insandır. 

Kanaatimizce Sn. Ebru Akel, hem giyim kuşamı ve kıyafet tercihleri kendisine çok yakışan hem de gayet güzel ve aynı zamanda dindar bir hanımefendidir. Kimsenin çıkıp da kıyafetleri üzerinden Sn. Ebru Akel'in dindarlığını sorgulama hakkı bulunmamaktadır.

Ancak Akel'in yayında, dekolte giyinen ya da bikini veya mayo ile denize giren bir kadının Müslümanlığından, dindarlığından bahsetmesinin mümkün olmadığı yönündeki ifadeleri son derece yanlış bir mantığın ve ciddi bir bilgi eksikliğinin ürünüdür. Mayo giyen erkeklerin dindarlıkları ya da samimiyetleri tartışma konusu yapılmazken, dekolte kıyafet giyen kadınların “dindarım diyemeyeceklerini” öne sürmek, Sn. Güloğlu ve Sn. Akel'in bakış açılarının son derece hatalı, ufuklarının oldukça dar olduğunu göstermektedir.

Zira, kadınlar yaratılış olarak estetik ve güzel varlıklar oldukları için pek çoğunun tıpkı Ebru Akel gibi güzel görünmek, kendisini göstermek ve beğenilmek istemesi, bundan da zevk alıp mutluluk duyması son derece doğal bir durumdur. 

Mayolu ve bikinili fotoğraf paylaşımları sebebiyle haber konusu yapılan bazı hanım arkadaşlarımız da, on binlerce takipçileri olan, sosyal medya hesaplarından paylaştıkları fotoğrafları binlerce beğeni alan, kıyafetleri, aksesuarları, saçları ve makyajları genç kız ve kadınlar tarafından hayranlıkla takip edilen sosyal medya fenomenleridir. Dolayısıyla, camiamıza mensup hanım arkadaşlarımızın da tıpkı Ebru Akel ve diğer tüm hanımlar gibi güzelliklerini göstermek istemeleri son derece normal ve olağan bir durumdur. Bunda yadırganacak veya şaşılacak bir yön bulunmamaktadır.


Programın İzlenmesinin Yegane Sebebi Ebru Akel’in Estetik Görünümü ve Güzelliğidir 

Nitekim habere konu olan “Bu Sabah” isimli programın izlenmesinin de asıl sebebi, programın kadın sunucusu Sn. Ebru Akel'in güzelliği ve çekiciliğidir. 

Benzer içerikli diğer programlar da yine bakımlı, şık, temiz, kaliteli ve güzel hanımlar tarafından sunuldukları için tercih edilip izlenmektedir. İzleyiciler de bu güzel hanımların hatırına, yanlarındaki bilir bilmez her konuda üst perdeden ahkam kesmeye çalışan bazı erkek sunucuların yoğun cehalet ve saçmalık derecesinde tutarsızlıklar içeren, kıraathane üslubuyla yaptıkları sıkıcı konuşmalara zoraki tahammül etmektedir. 

Söz konusu programda da sunucu Murat Güloğlu’nu görünümü ya da anlattıkları için izleyen kimse olmadığı gibi, kendisine sadece Sn. Ebru Akel'in güzelliğinin hatırına mecburen katlanılmaktadır. Tıpkı Kanal D televizyonunda yayınlanan “Neler Oluyor Hayatta” isimli programa yalnız çıksa kendisini kimsenin izlemeyeceği için Nur Tuğba Algül isimli güzel sunucu ile birlikte program yapan Hakan Ural örneğinde olduğu gibi. 

Eğer cesaret edip de denemek isterlerse, adı geçen erkek sunucuların programlara bir günlüğüne yalnız çıkmaları halinde dibe vuracak izlenme oranları acı gerçeklerle yüzleşmeleri için kendilerine yeterli olacaktır.


Kendi Dininin Vaizi Olan Program Sunucuları

Program sunucuları Murat Güloğlu ve Ebru Akel, kendilerince hanım arkadaşlarımızı dekolte kıyafetler giydikleri için dindar olamayacakları, dini konuşmalar yapamayacakları ve dini anlatamayacakları ile itham etmektedirler. Ancak, bunu yaparken farkında varamadıkları çok garip bir duruma düşmekte, kendileri de adeta kendi dinlerinin vaizliğini yapmaktadırlar. 

Süreki olarak üst perdeden ve akıl verir bir üslupla, durmaksızın “İnsanlar şöyle yapsın, böyle yapmasın, falanca kişi tutuklansın, filanca serbest bırakılsın, şunun yaptığı doğru, bunun ki yanlış” şeklinde vaazlar vermekte, tıpkı din alimleri gibi insanlara nasihat verip hocalık yapmaktadırlar. BU YÖNLERİYLE, MENSUP OLDUKLARI GARİP BİR DİNİN EKRAN VAİZİNDEN FARKLARI BULUNMAMAKTADIR. 

Üstelik bunu yaparken Allah'tan hiç bahsetmemeleri, olayları Kuran ile değil, kendi kafalarına, alışkanlıklarına, tarzlarına daha da acısı çıkarlarına uygun biçimde değerlendirmekte, üstelik de bu akla ziyan vaazların karşılığında para almaktadırlar.

Ancak yaptıkları konuşma, yorum ve açıklamaların akılcı, mantıklı, bilimsel ya da hukuki bir yönü olmadığı için, konuşmaları genelde kahvehane ortamlarına hakim olan hayali, uydurma, halk arasındaki tabirle "geyik" muhabbetinden öteye gitmemektedir. Türkiye’nin dört bir yanındaki binlerce kıraathanede de günde defalarca “dünya kurtarılmakta”, “dahiyane çözümler üretilmekte”, “muazzam tespitlerde” bulunulmaktadır. 

Bu içi boş, fuzuli muhabbetlerin milletimize faydası ne kadarsa söz konusu program ve benzerlerindeki dayanaksız, anlamsız, mantıksız konuşmaların faydası da o kadardır. Yani, hiçbir faydası bulunmamaktadır. 


Devletin Verdiği Ruhsatlı Silahlarla Suç Örgütü Olunmaz!

Program sırasında Murat Güloğlu, arkadaş camiamıza yönelik olarak silahlı suç örgütü ithamında da bulunmuştur. Kendince bu iddiasını desteklemek için de, Temmuz 2018'de gerçekleştirilen operasyon esnasında polis tarafından toplanarak adli emanete alınan, arkadaşlarımıza ait taşıma ruhsatlı silahların birarada görüntülendiği video ve fotoğrafları kullanmıştır.

Silah ruhsat başvurusu sahipleri hakkında, devlet tarafından Valilikler, Emniyet Müdürlükleri'nin ilgili şubeleri ve en son da İçişleri Bakanlığı tarafından titiz bir inceleme ve araştırmanın yapıldığından ise hiç bahsetmemiştir. Bu çok kapsamlı devlet araştırması ve incelemesi sonucunda silah ruhsatı verilen kişilerin de geçmişte hiçbir suça karışmamış, sabıkası olmayan, mafya, suç örgütü ya da terörle bağlantısı bulunmayan, hiçbir kriminal eğilimi olmayan insanlar olduklarının resmi olarak tasdik edilmiş olduğu gerçeğini de gizlemeye çalışmıştır. 

Dolayısıyla, kanunların gerektirdiği tüm şartları taşıyan, devletin ilgili kurumlarının istihbaratından geçip devletin güvenini kazanmış, hiçbir suça ya da olaya da karışmamış arkadaşlarımızın ruhsatlı silahlarını biraraya toplayıp bunların fotoğraflarını kullanarak arkadaşlarımız hakkında silahlı suç örgütü imasında bulunmanın dürüstlükle, samimiyetle, iyi niyetle bağdaşır bir yönü yoktur. 

Ayrıca, silah ruhsatı alabilecek kişilerin, ilgili kanunlarda detaylı olarak tanımlandığı, bu sebeple belli bir ciro sahibi iş insanlarından, avukatlara, doktorlardan kuyumculara, gazetecilerden müteahhitlere kadar pek çok vatandaşımızın silah ruhsatı sahibi olduğu da herkesçe bilinmektedir. 

Örneğin, silah ruhsatı alma hakkı olan avukatların bağlı bulunduğu baroya bir operasyon düzenlenip silahları toplansa, avukatların %90'ında taşıma ruhsatlı silah olduğundan, neredeyse bir orduya yetecek kadar silah toplanacaktır. Toplanacak ruhsatlı silahları biraraya getirerek “BARONUN AKIL ALMAZ SİLAH DEPOSU” diye bir haber yapmanın ne derece saçma ve anlamsız olacağı açıktır.

Özetle, Türk toplumunda ruhsatlı silah sahibi olmak bir suçluluk değil, aksine bir kalite, güvenilirlik, ehliyet ve statü alametidir. Bir insanın ruhsatlı silahı olması, o kişiye devlet tarafından güvenildiği ve bu sebeple silah taşımaya ehil ve layık görüldüğü anlamına gelmektedir. 

Dolayısıyla, Sayın Güloğlu'nun arkadaşlarımızın ruhsatlı silahlarının fotoğraflarını ekrana getirerek camiamızı güya silahlı bir suç örgütüymüş gibi göstermeye çalışması da bilgisizliğinin ve muhakeme eksikliğinin bir açığa vurumu olmuştur. 

Değerli kamuoyunun bilgilerine sunarız. Saygılarımızla...