HALK TV’DE ÇALIŞAN DEĞERLİ BASIN MENSUPLARIMIZA AÇIK MEKTUP


Halk TV'nin Sayın Genel Yayın Koordinatörü, Haber Müdürleri ve Çalışanları,

Ülkemiz uzunca bir süredir, elle tutulur somut bulgu veya deliller olmasa bile haklarında yazılmış iki satırlık mesnetsiz ithamlara ya da isimsiz ihbar mektuplarına bakılarak insanların tutuklandıkları, tutukluluk kararlarının çoğu kez hukuki bir tedbir değil de cezalandırma yöntemi olarak kullanıldığı, haksız yere tutuklanıp cezaevlerine atılan birçok vatandaşın masum olduklarını ispat edene kadar yıllar yılı cezaevlerinde tutuldukları, adeta HUKUKUN RAFA KALDIRILDIĞI bir dönemden geçmektedir. 

Bu sebepledir ki;

‼️ Cezaevlerindeki yoğunluk oranı %122,5’lere ulaşmış, ülkemiz Avrupa genelinde “Aşırı Kalabalık Hapishaneler Bulunduran Ülkeler” listesinde Rusya'nın bile önüne geçerek İLK SIRAYA yükselmiştir. 

‼️ “Ben niçin risk alayım, hata varsa Yargıtay düzeltsin” ya da “Nasıl olsa Yargıtaydan döner” mantığıyla hareket eden ilk derece mahkemeleriyle bölge idare mahkemeleri (diğer adıyla İstinaf Mahkemeleri) yüzünden tutukluluk süreleri uzadıkça uzamaktadır. Dava dosyalarının YARGITAY AŞAMASINDAN BOZULARAK DÖNME ORANI DA %60'lara ulaşmıştır. (Avrupa genelinde bu oranın %10 civarında olduğu düşünüldüğünde durumun vahameti daha da belirginleşmektedir) 

‼️ Savcılıklar tarafından yürütülen soruşturmalardaki şüpheli sayılarında da muazzam artışlar gözlenmekte, 2020 yılı sonu itibarıyla 13 Milyon vatandaşımız “Şüpheli”, 4 Milyon vatandaşımız ise “Sanık” konumuna girmiş bulunmaktadır. Ülke nüfusunun 81 Milyon olduğu düşünüldüğünde ise Türk vatandaşların neredeyse %20'SİNİN YA “ŞÜPHELİ” YA DA “SANIK” KONUMUNDA OLDUKLARI, ACI BİR GERÇEK OLARAK karşımıza çıkmaktadır. 

Tüm bunların doğal sonucu olarak vatandaşların büyük çoğunluğu “acaba konuşursam benim başıma da bir şey gelir mi?” ya da “hukuksuzluk bana da ulaşır mı?” endişesiyle susup sessiz kalmayı tercih etmekte, göz önünde olan bu apaçık gerçekleri görmezden gelmektedirler. Bu sessizlik ise toplumsal bir akıl tutulmasına yol açmakta, hukuksuzluklardan nemalanan karanlık çeteler ile derin devlet yapılanmaları da bu sessizlikten güç bulup daha da azgınlaşmaktadır. 

Bu dönemde “kendinden” olmayan kişilere karşı tarafgir bir tutum takınmak ya da ufak tefek fikir ayrılıkları sebebiyle insanların yaşadıkları mağduriyetlere sessiz kalıp göz yummak veya halk arasındaki tabiriyle “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mantığı ile hareket etmek zulüm ve hukuksuzlukları yapanların değirmenine su taşımak anlamına gelmektedir. Ayrıca bugün başkalarının maruz bırakıldıkları zulüm ve adaletsizliğin, yarın bir gün dönüp kimin başına geleceğinin de bir garantisi bulunmamaktadır. 

Dolayısıyla, içinde bulunduğumuz bu olağanüstü dönemde, topluma yön veren aydın kesim ile siz değerli medya ve basın mensuplarımıza çok büyük görev ve sorumlulukların düştüğü kuşkusuzdur. 

Sayın Adnan Oktar ve arkadaş camiamıza yönelik olarak düzenlenen kumpas operasyonu ve sonrasında, Adnan Bey ve arkadaşlarımızın maruz bırakıldıkları haksız ve hukuksuz uygulamalar ile bizlere ve ailelerimize yaşatılan eziyet ve mağduriyetler de, HUKUKUN RAFA KALDIRILDIĞI BU OLAĞANÜSTÜ DÖNEMİN ADETA TİPİK BİR ÖRNEĞİ HÜKMÜNDEDİR. 

Adnan Bey ve arkadaşlarımız, aleyhlerinde hiçbir somut, gerçek ve hukuki bulgu, belge, rapor ya da delil olmamasına rağmen, husumetli bir kaç müştekinin mesnetsiz itham ve iftiraları sebebiyle haksız yere 3 yılı aşkın süredir tutuklu bulunmaktadırlar. 

İlk derece mahkemesi olan İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen yargılamada usule ve esasa ilişkin yüzlerce aleni hatalı uygulamaya, hukuksuzluğa imza atılmıştır. 

Sadece fikir vermesi bakımından birkaç örnek verecek olursak;

➤ Yargılama süresince arkadaşlarımızın kendilerini doğru dürüst savunmalarına müsaade edilmemiştir, 

➤ Arkadaşlarımız ve avukatlarımız kimi zaman mahkeme heyetinin bağırıp çağırmalarıyla sözleri kesilmiş ve susturulmuşlardır, 

➤ Kimi zaman ise zorla salon dışına çıkartılmışlardır. 

➤ Savunmaya ilişkin hiçbir delil toplanmamıştır, 

➤ Huzurda hazır edilen savunma tanıkları dinlenmemiştir, 

➤ Adnan Bey ve arkadaşlarımızın suçsuzluklarını alenen ispat eden ve konusunun uzmanı -aralarında Yargıtay onursal başkan ve üyeleri de bulunan- bilirkişiler tarafından dosyaya sunulan bilimsel mütalaalar mahkeme heyeti tarafından görmezden gelinmiştir.

Ve bunlar gibi daha onlarca aleni hukuksuz ve usulsüz uygulamayla karşı karşıya kalınmıştır. Mahkemenin kararına elbette saygılıyız, ancak dava dosyasının hukuken bomboş olmasının yanından, yargılama süresince Adnan Bey ve arkadaşlarımızın mahkeme heyeti tarafından maruz bırakıldıkları haksız ve hukuksuz uygulamalar sebebiyle de mahkeme heyeti tarafından verilen 10 binlerce yıllık mahkumiyet kararlarının -diğer pek çok davada olduğu gibi- Yargıtay aşamasından bozularak döneceğine olan inancımız da tamdır.

Hal böyle iken gerçekleri araştırıp incelemeden ve masumiyetimize ilişkin delilleri de görmezden gelerek; gencecik masum kız ve kadınların 10 binlerce yıllık mahkumiyet kararlarıyla cezaevlerine atılmalarının Halk TV ekranlarındaki haber ve programlarla desteklenip alkışlanması gerçekten de HUKUK VE ADALET ADINA UTANÇ VERİCİDİR. Özellikle de benzer hukuksuzlukları defalarca yaşamış bir yayın kuruluşu olarak, tüm bu hukuksuzlukları desteklemek deyim yerindeyse bindiği dalı kesmekten başka bir şey değildir.

Her şeyden önce dosyamıza sakin, vicdanlı, makul ve sağduyulu bakıldığında; ortada Adnan Bey ve arkadaşlarımız aleyhinde tek bir suç delilinin dahi bulunmadığı gerçeği açık şekilde görülmektedir. 

Bu sebeple son derece tutarlı, kültürlü, vatan aşığı, aklı başında ve vicdanlı insanlar olarak bildiğimiz Halk TV camiasını oluşturan siz değerli medya ve basın mensuplarımızdan ricamız; yargılanmakta olduğumuz davaya sakin, objektif ve sağduyulu yaklaşmanız ve hukuksuzluklara karşı sessiz kalmamanızdır. Bunu bizler için değil ülkemiz için, gelecek nesiller için ve kendi çocuklarınız için yapmanız gerektiğini kanaatimizce sizler de bilmektesiniz. 

Selam, sevgi ve saygılarımızla...