ARAŞTIRMACI YAZAR DOÇ. DR. SAYIN BENGÜL GÜNGÖRMEZ'İN GERÇEK DIŞI İTHAMLARINA CEVAPLARIMIZ


Geçtiğimiz günlerde Star Gazetesi'nin internet sitesinde, Doç. Dr. Bengül Güngörmez'in 15 Temmuz Darbe Girişimi'ne ilişkin çeşitli değerlendirme ve açıklamalar içeren bir yazısına yer verilmiştir. 

Sayın Bengül Güngörmez yazısında, vatandaşların topluluk halinde yaşama, gruplaşma ya da bir cemaate mensup olma hak ve özgürlüklerinin olduğunu ve bu topluluklardaki bireylerin haklarının da korunması gerektiğini savunmuştur. Konuya ilişkin olumsuz örneklerini sıralarken ise, elinde herhangi bir bilgi, belge, delil ya da resmi bir rapor olmamasına rağmen Sayın Adnan Oktar ve arkadaş camiamıza yönelik gerçek dışı bazı itham ve iddialarda bulunmuştur. 

Ne var ki camiamıza yönelik olarak ne gibi bir araştırma yaptığı, hangi faaliyetlerimizi incelediği, nasıl bir hukuk dışılığa rastladığı ya da hangi delillere dayanarak böyle ithamlarda bulunduğu konusunda ise herhangi bir kanıt, açıklama ya da bilgi sunamamıştır. Nitekim sunması da mümkün değildir, çünkü böyle bir belge, bilgi, delil, veri bulunmamaktadır. 

Sayın Bengül Güngörmez'in herhangi bir belge ya da delile dayanmaksızın böylesi gerçek dışı itham ve iddialar içeren bir yazı kaleme almış olmasının bir art niyetten kaynaklandığını sanmıyoruz. Ancak, kendisinin biraz ilerde konuyla ilgili, kısa özetler halinde aktardığımız bazı önemli gerçeklerden de habersiz olduğu açıkça görülmektedir. 

Öyle anlaşılmaktadır ki Sayın Güngörmez, 

➘ Yargı ve Emniyet gibi devletin kilit kurumları içerisinde çöreklenmiş karanlık bir yapılanmanın, 2018 senesinde Sayın Adnan Oktar ve arkadaş camiamıza yönelik kurguladığı kumpas davasında yerel mahkeme tarafından verilen haksız ve hukuksuz kararların

➘ Ve kumpasın en önemli ayağı olarak bir kısım medya tarafından 3 seneden bu yana aleyhimizde aralıksız sürdürülen linç ve karalama kampanyalarında algı malzemesi olarak kullanılan gerçek dışı itham ve iftiraların 

etkisi altında kalmıştır.

Bu yüzden, hem akademisyen hem de araştırmacı-yazar sıfatı taşıyan Sayın Bengül Güngörmez'in maddi ve somut gerçeklere ulaşabilmesi için, öncelikle medyadaki mesnetsiz itham ve iftiraların doğurduğu ön yargılardan arınmış bir biçimde dosyamızı tarafsız ve samimi bir gözle incelemesini ve kendisine şu soruları sormasını tavsiye ediyoruz:

1. Camiamıza düzenlenen operasyonun gerekçesi olarak, sözüm ona "zorla alıkonulan kadın ya da kızları kurtarmak" olduğu gösterilmesine rağmen, arkadaşlarımızın yaşadıkları ev ve iş yerlerinin bulunduğu 100'den fazla adrese gece yarısı, ansızın ve eş zamanlı olarak gerçekleştirilen polis baskınlarında niçin zorla alıkonulan, esir tutulan, vb. tek bir kız ya da kadına rastlanmamıştır?

Öyle ya gerçekten söz konusu operasyon sonucunda kurtarılmış birtakım kadın ya da kızlar olsa, niçin baskına gelen polislere sarılıp ağlayan ya da teşekkür eden tek bir kız ya da kadın görüntüsü medyaya yansımamıştır? 

2. Ayrıca, amaç sözüm ona zorla alıkonulan kadın veya kızları kurtarmaksa, neden gözaltına alınan kadın ve kızların tamamı istisnasız şekilde tutuklanıp cezaevine atılmışlardır? 

3. Hatta tutuklamalarla da yetinilmeyerek güya baskı ve zor altındaki bu kadın ve kızların tamamı, mevcut yasa ve yönetmelikler görmezden gelinerek niçin Türkiye'nin çeşitli illerindeki cezaevlerine ayrı ayrı dağıtılmışlardır? Neden istisnasız şekilde özellikle can güvenlikleri olmayan ve olay çıkma ihtimali çok yüksek olan koğuşlara ya da elektriği, suyu hatta tuvalet kapısı bile olmayan küflü, izbe hücrelere atılmışlardır? Hayatlarında karakol görmemiş zavallı kızlara tutukluluk yetmezmiş gibi böyle özel baskı, zulüm ve eziyetlere niçin maruz bırakılmışlardır?

4. Acaba bunun sebebi; hakkımızdaki iddiaların tamamının sadece gerçek dışı, soyut sözlü beyanlardan ibaret olup dosyada aleyhimizde tek bir somut suç delili bulunmadığı için cezaevindeki tutuklu kadın ve kızlara uygulanan bu baskı ve zorlamalarla "dayatılmış" suni etkin pişmanlar ve iftiracılar devşirme çabası olabilir mi? 

5. Tüm bunların yanı sıra, operasyonun hemen öncesinde ve sonrasındaki 3-5 hafta gibi kısa bir zaman dilimi içerisinde, geçmişte bazı arkadaşlarımızla uzaktan yakından tanışıklığı olan onlarca genç kız ve kadının, önceden hakkımızda hiçbir şikayet ya da mağduriyetleri olmadığı halde, adeta bir yerden talimat almış ya da baskıyla, tehditle mecbur bırakılmışcasına kendilerinin güya cinsel tacize uğradıkları iddiasıyla neden birden bire ve gruplar halinde Mali Şube’ye gittikleri, Sayın Güngörmez açısından da şüpheli bir durum değil midir?

6. Bu genç kızlar hakkında, önce hukuka aykırı bir şekilde yurt dışına çıkış yasağı konulması, sonra emniyete çağrılarak “bak hakkında yurt dışı çıkış yasağı da var, ya müşteki olursun ya sanık” diyerek baskı altına alınmasıyla zorla müşteki yapılmaları aslında ortada hiçbir suç olmadığının, zorla sahte suçlar ve müştekiler oluşturmaya çalışıldığının somut ispatı değil midir?

7. Tüm bunların ötesinde emniyette bu şekilde baskı altına alınıp zorla müşteki yapılan bir genç kızın, mahkemede duruşma sırasında adalete güvenerek gerçekleri anlatması, “ben bu insanların yanında hiçbir tacize uğramadım, emniyette baskı gördüğüm, tacize uğradığım için müşteki olmaya mecbur kaldım” diye samimi beyanını vermesi üzerine yıldırım hızıyla hakkında hemen tutuklama kararı çıkarılması, oynanan oyunun çapını anlamak için yeterli değil midir? 

Bu şekilde, korkutulup canlarını kurtarma derdine düşürülerek zorla (sözde) etkin pişman ya da müşteki olmak durumunda bırakılanlar ile camiamıza husumet besleyen birkaç kişinin delilsiz iddialarına ve iddia makamının sırf bu mesnetsiz iddialardan derlediği -hukuki hiç bir değeri bulunmayan- dava iddianamesine gelecek olursak:

1. Cinsel istismar iddiaları ile ilgili olarak, niçin bugüne dek dava dosyasına bu iddiaları destekleyecek, DNA, sürüntü örneği, iç çamaşırı, tecavüz bulgusu gibi tek bir somut kanıt, tecavüz gerekçeyle herhangi bir emniyet ya da sağlık kurumuna yapılmış bir başvuru belgesi ya da resmi doktor raporu sunulamamıştır? Çünkü iddia edilen tecavüzlerin hiçbiri gerçek olmadığı için ortada hiçbir somut belge ya da kanıt da bulunmamaktadır. Buna karşın, sözde mağdur müştekilerin “cinsel saldırı iddialarını destekleyecek hiçbir somut tıbbi delile rastlanmadığını açıkça belgeleyen Adli Tıp Raporları" niçin görmezden gelinmiş ya da göz ardı edilmiştir?

2. Askeri Casusluk iddialarına ilişkin olarak, yine dosyaya tek bir belge ya da delil sunulamazken, Dış İşleri Bakanlığı ile Milli İstihbarat Teşkilatımız tarafından dosyaya gönderilen “ortada bir casusluk şüphesi bulunmadığını ispat eden” raporlar niçin görmezden gelinmiş ya da göz ardı edilmiştir?

3. Normalde kendilerini ilgilendiren konularda bakanlıkların ve çeşitli kurumların hukuk departmanlarının yargılamalara müdahil olmaları yasalar çerçevesinde düzenlenen genel bir adet ve devlet geleneğidir. Ancak hakkımızdaki bunca iddiaya rağmen, İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ile Aile Bakanlıklarının ya da Kadın ve Çocuk hakları derneklerinin özellikle de -mahkeme tarafından tek tek davet edilmelerine rağmen- dosyaya müdahil olmak istemediklerini bildirmeleri, ortada herhangi bir suç unsuru bulunmadığının bir diğer ispatı değil midir?

4. Operasyon esnasında emniyet yetkilileri tarafından arkadaşlarımıza ait tüm bilgisayar ve cep telefonlarına el konulmuştur. Ancak operasyonu gerçekleştiren memurlar konuyu çok iyi bilmelerine rağmen niçin CMK 134. maddesinde belirtilen şart ve kuralların tamamına aykırı hareket etmişlerdir? Veri güvenliğini sağlamak için tüm bu dijital materyallerin imaj kopyalarını sanıklar ya da vekillerinin huzurunda almaları ve bir kopyasını da huzurda savunma avukatlarına teslim etmeleri gerekirken, niçin bu bilgisayar ve cep telefonlarını çöp torbalarına doldurarak apar topar götürmüşlerdir?

5. Dijital imaj kopyaları sanıklar ya da avukatları huzurunda alınmadan çöp torbalarına doldurularak götürülen, yani veri güvenliği sağlanmadığı için CMK 134. madde hükmünce hukuken delil niteliğini kaybetmiş, içlerine yüzlerce sahte, düzmece veri ve belgeler eklenmiş, içerikleriyle oynanmış, üzerlerinde ekleme, çıkarma ve kurgular yapılmış olan bu dijital materyallerin daha sonra iddia makamı tarafından sanki yasal delillermiş gibi gösterilmeye çalışılması, iddia makamının içinde bulunduğu çaresizliği göstermez mi? 

6. Ayrıca savunma avukatları tarafından, iddianamedeki hayali suçlamalara sözde dayanak olarak gösterilen bu sahte, düzmece ve sonradan kurgulanmış, hukuksuz dijital materyaller üzerinde, konusunun uzmanı ve ülkemizin önde gelen teknik bilirkişileri tarafından inceleme yapılması talep edilmiştir. Yapılan kontrol ve analizlerde, bu dijital materyallerin sahte oldukları ve arkadaşlarımızın akıllı telefonları ile bilgisayarlarına sonradan eklenmiş oldukları da raporlarla ispat edilmiştir. Bu durum arkadaşlarımızın masumiyetlerinin ve ortada geniş çaplı büyük bir kumpas olduğunun da açık bir delili değil midir?

Bunların dışında, gerek soruşturma gerekse yargılama sürecinde Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımıza yönelik yüzlerce haksız ve hukuksuz uygulamaya imza atılmış; arkadaşlarımız kendilerini doğru dürüst savunmalarına müsaade edilmeden, savunma delilleri toplanmadan, hatta savunma tanıkları dahi dinlenmeden yargılanmış ve haklarında tarihte bir benzeri görülmemiş 10 binlerce yıllık mahkumiyet kararlarına hükmedilmiştir. 

Aslında sırf bu durum bile, ortada bir olağanüstülük ve anormallik olduğunun görülüp anlaşılması bakımından yeterlidir.

Ancak, inanıyoruz ki Sayın Bengül Güngörmez elini vicdanına koyarak tarafsız bir şekilde yukarıda sadece bir kısmını sıraladığımız dosyadaki yüzlerce anormalliğin cevaplarını araştırdığında, Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın, kendilerine yönelik olarak kurgulanıp uygulamaya konulan detaylı ve büyük bir komplonun mağdurları olduklarını da açık ve net bir şekilde görecektir. 

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.