SAYIN ABDÜLKADİR SELVİ’NİN GÖRMESİ GEREKEN GERÇEKLER


Hürriyet Gazetesi yazarı Abdülkadir Selvi,  1 ve 13 Ağustos 2018 tarihlerinde yayınlanan iki yazısında Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarına yönelik ağır ve çirkin  ithamlarda bulunmuş, insanları bizlerden şikayetçi olmaya davet etmiştir. 

Öncelikle, aklı başında, dürüst, tarafsız, ilkeli ve vicdanlı bir gazetecinin temel düsturunun iddiaları cevaplarıyla birlikte okuyucusuna aktarmak ve olayları objektif ve hakkaniyetli bir bakış açısıyla değerlendirip gerçekleri ortaya koymak olduğunu bir kez daha hatırlatmak isteriz. Öne sürülen her iddia, delili, belgesi olup olmadığına bakılmaksızın peşinen kabul edildiği takdirde oluşacak hukuk ve vicdan dışı ortamdan Sayın Selvi’nin de memnun olmayacağı kanaatindeyiz. Bu nedenle Sayın Selvi’den beklenen de, birtakım dedikodulara, uydurma iddialara ve masa başında özel kurgulanmış iftira senaryolarına itibar etmeden önce, bu itham ve iddiaların doğruluğunu araştırması, karşı tarafın cevaplarını, ortaya koyduğu somut delil ve belgeleri de değerlendirip adil, dürüst ve doğru bir sonuca varmasıydı.

Bahsi geçen yazılarda, Sayın Selvi’nin dile getirdiği ancak büyük bir kısmının yanlış ya da eksik bilgilenmeden kaynaklandığı anlaşılan hususları açıklamadan önce şu açık gerçeği de ifade etmek isteriz ki, eğer gerçekten ortada bir suç ve bu suçun etrafında bir araya gelmiş insanlar olsaydı Sayın Selvi’nin köşe yazılarıyla aleyhimizde şikayetçi toplama çabalarına hiç gerek olmazdı. Gerçek suç örgütünün olduğu yerde doğal müştekiler vardır. Yoksa, insanlar zorla, baskıyla, dayatmayla korkutularak suni müştekiler haline getiriliyorsa ortada bir suç örgütü değil, dev gibi bir kumpas vardır. 

Sayın Abdülkadir Selvi, 

Gerçek dışı haberlerle, köşe yazılarından yapılan çağrılarla şikayetçi toplamak hukuki  bir işleyiş değildir. Gazete köşelerinden, “Siz gelin biz suç buluruz” çağrıları yapmak bir hukuk devletinde yakışık almayan bir yöntemdir. Unutmamak gerekir ki bu hukuk dışı yöntemin kalıcılaşması durumunda bir gün bundan herkes zarar görecektir.

Yazılarınızda, 1999’da yapılan operasyona değinerek “o operasyondan kurtulmuşlardı, artık Türkiye o Türkiye değil” ifadesini kullanmışsınız. Siz de gayet iyi hatırlarsınız ki o dönemin İstanbul Organize Suçlar Şubesi 28 Şubat devrinin bir nevi işkencehanesi idi ve başında dönemin Organize Suçlar Şube Müdürü Adil Serdar Saçan'ın bulunduğu o işkencehaneden geçenler arasında eski patronunuz ve yakın dostunuz olan Yeni Şafak grubun sahipleri de vardı. Adeta, "o dönemde az yapılmış şimdi daha fazlası yapılsın" der şeklindeki bir yaklaşımın, sizin gibi bu ülkede anti demokratik uygulamalardan canı yanan birine hiç yakışmadığı kanaatindeyiz. Üstelik, camiamıza düzenlenen 1999 operasyonundaki Organize Şube polis müdürlerinin ve bir kısım polislerin işkence yaptıkları mahkemece de tespit edilmiş bir gerçektir. 


Takke ve Tesbih Samimi Dindarlığın Yeterli Bir Ölçüsü müdür?

Abdülkadir Selvi’nin ithamlarından birisi de Sayın Adnan Oktar’ın evinden güya takke, tesbih yerine parfüm, lüks kıyafet çıkmasını suç gibi sunmasıdır. Bir kişinin evinden parfüm veya lüks kıyafet çıkması o kişiyi suçlu ilan etmez. Başka bir kişinin evinden takke, tespih, sarık veya cübbe çıkması da o kişinin samimi bir dindar olduğunun tek başına bir göstergesi olamaz. Konuklarına takke, tesbih dağıtan Fetöcülerin tanklarla masum sivillerin üzerinden geçtiğini Türkiye henüz unutmuş değildir. 

Sayın Selvi, Sayın Adnan Oktar ile ilgili yazılarında dindarlıkla, İslam ahlakıyla ilgili konular üzerinden kendince bazı eleştirilerde bulunmuştur. Oysa, kendisi bugüne kadar İslam’ı koruma ve yayma adına bir katkıda bulunmak isteseydi Türkiye’nin en büyük gazetelerinden birinin köşe yazarı olarak köşesini Allah rızası için imani ve İslami konuların anlatılmasında rahatlıkla kullanabilirdi. Genellikle sadece siyasi kulis ve dedikodular için kullandığı köşesini arada sırada bile olsa Allah’ın varlığının, yaratılışın delillerini, iman hakikatlerini anlatmaya ayırabilirdi. Böylece, belki binlerce insanın imanına, devletine, milletine sadık, milli ve manevi şuuru gelişmiş çok sayıda bireylerin, gençlerin yetişmesine vesile olabilirdi. Ancak, kendisi hayatı boyunca bunların hiçbirini yapmamışken Allah'ın varlığını, yaratılış gerçeğini, iman hakikatlerini, Kuran mucizelerini anlattığı, ateist Darwinist-materyalist felsefeleri yerle bir ettiği yüzlerce eseriyle, binlerce internet siteleri ve belgeselleriyle, bunlar temel alınarak yurt içinde ve dışında düzenlenen binlerce bilimsel konferansla tüm Türkiye'de ve dünya çapında onyıllardır en etkili, en güçlü ve en yaygın imani tebliği yapan, fikirleriyle dünyaya yön veren Sayın Adnan Oktar’ı eleştirmesi samimi ve hakkaniyetli bir tutum olmayacaktır. 

Sayın Selvi, Adnan Oktar’ın tesettür hakkındaki görüşlerini konu edip “niye bunu anlatmamış” diye sormuş. Sayın Adnan Oktar tesettür konusundaki görüşlerini hadisler ve ayetler ışığında ekranlarda tüm Türkiye’ye defalarca açıklamış, Kurani ve akli delilleriyle detaylı olarak anlatmıştır. Bu nedenle, Sayın Oktar sanki bunu saklıyormuş da kendisi bunu ilk defa ifşa ediyormuş gibi bir görünüm vermeye çalışması hiç samimi, doğru ve dürüst bir tavır değildir. Eğer Sayın Selvi örtünme ile ilgili görüşlerini operasyon öncesinde dile getirip “ben şu gerekçelerle size katılmıyorum” deseydi o zaman konuyla ilgili ilmi bir tartışma ortamının açılmasına vesile olmuş olabilirdi. Ancak, Sayın Adnan Oktar cezaevine girdikten hemen sonra, kendisinin cevap hakkını kullanamayacağını görüp ve bunu fırsat bilerek tek taraflı itham ve iddiaları ardı ardına sıralaması hiç de samimi bir davranış gibi görünmemektedir.


Sayın Selvi'nin Yaptığı Gibi, İnsanları Yaşam Biçimleri Nedeniyle Sorgulayıp Ayrıştırmaya Kalkmak Devletin Bekasına Yönelik Son Derece Riskli Davranışlardır

Sayın Selvi’ye insanları kılık ve kıyafetleri, inanç farklılıkları nedeniyle yaftalamanın toplumsal huzur ve istikrarın korunması, devletin ve milletin bekası açısından ne kadar tehlikeli bir girişim olduğunu bir kez daha hatırlatmak isteriz. Bugün Cezayir’den Afganistan’a kadar koca bir İslam coğrafyası “Sen şöyle giyiniyorsun, bu İslam ahlakına uygun değildir” veya “Sen şöyle düşünüyorsun, inanıyorsun, bu sapıklıktır” gibi karşılıklı suçlamalar ve ötekileştirmeler yüzünden felaketlerin içine sürüklenmektedir. 

Sayın Selvi başkalarının yaşam biçimini kendi dini anlayışına veya dünya görüşüne uygun bulmuyor olabilir. Ancak, kendisinin yaşam tarzını din dışı bulacak çok sayıda insan ve çevre olduğunu da unutmaması gerekir. Örneğin, cübbe ve sarıkla dolaşmayı farz kabul eden bazı camialara “sakalını kazıyıp, ceket giyip kravat takan Müslümanların konumunu nasıl değerlendirdiklerini” sorduğunda bu gerçekle yüzleşecektir. Afganistan gibi bağnaz din anlayışının hakim olduğu çeşitli ülkelerde sırf bu tür sapkın gerekçelerle Kuran'a ve İslam'a tümüyle aykırı olarak katli vacip fetvaları bile verilmektedir. İşte bu yüzdendir ki Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın değişmez hükmü olan laiklik başta Sayın Selvi de olmak üzere tüm vatandaşların inançlarını diledikleri gibi yaşama güvencesi vermektedir.

Hepsinden ötesi, Allah insanlara birbirlerinin inançlarına, yaşamlarına, yediklerine, içtiklerine, giydiklerine karışma hakkı vermemektedir. Kuran’a göre müminler iyi ve doğru olanı “güzel sözle, sevgiyle, mülayimlikle” anlatmakla yükümlüdürler. 

Sayın Selvi de yanlış gördüğü bir şey varsa bunu Allah’ın öğütlediği güzel üslupla, yapıcı bir şekilde ve en önemlisi de ayetlerle ve hadislerle anlatmalıdır. Sayın Selvi, “Siz nasıl Müslümansınız?” demeden önce uzun zamandır Müslümanlar arasındaki bazı inanç ve uygulama farklılıklarının küresel şer güçler tarafından bugüne kadar nasıl bir kışkırtma konusu yapıldığını ve bu kirli yöntemle “Müslümanı Müslümana, kardeşi kardeşe kırdırma” politikasının nasıl başarıyla yürütüldüğünü iyi düşünmelidir. 

Laik bir hukuk devleti olan Türkiye’de kimin kaç vakit namaz kıldığı, neyi içip içmediği veya neden dans ettiği veya belli bir giyim tarzını tercih ettiği yargılama konusu olmamalı, insanlar bu konularda tek bir kalıba sokulmaya çalışılmamalıdır. Bu kişisel bir kanaat değil Anayasamızın ve demokrasimizin bir gereğidir.

 

Sayın Selvi’nin Masonluk Konusunda Bilmesi Gerekenler

Sayın Selvi, İslam büyüklerinden bahsederek iki ismi örnek olarak zikretmiş ve İslam büyüklerinin arasında mason olmadığını öne sürmüştür. Oysa kendisinin de hürmet ve sevgiyle andığı birçok padişahın, vezirlerinin ve hatta bazı ünlü Şeyhülislamların dahi mason olduğu bilinen tarihi bir gerçektir.

Ayrıca, Sayın Adnan Oktar hiçbir zaman İslam alimliği iddiasında bulunmamış, kendisinin İslam hakkında düşünen sade bir vatandaş olduğunu açıklamıştır. Bununla da kalmamış bir tarikat ya da cemaat lideri olmadığını defalarca vurgulamıştır.

Masonluk konusuna gelince; Sayın Selvi’nin Müslüman mason olmaz yaklaşımı son derece hatalıdır. Öncelikle kendi tarihimizde bile Şeyhülislam Musa Kazım Efendi ya da Şeyhülislamı Mehmed Ziyaüddin Efendi gibi Mason İslam alimleri mevcuttur. Üstelik bu isimler öyle modernist ya da batıcı değiller, koyu geleneksel İslam’ı savunan şahıslardır. (https://www.hurriyet.com.tr/iste-unlu-islamci-masonlar-8247786)

Mason olmak suç değildir, Masonluk yasa dışı bir yapılanma da değildir. Sayın Adnan Oktar’a neden mason olduğu daha önce sıklıkla sorulmuş ve kendisi de bunun cevabını defalarca vermiştir. 

Sayın Adnan Oktar Mason olurken, bir makam ya da çıkar beklentisi ile değil masonları İslam’a yakınlaştırma gayesini gözetmiştir. Nitekim, bu gayreti sonucunda mason localarının tamamına Kuran’ı Kerim konmuş, bazı masonluk üyeleri camide namaz bile kılmıştır.

İslam’ın ve Müslümanların gettolara kapatılmasını engellenmenin yolunun her kesime her insana ulaşmak olduğunu sanırız ki Sayın Selvi de çok iyi bilmektedir. Bazı kesimleri “düşmanlaştırıp” dışlamak Kuran’a uygun bir tavır değildir. Kuran’a göre Firavun’a dahi gidip güzel sözle, İslam'a davet etmek esastır. Kimin hidayete ereceğini  Allah takdir eder. Sayın Selvi veya bir başka kişinin şu kesimle iletişim kurulmaz, şu insana tebliğ yapılmaz, şu grupla görüşülmez şeklindeki kanaatleri ise Kuran'a uygun olmayan ve sadece kendilerini bağlayan kişisel yorumlarıdır. 


Davamızda Tek Bir Şantaj Kasedi Yoktur

Sayın Selvi yazısında, polis operasyonunda kamyon dolusu şantaj kasetinin ele geçirildiğini iddia etmiştir. Bu vesileyle, şu gerçeği tekrar vurgulamak isteriz ki 11 Temmuz 2018 operasyonu sırasında Emniyetin el koyduğu kasetler, A9 TV stüdyosunda bulunan ve yayın kayıtlarının yer aldığı, kanalın legal ve meşru dijital arşividir ve içlerinden tek bir suç unsuru dahi çıkmamıştır. Bir gazeteci olarak Sayın Selvi’nin de gayet iyi bildiği üzere her kanalın yayınladığı tüm programların bir arşivini tutması ve istenildiği takdirde RTÜK’e sunması yasal bir yükümlülüktür. Sayın Selvi’nin yazısında bahsettiği kasetler de işte söz konusu olan bu yasal ve zorunlu dijital yayın arşividir

Adnan Oktar Davası dosyasında, müşteki ve etkin pişman sanıkların asılsız ifadeleri dışında hiçbir somut delil bulunmamaktadır. Sözde, delil olduğu iddia edilen bazı sahte ve düzmece dijital materyallerin hukuki hiçbir değeri olmadığı Türkiye’nin önde gelen Adli Bilişim uzmanları tarafından dosyaya sunulan bilirkişi raporları ile sabittir. Ortada gerçekten tek bir şantaj kaseti bile olsa bunun 3 seneden beri yüzlerce kez tüm kanallarda yayınlanacağını söylemeye bile gerek yoktur. Operasyonun üzerinden geçen 3 yıl içerisinde ne Sayın Selvi ne de bir başkası böyle bir kasetten bahsetmediğine göre söz konusu ithamın gerçek dışı bir iftira olduğu ortadadır. 


El Konan Silahların Tamamı Ruhsatlıdır Ve Hiçbir Suça Karışmamıştır

Çok sayıda arkadaşımızın ev ve işyerlerine yapılan polis operasyonlarında ele geçirilen ruhsatlı, legal ve hiçbir kanunsuz olaya karışmamış silahları, (sözde) suç örgütü olmak ile ilişkilendirmek, dahası bunlarla FETÖ mensubu asker ve polislerin silahları arasında bağlantı kurmak tümüyle kasıtlı, art niyetli ve gerçekleri saptırmaya yönelik bir iddiadır. 

Sayın Selvi’nin silahlarla ilgili bilmesi gereken ilk gerçek silahların tamamının devletin takibi ve onayı ile alınmış ruhsatlara sahip olmasıdır. Eğer gerçekten ortada bir suç örgütü olsaydı bu silahlar ruhsatlı olmazdı. Dünyanın hiçbir yerinde suç işlemek için bir araya gelen insanların Devletin verdiği ruhsatla silah aldıkları görülmemiştir. Arkadaşlarımızın işleri, ticaretleri ya da sosyal statüleri gereği aldıkları silahlar, suç örgütü olmak şöyle dursun, Devletimizin onlara güvendiğinin bir ispatı niteliğindedir. 

“FETÖ’nün de silahları meşru idi” yakıştırmasına gelince. FETÖ mensupları devletimizin kendilerine tashih ettikleri silahlar ile sivil halkın üzerine ateş açmış, darbeye engel olmaya çalışan polis ve askerlerimizle çatışmaya girmişlerdir. Oysa arkadaşlarımızın yıllardır ruhsatlı olarak taşıdıkları silahların tek biri bile bir suç kaydına sahip değildir. 

Sayın Adnan Oktar, FETÖ’nün "Hizmet Hareketi" olarak gördülüğü ve desteklendiği dönemde dahi “Gülen’in 'Allah bir' demesi dışında hiçbir sözüne güvenmem” açıklamasını yapmış bir insandır. Adnan Bey’in ve arkadaşlarımızın FETÖ ile hayatlarının hiçbir döneminde yollar kesişmemiştir. Hiçbir toplantılarına katılmamış, okullarında okumamış, bankalarına para yatırmamışlardır. Bununla birlikte, arkadaşlarımız bir iftarda devletin atadığı rektör ile yan yana fotoğrafları olduğu için sözde "FETÖ’ye destek"ten haksız ve hukuksuz bir biçimde yargılanırken, ömrü FETÖ’nün ile iç içe geçmiş olanların yaptıkları bazı yorumlar samimi olmamaktadır. 


Abdülkadir Selvi’nin Fetö İle İçiçe Geçmişi

Abdülkadir Selvi’nin yönelttiği ithamların en dikkat çekenlerinden birisi de Sayın Adnan Oktar’ı zoraki olarak FETÖ ile özdeşleştirme çabası üzerine kuruludur. Selvi yazısında gerçekliği tartışmalı bazı olayları dile getirip özetle “bunlar tam FETÖ taktiği demek ki bunlar da onlardan” demeye getirmektedir. Burada ilginç olan, Sayın Selvi’nin kendisinin Gülen grubunu alenen desteklediği dönemde bu yapıyı kıyasıya eleştiren Sayın Adnan Oktar’ı, söz konusu hain terör örgüt ile irtibatlandırılmaya çalışmasıdır.

– Sayın Selvi’nin, Gülen Grubuna Duyduğu Muhabbeti Gösteren Köşe Yazıları:

Abdülkadir Selvi’nin, 2013 yılı sonu sonrasındaki FETÖ ile ilgili yazılarında FETÖ’ye karşı göstermelik ılımlı hafif eleştirel bir tavır görülmeye başlamışsa da satır aralarında Gülen’e beslediği muhabbeti ve onu koruma çabası bariz bir biçimde görülmektedir:

29 Kasım 2013 tarihli, “Erdoğan, cemaati bitirdi mi büyüttü mü? Başlıklı yazısında ise Gülencilerin devleti ele geçirerek paralele bir devlet haline gelmesini “15 kat büyüyen hizmet hareketi” olarak yorumlamıştır.

Selvi, 9 Aralık 2013 tarihinde “Hocam Türkiye’ye dön artık” başlıklı yazısında Hocasının ağlamasından duyduğu üzüntüyü “Öğrendim ki Hocam, sizin de ağlamaktan gözleriniz şişmiş. Bilin ki sizde gözyaşları, bizde kalbimizde damlayan damlaları oldu” cümleleri ile getirmektedir. Bununla da yetinmeyen Selvi, “Peygamberimizin vefatından sonra Hazret-i Ebubekir’in gösterdiği dirayete benzer şekilde dönüp başımıza gelseniz Hocam” Gülen’in dönüp başa geçmesi çağrısında bulunmaktadır.

➘ Abdülkadir Selvi Yeni Şafak gazetesindeki yazılarında hükümet ile cemaat arasındaki ilişkileri “cemaatin ortasındaki bir adam” gibi ele alıp değerlendirmiştir. Bu yazılardan en ilginci 4 Aralık 2013 tarihli yazısıdır. Selvi yazısında “28 Şubat’ı kime soracak olursanız, bence 28 Şubat’ı gözü yaşlı bir şekilde ülkesini terk etmek zorunda bırakılan Fetullah Gülen Hocaefendi’ye sormak gerekir. …Merhum Enver Ören ve muhterem Fetullah Gülen Hocaefendi 28 Şubat’ın en büyük sıkıntılarını yaşayan kanaat önderiydi.” cümleleri ile Gülen’i mağdur olarak gösterip bir sempati oluşturmaya çabalamıştır.

Abdülkadir Selvi 24 Ocak 2014 tarihli “Hoca Efendi’nin Wall Street Journal Tercihi Kime Mesaj” başlıklı yazısında kısa sürede hendek savaşlarına dönüşerek onlarca insanımızın şehit edilmesine yol açacak sözde Çözüm Süreci'ni Gülen’in “sulhta hayır vardır” sözü ile savunmuştur. Aynı yazıda Türkiye’de yaşanan bazı gelişmeleri sayarak bunların Gülen’i memnun edecek gelişmeler olduğunu da iddia etmiştir.

– Sayın Selvi’nin Gülen Grubu ile İlgili Bazı Paylaşımları:

Abdülkadir Selvi sadece köşe yazılarında değil, sosyal medyada yaptığı paylaşımlarda da Gülencilere olan sevgisini yansıtmış, yaşadıkları olumsuzluklardan hoşnutluk duymadığını ifade etmiştir.

Abdülkadir Selvi, 20 Ocak 2014 tarihinde attığı aşağıdaki tweet ile Fethullah Gülen ile hac etmek isteyecek kadar kendisini sevdiğini ortaya koymaktadır:


Selvi, aşağıdaki paylaşımında Hocaefendi olarak hitap ettiği Fethullah Gülen’in Ak Parti ile yaşadığı sorunu halledeceğini savunuyor:


Selvi, Cemaat-AK Parti gerilimin başlangıcı olarak görülen dershanelerin kapatılması sorunun çözüleceğine inanıyor:


Sayın Adnan Oktar ve FETÖ, Yer ile Gök Kadar Birbirine Uzaktır

Sayın Selvi’nin aşağıdaki önemli hususları bilmesinin faydalı olduğunu düşünüyoruz: 

‼️ Devletimizin FETÖ mensuplarını teşhis için kullandığı kriterler (FETÖmetre) Adnan Oktar ve arkadaşlarında zerre kadar bile mevcut değildir.

‼️ Sayın Adnan Oktar, gerek Abdülkadir Selvi’nin gerekse devletin ileri gelenlerinin teveccüh ve desteklerini dile getirdikleri dönemde bile FETÖ’yü eleştirmiştir. Sayın Adnan Oktar’ın 2010 yılındaki konuşmalarından iki örnek:

“Çoluk-çocuğa şarkı-türkü öğretecekler, öyle mutlu bir şekilde yaşayacaklar. Bediüzzaman bunu mu anlattı bize? Peygamberimiz (sav) bunu mu anlattı bize? Nereden çıkıyor bu? Böyle havadan nem kapıyorlar. Tahmin edilmedik şeylerden çok şiddetli korkuyorlar. O yüzden de hizmeti de bırakıyorlar, İslam’ı anlatmayı da bırakıyorlar, davayı da bırakıyorlar. “ (https://www.youtube.com/watch?v=TX2hC4oLYzo)

“Bakın Zaman Gazetesine bunu söyletebiliyorlarsa adamlar, acayip yol almışlar. Zaman Gazetesi federatif sistemi savunuyor konumuna gelirse, vahşet bu, felaket. Zaman Gazetesinde İttihad-ı İslam’dan bahsetmeyip, Türk-İslam Birliği’nden bahsetmeyip, Mehdiyet’ten, Hz. İsa Mesih’in inişinden bahsetmeyip bundan çekinip de, federatif sistemi göğsünü gere gere anlatılması zulüm olur.” (https://www.youtube.com/watch?v=RnGuMaHSe70) 

‼️ Sayın Adnan Oktar ve arkadaşları FETÖ ile özdeşleştirilmelerine yol açacak veya işbirliği yapmalarına neden olacak hiçbir ortak paydaya sahip değildirler.

‼️ FETÖ Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarına hiçbir şekilde destek vermemiş, aksine onlara, gasp ettikleri çeşitli emniyet ve yargı mevkilerini kullanarak komplo ve tuzaklar kurmuş, her dönemde düşmanlık beslemiştir. 

Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi tarafından TEPE YÖNETİMLE İRTİBAT başlığı altında ayrı bir tutanak daha tanzim edilmiş ve bu tutanağa göre de

FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü üst düzey yöneticisi olduğu kabul edilen 72 şahsa ait 336 GSM numarasının 01.01.2006 – 01.01.2016 tarihleri arasındaki 10 YILLIK DÖNEMİ KAPSAYAN HTS KAYITLARI KULLANILARAK AYRI BİR SORGULAMA DAHA YAPILDIĞI, YAPILAN SORGULAMA SONUCUNDA DA SAYIN ADNAN OKTAR HAKKINDA YİNE HİÇBİR KAYDA RASTLANMADIĞI ayrıca belirtilmiştir.

Detayları aşağıdaki tabloda görüleceği üzere Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü, FETÖ BAĞLANTISI VEYA İLTİSAKINA İLİŞKİN OLARAK KULLANILAN 11 AYRI İNCELEME TEKNİĞİ, SAYIN ADNAN OKTAR VE 235 ARKADAŞIMIZ İÇİN GEÇMİŞ 10 YILI KAPSAR ŞEKİLDE, AYRI AYRI UYGULAMIŞ, ALINAN SONUÇLAR HER SEFERİNDE VE HERKES İÇİN “KAYDA RASTLANMAMIŞTIR” şeklinde son derece açık ve net olmuştur. 

Yani, Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından hazırlanan RAPOR İLE İSPATLANDIĞI ÜZERE

Kısaca, Sayın Adnan Oktar ve arkadaş camiamızın HİÇBİR ZAMAN ve HİÇBİR ŞEKİLDE Fetullah Gülen ile veya FETÖ yapılanmasıyla HİÇBİR BAĞI OLMAMIŞTIR. 

Sayın Selvi ve Diğer Medya Mensuplarına Çağrımız;

Başta Sayın Abdülkadir Selvi olmak üzere bir kısım medya mensuplarımızın ön yargılardan arınarak, dedikoduya dayanan sözlere, iftira mahiyetindeki delilsiz iddialara, tahmin ve varsayımlara dayanarak masum insanları suçlayıcı, karalayıcı, sevgisiz haberler yapmaya artık bir son vermeleri gerekmektedir. Çünkü böyle bir kapının açılmasına müsaade edildiği takdirde, yarın benzer iftiralar ve zulümler bu adaletsizliği besleyen, destekleyen ve göz yumanları da hedef alabilir.

Dolayısıyla, isteriz ki adalet değerli basın mensuplarımız yoluyla topluma yayılsın. İnanç, yaşayış ya da ideolojik farklılıkları gözetilmeden herkes için adalet istensin. Hakkı savunun ki adalet herkes için eşit olarak tecelli edebilsin. 

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.