SAYIN SÜLEYMAN SOYLU'NUN 1999 SENESİNDE SÖZDE DİNLENDİĞİ İDDİASI, ADİL SERDAR SAÇAN'IN HUKUK DIŞI DÜZMECE BİR TUTANAKLA KURGULADIĞI GERÇEK DIŞI BİR HİKAYEDİR


Gazeteci Barış Terkoğlu geçtiğimiz günlerde Cumhuriyet Gazetesi'ndeki köşesinden, –hakkındaki çok sayıda işkence suçlaması sebebiyle polislik mesleğinden birkaç kez ihraç edilmiş olan– dönemin İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şubesi Müdürü Adil Serdar Saçan'ın camiamıza yönelik uydurduğu gerçek dışı bazı itham ve iftiralarını kamuoyu gündemine taşımıştır. 

Adil Serdar Saçan'ın geçmişte de birkaç kez dile getirdiği, sözüm ona “Sayın Süleyman Soylu'nun cep telefonunun 1999 senesinde güya camiamız tarafından dinlendiği” şeklindeki bu iddiası, 

➢ Hem HİÇBİR GERÇEK VE SOMUT DELİLE DAYANMAMASI

➢ Hem iddialarının kaynağı olarak gösterilen evrakın, bizzat Adil Serdar Saçan ve ekibi tarafından İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde SONRADAN HAZIRLANAN ve KAYIT ALTINA ALINAN SAHTE BİR EVRAK OLDUĞUNUN ANLAŞILMASI,

➢ Hem de bu iddia sebebiyle camiamıza yönelik açılan davanın BERAAT İLE SONUÇLANMASI,

nedeniyle geçmişte de kamuoyu tarafından dikkate değer görülmemiştir.

Adil Serdar Saçan'ın bu iddiaları üzerine o dönemde açılan soruşturma ve yürütülen yargılama esnasında Barış Terkoğlu'nun köşesinde yer verdiği iddiaların aksine;

➢ Süleyman Soylu'nun konuşmalarını içeren herhangi bir ses kaydı ya da konuşma dökümü veya dökümanın bulunmadığı,

➢ İddialarda güya ses kaydı olarak geçen 23 sayfa dökümanın ise, sadece Süleyman Soylu'nun arama-aranma dökümlerini gösteren HTS kayıtlarından ibaret olduğu ve bu dökümanda yer alan bilgilerin camiamızla hiçbir ilişkisinin bulunmadığı,

➢ 12 KASIM 1999 TARİHİNDE arkadaşlarımıza ait ev ve iş yerlerinde yapılan polis aramalarında NE BİR SES KAYDINA, NE BU HTS KAYITLARINA, NE DE BENZERİ HERHANGİ BİR DÖKÜMANA RASTLANMADIĞI

➢ Bahsi geçen HTS kayıtlarının, polis operasyonundan 5-6 gün sonra, (yani Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız halihazırda İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde gözaltında bulundukları esnada) 17 KASIM 1999 TARİHİNDE ÜZERİNDE ADİL SERDAR SAÇANIN İMZASI BULUNAN SAHTE BİR TUTANAKLA (SANKİ 12 KASIM TARİHLİ OPERASYONDA ELE GEÇİRİLMİŞ GİBİ YAPILARAK) DOSYAYA EKLENDİĞİ

İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2007/7 Sayılı Beraat Kararı ile İSPATLANMIŞ ve SN. ADNAN OKTAR İLE BİRLİKTE YARGILANAN TÜM ARKADAŞLARIMIZ DA BU İFTİRADAN BERAAT ETMİŞLERDİR. 


İşkence Bir İnsanlık Suçudur. İşkence Altında Zorla Alınan İfadeler Gerçeği Yansıtmadıkları İçin Hukuken Delil Olarak Kullanılamaz

Ayrıca, Barış Terkoğlu'nun yazısında geçen, güya gizli kamera çekimleri yapıldığı, sözüm ona devletten ihalesiz liman devralınıp finansal kaynak sağlandığı vs tarzındaki diğer itham ve iddiaların tamamı, hiçbir somut, maddi delile ve belgeye dayanmayan Adnan Bey ve arkadaşlarımızın 1999 senesinde gözaltında bulundukları dönemde işkence altında imzalamak zorunda bırakıldıkları (sözde) ifadelere dayandırılmıştır. 

Gazeteci Barış Terkoğlu'nun, 1999 senesinde Adnan Bey ve arkadaşlarımızın ağır işkence ve ölüm tehditleri altında, hayatta kalabilmek için dönemin Organize Şube Müdürü Adil Serdar Saçan ve ekibi tarafından önceden hazırlanmış ve kendilerine kamera karşısında –öncesinde defalarca yaptırılan provalardan sonra– zorla anlattırılan düzmece senaryoları, sanki gerçek ifadeleriymiş gibi kullanmaya çalışmasını hayretle karşıladığımızı belirtmek isteriz.

Çünkü, Adnan Bey ve arkadaşlarımızın 1999 senesinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlar Şubesi'nde gözaltında oldukları o dönemde, 

 Emniyetin üst katlarındaki pencerelerden kendilerini atarak intihar eden insanlar hakkında gazetelerde çıkan haberleri ve

 Dönemin Organize Şube Müdürü Adil Serdar Saçan'ın, gözaltındaki çok sayıda insana işkence yaptığı iddiasıyla defalarca polislik mesleğinden ihraç edildiği haberlerini

araştırmacı bir gazeteci olarak Sayın Barış Terkoğlu'nun da gayet iyi bildiğine eminiz. 

Ayrıca, Adnan Bey ve arkadaşlarımızın o dönemde İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şubesi'nde maruz bırakıldıkları işkenceler ve ölüm tehditlerine eğer Sayın Terkoğlu da maruz kalsaydı; bırakın yazısında yer verdiği uydurma senaryoları anlatmayı, bizzat kendisinin Napolyon Bonapart olduğunu ve ordusunun başında zaferden zafere nasıl koştuğunu dahi bire bin katarak anlatır, bunu bile içtenlikle savunurdu.

Kendisini yılmaz bir “Özgürlük, Adalet ve İnsan Hakları Savunucusu” olarak tanımlayan Barış Terkoğlu'nun; gözaltındaki kişilere işkence yaptığı için hakkında açılan onlarca dava sebebiyle yargılanan ve polislik mesleğinden defalarca ihraç edilmiş olan Adil Serdar Saçan'ın iftiralara ve uydurma senaryolarına itibar edip bunları gündeme taşıması da başlı başına bir çelişkidir. 

Bununla birlikte Adil Serdar Saçan'ın gerçek dışı olduğu daha önce defalarca ispatlanmış iftiralarının, “Adnan Oktar Davası”nın İstinaf Mahkemesi'nde karar aşamasına yaklaştığı söylentilerinin dolaştığı şu günlerde tozlu raflardan çıkartılıp tekrar ısıtılarak sanki yeni bir şeymiş gibi gündeme getirilmesi ise oldukça manidardır. 

Bu ve benzeri gerçek dışı haber ve yazıların, camiamıza yönelik olarak kamuoyunda olumsuz bir hava oluşturmak ve devam eden yargılamayı etkileyebilmek amacıyla ve adeta düğmeye basılmışçasına biranda birçok kanaldan servis edilmesi de vatandaşlarımızın gözünden kaçmamaktadır.

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.