Geçtiğimiz günlerde görülen duruşma öncesinde yeniden kurgulanıp basına servis edilen “küçük kız kumpası”nın sözde mağduru Serra MohammadValipour’un annesi, 13 Ocak 2022 tarihinde İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nde ifade verdi. 

Bir kısım basının derin devlet baskısı, bir kısmının da menfaat ilişkileri sonucunda yargıyı etki altında bırakmak ve olumsuz kamuoyu algısı oluşturmak amacıyla tek yanlı olarak yayınladıkları asılsız iftiraların hepsi duruşmada cevaplandı. İfadesinde tüm gerçekleri belgeleri ve delilleriyle ortaya koyarak kumpasçıların baskı ve esareti altındaki kızının doğruları söylemediğini ispatlayan annenin duruşmada gözler önüne serdiği çarpıcı gerçekler ise beklendiği üzere basında yer almadı

Öncelikle tekrar hatırlatmak isteriz ki, bu konu Sayın Adnan Oktar ile hiçbir ilgisi olmayan eski bir velayet davasının konusudur. Ancak, sonradan husumetli müştekiler tarafından tümüyle çarpıtılarak kumpas davasında Sayın Adnan Oktar ve arkadaşları aleyhine malzeme oluşturabilmek amacıyla, asılsız ve sahte bir sözde "taciz vakası" görünümüne sokulmuştur. 

Olayın aslı, velayetinin annesinin yerine babasına verilmesini isteyen Serra isimli kızın, babası ile ortak kurguladığı ve velayet mahkemesinde anlattığı yalan bir beyandan ibarettir. 

Şöyle ki:

Serra, annesinin üzerinde olan velayetinin, kendisine daha fazla maddi imkanlar sunacağını ve yanında daha rahat ve serbest hareket edebileceğini vaadeden, İran'da yaşayan babası Saber MohammadValipour'a geçmesini istemektedir. Bu yüzden, velayetinin annesinden alınıp babasına verilmesini sağlamak amacıyla mahkemede, babasıyla birlikte kurguladıkları gerçek dışı bir "taciz iftirası" senaryosunu anlatmıştır. 

Bu iftira senaryosunda Serra, annesinin kendisini, yaşı küçük olmasına rağmen güya ileri yaştaki adamlara taciz ettirdiği ve onlarla evlendirmeye çalıştığı yalanını ortaya atmıştır. Bu asılsız, mesnetsiz, hiçbir delil, belge ya da şahide dayanmayan tümüyle uydurma bir iddiadır. Diğer yandan, iddianın gerçek dışı olduğunun en önemli kanıtlarından biri de ne Serra'nın ne de babasının daha sonra bu sözde taciz iddiasının hiçbir zaman takipçisi olmamış, bu konuda hiçbir resmi makama herhangi bir şikayette bulunmamış olmalarıdır

Normal şartlarda, öz kızının tacize uğradığına inanan bir babanın göstermesi gereken en doğal tepki, refleks ve girişimlerin hiçbirini Serra’nın babası göstermemiştir. Dahası, Serra, babasıyla birlikte İran’a gittikten kısa bir süre sonra, orada umduğu ortamı bulamadığı için, güya kendisini taciz ettirdiğini iddia ettiği annesinin yanına geri dönmek istemiştir. Bunun üzerine babası da öz kızını güya taciz ettiren annesinin yanına geri göndermiş, bunda bir sakınca görmemiştir. 

İşte, bu baştan sona uydurma ve yalan olan taciz hikayesi, yıllar sonra Adnan Oktar davasının husumetli müştekileri tarafından Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız aleyhine kullanılmak istenmiş ve bu uydurma taciz hikayesi üzerine “Küçük Kız Çocuğu Kumpası” organize edilmiştir. 

OYSA, SERRA DA BABASI DA, ADNAN OKTAR DAVASININ HUSUMETLİ MÜŞTEKİLERİNİN KENDİLERİYLE BAĞLANTIYA GEÇMESİNE KADAR YILLAR BOYUNCA HİÇBİR MAKAMA HERHANGİ BİR TACİZ ŞİKAYETİNDE BULUNMAMIŞLARDIR. Hatta, Serra annesi hakkında da, aradan geçen 8 yıla rağmen tek bir şikayette bulunmamıştır. 

TA Kİ ANNESİ, DOSYANIN HUSUMETLİ MÜŞTEKİLERİNİN 18 YAŞINDAN KÜÇÜK KIZINI KENDİ RIZASI DIŞINDA ALIKOYDUKLARINI, İÇKİLİ ORTAMLARDA BULUNDURDUKLARINI VE KAZAKİSTAN’A GÖTÜRDÜKLERİNİ SAVCILIĞA ŞİKAYET EDENE KADAR. Serra’nın annesinin kızını husumetli müştekilerin elinden kurtarmak, 18 yaşından küçük kızının husumetli müştekilerin içkili tekne gezilerinde dolaştırılmasına engel olmak için verdiği mücadelenin karşılığı, annenin haksız ve hukuksuz olarak büyük bir komplo neticesinde tutuklanması olmuştur. 

Özet olarak, geçmişte annesi ve babası arasındaki velayet davasında, babasının yanında yaşamak isteyen Serra’nın, VELAYETİNİN ANNESİNDEN ALINARAK BABASINA VERİLMESİ AMACIYLA ORTAYA ATTIĞI TACİZ İFTİRALARI, bugün Sayın Adnan Oktar ve arkadaş camiamıza husumet besleyen kumpas çetesi tarafından geliştirilerek, hem dava dosyasında hem de medya ve basında infial oluşturmak amacıyla kullanılmaktadır. Tüm konu aslen bundan ibarettir. 

ANNE DİLEK Ç. İSE KIZININ, ADNAN OKTAR DOSYASININ HUSUMETLİ MÜŞTEKİLERİ TARAFINDAN ALIKONULMASINDAN ŞİKAYETÇİ OLMASI SEBEBİYLE HUSUMETLİ MÜŞTEKİLERİN HEDEFİ OLMUŞTUR. 

Ne 2018’de düzenlenen operasyon sırasında ne operasyon sonrasında açılan soruşturma ve dava süreçlerinde ne de sözde mağdur Serra’nın ifadelerinde, Dilek Ç. hakkında hiçbir şikayet bulunmamaktadır.

Ne var ki anne Dilek Ç., 18 yaşından küçük kızının Kazakistan’da alıkonulduğuna, ailesinden koparılarak teknelerde, alkollü ortamlarda kendisinden 20-30 yaş büyük erkeklerle bir arada tutulduğuna dair kumpasçılar hakkında ihbarda bulunup kızının kurtarılmasını talep edince birden bire güya kendi öz kızını taciz ettiren anne konumuna düşürülmüş ve tutuklanarak kumpas davasına dahil edilmiştir. 

Anne Dilek Ç. 13 Ocak 2022 tarihinde ilk duruşması yapılan davada verdiği ifadesinde ise gerçekleri şu başlıklar altında anlatmıştır:

Benim kızım görmek istedi Adnan Oktar’ı, tatil yapmak için Türkiye’ye geldiğimizde, 2 kere, 10 dk gittik, birlikte Adnan Oktar’ı gördük, hal hatır sorup çıktık.

2018 Haziranında kızımın (18 yaşından küçük olduğu halde, bilgim dışında) Kazakistan’a götürüldüğünü öğrendiğim ve kızımın sosyal medyada kendisinden 20-30 yaş büyük adamlarla içkili ortamlarda teknelerde dolaştırıldığını gördüğüm için Fırat Develioğlu ve Özkan Mamati hakkında şikayette bulundum.

Kızım benden bağımsız Türkiye’ye gelip Mali Şube’de ifade verdiğinde neden Serpil Ekşioğlu isimli tanımadığımız bir kadın benim kızımı teslim aldı, neden Uğur Şahin isimli adam adliyeye getirdi, neden Fırat Develioğlu’nun yanında kalıyordu, ben bunları soruyorum. Ben bunları sorana kadar da benim hakkımda hiçbir şey yoktu.

Niçin benim kızım 15 yaşında Kazakistan’da 57 yaşında bir adamla kalıyor? 15 yaşında bir çocuk öyle gidebiliyor mu kendi başına Fırat Develioğlu’nun yanına? Bunları şikayet edince kendimi burada buldum.

Benim için Adnan Oktar davası firari şüphelisi diyorlar. Ben hiçbir zaman firari olmadım. Adnan Oktar’ın yakınında da olmadım. Tanışıklığım 10 dk.lık iki ziyaretten ibaret. Milli görüşçüyüm, iddia edilen olayın olduğu dönemde eşimle birlikte yaşıyordum, malulen emekli olduğu için bir dakika bile yanımdan ayrı olmazdı.

2018’den beri ben Bodrum’da yaşıyorum. Adnan Oktar operasyonu olduğundan beri İsviçre’ye gittim geri geldim 2019’da, havalimanından girdim çıktım kimse beni almadı. Adliyelere girdim çıktım, kendi elimle imzalar attım, dilekçeler verdim, aşı oldum kimsenin beni aldığı yoktu, ta ki, bu kumpas nedeniyle ben Fırat Develioğlu ve Özkan Mamati’yi şikayet edene kadar. Ben bunları şikayet ettim diye mi buradayım?

Kızım adına Av. Sena Akkaya Avvuran tarafından 25 Ocak’ta hakkımda bir şikayet verilmiş. Ama o tarihte kızımın bu avukata verdiği bir vekalet yok. Üstelik kızım o tarihte 18 yaşından küçük, vekalet verebilmesi de mümkün değil. Kayyum olması gerekir. Kayyum olmadan, vekalet olmadan Adnan Oktar davasının müştekileri kızım adına benim hakkımda şikayette bulunmuşlar. Bu avukat cezaevinde de gece 23:00’de bana gelip “kızın sana şu küfürleri iletiyor, etkin pişmanlıktan faydalan yoksa Adnan Oktar kadar ceza alacaksın” dedi.

Anne Dilek Ç.’nin beyanlarında da açıkça görüldüğü üzere yaşı küçük bir kız çocuğunun sözde Adnan Oktar tarafından tacize uğradığı hikayesi baştan sona yalandır. Somut olan ve asıl araştırılması gereken hayati konular ise, 

18 yaşından küçük bir kızın 57 yaşındaki FIRAT DEVELİOĞLU ve ÖZKAN MAMATİ isimli kişiler tarafından neden alıkonulduğu, hangi yöntemlerle Kazakistan’a götürüldüğü, bu süre zarfında bu kız çocuğuna ne gibi baskılar yapıldığı 

hususlarıdır. 

Kamuoyunun bilgilerine saygılarımızla sunarız.