Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız hiçbir maddi, dünyevi karşılık beklemeden 40 yıldan bu yana sürdürdükleri ilmi, imani ve kültürel faaliyetleriyle Allah aşığı, İslam'a, Kuran'a, devletine, milletine, vatanına gönülden bağlı insanlar olduklarını açık bir biçimde ortaya koymuşlardır. 

Bu faaliyetleri sürdürürken de, aldıkları tüm tehditlere, karşılaştıkları sayısız yıldırma, sindirme ve suikast girişimlerine, komplolara, işkencelere, iftira ve karalama kampanyalarına, hukuksuz gözaltılara ve yıllarca süren tutukluluklara rağmen Allah’ın varlığını, Yaratılış gerçeğini, Kuran ahlakını, İslam Birliği’ni, inkarcı felsefelerin geçersizliğini, vatana, millete bağlılılğın, üniter devletin, terörle fikri mücadelenin önemini ve benzeri hayati konuları bilimsel yöntemlerle hiç yılmadan savunmaya, anlatmaya devam etmişlerdir. Bu da sahip oldukları üstün imanın ve dava ruhunun en önemli ispatlarından biri olmuştur. 

Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın, Allah yolundaki bu azim ve kararlılıkları, çatışmalardan, bölünmelerden, kavga ve savaşlardan medet uman, dünyayı adeta kan gölüne çeviren, acımasızlığı ve bencilliği hakim kılmak isteyen küresel derin güç İngiliz derin devletinin ve yerli uzantılarının hiç işine gelmediği gibi, şiddetli öfkelerine sebep olmaktadır. Bu öfke de sık sık uğradığımız hukuk dışı komplo ve kumpas girişimleriyle kendini dışa vurmaktadır.

Sayın Adnan Oktar 40 yıllık ilmi mücadelesi boyunca türlü türlü kumpas girişimlerine maruz kalmış, haksız ve hukuksuz olarak tutuklanmış, akıl hastanesine gönderilmiş, sayısız soruşturmaya maruz kalmış ancak, her birinden aklanarak çıkmıştır. 

Bu kumpasların en kapsamlısı FETÖ’nün hain darbe girişiminin hemen ardından 2016 yılında emniyete gönderilen düzmece bir ihbar mektubuyla devreye sokulmuştur. Bunu takibeden 2 yıllık çok geniş ve kapsamlı teknik takip süresince hiçbir suç, suç üstü, suç unsuru hiçbir suç deliline rastlanılmadığı halde 11 Temmuz 2018 tarihinde camiamıza yönelik hiçbir hukuki dayanağı olmayan dev bir polis operasyonu düzenlenmiştir. 

Ardından da Sayın Adnan Oktar ve birçok arkadaşımız gözaltına alınmış ve ortada tek bir somut suç delili olmadığı halde, haksız ve hukuksuz bir biçimde tutuklanıp cezaevlerine konulmuştur. Bugün de hala Sayın Adnan Oktar ve çok sayıda arkadaşımız yaklaşık 4 seneden bu yana yok yere cezaevlerinde tutuklu olarak tutulmaktadır.

Yüzlerce kez ifade ettiğimiz gibi, dava dosyasında tek bir gerçek, hukuki ve somut delil, bulgu ya da belge bulunmadığı için komplocular, hedeflerine ulaşmak için çok sayıda hukuk dışı hatta kriminal yöntemlere, kirli oyunlara, sahtekarlıklara başvurmuşlardır. 

Örneğin, aralarına düzmece ve sahtelerinin rahatça yerleştirilebilmesi, üzerlerinde kolayca oynama, düzenleme ve değişiklikler yapılabilmesi amacıyla evlerden çıkan yazılı ve dijital materyallerin operasyon sırasında elde edilmeleri tümüyle hukuksuz yöntemlerle gerçekleştirilmiştir. Toplanan belge evrak ve dijital materyaller özel mühürlü delil poşetleri yerine, aralarına sonradan her türlü sahte ve düzmece belge, yazı, hard disk, usb, kaset, vb. dijital materyalin katılabileceği bildiğimiz çöp torbalarıyla emniyete götürülmüşlerdir. Dijitallerin hiçbirinin ilgili şahısların huzurunda imaj kopyaları alınmamıştır. Dolayısıyla, hiçbirinin hukuki geçerlilikleri yoktur.

Yine, kumpasçıların en çok ağırlık verdikleri hukuksuz yöntem sahte müşteki, tanık ve itirafçılar devşirmek olmuştur. Daha önceden camiadan umduğu maddi çıkar beklentilerini elde edemediği için ayrılmış, ya da çeşitli nedenlerden dışlanmış olan birtakım husumetli kişiler seçilip bir araya getirilerek dosyanın ana müştekileri, diğer deyimle "tetikçileri" yapılmıştır. Yine, çeşitli zamanlarda camiayla tanışıklığı olmuş bazı kişiler de ağır baskı, tehdit ve korkutma yöntemleriyle yine sözde şikayetçiler, sahte tanıklar, hayali mağdurlar, sahte itirafçı ve etkin pişmanlar haline getirilmişlerdir. Tüm bu hukuksuz ve alenen suç teşkil eden aşamalarda en büyük destek ve katkıyı İngiliz derin devletinin Emniyet ve Yargı'daki bazı kripto uzantıları sağlamıştır.

İşte boş dava dosyası, bu şekilde mafyavari yöntemlerle, sahte deliller ve hukuken geçersiz dijital materyallerle, suni olarak devşirilmiş kişilere masa başında özel kurgulanıp söyletilen yalan beyanlar, iftiralar, uydurma senaryolar ve hayali hikayelerle doldurularak ortada güya çok büyük ve tehlikeli bir örgüt varmış imajı oluşturulmaya çalışılmıştır. 

Dosyaya bu tür hukuksuz yöntemlerle doldurulan söz konusu sahte deliller, yalan beyan ve iftiralar, düzmece senaryolar, bir yandan da kumpasçıların medya ve sosyal medyadaki elemanlarına servis edilerek 4 yıl boyunca süren aralıksız bir algı operasyonu düzenlenmiştir. 

Medyada yürütülen bu sistematik kara propaganda ile, hem mahkemeyi etki altına almaya yönelik geniş bir kamuoyu infiali oluşturmak hem de Cumhuriyet tarihinin en büyük zulüm, vahşet ve hukuksuzluğunu kamuoyuna karşı meşru, makul ve gerekliymiş gibi gösterebilmek istemişlerdir. Bir yandan da davaya bakan mahkemeler, hakimler, savcılar üzerinde ağır bir baskı oluşturulması amaçlanmış ve ne yazık ki bunda büyük ölçüde başarılı olunmuştur.

Ancak kumpasçılar, kontrollerindeki bir kısım medya ve gazeteciler üzerinden yürüttükleri kirli ve iğrenç kara propagandaya, görülmemiş bir yalan ve iftira kampanyasına rağmen kamuoyu üzerinde istedikleri etki ve başarıyı elde edememişlerdir. 

Bugün artık tüm Türkiye ortada dev bir kumpas davası olduğunu tüm detaylarıyla görmüş ve öğrenmiştir. Aralarında çok sayıda seçkin Yüksek Yargı mensuplarının, hakimlerin, savcıların, avukatların bulunduğu duayen hukukçular dava dosyasının bomboş olduğu ve davanın açık bir kumpas davası olduğu konusunda hem fikirdir.


KUMPAS DAVASINDA SAHTE SUÇLAR ÜRETMEK İÇİN KULLANILAN SİHİRLİ DEĞNEK: "ÖRGÜTSEL SAİK" UYDURMACASI

Kumpasçılar, ortada hiçbir suç ve somut suç delili olmayınca arkadaşlarımızın, milyonlarca insan gibi hayatlarındaki en doğal, en insani ve en legal olayları bile suç görünümüne sokmaya çalışmışlardır. Hemen her insanın günlük hayatının doğal bir parçası olan sıradan, rutin, alışılmış ve hepsi meşru ve legal olan fiilleri, “örgütsel saik” başlığı altında biraraya getirerek hiçbir suç unsuru içermeyen olay ve faaliyetleri suç görünümüne sokma çabasına girmişlerdir. 

Bu amaçla her şeyin başına "örgütsel saik" ifadesi eklenerek yapay suç maddeleri oluşturulmuştur. Örneğin;

✔︎ İhtiyacı olan bir arkadaşına yardım etmek, 

✔︎ Güvendiği bir dostuyla ticaret yapmak, ondan mal alıp satmak;

✔︎ Şirket kurmak, bir arkadaşıyla ortak şirket kurmak;

✔︎ Ticaret dışı işlerle uğraşmak;

✔︎ Yurt dışına gitmek, yurt dışında şirket kurmak;

✔︎ Dostlarıyla bir arada vakit geçirmek;

✔︎ Hasta bir arkadaşına refakat etmek;

✔︎ Bedelli askerlik yapmak;

✔︎ Oy kullanmak ya da kullanmamak;

✔︎ Evlenmek veya boşanmak veya bekar yaşamak;

✔︎ Çocuk sahibi olmak veya olmamak;

✔︎ Eğitimine devam etmek veya herhangi bir sebeple eğitimini yarım bırakmak; 

✔︎ Makyaj yapmak, dövme yaptırmak;

✔︎ Saçına, kaşına beğendiği bir stili uygulamak;

✔︎ Saçını, sakalını uzatmak veya kesmek;

✔︎ Alışverişe tek veya arkadaşlarıyla gitmek;

✔︎ Sosyal medya hesabı açmak veya açmamak;

✔︎ Örgütsel saikle whatsapp kullanmak

ve bunlar gibi, günlük ve sosyal hayata dair onlarca sıradan eylem ve davranış, cümle başlarına “ÖRGÜTSEL SAİK” ifadesi eklenerek sanki birer suçmuş gösterilmeye çalışılmıştır. 

ÜZERİNDE BİR SANİYE DÜŞÜNÜLSE DAHİ ASLINDA HİÇBİR SUÇ UNSURU İÇERMEDİĞİ GÖRÜLECEK AKLA ZİYAN İTHAMLARLA ARKADAŞLARIMIZ TUTUKLANMIŞ VE HAKLARINDA ON BİNLERCE YILLIK MAHKUMİYET KARARLARI VERİLMİŞTİR. 

Nitekim, komplo doğrultusunda hazırlanan iddianamede SÖZDE cinsel saldırı, kara para aklama, askeri ve siyasi casusluk gibi son derece ağır suçlamalara maruz kalmış arkadaşlarımıza yargılama boyunca bu uydurma sahte suçlamaları aydınlatmak için sorular sorulacağına, 

⁉️ Örgütsel saikle mi evlendikleri, 

⁉️ Örgütsel saikle mi boşandıkları,

⁉️ Örgütsel saikle mi çocuk doğurdukları, 

⁉️ Örgütsel saikle mi okula gittikleri veya okuldan ayrıldıkları,

⁉️ Örgütsel saikle mi bikini giydikleri, 

⁉️ Örgütsel saikle mi başörtüsü taktıkları veya çarşaf giydikleri,

⁉️ Örgütsel saikle mi dekolte giyimi tercih ettikleri,

⁉️ Örgütsel saikle mi arkadaşından ev veya araba satın aldıkları, 

⁉️ Örgütsel saikle mi aynı evde kaldıkları, 

⁉️ Örgütsel saikle mi yurt dışında yaşadıkları,

⁉️ Örgütsel saikle mi fotoğraf çektirip sosyal medyada paylaştıkları,

⁉️ Örgütsel saikle mi birlikte AVM'ye, yemeğe, spora gittikleri,

⁉️ Örgütsel saikle mi Mehdiyete inandıkları, 

⁉️ Örgütsel saikle mi A9 TV canlı yayınlarında dans ettikleri,

⁉️ Örgütsel saikle mi A9 TV canlı yayınlarında müzik dinledikleri, 

⁉️ Örgütsel saikle mi Adnan Bey'i sevdiklerini söylemeleri,

⁉️ Örgütsel saikle mi namaz kıldıkları ...

gibi son derece garip, gayesi anlaşılmaz ve hukuka, dahası en temel anayasal haklara tümüyle aykırı sorular yönetilmiştir. 

Oysa, meşru ve legal bir fiilin başına “örgütsel saik” ifadesi eklenmesi o eylemi hiçbir zaman “suç” haline dönüştürmez. Ayrıca, dünyanın herhangi bir ülkesinde sokaktan herhangi 200-300 kişi rastgele seçilip hayatları incelense, bu kişilerin hayatlarında da arkadaşlarımıza suç unsuruymuş gibi isnat edilen, ancak aslında son derece doğal, meşru ve yasal olan eylem ve davranışların yüzlerce örneğine rastlanacaktır. 

Anayasamıza ve evrensel hukuka göre bir eylemi suç kılan unsurlar, kanıtlar belirlidir ve bu unsurların ve bunların somut, gerçek ve hukuki delillerinin hiçbiri Adnan Oktar Davası dosyasında yoktur. 

Tüm bunlara karşın, Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarının meşru bir eylemi yapmış veya yapmamış olmaları hiç farketmemekte, her durumda hayali bir suç örgütünün, sözde "örgütsel saikle" hayali suçlar işleyen mensupları olarak değerlendirilmektedirler. 

Bu hukuk, akıl ve mantık dışı yaklaşıma göre hiçbir şey yapmadan, kimseyle görüşmeden evde otursalar bile, güya talimat üzerine, örgütsel saikle böyle davrandıkları ileri sürüleceği için durum yine değişmeyecektir. Zaten birçok arkadaşımız da, haklarında hiçbir suç delili olmaksızın, sırf müşteki beyanlarında kendisi için “örgüt üyesidir” denilmiş olması esas ve yeterli görülerek 17 ay boyunca cezaevinde tutulmuştur. Kısaca, husumetli müştekilerin ve onların baskı ve tehditleriyle şikayetçi olmak zorunda kalmış kişilerin tek bir cümleleri bile arkadaşlarımızın tutuklanıp mahkum edilmelerine yeterli olmuştur. 

Komplocuların "örgütsel saik" ifadesiyle, arkadaşlarımızın günlük hayatının en doğal parçası olan eylemlerini hedef almalarının en önemli sebeplerinden biri arkadaşlarımız arasındaki tüm insani ve sosyal bağları kopartarak camiamızı kendilerince dağıtmaktır. Bu sayede, camiamızın 40 yıldan bu yana yoğun biçimde sürdürdüğü ilmi, fikri, imani faaliyetleri sonlandırmayı amaçlamaktadırlar.

Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız Allah’a iman eden, dindar ve modern yaşam tarzını benimseyen samimi Müslümanlardır. Allah'ın varlığının birliğinin delillerini, yaratılış gerçeğini, Kuran ahlakını, iman hakikatlerini, Kuran mucizelerini, Allah'ı inkar eden Darwinist-materyalist felsefelerin bilimsel geçersizliğini ve sefaletini, Kuran dışı bağnaz din anlayışının çarpıklığını dünya çapında en vurucu ve en akılcı biçimde ortaya koymuş ve insanlara anlatmışlardır. 

Elbette ki bu devasa çap ve etkideki ilmi, imani ve kültürel faaliyet, İngiliz derin devleti açısından, yüzyıllardır aşama aşama tesis ettiği küresel sömürü düzenine, çıkar projelerine ve Deccaliyetin nihai dünya hakimiyeti hedefine köklü bir tehdit niteliğindeydi. 

Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarının, insanların imani şuurlarını, hamiyeti İslamiyelerini, milli-manevi değerlerini yükseltmeye yönelik faaliyetleri, İngiliz derin devletinin istediği gibi manipüle edebileceği, önünde hiçbir engel teşkil etmeyecek, amiyane tabirle "her yola gelebilecek", her türlü şeytani plan ve projede sorgusuz, sualsiz, itirazsız hizmet ettirilebilecek, dini, ahlaki, milli, manevi değerlerden yoksun, ülküsü, davası olmayan, ateist, deist, dejenere nesiller yetiştirme hedefi karşısında çok büyük bir engeldi.

İşte bu nedenle, Adnan Oktar ve arkadaşları İngiliz derin devleti için acil durdurulması ve etkisiz hale getirilmesi gerekenler listesinde birinci sıraya yükseldi. 

Hemen ardından, kendilerine Cumhuriyet tarihinin en büyük kumpası düzenlendi. Hayatlarında hiçbir suça karışmamış, tek bir adli kaydı bulunmayan tertemiz, masum insanlar, İngiliz derin devletinin emniyet ve yargı gibi kritik konumlardaki yerli kripto elemanlarının ve önceden camiamıza husumetli bazı tetikçi devşirmelerinin organize bir işbirliği ile, ortada tek bir suç ya da suç delili bulunmadığı halde gözaltına alınıp tutuklandı ve onbinlerce yıllık cezalara mahkum edildi. 

Milyonlarca insan gibi, sürdürdükleri doğal, meşru, legal, sıradan günlük yaşamlarının her karesi, başına "örgütsel saikle" kalıbı eklenerek yapay suçlara dönüştürüldü. 40 yıldan bu yana sürdürdükleri dünya çapında etkili imani, bilimsel ve kültürel faaliyetleri "örgütsel faaliyet" başlığı altında tanımlandı.

En temel anayasal hakları olan, savunma yapmaları, avukat tutmaları, haklarındaki iftiralara cevap vermeleri, aleyhlerindeki asılsız ithamları kabul etmemeleri, bu ithamları net olarak çürüten somut belge ve delillerle mahkemede savunma yapmaları, doğruları anlatmaları uğradıkları haksızlık ve hukuksuzluklara itiraz etmeleri, bunları resmi mercilere şikayet etmeleri, "örgütsel refleks", "örgüt talimatı ile yapılan eylemler" adı altında değerlendirildi. Tuttukları avukatları, "örgüt avukatı" olarak yaftalandı ve tutuklandı. Operasyondan önceki dönemlerde Adnan Bey'in ve arkadaşlarımızın çeşitli soruşturma ve davalarda müdafiliğini yapmış avukatları bile "örgütün hukuk gurubu üyesi" gibi uydurma bir gerekçeyle tutuklanıp cezaevlerine gönderildi.

Bu tümüyle hukuksuz, mantıksız, derin devlet talimatlı, art niyetli saçma mantık gerek dosya savcıları gerekse davayı yürüten mahkeme heyeti tarafından büyük bir şevkle benimsendi ve cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir hukuk faciası olan yargılamaya damgasını vurdu.

İddianamede, esas hakkındaki mütalada ve mahkemenin gerekçeli kararında, Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın geceli gündüzlü, canlarıyla, mallarıyla, ömürlerini vakfederek, derin güçlerin her türlü baskı, tehdit, yıldırma ve engelleme çabalarına karşı koyarak 40 yıl boyunca sürdürdükleri faaliyetleri güya basit ve paravan bir "örgüt propagandası"ndan ibaretmiş gibi gösterilmeye çalışıldı. 

40 yıldan bu yana canla başla;

‼️ ALLAH’IN VARLIĞINI VE BİRLİĞİNİ,

‼️ ALLAH'IN AYETLERİNİ,

‼️ YARATILIŞIN BİLİMSEL DELİLLERİNİ,

‼️ KURAN MUCİZELERİNİ,

‼️ KURAN AHLAKINI,

‼️ DARWİNİZMİN, ATEİST-MATERYALİST FELSEFELERİN BİLİMSEL GEÇERSİZLİĞİNİ,

‼️ KOMÜNİZMİN, FAŞİZMİN VE BÖLÜCÜ İDEOLOJİLERİN TEHLİKESİNİ,

‼️ VATANIN BÖLÜNMEZ BÜTÜNLÜĞÜNÜ,

‼️ ÜNİTER DEVLETİN ÖNEMİNİ,

‼️ TÜRK-İSLAM BİRLİĞİNİN GEREKLİLİĞİNİ

anlatmamız "ÖRGÜT PROPAGANDASI" olarak değerlendirildi.

Hukuksuz, insafsız, vicdansız bir soruşturma ve dava süreci boyunca bu tür akla ziyan çarpıtma, yalan ve iftira malzemeleriyle doldurulan dava dosyası, İngiliz derin devletinin yerli medyadaki yapılanmasına ve çığırtkanlarına kamuoyu algısı oluşturmaları ve kara propaganda yürütmeleri amacıyla aralıksız servis edildi. 

Bu suretle, dünyanın en etkili ve kapsamlı imani faaliyeti durdurulmuş oldu. Bu faaliyeti 40 yıldır büyük bir azimle, şanla şerefle yürüten Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız, haksız ve hukuksuz biçimde tutuklanıp hayatlarında hiçbir suç işlemedikleri halde 10 binlerce yıllık mahkumiyet kararlarıyla cezaevi köşelerine kapatılarak susturuldu, etkisiz hale getirildi. Ancak, İngiliz derin devleti ve Türkiye'deki uzantıları bununla da yetinmedi. 

40 yıllık yoğun ve aralıksız bir ilmi ve kültürel çalışmanın kökten yok edilebilmesi amacıyla...

 Sayın Adnan Oktar'ın yukarıda saydığımız hayati konularda kaleme aldığı 300'den fazla eseri, imha edilmek üzere toplatıldı; 

➢ Adnan Bey'in kitaplarını yayınlayan Global Yayıncılık firması kapatılarak, tüm mal varlığına el konuldu. Deposundaki hazır basılmış olan onbinlerce Harun Yahya eseri, haşa, hurda olarak imha edilmek üzere toplatıldı;

 Bu eserlerden faydalanılarak hazırlanan binlerce internet sitesine erişim yasağı getirildi;

 Yine bu eserlerden faydalanılarak bugüne kadar hem Türkiye'de hem de  dünyanın çeşitli ülkelerinde düzenlenen konferansların yapılması yasaklandı. Bu konferansları gönüllü olarak düzenleyen, organize eden ve onlara konuşmacı olarak katılan arkadaşlarımız cezaevlerine konuldu;

 Türkiye'nin çeşitli yerlerinde koleksiyoncu arkadaşlarımızın düzenledikleri sergilerde vatandaşlarımızla buluşan, Yaratılışın apaçık delilleri olan milyonlarca yıl yaşındaki canlı fosillerine el konulup depolara kaldırıldı. Yıllar boyu, onbinlerce insanın yaratılışın canlı delillerini görüp imanlarını artırmaya vesile olan bu nadide fosiller tozlu depolarda çürümeye terk edildi;

 Her gün 7/24 aralıksız milli, manevi, imani konulardaki programların yayınlandığı, Kuran mucizelerinin, Kuran ahlakının, iman hakikatlerinin, milli şuurun öneminin anlatıldığı A9 TV televizyonu sözde "örgüt propagandası" yapıldığı gerekçesiyle, kapatıldı. Bir daha faaliyet gösteremeyecek biçimde tüm cihazlarına ve varlıklarına el konuldu.

Özetle, her şeyin başına eklenen bir "ÖRGÜTSEL SAİK" kalıbıyla; 

➤ MİLYONLARCA İNSANIN ALLAH'I HAKKIYLA TANIYIP TAKDİR ETMESİNE, KURAN'I DOĞRU ANLAYIP ÖĞRENMESİNE, İSLAM'IN HAK DİN OLDUĞUNU GÖRÜP İMAN ETMESİNE, KURAN AHLAKINI SEVEREK YAŞAMASINA,

➤ MİLYONLARCA MÜMİNİN İMANLARININ GÜÇLENİP TAHKİKİ İMANA KAVUŞMALARINA, 

➤ DARWINİZM, KOMÜNİZM, MARKSİZM... GİBİ DEVRİN SAPKIN İNKARCI FELSEFE VE İDEOLOJİLERİNİN BİLİMSEL OLARAK YERLE BİR EDİLMESİNE, 

➤ YOĞUN DİNSİZLİK TELKİNLERİNE KARŞI, ÖZELLİKLE GENÇLERİMİZİN SAVUNMASIZ BIRAKILDIĞI, ATEİZM, DEİZM, VB. İNKARCI AKIMLAR KARŞISINDA GÜÇLÜ BİR SET ÇEKİLMESİNE,

➤ DÜNYA ÇAPINDA İSLAM DÜŞMANLIĞINI, İSLAMOFOBİYİ KÖRÜKLEYEN BAĞNAZLIK FİTNESİNİN ETKİSİZ HALE GETİRİLMESİNE,

DÜNYA ÇAPINDA İNSANLARIN, İSLAM'IN BİR ŞİDDET DEĞİL, SEVGİ, BARIŞ VE KARDEŞLİK DİNİ OLDUĞUNU ÖĞRENMELERİNE,

➤ KURAN'IN İNSANLARA MODERNİZM ÖTESİ BİR YAŞAM MODELİNİ VE ALABİLDİĞİNE GENİŞ BİR ÖZGÜRLÜK ANLAYIŞI SUNDUĞUNUN GÖRÜLMESİNE, 

➤ ÜLKEMİZDE Z KUŞAĞI MENSUBU MİLYONLARCA GENCİMİZİN, VATANDAŞIMIZIN BENİMSEDİĞİ MODERN, BATILI, ÖZGÜR YAŞAM TARZININ, KURAN'A DAYALI GERÇEK İSLAM'IN YAŞANMASINA, DİNDAR MÜSLÜMAN OLUNMASINA HİÇBİR ENGEL TEŞKİL ETMEDİĞİNİN ANLAŞILMASINA,

➤ İSLAM'IN VE MÜSLÜMANLARIN EN ŞİDDETLİ DÜŞMANI OLAN ASRIN DECCALİYET SİSTEMİ İNGİLİZ DERİN DEVLETİNİN VE BU ŞEYTANİ YAPILANMANIN KÜRESEL PLAN VE PROJELERİNİN, HEDEFLERİNİN DEŞİFRE EDİLMESİNE

vesile olan, dünyanın en büyük, en etkili, en akılcı ve en başarılı imani tebliğ faaliyeti durdurulmuş oldu. Bu faaliyeti canla başla onyıllardır sürdüren samimi, dindar Müslümanlar hapsedilerek susturulmuş oldu. İngiliz derin devletinin isteği de böylece yerine getirilmiş oldu.

Dahası bir daha böyle bir imani faaliyet yapmayı düşünen insanlara da büyük bir göz dağı verilmiş oldu. "Kuran'da anlatılan İslam'ı yaşarsanız ve anlatırsanız işte böyle örgüt olur, onbinlerce yıllık cezalar alıp hapislerde çürürsünüz" mesajı verildi.

Sonuç olarak, Adnan Oktar Davası’nda yargılananları mahkum etmek ve camiayı tümüyle parçalayıp yok etmek için türetilen uydurma bir kılıf olan “örgütsel saik” kavramıyla hedeflenen, arkadaşlarımızı veya onlarla bir şekilde bağlantısı olmuş insanları aşağıda saydığımız hukuk ve insanlık dışı yaptırımlara kendilerince mecbur etmeye çalışmaktır:

✘ CAMİAMIZLA TÜM İLİŞKİSİNİ KESMELİDİR. 

✘ CAMİADAN HİÇBİR ARKADAŞIYLA BULUŞMAMALI VEYA AYNI EVDE BULUNMAMALI, KALMAMALIDIR. 

✘ CAMİAMIZDAN KİMSEYLE TİCARET YAPMAMALIDIR. 

✘ CAMİAMIZDAN KİMSEYE YARDIM ETMEMELİDİR. 

✘ CAMİAMIZDAN KİMSEYLE YAN YANA GELİP DE NEŞELİ GÖRÜNTÜLER VERMEMELİDİR. 

✘ HİÇBİR PLATFORMDA SAYIN ADNAN OKTAR’I VEYA ARKADAŞLARINI SEVDİĞİNDEN BAHSETMEMELİDİR. 

✘ HER ORTAMDA CAMİAYI VE ÖZELLİKLE DE SAYIN ADNAN OKTAR’I KÖTÜLEMELİDİR.

✘ CAMİAMIZDAN KİMSEYLE BİRLİKTE ALLAH’I, YARATILIŞI, KURAN AHLAKINI, EVRİM TEORİSİNİN ÇÖKÜŞÜNÜ, AHİR ZAMAN ALAMETLERİNİ, DEVLETİN BÖLÜNMEZ BÜTÜNLÜĞÜNÜ, SEVGİYİ VEYA KALİTENİN ÖNEMİNİ ANLATMAMALIDIR. AKSİ HALDE, "ÖRGÜTSEL PROPAGANDAYA DEVAM ETMEKLE" SUÇLANACAKTIR.

✘ GİYİM TARZINI,  SAÇ, VS. STİLİNİ, MAKYAJ BİÇİMİNİ TAMAMEN DEĞİŞTİRMELİDİR. 

✘ ÜZERİNDE CAMİAMIZI HATIRLATACAK HİÇBİR ÖZELLİK TAŞIMAMALIDIR.

✘ ÖRNEĞİN, DİNE, İSLAM'A, KUTSAL DEĞERLERE YÖNELİK HAŞA SAYGISIZLIK, HAKARET, ALAY İÇEREN YAYINLAR, SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMLARI HAKKINDA HERHANGİ BİR SUÇ DUYURUSUNDA BULUNMAMALIDIR. ÇÜNKÜ BU "ÖRGÜTSEL FAALİYET" OLARAK DEĞERLENDİRİLECEKTİR. 

✘ ADNAN OKTAR VE ARKADAŞLARINDAN BAHSEDERKEN ÖVGÜ, SEVGİ İFADELERİ KULLANMAMALI, YOKSA GÜYA "SUÇLUYU ÖVME" İTHAMINA UĞRAYACAK, HAKKINDA SORUŞTURMA AÇILACAKTIR.

✘ DARWİNİZMİN, MATERYALİZMİN GEÇERSİZLİĞİNDEN VEYA MEHDİYET, DECCALİYET GİBİ KONULARDAN ASLA BAHSETMEMELİDİR. AKSİ HALDE "ÖRGÜT PROPAGANDASI" YAPMAKLA SUÇLANACAKTIR.

✘ SAYIN ADNAN OKTAR VE ARKADAŞLARINA KARŞI VE HUSUMETLİ OLAN KİŞİ VE ÇEVRELERİN TARAFINA GEÇMELİ, KUMPASÇILARIN ASILSIZ İTHAMLARINA VE ÇİRKİN İFTİRALARINA DESTEK VERMELİ, ONLARIN HUKUKSUZLUKLARINA GÖZ YUMMALIDIR.

Bu örnekler elbette ki çoğaltılabilir. 

Ancak, şu kesin gerçek çok iyi bilinmelidir ki Sayın Adnan Oktar'ın onlarca yıllık arkadaşlarının, can dostlarının, kardeşlerinin bu hukuksuz, vicdansız ve insanlık dışı baskıları, yaptırımları ve dayatmaları kabul etmeleri asla mümkün değildir. Allah'ın izniyle, Ne Sayın Adnan Oktar'dan ne de birbirlerinden vazgeçmeleri, aralarındaki çelik gibi bağları koparmaları, hiçbir zaman gerçekleşmeyecektir. 

Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarının, uğruna hayatlarını adadıkları, inandıkları, doğru bildikleri davalarından kopmayı, dava arkadaşlarını terk etmeyi, ahir zamandaki Deccaliyet yapılanması olan İngiliz derin devletinin kendilerinden istediği sevgisiz, ruhsuz, materyalist, yalnızlaştırılmış, hain, alçak ve dönek yaşam tarzını kabul etmeyi bir an akıllarından bile geçirmeyeceklerinden kimsenin en ufak şüphesi olmamalıdır. 

Tam aksine, Deccaliyetin bu baskı ve zulümleri arkadaşlarımızın, aynı ayette tarif edilen "kurşunla kaynatılmış binalar gibi"  her zamankinden çok daha fazla birbirlerine kenetlenmelerine, aralarındaki sevgi ve bağlılığın kat kat artmasına, samimi ve gerçek müminler hakkındaki yüzlerce Kuran ayetinin üzerlerinde tecelli etmesine vesile olmuştur.

Tertemiz Müslümanlara yapılan bu zulmün engellenmesi ve bu zulme karışanların cezalandırılmaları İslam’ın, vatanın ve milletin menfaatlerini düşünen herkesin sorumluluğudur. Bu tür zulümlere seyirci kalındığı takdirde ise, bugün camiamızın maruz kaldığı hukuksuzlukların yarın daha çok kişiye isabet edeceği, hatta gitgide tüm Türkiye’yi kuşatacağı açıktır.

Yerel mahkemenin kararına tümüyle saygılı olduğumuzu belirtirken, yaşanan sürecin ve gelinen noktanın takdirini değerli halkımıza bırakıyoruz.

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.