Türkiye’nin Ulusal Kemik İliği Bankası’nı kurmak ve lösemi hastalığına yakalanan vatandaşlarımıza şifa olabilmek amacıyla 1999 yılı Mart ayı itibariyle, kendisi de en ölümcül lösemi türüne yakalanmış olan Dr. Oktar Babuna öncülüğünde İSTANBUL TIP FAKÜLTESİ VAKFI TARAFINDAN büyük bir kampanya başlatılmıştır. 

Kısa zamanda olağanüstü bir sivil hareket haline dönüşen kampanya, dönemin hükümetinden muhalefetine, sanatçılarından sporcularına kadar toplumun her kesiminin yoğun desteğiyle yürütülmüştür. Örneğin, söz konusu kampanyanın destekçilerinden biri, o dönemde Cumhurbaşkanlığı makamında bulunan merhum Sayın Süleyman Demirel’dir. Sayın Demirel, Türkiye için önemi büyük olan bu kampanyaya yönelik desteklerinden birini ortaya koyduğu 28 Mart 1999 tarihli demecinde şu sözleri sarf etmiştir: 

“İlik Bankası’nın kurulmuş olması fevkalade iyi olur. Ben hem her türlü himayeyi, hem her türlü desteği veririm, yapılacak her kampanyaya katılırım. Nihayet bu bir milli dayanışmadır, bir sosyal olaydır. Temsil ettiğim devletin başı olarak her türlü desteği vermeye hazırım. Benden ne zaman ne isterseniz yanınızda bulacaksınız. Bu hareketi başarıya ulaştıralım.”

Sayın Demirel’in desteği sadece beyanat vermekle sınırlı kalmamış, toplanan kanların tahlil için yurtdışına gönderilmesi ile ilgili gümrük işlemlerinin kaldırılması ve kanların Türk Hava Yolları uçakları ile ücretsiz taşınması gibi pek çok konuda kendisi bilfiil müdahale ederek yardımcı olmuştur.

Şefkatli Türk halkının sahiplenmesiyle 3 ay gibi kısa bir sürede yaklaşık 160.000 kişinin kan taramasından geçirildiği kampanya başından sonuna kadar legal şekilde, yani devletin kontrolünde ve izniyle yürütülmüştür. Kampanyayla ilgili tüm işlemlerde İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Vakfı yetkili kılınmıştır. Vakfın Başkanı ve aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı olan Prof. Dr. Faruk Erzengin tüm çalışmaların başında yer almıştır. 

Bunlara rağmen ilerleyen süreçte, kasıtlı şekilde ortaya atılan bazı asılsız dedikodu ve iddiaların o dönemki Sağlık Bakanı merhum Sayın Osman Durmuş tarafından da dillendirilmesi nedeniyle, kampanyanda öne çıkan bazı kişi ve kurumlar çeşitli soruşturmalardan geçmiş, ANCAK KAMPANYADA HİÇBİR HUKUKA AYKIRILIK VEYA ART NİYET BULUNMADIĞI HER DEFASINDA TESPİT EDİLMİŞTİR. HİÇBİR KURUM VEYA KİŞİ HERHANGİ BİR YAPTIRIMLA VEYA CEZAYLA KARŞILAŞMAMIŞTIR. 

Bununla birlikte, kampanyanın asılsız iddialar nedeniyle haksız şekilde yarıda kalmasından rahatsızlık duyan Fazilet Partisi’ne mensup 20 milletvekili TBMM’ye Meclis Araştırması Önergesi ile gelmiştir. 22.07.1999 tarihli bu önergede ön plana çıkan bir bölüm şöyledir:

“Ulusal kemik iliği bankası kampanyası, devlet tarafından desteklenmiş olup, sivil insanlar tarafından da çok büyük bir ilgiyle karşılanmış bir kampanyadır. Bu kampanya ile ilk aşamada lösemi hastası Dr. Oktar Babuna'ya uygun bir kemik iliği vericisinin bulunması, daha sonraki aşamada ise, Türkiye'de ulusal kemik iliği bankasının kurulması hedeflenmekteydi. Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanlığı, Sağlık Bakanlığı, İstanbul Valiliği, İstanbul Üniversitesi gibi, devleti temsil eden kişi ve kurumlar tarafından desteklenerek 160.000 doku tahliline ulaşan ve kemik iliği bankasının fiilen kurulmasını temin ederek, sayıları 8.000'e varan lösemili Türk vatandaşlarının ilik bulma ve yaşama şansını yüzde 70'lere çıkaran böyle bir kampanyanın, Sağlık Bakanlığı tarafından durdurulması, halkımız arasında hayret ve şaşkınlık ile karşılanmıştır. Ülkemizde, lösemi hastalarına yardım etmek için yıllardır faaliyet gösteren Lösemili Çocuklar Vakfı’nın yakalayamadığı başarıyı, birkaç ay içinde yakalayarak, onu çok gerilerde bırakan böyle bir kampanyanın Türkiye'ye sağlayacağı imkânlar, kampanyanın durdurulmasıyla heba edilmiş ve sayılan 8000'e varan lösemili Türk vatandaşlarının hayal kırıklığına sebep olmuştur, belki de onları ölüme mahkûm etmiştir. Ülkemiz insanları için hayırlı ve onurlu bir hizmeti hedef alan bu kampanyaya engel olmak için eldeki delillerin daha tatminkâr ve açık olması gerekmez miydi?”

Çıkartılan tüm engellere rağmen, 1999 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde kurulan ilik bankası ise binlerce kişinin hayatının kurtulmasına vesile olmuştur. İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi’nin internet sitesinde konuyla ilgili olarak yapılan açıklamanın bir bölümü şöyledir:

İşte, Türkiye’de böylesine hayati bir işlevi olan ilik bankasının kurulmasına yol açan kampanya için o dönemde ortaya atılan “kanlarımız yurtdışına satılıyor”, “genetik haritamız çıkarılacak” gibi gülünç, asılsız ve bilim dışı iddiaların benzerlerine ne yazık ki günümüzde de hala rastlanmaktadır. 

Geçtiğimiz günlerde “youtube” isimli sosyal medya platformunda karşılaştığımız bir videoda, Oktar Babuna kan kampanyasıyla ilgili olarak söz konusu gerçek dışı iddialar bir kez daha tekrarlanmaktadır. Videoda son derece ciddi bir üslupla, sanki bilimsel değerlendirmelerde bulunuluyormuş gibi dile getirilen bu iddialar, biraz düşünüldüğünde, yaşanan olaylara tarafsız bir gözle bakıldığında ve eldeki somut deliller dikkate alındığında ciddiye bile alınmayacak türden iddialardır. 

İLGİLİ ŞAHSIN VİDEODA KENDİNCE MİLLETİMİZİ UYARMAK İÇİN ORTAYA ATTIĞI “TÜRK IRKINA ETKİLİ İLAÇ”, “TÜRKLERE KARŞI GENETİK SİLAH”, “GENETİK BİLİMİNE DAYANARAK TOPRAKLARIMIZDA HAK İDDİA EDİLMESİ” GİBİ SÖYLEMLERİ HİÇBİR BİLİMSEL VE MANTIKİ TEMELE DAYANMAYAN UYDURMA KOMPLO TEORİLERİNDEN İBARETTİR. 

Bunca yıl boyunca algı ve kavrayışı en zayıf insanların dahi anlamasının mümkün olduğu gerçeklerin bir kısım insanlar tarafından bir türlü anlaşılamamasının sebebi kanaatimizce konuyu hiç araştırıp incelememiş olmalarıdır. Konuyla ilgili bir kere dahi araştırma yapmış olsa, bir kez daha kendi yazdığı ya da kurduğu cümlelerin anlamı üzerinde düşünse öne sürdüğü iddiaların mantıksızlığını hemen kavrayabilecek insanlar, hayret verici bir şekilde oradan buradan duyduğu kalıpları tekrarlamakta ısrar etmektedirler.

Bu konuda en başta vurgulanması gereken, Türklerin veya başka bir ırkın genetik haritasının çıkarılarak söz konusu ırka yönelik genetik bir silah veya ilaç yapılması yönündeki iddialar bütünüyle hayali olduğudur. Özellikle, 19. yüzyıldan itibaren farklı ırklara mensup insanların birbirleriyle büyük ölçüde karışmaları nedeniyle (evlenip çocuk sahibi olmalarıyla) genetik anlamda saf bir ırk kalmamıştır. 

Ayrıca, bilimsel araştırmalarda, ırklar arasındaki genetik farklılıkların zaten çok küçük olduğu, genlere bakılarak ırkların ayırt edilemeyeceği ortaya çıkmış durumdadır. Konu hakkında araştırma yapan bilim insanları ırklar arasında sadece % 0.012 genetik fark olduğuna işaret etmektedirler. Kaldı ki bazı durumlarda bir ırkın kendi bireyleri arasındaki genetik fark, diğer ırklarla olan genetik farktan daha büyük olabilmektedir. Tüm bu veriler bir ırkın mensuplarına zarar verici özel ilaç ve silah yapımı iddialarını açıkça çürütmektedir.

DİĞER TARAFTAN SÖZ KONUSU KOMİK İDDİALAR AÇISINDAN DÜŞÜNDÜĞÜMÜZDE, TÜRKLERE ZARAR VERMEK İSTEYEN GÜÇLERİN OKTAR BABUNA KAN KAMPANYASINDA ALINAN KAN ÖRNEKLERİNE İHTİYAÇLARININ OLMADIĞI DA GÖRÜLMEKTEDİR. ZİRA DÜNYANIN BİRÇOK BÖLGESİNDE YAŞAYAN TÜRKLER ÇEŞİTLİ HASTALIKLAR VE SAĞLIK KONTROLLERİ NEDENİYLE KAN NUMUNELERİNİ YILLARDAN BERİDİR YABANCI SAĞLIK KURUMLARINA ZATEN SÜREKLİ OLARAK VERMEKTEDİRLER. 

T.C. Dış İşleri bakanlığının verilerine göre hali hazırda yurt dışında 6.5 milyon Türk vatandaşı yaşamaktadır ve bunların yaklaşık 5.5 milyonu Batı Avrupa ülkelerine yerleşmiş bulunmaktadır. (http://www.mfa.gov.tr/yurtdisinda-yasayan-turkler_.tr.mfa) Yani yaklaşık 6.5 milyon Türk vatandaşına ait kan örnekleri ve diğer bilgiler zaten hali hazırda dışarıda yabancı ülkelerin sağlık kurumlarında mevcuttur.

Bunların yanı sıra, her yıl yaklaşık 10 milyon Türk vatandaşı çeşitli gerekçelerle yurt dışına seyahat etmektedir. Bu kişiler gittikleri her lokantada yemek yedikleri tabaklara, su içtikleri bardaklara hatta dokundukları her yere DNA izlerini bırakmaktadırlar. Otelde yastık kılıfları, yere dökülen saçları, kullandıkları her şey genetik harita avcılarının ihtiyaçlarını karşılayabilecek niteliktedir. Ancak, gerçekte böyle gen avcıları olmadığından, kimsenin Türk milletinin genetik haritasıyla ilgili bir alıp veremediği olmadığından ve bunu da aslında bu iddiaları öne sürenler de dahil herkes çok iyi bildiğinden hiç kimse bu konuda önlem alma ihtiyacı hissetmemektedir.

BU BAKIMDAN GERİDE BIRAKTIĞIMIZ YÜZYILLIK SÜREÇTE EN AZ ON MİLYONLARCA TÜRK’ÜN KAN ÖRNEĞİ YURTDIŞINDA ALINMIŞ DURUMDADIR. DOLAYISIYLA, TÜRKLERE KARŞI GENETİK SİLAH VEYA İLAÇ ÜRETTİĞİ İDDİA EDİLEN GÜÇLERİN 1999 YILINDAKİ OKTAR BABUNA KAN KAMPANYASINDA ALINAN 160.000 NUMUNEYE İHTİYAÇLARI ASLA OLMAZ.

Tüm bu sebeplerle, Oktar Babuna kan kampanyasının başlangıcıyla da gelişimiyle de ve sonuçlarıyla da devletimizin ve milletimizin lehine ve faydasına olduğu açıktır. Bu kampanya vesilesiyle kurulan ilik bankamız binlerce vatandaşımızın hayatının kurtulmasına vesile olmuştur. 

Bu gerçekler görüleceğine, takdir edileceğine saçma komplo teorileriyle halkımızda infial oluşturmanın hiçbir haklı yönü bulunmamaktadır. İlginç videolarla ve beyanlarla kamuoyunun gündemine gelme, insanların dikkatini çekme çabasında olduğu izlenimi veren ilgili şahsın, bu amaç doğrultusunda hareket ederken en azından bilimle, somut belgelerle ve hukuki delillerle çelişmeyen mantıklar savunması gerektiğini düşünüyoruz. Nitekim, böyle yapmadığı takdirde, akıldan ve zekadan yoksun biri olduğu izlenimi vermekten öteye gidemeyecektir.

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.