"Adnan Oktar Davası" kapsamında, dosyanın (sözde) müşteki ve etkin pişmanları –delil ve belgeleriyle ispat edildiği üzere– çok sayıda baskı, tehdit maddi ve psikolojik işkence metotlarıyla korkutulup yıldırılarak zorla şikayetçi haline getirildiler. Bu yöntemle suni biçimde oluşturulan bu sözüm ona şikayetçi ve etkin pişmanların önüne uzun uzun iftira metinleri konularak tanıdıkları, bildikleri, sevdikleri, yıllarını beraber geçirdikleri en yakın dostlarına, arkadaşlarına karşı en asılsız ithamları yapmak, en çirkin iftiraları atmak zorunda bırakıldılar. 

ŞU AÇIK BİR GERÇEKTİR Kİ, DAVADA (SÖZDE) MÜŞTEKİ VE ETKİN PİŞMAN OLARAK ADI GEÇEN KİŞİLER EĞER KENDİ HALLERİNE BIRAKILSALARDI, YANİ BASKI GÖRMESELER, TEHDİT EDİLMESELER VE KORKUTULMASALARDI ASLA BU DAVANIN MÜŞTEKİSİ HALİNE GELMEZLERDİ. 

Ne var ki sözünü etiğimiz bu tehdit ve korkutma sürecinde çok sinsi ve etkili bir yöntem kullanıldı. Bu yöntem, burada MENGENE-KERPETEN YÖNTEMİ olarak adlandıracağımız bir abluka altına alma yöntemiydi. Dava kapsamında kumpasçıların gözlerine kestirdiği bir kısım genç kızlar, her yönden sıkıştırıldıkları, ikinci bir seçeneğin bırakılmadığı bu abluka sistemi içinde ister istemez iftiracı konumuna gelmeye mecbur edildiler. 

İşte, bomboş dava dosyasını dolduracak suni ve düzmece malzemeleri üretebilmek amacıyla kurulan iftiracılık mekanizması bu mengene-kerpeten yöntemi ile sağlandı. Bu mengeneye kendini kaptıran ise bir daha kurtulamadı. Mengeneden kurtulmaya çalışıp kendisine iftirada bulunması için Mali Şube'de bir kısım polisler tarafından baskı yapıldığını anlatan bir (sözde) etkin pişman hakkında ise mahkeme tarafından derhal tutuklama kararı çıkarıldı. Böylelikle, hukuksuz biçimde devşirilen sahte müşteki ve etkin pişmanların sonradan, uğradıkları baskı ve tehditleri ifşa etmelerinin de önüne geçildi. 

Mengene–kerpeten yönteminde, şikayetçi yapılacak kişiler önce şüpheli konumuna getirildiler ve şüpheli sıfatıyla emniyete çağırıldılar. Hatta bazıları hakkında dönemin İstanbul Mali Şube Müdürü Furkan Sezer imzası ile yurt dışına çıkış yasağı talep edildi. Korkutma süreci bu şekilde uygulamaya konuldu. 

Neredeyse bütün herkesin tutuklandığı böyle bir davada, bir kişinin davanın şüphelisi olarak Mali Şube'ye çağırılmasının tek anlamı vardı: Bu kişiler, iftira atmadıkları takdirde mutlaka sanık konumuna sokulacak, ardından tüm diğer sanıklar gibi tutuklanarak cezaevine gönderileceklerdi. 

Tehdit bununla da bitmiyordu. 

– Tutuklanmakla kalmayacaklar, basında boy boy resimleri sayısız yalan ve karalama ile birlikte yayınlanacak, insan içine çıkamayacak hale getirileceklerdi. 

– İşleri, ticari ve sosyal hayatları bitirilecekti. 

– Sadece kendilerinin değil anne babalarının dahi malına, mülküne, parasına, tüm varlıklarına el konacak, aileleri perişan edilecekti. 

– Soğuk koğuşlara atılacaklar, cezaevinden bir daha uzun yıllar boyunca çıkamamakla tehdit edileceklerdi. 

İşte, hayatlarının baharındaki yaşam dolu genç kızlar bu mengene-kerpeten kıskacına alındılar, yukarıda saydığımız ve bunlara benzer sayısız ağır ve acımasız tehditlerle en yakınlarına iftira atmaya zorlandılar.

İftira senaryoları önlerine hazır getirildi. Fazla özen gösterilmedi, kes-yapıştır ile herkesin ifadesine eklendi. Öyle ki farklı kişilerin anlattığı iftira hikayelerindeki imla hataları bile aynıydı. Hep aynı kalıplar kullanıldı. Örneğin hemen her ifade, "örgütün karanlık iç yüzü hakkında bilgi vermek istiyorum" şeklindeki klişe cümleyle başlıyordu. Onlarca farklı ifadede, bu şekilde aynı ortak jargonlar kullanılmıştı

Bu kumpas davasını tasarlayan husumetlilerinin avukatları tarafından tüm iftiralar bir bir hazırlandı. Mali Şube'ye şüpheli olarak çağırılan bütün kızlara BU İFTİRALARIN ALTINA İMZA ATMALARI VE HAKİM KARŞISINDA DİLE GETİRMELERİ KARŞILIĞINDA ÖZGÜRLÜKLERİ VERİLDİ. 

Tehdit ve korkutma, bir insanı suç atmaya, iftirada bulunmaya yönelten en şiddetli psikolojik işkencedir. Yaşları 20-25 civarında yaşam dolu genç kızlar, kendilerini bir anda bu korku kapanının içinde buldular. Polis sorgusu, gözaltılar, nezarethanelerde günlerce sefil ve perişan edilmeler, (etkin pişman M.B.'nin ifadesinde anlattığı şekilde) emniyet sorgusu sırasında maruz kalınan baskılar ve kötü muameleler, ardından tutuklanma ve cezaevinde yıllarca kalma ile tehdit edilme, hayatında karakol dahi görmemiş bir genç kız için dehşet verici manzaralardı. Bütün bunlara, bir de operasyon öncesi ve sonrasında kumpasçıların sosyal medya hesaplarından aralıksız sürdürdükleri hakaret, tehdit ve karalama faaliyetleri eklendiğinde oluşturulan dehşetin boyutları en uç noktalara varıyordu. 

Eski dönemlerde bu tip durumlarda, bir FETÖ'cü polis yöntemi olan emniyet işkencesi devreye sokulurdu. Şu an fiziki işkence kalmadığı için kumpası düzenleyenler tarafından maşa olarak kullanılan emniyetteki bir kısım kripto memurlar baskı, tehdit ve korkutma türünden psikolojik yöntemlere başvurdular. Bu baskı ve tehditlerin kapsamına genç kızların yalnızca kendileri değil, aileleri, yakınları, tüm maddi-manevi varlıkları ve gelecekleri de dahil edildiğinden oluşturulan korkunun boyutları fiziki işkenceden bile çok daha güçlü ve etkili bir hale dönüştü.

Normal şartlarda bu genç kızların hiçbirinin arkadaş grubumuzdaki hiçbir kişiden hiçbir konuda en küçük bir şikayet ya da mağduriyetleri yoktu. Genç, yakışıklı, zengin, tahsilli, kültürlü, son derece görgülü ve nezaketli erkeklerle beğenerek ve isteyerek arkadaş oldular. Uzun yıllar bu kişilerle aynı sosyal çevrelerde kendi istek ve arzularıyla birarada bulunmak istediler ve bundan da büyük bir zevk, onur ve mutluluk duydular. Çünkü hep büyük bir hürmet, saygı, sevgi ve ihtimam gördüler. 

Bu kızların büyük bir bölümünün dini hassasiyetleri, dindar bir geçmişleri ve yaşam tarzları yoktu. Bu nedenle camimamızdaki samimi Müslüman erkek arkadaşlarımız (haşa) dinsiz, ateist bile olmuş olsalardı, onlarla arkadaşlık etmekte herhangi bir sakınca görmeyeceklerdi. Zira, dindarlık bu genç kızlar için bir kıstas değildi

İşte, tüm bu gerçeklerden ötürü, dosyada arkadaşlarımıza atılan, sözde "dini saikle kızların iradelerinin fesada uğratıldığı" şeklindeki akla ziyan iftiranın hiçbir makul ve mantıklı yönü olmadığı çok açıktır. Zaten dini ölçü almayan, yaşamını ve davranışlarını dinin hükümlerine göre belirlemeyen bir kişiyi dini kavramlar, dini söylemler kullanarak etki altına almaya, zorla istemediği şeyleri yapmaya ikna etmeye çalışmanın ne derece saçma, etkisiz ve anlamsız bir yöntem olacağı ortadadır. 

Ayrıca, hiçbir yorum ve tartışmaya açık kapı bırakmayacak biçimde dinin kesin haram kıldığı zina, fuhuş, vb. haram fiilleri, dosyadaki tabiriyle "dini saikle", yani dini unsurları bir etkileme ve motivasyon aracı olarak kullanarak bir kişiye işletebilmek tümüyle kendi içinde çelişkili bir iddiadır. Çünkü, bizzat din insanların harama girmesini, kötü işler, kötü eylemler yapmasını engelleyen bir kurumdur. O halde, nasıl olur da dini kullanarak insanlar kötü ve çirkin şeyler yapmaya ikna edilebilir, bu derece saçma iddiayı anlamak mümkün değildir. Cinsellik konusunda da İslam'ın hükümleri Kuran'da ve sahih hadislerde açıkça belirlenmiştir. Dine göre neyin iyi, neyin kötü, neyin doğru, neyin yanlış olduğu ilkokul çağından itibaren tüm yurttaşlara öğretilen en temel bilgiler arasındadır. 

Özetle haşa dini, İslami söylemler kullanarak ne Türkiye'de ne de başka bir İslam ülkesinde normal bir akla, zekaya sahip bir insanı, dinin cinsel konularda açıkça yasakladığı, haram kıldığı fiilleri yapmaya razı etmek, onları tacizin, tecavüzün meşru olduğuna inandırmak kesinlikle mümkün değildir. 

Kaldı ki güya "dini saikle iradeleri fesada uğratıldığı" iddia edilen genç kızların hepsi 

➤ Normalin üzerinde bir zekaya, görgüye, şuura ve kültüre sahip, 

➤ Seçkin, modern, kaliteli ailelere mensup, 

➤ Büyük çoğunluğu üniversite mezunu ya da halen öğrencisi olan, 

➤ Son derece sosyal ve girişken, 

➤ Her konuda temel bilgilere haiz, 

➤ Sahip olmadığı bilgilere de anında internetten ulaşabilen, 

 Telefon, tablet, laptop, vb. her türlü iletişim ve bilgi edinme teknolojisine sahip,

➤ Karşılaştığı, merak ettiği, aklının yatmadığı her konuyu detaylı araştırıp, sorgulayıp doğrularını öğrenebilecek imkan, donanım ve yeteneklere sahip 

kimselerdir.

Görüldüğü gibi, mengene-kerpeten yöntemiyle kapana kıstırılan genç kızlara zorla attırılan, tümüyle mesnetsiz, delilsiz, belgesiz, akla, mantığa ve hayatın doğal akışına aykırı olan iftiraları sözde makul, meşru ve hukuki kılıfa sokup kumpası örtbas etme çabasıyla ortaya atılan, "dini saikle genç kızların iradelerinin fesada uğratılması" kavramının da ne derece gülünç, mantıksız, tutarsız bir uydurma kılıf olduğu ortadadır. Tek başına kumpası deşifre eden bir çelişki ve tutarsızlıklar bütünüdür.

Genç kızların mengene-kerpeten sisteminin içinde abluka altına alınmasından sonra sıra vicdan rahatlatma seanslarına gelir. Kumpasçılar, "Bu insanlar zaten yıllarca hapiste yatacak, senin bunu söylemenle söylememen bir şeyi değiştirmez. Hiç olmazsa sen kendini kurtarmış olursun", "Alacakları 10,000 yıllık cezalar içinde senin söylediklerin önemli değil, eriyip gider" şeklindeki aldatmacalarla, attıkları iftira ve yalanlar nedeniyle çok ağır bir vicdani yükün altında ezilen kullandıkları bu genç kızları kendilerince rahatlatmaya, suçluluk duygularını hafifletmeye çalıştılar. Çünkü, dava süreci boyunca rollerini doğru oynayabilmeleri için psikolojilerinin de düzgün olması gerekmektedir. Bu zavallı insanlara geri kalan ömürlerinde nasıl büyük bir vebal yükledikleri ise kumpasçıların umurlarında bile değildir. 

– Mengene-kerpeten açmazına giren genç bir kız iftiracı olmanın dışında hangi yolu seçebilir? Başka ne yapabilir? 

– Böyle bir işkence yöntemine hangi genç kız dayanabilir? 

Samimi ve tarafsız olarak düşünmek gerekir.

Böyle kapsamlı bir mengene-kerpeten yöntemine maruz kalan bir genç kızın buna dirayet gösterecek gücü ve iradeyi bulabilmesi çok zordur. İşte, bu davada da genç kızlar bu acımasız yöntemle korkutularak kumpasa malzeme yapılmış ve kumpasçılar tarafından kullanılıp harcanmışlardır. 

Tüm bu nedenlerden ötürü, bu davada suç diye öne sürülen her şey açık birer sahtekarlık ürünüdür. Sözünü ettiğimiz acımasız yöntemlerle suni olarak devşirilmiş müştekilere ve etkin pişmanlara attırılan düzmece, dayanaksız ve tutarsız iftira senaryolarından ibarettir.

Oluşturulan bu korku sisteminin içinde zorla iftiracı haline getirilmiş genç kızlar bugün de hala mengene kerpeten sisteminin içinde sıkışmış haldeler. Hala baskı altında, hala korku içindeler. 

İçine sürüldükleri bu acımasız sistemde sadece yargılananlara değil kendilerine de sayısız çirkin iftiralar atmak zorunda kalarak kendi dilleriyle kendilerini küçük düşürmüş, yüzlerce insanın suçsuz yere hapislere konulmasının vebalini yüklenmiş, kanun önünde sayısız yalan söylemiş ve kendilerini buna zorlayan husumetlilerin daima kullanacakları birer piyon haline gelmişlerdir. 

Bu davada oynanan oyun büyük bir oyundur. Bu kirli oyun çok kişiye dokunmuştur ve hala dokunmaya devam etmektedir. "Adnan Oktar Davası"na zemin hazırlayan kumpasın arka planının, düzenleyicilerinin kapsamlı olarak araştırılması ve bu oyunun bir an önce gün ışığına çıkarılması artık her zamankinden daha acil bir hal almıştır. 

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.