İSTANBUL ESKİ EMNİYET MÜDÜRÜ MUSTAFA ÇALIŞKAN'IN GÜYA BÜYÜK BAŞARIYMIŞ GİBİ ANLATTIĞI OPERASYON GERÇEKTE ÇOK BÜYÜK BİR FACİADIR


İngiliz derin devletinin kontrolü altındaki bir kumpas çetesinin çeşitli kışkırtmaları ve yanlış yönlendirmeleriyle zemin hazırlaması neticesinde 11 Temmuz 2018 tarihinde Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımıza yönelik bir polis operasyonu düzenlenmiştir. 

Operasyonun ardından dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan, en temel insan hak ve özgürlüklerinden olan ve Anayasamızın 38. maddesi ile korunan “Masumiyet Karinesi”ni alenen ihlal etmiş ve “suçu ispat edilene kadar herkesin suçsuz olduğu ilkesi”ni ayaklar altına alan çeşitli konuşmalar gerçekleştirmiştir. 

Mustafa Çalışkan'ın “Manen Büyük Haz Duyduğunu” söylediği ve güya “Ailelerin bir araya gelmeleri için yaptık” diye basına demeçler verdiği bu operasyonun neticesinde:

‼️ Bu büyük kumpasta İngiliz derin devletinin kontrol ve koruması altında başrolü oynayanlar, gece alemlerinde içki içip eğlenip günlerini gün ederlerken ve sosyal medya hesaplarından dine ve Kuran'a hakaret dolu paylaşımlar yaparlarken,

‼️ Arkadaşlarımızın ailelerinden, evlatlarına yapılan zulüm ve işkencelere daha fazla göğüs geremeyen ve yaşadıkları maddi ve manevi acılara dayanamayan 34 ANNE ve BABA HAYATLARINI KAYBETMİŞ; YAKLAŞIK 200 AİLE AYNI SEBEPLE DARMADAĞIN OLUP PARÇALANMIŞTIR. 

Dönemin Emniyet müdürü Mustafa Çalışkan'ın güya bir başarıymış gibi anlattığı operasyon esnasında ve sonrasında 

Arkadaşlarımızın yaşadıkları ev ve iş yerlerine kapılar kırılarak girilmiş, anne - baba - kardeş - komşu vs gözetmeden kim var kim yok herkes kelepçelenip yerlere yatırılmış, masum insanların kafalarına postallarla basılmış ve saatlerce yüzü koyun yerlerde tutulmuşlardır. 

Arkadaşlarımızın görüntüleri, yüzleri, isimleri, şirketleri usül ve yasalara aykırı şekilde basına servis edilmiş, medyadaki yalan ve iftira haberlere de göz yumulmuş ve tüm arkadaşlarımız aleni bir linç kampanyasına maruz bırakılmışlardır.

Ortada tek bir suç delili dahi olmamasına rağmen arkadaşlarımız mesnetsiz iftiralar gerekçe gösterilerek tutuklanmış, yine usül ve yasalara aykırı şekilde ikametlerinden uzak 10 ayrı şehirdeki 18 farklı cezaevine küflü, paslı koğuşlara kapatılıp kimi zaman aç, kimi zaman susuz bırakılmışlardır. Birçok arkadaşımız kalabalık koğuşlarda darp edilmişler, şişlenmekle tehdit edilip türlü türlü eziyetlere maruz kalmışlardır.

Yaşlı ve birden fazla çocuğu olan aileler çocuklarının ziyaretine gidemesin, ihtiyaçlarını karşılayamasın diye; 70-80 yaşlarındaki iki çocuklu bir ailenin bir çocuğu Kırıkkale'ye, diğeri Eskişehir cezaevine gönderilirken, 3 çocuğu birden tutuklanan 75 yaşındaki çarşaflı bir annenin bir kızı Bursa'ya, diğer kızı Silivri'ye, oğlu ise İzmir Cezaevi'ne gönderilmiştir.

Yaşlı ve hastalığı sebebiyle midesinin %80'i daha önce alınmış bir anne, kendi evladıyla birlikte aynı koğuştaki arkadaşına da 300 TL para yatırdı diye -sözüm ona örgüte yardım ve yataklık etmekle suçlanarak- tutuklanmış ve sorgusuz sualsiz 9 Ay boyunca cezaevinde tutulmuştur.

Hem tüm arkadaşlarımızın hem de ailelerinin mallarına, mülklerine, paralarına, ziynet eşyalarına, işlerine, şirketlerine, kazançlarına, hatta ve hatta emekli maaşlarına varıncaya kadar her şeylerine el konulmuş; arkadaşlarımız ve aileleri alenen açlık ve sefalete mahkum edilmişlerdir. 

Kronik ve ağır hastalıkları olan arkadaşlarımızın ilaçları özellikle verilmemiş, doktor veya hastaneye gitmelerine ya müsaade edilmemiş, ya da sudan sebeplerle olabildiğince geciktirilerek acı ve ıstırap çekmelerine seyirci kalınmıştır. 

Kimi hanım arkadaşlarımız kanunen en fazla 3 ay tutulabilen hücrelerde 8-9 ay boyunca kesintisiz tutulmuşlar, kimi hanım arkadaşlarımız ise akıl hastalarının, travestilerin, PKK'lıların ya da uyuşturucu madde bağımlılarının bulunduğu koğuşlara dağıtılmışlardır.

Bu şekilde hem kendileri çok ağır mağduriyetler yaşayan hem de evlatlarının gördüğü maddi ve manevi zulüm ile işkenceleri görüp bu acılara ve yaşadıkları üzüntülere daha fazla dayanamayan 34 ANNE ve BABA VEFAT EDİP HAYATLARINI KAYBETMİŞ, sağ kalanların ise huzuru, neşesi ve sağlığı kalmamıştır. Yaklaşık 200 AİLENİN BU ŞEKİLDE PERİŞAN EDİLEREK DAĞILIP MAHVOLMALARINA SEYİRCİ KALINMIŞTIR. 

Yani dönemin emniyet müdürü Mustafa Çalışkan'n sözüm ona başarı diye bahsettiği operasyon GERÇEKTE MASUM İNSANLARA YÖNELİK AÇIK BİR ZULÜMDEN BAŞKA BİR ŞEY OLMAMIŞTIR.

Tüm bunların ötesinde Mustafa Çalışkan’ın "başarı" diye adlandırdığı operasyonun sonrasında, 

 ALLAH’IN VARLIĞINI VE BİRLİĞİNİN ANLATILDIĞI SİTELER KAPATILMIŞ,

 İSLAM’I EN GÜZEL ŞEKİLDE TEBLİĞ EDEN KİTAPLAR İMHA EDİLMİŞ,

 ANTİ DARWINİST VE ANTİ MATERYALİST KÜLTÜREL ÇALIŞMALAR DURMUŞ, 

 DEİZM VE ATEİZM ÇIĞ GİBİ BÜYÜMÜŞ,

 TOPLUMSAL KUTUPLAŞMA ARTMIŞ,

 GENÇLER UMUTSUZLUĞA KAPILIP AKIN AKIN YURT DIŞINDA GÖÇ ETMİŞTİR.

Alenen bir hezimet olduğu açık olan tüm bu gelişmeleri başarı diye addetmek en hafif deyimle akıl tutulmasıdır. 

Sonunda İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ndeki görevinden alınıp görev yeri değiştirilen Mustafa Çalışkan, anlaşılmaz bir şekilde halen daha sebep olduğu vahameti kavrayamamakta, arkadaşlarımıza ve ailelerine yaşattığı tüm bu acı ve elemleri, vefat eden insanları ve dağılıp parçalanan aileleri SANKİ BİR BAŞARI HİKAYESİYMİŞ GİBİ DE ANLATMAYA DEVAM EDEBİLMEKTEDİR. Bu sebeple, Mustafa Çalışkan’ın durumu kavrayabilmesine vesile olabilmek için, kendisinin başarı (!) addettiği olayların geçtiğimiz 3 yıl içerisinde doğurduğu vahim sonuçları tekrar kısaca özetlemekte fayda görüyoruz:

 Milliyetçi, vatansever, dindar gençlerin, hayatlarında karakol görmemiş dindar hanımların cezaevlerine doldurulması,

 İngiliz derin devletinin ve bağlantılı kumpas çetelerinin ülkemizde rahatça at koşturmalarına uygun bir ortam oluşturulması,

 Türkiye’nin en seçkin ailelerinin, evlatlarının gördüğü zulme dayanamayarak perişan olmaları, hastalanmaları ve vefat etmeleri,

 Adnan Bey ve arkadaşlarımızın yürüttükleri bilimsel ve kültürel faaliyetleri durdurarak Darwinist, materyalist, bölücü ideolojileri tam susturan çalışmaların engellenmesi,

 Kuran Mucizelerini, Peygamberimiz (sav)’in hayatını, Allah'ın varlığı ve birliğini bilimsel olarak ortaya koyan kitapların imha edilmesi ve internet sitelerinin kapatılması,

 İslam’ın modern, aydınlık, sevgi dolu ruhunun tebliğ edilmesinin durdurulup engellenmesi,

 Bunların neticesinde oluşan bilimsel ve manevi boşluk sebebiyle ateizm ve deizmin çığ gibi büyümesi ve Türk Gençliğinin göz göre deizm ile ateizm bataklığına sürüklenmesi,

 Adnan Bey ve arkadaşlarımızın 40 yıllık bilimsel ve kültürel faaliyetleri sayesinde ülkemizde gelişen ve uzun yıllardır AK Partiyi ve Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan'ı iktidarda tutan SAĞ'IN FİKRİ ZEMİNİNİ ortadan kaldırılması,

 Fikri ve ideolojik zeminini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalan sağın oylarının kritik eşik olan %30'ların da altına gerilemesi,

 Gençlerin, Hükümetimize en büyük desteği veren “Adnan Oktar ve arkadaşlarına bile bunlar yapılıyorsa bizlere kim bilir neler yapılır” diye dehşete kapılıp akın akın ülkeyi terk etmesi, büyük bir beyin göçü yaşanması.

Tüm bunlarda çok büyük payı ve sorumluluğu bulunmasına rağmen, Mustafa Çalışkan’ın halen bu operasyonla gurur duyduğunu söylemesinin nasıl bir akıl tutulması ve vicdani çöküntünün sonucu olabileceğini milletimizin takdirine bırakıyor ve adaletin mutlak surette tecelli edeceğine de tüm kalbimizle inanıyoruz.

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.