Sn. Adnan Oktar ve arkadaşlarımız hakkında yürütülen kumpas davasının İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen ilk derece yargılamasında, ANORMAL MAHKUMİYET KARARLARI VERİLMESİ ve ARKADAŞ GRUBUMUZUN KESİN OLARAK AYRILIP DAĞITILMASI amacıyla –Cumhurbaşkanımız’a ve Adalet Bakanımız’a rağmen– hükümetimizi devirmeye azmetmiş derin devlet yapılanması tarafından yargıya alenen müdahale edildiğinden daha önce birçok kez bahsetmiştik. 

Bu amaçla;

 Dosya skandal bir kararla, iddianameyi kabul eden ve tensip zaptını düzenleyen -yani normalde yargılamayı da yürütmesi gereken- heyetten alınarak ÖZEL OLUŞTURULMUŞ BİR HEYETE VERİLMİŞ,

 Mahkeme Başkanı Galip Mehmet Perk ve üyeleri Ahmet Tarık Çiftçioğlu ile Talip Ergen'den oluşan BU ÖZEL HEYET Cumhuriyet tarihinde eşine nadir rastlanan HUKUKSUZLUKLAR ve USULSÜZLÜKLER SERİSİNE İMZA ATMIŞ, 

 Hukukun ve adil yargılamanın en temel ilkelerinden olan “Doğal Hakim İlkesi” daha en başından ihlal edilmiş,

 Hükmün verilmesinin hemen ardından, GÖREVİNİ TAMAMLAYAN BU ÖZEL SEÇİLMİŞ HEYET, hemen görevden alınarak dağıtılmıştır.

İlk derece mahkemesinin haksız ve hukuksuz kararlarına yapılan itirazların ardından dava dosyası İstinaf mahkemesi tarafından incelemeye alınmıştır. Dosyayı 1 yıl boyunca detaylı ve tarafsız bir gözle olarak inceleyen ve değerlendiren Bölge Adliye Mahkemesi (İstinaf) 1. Ağır Ceza Dairesi ise, İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi'nin ÖZEL SEÇİLEN BU HEYETİNİN, ilk derece yargılaması esnasında tam 708 AYRI NOKTADA, HUKUSUZLUK ve USULSÜZLÜK YAPTIĞINI tespit ederek dosya hakkında “Esastan Bozma” kararı vermiştir. 

İstinaf mahkemesinin bozma kararıyla camiamıza kurulan kumpasın açıkça ortaya çıkması üzerine panikleyen derin devlet çetesi, İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülecek YENİDEN YARGILAMA SÜRECİNE DE MÜDAHALEDE BULUNMAK İÇİN, tıpkı en başta yaptığı gibi, 30. Ağır Ceza Mahkemesine YİNE ÖZEL BİR HEYETİN GETİRİLMESİ çabasına girişmiştir. 

Derin devlet çetesinin, yeniden özel bir heyet ayarlanabilmesi için, doğru düzgün hakimlik tecrübesi bile olmayan, yönlendirmeye açık, haklarında soruşturma veya benzeri dosyalar olduğu için üzerlerinde rahatça baskı kurulabilecek kişiler üzerinde çalışıldığı bilgisi de bizlere kadar ulaşmıştır.

Ancak şu gerçek çok iyi bilinmelidir ki Yüce Türk Yargısının onurlu ve şerefli hakimleri ve savcıları bu akılsız, ikiyüzlü ve kişiliksiz derin devlet kırıntılarına asla itibar etmez ve onların yönlendirmesiyle hareket etmezler. 

İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesinde yeniden görülecek olan bu yargılamada, aynı ilk derece yargılamasında olduğu gibi, BİZLER;

‼️ Yargıya müdahale edilerek, ÖZEL OLARAK SEÇİLMİŞ BİR MAHKEME HEYETİNİN DAVAYA ATANMASINI kabul etmiyor,

‼️ İlk derece mahkemesini yöneten !!Özel Heyet!! tarafından geçmişte maruz bırakıldığımız haksız ve hukuksuz muamelelerin aynılarını, yeniden görülecek yargılamada da tekrar yaşamak istemiyoruz. 

Bu sebeple yaklaşık 1,5 yıl boyunca tüm Türkiye’nin gözleri önünde gerçekleşen ilk derece yargılaması sürecintde, Sayın Adnan Oktar ve arkadaş camiamızı mutlak surette mahkum etmek için kurulduğu her halinden belli olan ÖZEL SEÇİLMİŞ BİR MAHKEME HEYETİ TARAFINDAN MARUZ BIRAKILDIĞIMIZ haksızlık ve hukuksuzluklardan belli başlı bazı örnekleri kamuoyuna tekrar hatırlatmakta fayda görüyoruz. 

-1-

Mahkeme Heyeti, Yaklaşık 1,5 Yıllık Yargılama Süreci Boyunca Tarafların İfadelerini Almak Dışında Başka Hiçbir Hukuki İşlem Yapmamıştır

Mahkeme heyeti yaklaşık 1,5 yılı bulan yargılama sürecinde tarafların ifadelerini almak ve esas hakkındaki mütalaaya karşı diyeceklerini sormak haricinde HİÇBİR İŞ VEYA İŞLEM YAPMAMIŞTIR. 

Kaldı ki bu soruların cevaplarını dahi dinlememiştir. Yargılananların büyük bir kısmının sözlerini yarıda kesip savunmalarını tamamlamalarına bile izin vermeden yerlerine göndermiştir.

Mahkeme heyeti bu süreçte, ilgili kanun ve yönetmeliklerin tümüne aykırı şekilde;

 Yargılananlara atılı suçlamalara ilişkin TEK BİR DELİL ARAŞTIRMASI DAHİ YAPMAMIŞTIR.

 Savunmanın dinlenmesini talep ettiği TEK BİR TANIĞI DAHİ DİNLEMEMİŞTİR.

 Yargılananların şikayetçiler ile yüzleşmelerine müsaade etmemiş, kendilerine yönelttikleri iddialar hakkında müştekilere TEK BİR SORU SORMALARINA DAHİ İZİN VERMEMİŞTİR.

 Yaklaşık 4 bin sayfadan oluşan dava iddianamesi, kabul edilmesinin üzerinden 1-1,5 ay geçtikten sonra yargılananlara tebliğ edilmiştir. Ancak tebliğ üzerinden henüz daha 1 ay bile geçmeden mahkeme heyeti duruşmalara başlamıştır. Ne yargılananlara ne de avukatlarına SAVUNMA HAZIRLAYABİLMELERİ İÇİN GEREKEN YETERLİ SÜREYİ VERMEMİŞTİR. 

 İddianamenin yaklaşık 100 bin sayfayı bulan eklerini SANIKLARA RE'SEN TESLİM ETMESİ GEREKİRKEN ETMEMİŞTİR. Bunların bir bölümünü sanık müdafileri uzun uğraşlar sonucunda, o da basılı kopya değil sadece CD şeklinde alabilmişlerdir.

 CD kayıtları tutuklu yargılananlara ancak duruşmalar başladıktan sonra misafir olarak götürüldükleri Silivri 1 no.lu Kapalı Cezaevi'ndeyken ulaşmıştır. Ancak, bu kez de misafir tutukluların bilgisayar kullanma hakkı olmadığından, bu CD'lerin içeriğini görme imkanları olmamıştır. Dolayısıyla, YARGILANANLAR ELLERİNDE İDDİANAME EKLERİ İLE SAVUNMA EVRAKLARI OLMADAN, DOSYA İÇERİĞİNE BAKAMADAN SAVUNMA YAPMAK ZORUNDA BIRAKILMIŞLARDIR.

Tüm bu aleni zora sokma ve engellemeler sonucunda ise:

– DOSYANIN HACMİ VE SUÇ İSNATLARININ FAZLALIĞI, 

– İDDİANAMENİN GEÇ VE EKSİK TEBLİĞ EDİLMİŞ OLMASI, 

– SAVUNMA HAZIRLAMAK İÇİN GEREKEN TEKNİK İMKANLARIN YETERSİZLİĞİ,

– YARGILANLARA EK SÜRE VERİLMEMESİ

vb. nedenlerle, ADİL YARGILANMA HAKKIMIZ AÇIK BİÇİMDE İHLAL EDİLMİŞTİR. 

-2-

Mahkeme Heyeti Alenen Taraflı Bir Yargılama Yürütmüş, Yargılananlara ve Savunma Avukatlarına Karşı Son Derece Sert, Hukuk Dışı, Agresif ve Baskıcı Bir Tutum Sergilemiştir 

Mahkeme heyeti, tüm yargılama süreci boyunca yargılananlara ve savunma avukatlarına karşı çok sert ve agresif bir tutum sergilemiştir. Kimi zaman alaycı üsluplarla kimi zaman bağırarak ve kızgın üslupla sözlerini kesmiş, özgürce konuşup savunma yapmalarını engellemiştir. Çeşitli el, kol hareketleri, yüz mimik ve ifadeleriyle azarlama tonu kullanarak yargılananlar ve savunma avukatları üzerinde psikolojik baskı kurmaya çalışmıştır. 

Müştekiler ile müşteki avukatlarının istisnasız tüm taleplerini kabul eden mahkeme heyeti, YARGILANANLARIN ve SAVUNMA AVUKATLARININ TALEPLERİNİ İSE İSTİSNASIZ ŞEKİLDE HAKSIZ GEREKÇELERLE REDDETMİŞTİR. ÇOĞU ZAMAN HERHANGİ BİR GEREKÇE DAHİ GÖSTERMEMİŞTİR. 

Hatta mahkeme heyetinin savunma avukatlarına yönelik bu baskıcı ve anormal tutumu, davayı ve duruşmaları “Uluslararası Bağımsız Gözlemci” sıfatı ile izleyip takip eden ve kısa adı “SIHRG” olarak bilinen “Avukatların Uluslararası İnsan Hakları Grubu” temsilcilerinin de dikkatini çekmiştir. Gözlem heyeti, 28 Kasım 2019 günü yapılan duruşmada karşılaştıkları çok çarpıcı bir vahşet örneğini, ilk derece mahkemesinin sona ermesinin ardından yayınladıkları “Uluslararası Gözlemci Raporu”nda şu sözlerle dile getirmişlerdir:

“Bir sanığa çocuğunu emzirip emzirmediği, Adnan Oktar'ın kendisine emzirmemesi yönünde bir şey söyleyip söylemediği soruldu. Sanığın savunma avukatı ayağa kalktı ve bu kişisel hayatın sorgulanmasına itiraz etti. HAKİM AVUKATA BAĞIRDI ve JANDARMAYA ONU MAHKEMEDEN ÇIKARTMASI İÇİN TALİMAT VERDİ. AVUKAT HANIM 20 CİVARINDA ASKERİ POLİS ve JANDARMA ÇEVRESİNİ SARMIŞ HALDE DIŞARI ÇIKARTILDI. 

Ayrıca, ilk derece yargılaması esnasında mahkeme heyetinin savunma avukatlarına yönelik baskı ve yıldırma taktikleri bunlarla da sınırlı kalmamıştır. Sn. Adnan Oktar’ın avukatı Av. Eşref Nuri Yakışan hakkında, hayali bir “selam gönderme senaryosu” uydurulmuştur. 

Bu selam gönderme senaryosu bahane edilerek de –ortada hiçbir delil ya da makul bir şüphe dahi olmamasına rağmen– savunma avukatlarına genel bir mesaj olması ve gözlerinin korkutulması amacıyla, Av. Eşref Nuri Yakışan sözde “örgüt üyeliği” (!) ve “korkutucu güçten yararlanarak tehdit suçu işlediği” (!) ithamıyla tutuklanarak cezaevine gönderilmiş ve 14 ay boyunca tutuklu kalmıştır. 

-3-

Mahkeme Heyeti Yargılananların Savunma Yapmalarına İzin Vermemiş, Savunma Esnasında Avukatlarından Hukuki Yardım Almalarına da Engel Olmuştur

Mahkeme heyeti tarafından yargılananların özgürce savunma yapmalarına izin verilmemiştir. Bunun yerine, yalnızca soru-cevap yöntemiyle sınırlı, özgür savunmayı kısıtlayıcı bir yargılama süreci izlenmiştir. Sorgu sırasında savunma avukatlarının yargılananlara hukuki yardım ve müdahalesine de izin vermemiştir. 

Yargılananlara, savunmalarında belirledikleri sıra ve anlatım düzenine uymalarına izin verilmeksizin kasıtlı olarak, suçlamalarla alakasız farklı konularla ilgili anlamsız sorular sorulmuştur. Tüm yargılama boyunca başvurulan, hukukusuz ve art niyetli taktikle, yargılananların savunma düzen ve akışını bozmuş, kendilerini istedikleri şekilde rahat ve özgürce savunmaları engellenmiştir. Bu durum yargılananların savunma hakkı ihlalinin en açık örneklerinden birisidir. 

Dava dosyası, mahkeme heyetinin –özellikle de başkan GALİP PERK'in– yargılananların sözünü keserek savunma bütünlüklerini bozduğu, kimi zaman savunma yapılırken savunmayı zaman kaybı (!) olarak ifade ettiği, kimi zaman ise “Yeter, sus, kes sesini” veya “Hadi hadi, çabuk konuş, devam et devam” şeklinde AZARLAMA mahiyetindeki kaba ve argo ifadelerle yargılananlar üzerinde baskı oluşturup anlatmak istediklerini anlattırmadığı ve özgür savunmalarının kayda geçmesine mani olduğu sayısız örnek mevcuttur . 

Öte yandan, yargılananların sorgu esnasında, avukatlarından yardım almaları da mahkeme heyeti tarafından engellenmiştir. Bu durum yargılananların, sorgu da dahil olmak üzere soruşturma ve kovuşturmanın tüm aşamalarında avukat yardımından yararlanması hakkına aykırı olduğu gibi "Adil Yargılanma Hakk"ının da açık bir ihlalidir. 

-4-

Mahkeme Heyeti Yargılananlara Olduğu gibi Savunma Avukatlarına da Saldırgan ve Hasmane Davranmış, Avukatların Özgürce Savunma Yapmalarına Engel Olmuştur 

Mahkeme heyeti, sadece yargılananlara karşı değil, onların avukatlarına karşı da agresif, taraflı, art niyetli ve düşmanca bir tutum izlemiştir. Yargılamanın başından sonuna kadarki hemen her süreçte mahkeme başkanı tarafından savunma avukatlarının sürekli olarak sözleri kesilmiş, beyan ve taleplerde bulunmalarına müsaade edilmemiştir. Mikrofonları kapatılmış ve hatta bazı savunma avukatları jandarma marifetiyle duruşma salonundan dışarı çıkartılmışlardır. 

MAHKEME BAŞKANI GALİP PERK BU TUTUMUYLA ETKİN SAVUNMA HAKKININ VE ADİL YARGILANMA HAKKININ KULLANIMINA KASTEN MANİ OLMUŞTUR. Dava dosyasına sunulan dilekçeleri ve savunmaları okumayan, yazılı talepleri kaale almayıp değerlendirmeyen, savunmanın tanıklarını dinlemeyen mahkeme heyeti, yargılananlara ve avukatlarına kendilerini savunabilecekleri bir alan bırakmamıştır. Mahkeme heyetinin, sanık müdafilerinin sözlerini kesme ve mikrofonlarının kapatılması suretiyle soru sorma, savunma ve talepte bulunma, sanığa hukuki yardım sağlama haklarını ellerinden aldığına dair duruşma tutanaklarında sayısız örnek bulunmaktadır.

Mahkeme başkanının bu yargılama üslubu ve yöntemi, yasalarımızda geçen “Görevi Kötüye Kullanma suçu kapsamına girdiği gibi, aynı zamanda hukukun temel kavramlarından birisi olan "Silahların Eşitliği" ilkesine de açıkça aykırıdır. 

Ayrıca, mahkeme başkanı savunma avukatlarının konuşmalarına sık sık müdahale edip sözlerini keserek, onları anlatmak istediklerinden farklı yönlere saptırmaya çalışarak en temel savunma mantıklarını ve delillerini anlatmalarını engellemeye çalışmıştır. Bir yandan da kendince alaycı ve aşağılama amaçlı üsluplar kullanarak tıpkı yargılananlar gibi avukatlar üzerinde de psikolojik baskı kurmaya çalışmıştır. 

Bu durum savunma avukatlarının etkin savunma yapamalarına engel olduğu gibi, yargılananların avukat desteği alma haklarına da engel oluşturmuştur.

-5-

Mahkeme Heyeti Yargılananlara, İddianame Sınırlarını Aşan, Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Eden Soruları Yönelttiği Gibi Bu Soruları Müşteki Avukatlarının Sormalarına da İmkan ve İzin Vermiştir

Yargılama boyunca, Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın herhangi bir somut suç isnadıyla değil de, Anayasa ile koruma altına alınmış olan özel yaşamları ve inançları nedeniyle yargılandıkları Mahkeme tutanaklarına da geçmiş bulunmaktadır.

Sözde silahlı suç örgütü kurmaktan, kara para aklamaya, askeri casusluktan cinsel saldırıya kadar son derece ağır iftira ve karalamalara maruz kalan arkadaşlarımıza yaklaşık 1.5 yıl süren yargılama boyunca bu suçlamalarla ilgili bir kez dahi bir soru sorulmamıştır. Bunların yerine, tüm yargılama boyunca arkadaşlarımıza, Anayasamızla açıkça korunan bireysel hak ve özgürlüklerini ihlal eden bir tutumla

"Neden bikini ile fotoğraf çektirdin?",

"Günde kaç vakit namaz kılıyorsun?", 

"Neden çocuk doğurmadın?", 

"Nasıl korunuyorsun?", 

"Evli bir kadının çocuk yapmaması normal mi?", 

"Neden Başkanlık seçimlerinde oy vermedin?", 

"Abdülhamit’i neden eleştirdin?", 

"Kaç vakit namaz kılıyorsun?", 

"İnşaAllah kelimesinde A harfini neden büyük yazıyorsun?", 

"Neden marka kıyafetler giyiyorsun?" 

şeklinde tümüyle özel hayatlarını, inanç, fikir ve düşüncelerini, yaşam tarzlarını yargılamaya yönelik sorular sorulmuştur.

Mahkeme heyeti ayrıca, müşteki avukatlarının da, yargılananlara -hukuka aykırı şekilde- hem iddianame sınırlarını aşan, hem de özel hayatın gizliliğini ihlal eden sorular sormalarına müsaade etmiştir. 

Oysa, bu ve benzeri soruların, vatandaşlarımızın Anayasa ve yasalarla koruma altına alınan, özel hayatın gizliliği ve özel yaşama saygı hakkı ile din ve vicdan hürriyetini ihlal eden sorular oldukları açıktır. 

Mahkeme heyeti, hem şikayetçilerin ve şikayetçi avukatlarının yargılananlara dava kapsamı dışındaki bu ve benzeri sorular sormalarına müsaade ederek, hem de kendisi bizzat böyle sorular sorarak YARGILANANLARIN EN TEMEL VATANDAŞLIK HAK ve HÜRRİYETLERİNİ İHLAL ETMİŞTİR. 

-6-

Kanun ve Hukuk Dışı Yollarla Elde Edildiği İçin Delil Vasfı Olmayan, Sahte Oldukları Bilirkişi Raporlarıyla da İspatlanmış Birtakım Ses Kayıtları Üzerinden Yargılananlara Hukuksuz Sorgulamalar Yapılmıştır

Hukuka aykırı yöntemlerden birisi olan gizli kayıt yöntemiyle elde edilmiş ve bu sebeple kanunen delil hükmü bulunmayan, bilirkişi raporlarıyla da düzmece oldukları ispatlanmış bazı sahte ses kayıtları yargılama esnasında dinletilmiştir. Ardından da hem mahkeme heyeti hem de şikayetçi avukatları tarafından bu sahte kayıtlar üzerinden yargılananlara yönelik sırf karalama amacıyla yasalara aykırı olarak çeşitli sorular yöneltilmiştir. 

Konuyla ilgili olarak yargılananlar ve savunma avukatları gerekli hukuki itirazları yapmak istediklerinde kendilerine konuşma hakkı dahi tanınmamıştır. Nadiren itirazlarını dile getirme imkanı bulduklarında da mahkeme heyeti savunmanın tüm bu itirazlarını görmezden gelmiş ve bu hukuksuz soruların sorulmasına izin vererek büyük bir hukuksuzluğa imza atmıştır. 

Ayrıca, yargılananların bu ses kayıtlarının kendilerine ait olmadığını ifade etmelerine ve kasetlerin sahte olduklarına dair muteber bilirkişi raporları da sunmalarına rağmen, bunların mahkeme heyeti tarafından ısrarla sanki yargılananlar aleyhinde hukuki bir delilmiş gibi değerlendirilmesi de Anayasamızın ilgili maddelerine açık şekilde aykırılık teşkil etmektedir. 

-7-

Bizzat Mahkeme Heyeti Eliyle Evrakta Sahtecilik Yapıldığı Tespit Edilmiştir

MAHKEME HEYETİ DURUŞMA ESNASINDA SÖYLEMEDİĞİ BAZI SÖZLERİ MAHKEME TUTANAKLARINA SANKİ SÖYLEMİŞ GİBİ YAZDIRMIŞTIR. 

Normalde böyle bir rezalet, dünyanın her yerinde skandal boyutunda bir olay olarak değerlendirilir. Mahkeme Heyeti eliyle yapılan söz konusu sahtecilik, bilirkişiler marifetiyle deşifre edilen ve dava dosyasına sunulan duruşma tutanaklarına dair resmi çözümlerde (SEGBİS) ortaya çıkmıştır.

Mahkeme heyeti, savunma tarafından hüküm öncesinde kendisine bu konuda yapılan bildirimler ile düzletme taleplerinin tamamını görmezden gelmiştir. Mahkeme heyeti bu yönüyle zan altında kalmasına rağmen bu hatasıyla birlikte hüküm verme yoluna gitmiştir. 

Evrakta sahtecilik boyutunda bir suçu gerektirecek bu hususun araştırılması ve aydınlatılması son derece elzemdir.

-8-

Mahkeme Heyeti, Doğrudan Yargılama Engeli Bulunan Kişiler Bakımından İzin Almaksızın Yargılamaya Başlayarak Yasalara Aykırı Davranmıştır 

Mahkeme heyeti, doğrudan yargılanma engeli bulunan (yani yargılama öncesi ilgili kurumlardan izin alınması gereken) kişiler bakımından iddianameyi kabul edip yargılamaya başlayarak yasalara aykırı davranmıştır. 

Avukatlık Kanunu'nda, “Avukatların avukatlık veya Türkiye Barolar Birliği ya da baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı haklarında soruşturma, Adalet Bakanlığı'nın vereceği izin üzerine, suçun işlendiği yer Cumhuriyet Savcısı tarafından yapılır.” denilmektedir. Yani kanunun açık hükmünde belirtildiği üzere avukatların soruşturulmaları ve yargılanmaları için önden “Bakanlık izni alınması” şart koşulmuştur. 

Yine aynı şekilde, diğer kamu görevlisi olan kişiler bakımından da ilgili idareden soruşturma izni alınması gerekmektedir.

Tüm bu hususlar, gerek yargılananlar gerekse avukatları tarafından duruşmalar sırasında hem yazılı hem sözlü olarak mahkeme heyetine defalarca bildirilmiştir. Buna rağmen, mahkeme heyeti bu talep ve bildirimleri açık şekilde görmezden gelmiştir. Yasalara aykırı hareket ederek bazı savunma avukatlarını da aynı dosya kapsamında hukuka aykırı şekilde yargılamış, hatta tutuklayıp cezaevine göndermiştir.

–9–

Yerel Mahkeme Sürecinde Yaşanan Hukuk Facialarını Bazı Belirgin Örneklerle Özetlersek

 Mahkeme heyeti, yargılama süresince tek bir delil araştırması yapmamış, yargılananların her aşamadaki taleplerinin tümünü reddetmiş, taraflara yargılamanın genişletilmesi talepleri olup olmadığını dahi sormamış, savunmanın tüm tanık çağırma taleplerini de haksız gerekçelerle reddetmiştir. Hatta heyet, dinlenmesini kendisinin re'sen talep ettiği tanık polis memurlarının dinlenmesinden ve birçok mağdur/müştekinin dinlenmesinden bile yine haksız gerekçelerle vazgeçmiştir.

 Mahkeme heyeti, savunma tarafından mahkemeye sunulan 30 bin sayfaya yakın savunma dilekçelerinin tek bir sayfasını bile okunmamış, incelenmemiş ve değerlendirmeye dahi almamıştır.

 Mahkeme heyeti, dosyaya sunulan 80 bin sayfaya yakın savunma delili ile bilimsel mütalaa ve uzman raporlarının da tek bir sayfasını dahi incelenmemiş ve değerlendirmeye almamış, yani alenen görmezden gelmiştir.

 Diğer savunma delillerinde olduğu gibi, yargılananların masumiyetlerini net bir şekilde ortaya koyan 4 bin sayfaya yakın HTS ÇAKIŞMA ve BAZ İSTASYONU RAPORLARI da mahkeme heyeti tarafından inceleme ve değerlendirmeye alınmamıştır. Kendilerine taciz veya tecavüzde bulunulduğunu iddia eden sözde mağdur ve müşteki kadınların, aslında belirtikleri tarihlerde sanıklarla bir araya dahi gelmemiş oldukları gerçeği böylelikle görmezden gelinmiştir. Hatta kimi sanıkların iddia tarihinde Türkiye'de dahi olmadıklarını ispat eden pasaport kayıtları dahi gözardı edilmiştir.

 Dosyada dijital materyaller olarak adlandırılan dijital delillerin tümü CMK'nın 134. maddesine aykırı yol ve metotlarla elde edilmiş olduklarından bu materyallerin kanunen hiçbir geçerlilikleri bulunmamaktadır. Ancak adli imajları olay yerinde ve savunma avukatları huzurunda alınmayan, hatta nerede ve ne zaman elde edildikleri dahi belli olmayan, dolayısıyla HUKUKEN HİÇBİR GEÇERLİLİĞİ OLMAYAN bu materyaller, KANUNA ve HUKUKA AYKIRI BİR ÖN KABUL ile güya yargılananlar aleyhinde delilmiş gibi kabul edilmişlerdir.

 Mahkeme heyeti, tüm yargılama süreci boyunca yargılananlara ve avukatlarına karşı çok sert ve agresif bir tutum sergilemiş, kimi zaman alaycı üsluplarla kimi zaman ise bağırarak, kızarak sözlerini kesmiş, konuşmalarına müsade etmemiş ve çeşitli el, kol hareketleri ve yüz mimikleri ile yargılananlar ve avukatları üzerinde psikolojik baskı oluşturmuştur.

 Mahkeme başkanı Galip Mehmet Perk, savunma avukatlarının beyanları veya itirazları sırasında çoğu zaman mikrofonlarını kapatarak konuşmalarına izin vermemiş, sonrasında ise beyanları ya kendi istediği şekilde değiştirerek tutanağa geçirmiş, ya da hiç geçirmemiştir.

 Mahkeme heyeti, tüm müşteki, mağdur, tanık ve etkin pişmanların ifadelerini soyut ve afaki gerekçelerin arkasına sığınarak yargılananların yokluğunda almış ve yargılananların duruşmalara girip bu kişilerle yüzleşerek onlara soru sorma haklarını ellerinden almıştır. 

 Mahkeme heyeti, yargılananların duruşmalara katılıp şikayetçilerle yüzleşmesine ve onlara soru sormalarına müsaade etmediği gibi, yargılananların avukatlarının müşteki, tanık ve etkin pişmanlara yönelttikleri sorulara da haksız gerekçelerle sürekli müdahale etmiş ve birçok sorunun sorulmasına müsaade etmemiştir.

 Bu kişilerin ifadelerinin alındığı duruşmaların ardından, bu ifadelere ait çözüm tutanaklarının tamamı sanıklara ulaşmadan ve bunları incelemeye vakit bırakmadan alelacele iddia makamından esas hakkında mütalaasını istenmiş ve aynı hızla son savunmaları alarak davanın esası hakkında karara gitmiştir. 

 Mahkeme heyeti, pandemi şartlarını da göz ardı ederek -özellikle tutuklu sanıkların avukat desteğinden yararlanamadıklarını bile bile- yargılamaya hızla devam etmiş, yargılananlar ve avukatlarına yeteri kadar süre vermeden cebren savunmalarını almıştır. 

 4100 sayfalık iddianame, 499 sayfalık esas hakkında mütalaa, yaklaşık 50 bin sayfalık müşteki ifadeleri, beyan, sorgu, dijital materyal vb gibi yeküne rağmen, yargılananların son savunmalarını alırken “sadece esas hakkında mütalaaya cevap vermekle” onları kısıtlamış, yargılananların dosya kapsamında savunma yapma taleplerini ise hukuksuz olarak reddetmiştir. Savunma yapmaya devam etmek isteyenleri ise “bağırıp çağırarak” ya da “azarlayarak” yerine oturtmuş, daha da vahimi bu yaşananları çarpıtarak tutanağa geçirtmemiş ya da olduğundan farklı geçirtmiştir.

 DAVANIN ESASINA DAİR HİÇBİR İŞ VEYA İŞLEM YAPMAYA GEREK GÖRMEYEN MAHKEME HEYETİ, müşteki tarafça yapılan tüm talepleri istisnasız şekilde tek tek değerlendirmiş ve hep kabule yönelik kararlar vermiş olmasına rağmen, YARGILANANLAR VE AVUKATLARI TARAFINDAN YAPILAN TALEPLERİN TAMAMINI İSTİSNASI ŞEKİLDE YA GÖZ ARDI ETMİŞ VEYA REDDETMİŞTİR. 

Tüm bu sebeplerden ötürü bizler de, İstinaf mahkemesinin bozma kararı sonrasında, İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gidecek ve buradaki yeniden yargılamayı yürütecek mahkeme heyetinin, “Doğal Hakim İlkesi” gereğince, Yargı’ya herhangi bir müdahale olmadan belirlenmesi gerektiğini belirtir;

‼️ Derin devletin baskı ve müdahalesi sebebiyle hukuksuz ve usulsüz olarak, doğru düzgün hakimlik tecrübesi bile olmayan, yönlendirmeye açık, haklarında soruşturma veya benzeri dosyalar olduğu için üzerlerinde rahatça baskı kurulabilecek kişilerden seçilmiş ÖZEL BİR HEYET AYARLANMAYA TEŞEBBÜS edilmemesini,

‼️ İlk yargılama esnasında, hakkımızda mahkumiyet kararı vermesi için özel olarak seçilip oluşturulan Mahkeme Heyeti tarafından, geçmişte maruz bırakıldığımız haksız ve hukuksuz muameleler ile usulsüzlüklerin AYNILARININ ya da BENZERLERİNİN, yeniden görülecek yargılamada tekrardan yaşanmasını istemediğimizi

ve bu tür haksız ve hukuksuz uygulamaları hiçbir şekilde kabul etmeyeceğimizi, buradan bir kez daha belirtmek ve hatırlatmak isteriz. 

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.