Gazeteci Louise Callaghan'ın, İngiliz “The Times” ve “Sunday Times” gazetelerinin internet sitelerinden ortaklaşa yayınlanan podcast serisinin üçüncü bölümü bu dosyanın bazı husumetli müştekilerinin dengesiz yapılarına bizzat şahit olduğu, bu gerçeği ifade etmekten kendisini alıkoyamadığı bir bölüm olmuştur. 

Bu yönüyle, her ne kadar Sayın Callaghan açıkça ifade etmekten kaçınsa da, Adnan Oktar davasında masum insanlar üzerinde nasıl bir tehdit, yıldırma ve sindirme sistemi kurulduğunu birebir tecrübe etmiştir. 

Arkadaş camiamız yaklaşık 4 yıldır yaşadığı dehşetin, hukuk dışılığın, pervasızlığın, gözü dönmüşlüğün, arkasına derin devletin bazı elemanları almanın akılsızca cesaretiyle yapılan eylemlerin sayısız örneğini yaşamaktadır. “Adnan Oktar’a iftira at kurtul” tehditlerine boyun eğmedikleri, dürüst ve kararlı oldukları, her şeye rağmen hukuku, demokrasiyi, sevgiyi, dostluğu, özgürlüğü, neşeyi, kaliteyi, güzelliği savundukları için bu vatanın aşığı arkadaşlarımız yüzlerce defa müebbete karşılık gelen haksız ve hukuksuz cezalarla Türkiye’nin dört bir yanındaki hapishanelere gönderilmişlerdir. Şu an halen cezaevlerinin sağlıksız koşullarında, küflü, karanlık, izbe koğuşlarda, tek kişilik hücrelerde sabırla, tevekkülle ve olgunlukla Allah’ın takdir ettiği güzel kaderi izlemektedirler.

Louise Callaghan’ın yayınladığı podcastin 3. bölümünde yer alan gerçek dışı itham ve iddialara ilişkin cevap ve açıklamalarımız ise şöyledir: 


GENÇLİĞİ ÖZKAN MAMATİ’NİN KARANLIK GÖLGESİNDE YOK OLUP GİDEN UĞUR ŞAHİN’İN HEZEYANLARI 

Uğur Şahin’in “200 kadını Adnan Oktar’a getirdim” başlıklı gerçek dışı anlatımları uzun uzun cevap vermeye dahi gerek olmayan boş laflardan ibarettir. Dünyanın hiçbir yerinde 200 kadına tecavüz eden, sözde tecavüz edilmesine de zemin hazırlayan ve katkıda bulunan bir insan sokakta elini kolunu sallaya sallaya dolaşamaz. 

Türkiye, cinsel suçlar konusunda çok ciddi hukuki yaptırımların olduğu bir ülkedir. Cinsel saldırı suçlarında etkin pişmanlık yasası da geçerli değildir. Türkiye’de tek bir savcı, tek bir hakim, tek bir sıradan vatandaş dahi Uğur Şahin’in bu anlattıklarının doğru olduğuna ihtimal vermiş olsa, Uğur Şahin şu anda İngiliz basınına ancak cezaevinden açıklama yapabilirdi. 

Herkes Uğur Şahin ve diğer husumetli müştekilerin anlattıklarının doğru olmadığını, bunların Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımıza kurulan kumpasın bir parçası olduğunu, sırf Adnan Bey’in kendilerince engellenmesi ve faaliyetlerinin durdurulması için tüm bu davanın organize edildiğini adı gibi iyi bilmektedir. Kimse Uğur Şahin’in tecavüz yalanlarına itibar etmediği için Aile Bakanlığı dahi mahkeme tarafından davet edildiği halde dosyaya müdahil olmamıştır. 

Tek bir kadının cinsel saldırıya maruz kalması durumunda tüm Türkiye ayağa kalkarken, “200 kadına tecavüz ettim, edilmesini sağladım” diyen birini insanlar -Ortadoğu’nun alışılagelmiş kumpaslarından birinin yaşandığını gördükleri için– sadece yüzlerinde acı bir gülümsemeyle izlemektedir. 

Burada çok daha vahim olan ise, Uğur Şahin’in Özkan Mamati’nin elinde ne hale geldiği gerçeğidir. Louise Callaghan’ın, podcastin 3. bölümünde gerçek dışı beyanlarına yer verdiği Uğur Şahin, yaşadıkları, geldiği hal, içine düştüğü durum bakımından bu dosyanın aslında en ibret verici müştekilerinden biridir. 

Hayatı boyunca Özkan Mamati’nin saldırgan ve sorunlu kişiliğinin altında yaşayan, hayatında ilk defa gerçek saygı ve sevgiyi de Adnan Oktar’ın yanında gören, şu anda Özkan Mamati’nin yanında son derece acımasız, bencil, saygısız ve yıpratıcı bir ortamda var olma mücadelesi veren Uğur Şahin’in içinde yaşadığı dehşete Sayın Callaghan da şahit olmuş ve izlenimlerini şöyle aktarmıştır:

– Louise Callaghan: UĞUR'UN GÖZLERİNİN ALTINDA KOYU GÖLGELER (MORLUKLAR) VE TENİNDE GRİMSİ BİR RENK VAR. Biraz kilolu ve eşofman giymiş. Yorgun ve YENİLMİŞ GÖRÜNÜYOR. Uğur'un o zamanlar nasıl göründüğünü görmek istedim. O zamana ait bir fotoğrafınız var mı? 

– Louise Callaghan: Dürüst olmak gerekirse önümde oturan 37 yaşındaki adam BANA HİÇ BAŞTAN ÇIKARICI BİR TİP gibi gelmedi. 

– Uğur Şahin: (Yaşlanmış mıyım yani, diyerek gülüyor – kendi sesi) Sizce daha mı yaşlı görünüyorum? 

– Louise Callaghan: Özkan'la röportaj yaptığımızda bununla başa çıkacak gibi görünüyordu. Diğer aslan Özkan'dı, bu dizinin 2. bölümünde onunla konuşmuştum…. Hatta sadece görünümü bile. OLDUKÇA BOZGUNA UĞRAMIŞ GÖRÜNÜYORDU. 

Uğur Şahin’in, Sayın Callaghan’ın ifadesiyle, “BOZGUNA UĞRAMIŞ, GÖZLERİNİN ALTINA MORLUKLAR YERLEŞMİŞ, KİLO ALMIŞ, YAŞLANMIŞ, ÇÖKMÜŞ, YENİLMİŞ” hali, son 4-5 yıldır Özkan Mamati’nin yanında yaşadıklarının kendisi üzerinde bıraktığı derin tahribat ve acıların izidir

Sayın Callaghan’ın da doğru bir şekilde tespit ettiği üzere Uğur Şahin, Sayın Adnan Oktar’ın arkadaş çevresi içindeyken belki de hayatında ilk defa gördüğü saygı ve sevginin etkisiyle hayat bulmuşken, Özkan Mamati’nin sorunlu ve illegal dünyasının parçası olduktan sonra çok hızlı bir çöküş yaşamıştır. Benzer vakalar dosyanın diğer bazı etkin pişman sanıkları üzerinde de açık bir şekilde gözlenmektedir. 

Örneğin, Adnan Oktar’ın arkadaş camiası içindeyken güzelliği ve neşesiyle tüm Türkiye’nin ilgisini çeken Beril Koncagül’ün, etkin pişman sanık olmaya zorlandıktan sonra geçirdiği fiziki değişim bunlardan biridir. 

Özkan Mamati’nin eline düştükten sonra hayat dolu insanların ne hale geldiği, kanaatimizce, Devletimizin yetkili makamları tarafından da dikkatle izlenmektedir ve bu insanların Özkan Mamati’den kurtarılması için gereken tedbirler er ya da geç atılacaktır. 

Nitekim, bazı (sözde) etkin pişman sanıklar ve müştekiler verdikleri dilekçeler ve mahkeme huzurunda yaptıkları açıklamalarla da Özkan Mamati’nin kendilerini nasıl tehdit ettiklerini açıklamışlardır. Hatta bazı müşteki ve etkin pişman sanıkların, dosyanın savcısı Serdar Akan ile görüştükleri, Özkan Mamati’nin yaptığı tehditlerin belgelerini kendisine sundukları ancak Sayın Savcı’nın, “Onlar (yani Adnan Oktar ve arkadaşları) beraat ederler dışarı çıkarlarsa biz içeri gireriz” diye açıkça söyleyerek bu şikayetleri sümen altı etmiştir. 

Konuyla ilgili deliller ve sunulan dilekçeler dosyamızda bulunmaktadır ve gerekli soruşturma halen devam etmektedir. Ancak kısaca özetlemek gerekirse olay şu şekilde gerçekleşmiştir: 

Davamız dosyasındaki biri kadın biri erkek iki müşteki (Ümit Kuruca ve Ceylan Özgül Kuruca) ve bir etkin pişman kadın (Ayça Pars) olmak üzere 3 kişi, 02 Ekim 2020 Cuma günü Savcı Serdar Akan ile, Sayın Savcı'nın Çağlayan Adliyesi'ndeki makamında, birkaç gün önceden randevu aldıkları bir görüşme gerçekleştirmişlerdir. Bu kişilerin Sayın Savcı'ya, DAVAMIZ ÜZERİNDEKİ KUMPAS FAALİYETLERİ HAKKINDA SON DERECE ÖNEMLİ BİLGİLER AKTARDIKLARI görüşme yaklaşık 6 SAAT sürmüştür. Çağlayan Adliyesi’nin kamera kayıtlarının alınması durumunda bu görüşmenin doğru olduğu görülecektir. 

Görüşmenin ana konusu, dosyamızın husumetli müştekileri ve bunlarla organize bir işbirliği içinde hareket eden bazı emniyet ve yargı görevlileri tarafından, hangi müşteki kızın, hangi sanığa, hangi düzmece cinsel isnatlarda bulunacağına dair nasıl planlar yapıldığına, kızların yargılanan erkeklerle bu amaçla nasıl eşleştirildiğine ve bu plana göre bu sanıklar hakkında nasıl sahte suçlamaların kurgulandığına ilişkin bilgi verilmesidir. Görüşmede, Sayın Savcı'ya, düzenlenen bu kumpasın delilleri somut olarak gösterilmiş ve belgelerle anlatılmıştır. 

Ne var ki Sayın Savcı, dosyamızdaki sanıklar lehine bir durum olacağını ve davayı düşüreceğini öne sürerek herhangi bir soruşturma kaydı açmamıştır. 

Ümit Kuruca’nın Savcı Serdar Akan Görüşmesiyle İlgili Bir Arkadaşına Anlattıklarının Ses Kayıtlarında Yer Alan Bazı Konuşmalar Şöyledir: 

Savcı Serdar Akan: ONLAR ÇIKARSA BİZ GİRERİZ İÇERİ. (Savcı, EĞER SANIKLAR BERAAT ALIRSA BU SEFER KENDİSİ VE MÜŞTEKİLERİN CEZA ALIP HAPSE GİRECEĞİNİ söylemektedir) 

Müşteki Ümit Kuruca: AMA, 3-5 SENE SONRA ÇIKARLARSA BU SEFER ÖMÜR BOYU UĞRAŞIRLAR.

– Savcı Serdar Akan: 3-5 SENEYE KİM ÖLE KİM KALA. 

Savcı Serdar Akan: ŞİMDİ BUNLARI (BU BELGE VE DELİLERİ) ORTAYA DÖKERSEK BU SEFER DE ONLARA YARAR, DAVA DÜŞER. (HANGİ MÜŞTEKİNİN HANGİ SANIĞI SUÇLAYACAĞINA DAİR KURULAN PLANIN DELİLLERİ ORTAYA KONULUR VE MÜŞTEKİLER HAKKINDA BİR SORUŞTURMA BAŞLATILIRSA, SUÇLAMALARIN İFTİRA OLDUĞUNUN İSPAT EDİLECEĞİNİ VE DAVANIN ÇÖKECEĞİNİ ifade etmektedir.) İKİ UCU KİRLİ DEĞNEK. (Serdar Akan müştekilerin korkutularak, sanıklara iftira atmalarının sağlanması olayını öğrendikten sonra gerekli adli işlemleri başlatmak, olayı soruşturmak yerine bu yorumu yapmaktadır.) 

Savcı Serdar Akan: HERKES ÇEKİLDİ, BENİM KUCAĞIMA ATTILAR DOSYAYI. BENİ ORTAYA ATTILAR, KENDİLERİ TAKILIYOR. OLAY BENİM BAŞIMA KALDI. ÖRGÜTE SOKAMIYORUZ. FETÖ YOK. TECAVÜZ, ZORLAMA OLMADIĞI DA AÇIK. KÜÇÜK KIZ KONUSUNDAN DA BİR ŞEY ÇIKMAZ. ZATEN BİZ BURADA NE VERSEK YARGITAY'DAN DÖNER. 


Sayın Savcı'nın da açık açık anlattığı gibi Adnan Oktar dosyası bir kumpas davasıdır. Sayın Callaghan da bu gerçeği aslında çok iyi bilmektedir. Kamuoyu yönlendirmesi yapabilmek, Mahkemeleri etki ve baskı altına alabilmek amaçlı yapılan tüm bu haberler ortadaki apaçık bu gerçeği değiştirmemektedir. Ve bu gerçek mutlaka bir gün hukuken de kabul edilecektir. 


SAYIN CALLAGHAN GİBİ ZEKİ BİR GAZETECİNİN DE CEYLAN ÖZGÜL’ÜN “KAÇIŞ MASALI”NA DÜŞMESİ HAYRET VERİCİDİR 

Ceylan Özgül, yıllarca severek isteyerek yanlarında yer aldığı arkadaş grubundan, kendi isteğiyle ayrılmış, kendisi giderken de kimse kendisine gitmemesi için en küçük bir baskı yapmadığı gibi "kal" dahi dememiştir. Dahası, arkadaş grubumuzdan ayrıldıktan hemen sonra yazdığı ısrarcı mesajlarla yeniden görüşmek için aşırı istek göstermiştir. Ne var ki İngiliz derin devletinin bazı karanlık isimleriyle olan yakın ilişkisi nedeniyle arkadaşlarımız kendisine mesafeli davranmışlardır. 

Ceylan Özgül’ün anlattığı kaçış masalı yüzlerce yalanla doludur. Her defasında bir önceki söylediği yalanı unutan Ceylan Özgül bu sebeple sözde kaçma hikayesini de defalarca revize etmek zorunda kalmıştır. 

Kendi arkadaşlarıyla eğlenmek için çektiği, kaçış konulu akla ziyan videonun sanki kaçış hikayesiymiş gibi basın tarafından gerçek sanılarak defalarca yayınlanmış olması ise bu konunun en traji-komik yönlerinden biridir. 

Ceylan Özgül’ün;

– Bahse konu olay günü arkadaşlarıyla birlikte evden çıkarak babasının yanına gittiği, 

– Arkadaşları tarafından babasına teslim edildiği, 

– Ne taksiyle gizlice kaçma ne köpek sevme bahanesiyle terliklerle sokaklara dökülme ne de doktora gitme bahanesiyle kaçma hikayelerinin doğru olmadığı 

kaldığı evin bulunduğu sitenin güvenlik kamerası görüntüleriyle de sabittir. 


CEYLAN ÖZGÜL’ÜN, KENDİ ÖZ BABASI HAKKINDAKİ İFADELERİNİN DE KİŞİLİĞİ HAKKINDA YETERLİ BİLGİ VERECEĞİ KANAATİNDEYİZ:

"Beni lise yıllarımdan beri babam taciz etti, o yüzden üniversitede ben mecburen evden ayrıldım, hatta gittiğim evin kira kontratında da ismimi bulabilirsiniz. Ben Allah adına yemin ediyorum, o evden namusumu korumak için ayrıldım. Bana neler yaptılar, bir tek bununla da bitmiyor. Çok rezalet bir durumdu. Benim babam Safari-1 operasyonu diye çok büyük bir kaçakçılık operasyonu vardı duymuşsunuzdur, orada kendi ismi karıştı ona, yıllarca yargılandı, 8 yıl yargılandı. Türkiye’nin en büyük kaçakçılarından biri ve beni çok pis şeylere sürüklemeye çalıştı. 
Allah’a çok şükür benim arkadaşlarım bana yardımcı oldular, beni kendilerine kabul ettiler. Benim eşim bana çok yardımcı oldu. Babamın beni taciz ettiğini söyledim ve annem güldü. Ve nasıl bir gülüş olduğunu siz çok iyi anlarsınız. Sürekli güldü ve bundan çok zevk alıyormuş gibi, hoşuna gidiyormuş gibi bir ifadesi vardı, hem vücut dili olarak hem yüz ifadesinden anlaşılır bir insanın, çünkü alışık buna, çünkü bunu biliyor. Bakın Allah adına yemin ediyorum ben Müslüman bir insanım… 
Seda Hanım, benim öz babam beni defalarca taciz etti... Defalarca beni taciz etti. İçki içiyordu, yanıma geliyordu, ben ondan defalarca kaçtım ve artık buna dayanamayacağım için, kendi namusumu korumak için üniversitede evden ayrıldım.

Daha önce de kendi öz babası hakkında, katıldığı ulusal bir tv yayınında yukarıda bir kısmını aktardığımız akıl almaz açıklamalarda bulunan Ceylan Özgül’ün uydurma, hayal mahsulü hikayeleri bir takım cahil ve ortalamanın altında zekaya sahip kişiler için ilginç birer magazin hikayesi olabilir ama Sayın Callaghan gibi tecrübeli ve zeki bir gazetecinin bunlara kanmış olması oldukça ibretliktir. 

İlkokul çağındaki bir çocuğun bile böyle bir hikaye karşısında sorması gereken soruları sormayıp en fantastik filmlerde bile eşine rastlanmayacak türden yalanlara inanmayı seçmek sanırız ki Sayın Callaghan için bir zaruret olmuştur. Hür iradesi ve vicdanıyla hazırladığı yazılarda asla itibar etmeyeceği yalanları, tahminimizce "mecbur bırakıldığı için", sanki doğru bir bilgiymiş gibi okuyucularına aktarmak zorunda kalmıştır. 

Özetle, Ceylan Özgül’ün kalışı gibi ayrılışı da tamamen kendi rızasıyla gerçekleşmiştir. 


DOSYADA YER ALAN CİNSEL SUÇ İSNATLARININ TAMAMI BAŞTAN SONA YALAN BEYANLARDAN İBARETTİR

Adnan Oktar Davası dosyasındaki cinsel suç isnatlarının tümünün gerçek dışı ve hukuken geçersiz olduğunu kanıtlayan deliller arasında;

  1. Sadece 39 müştekinin 1395 YALAN SÖYLEDİĞİNİN tespit edilmiş olması,
  2. Müştekilerin, iddialarını doğrulayacak HİÇBİR SAĞLIK RAPORU VEYA BELGEYİ DOSYAYA SUNAMAMALARI;
  3. 11 Temmuz 2018 tarihli operasyon ve devamındaki soruşturma ve yargı sürecine kadar (5-10-15 hatta 30 yıl boyunca) RESMİ MERCİLERE HİÇBİR ŞİKAYETTE BULUNMAMIŞ OLMALARI;
  4. Şikayette bulunmadıkları gibi, sözde tecavüze ve tacize uğradıklarını iddia ettikleri yere HER GÜN KOŞA KOŞA, NEŞE İÇİNDE GİTMEYE DEVAM ETMELERİ;
  5. Maruz kaldıklarını iddia ettikleri olayların olduğu dönemde HİÇ KİMSEDEN YARDIM İSTEMEMELERİ, AİLELERİ VE EN YAKINLARI DAHİL, KİMSEYE BU OLAYLARDAN BAHSETMEMELERİ;
  6. İddia ettikleri sözde tecavüz ve taciz olaylarına dair "tam olarak şu gün, şurada" oldu diye somut, net ve doğru bir tarih, mekan ve zaman verememeleri;
  7. Verdikleri mekan ve tarih bilgilerinin HTS kayıtlarıyla uyuşmaması;
  8. Sözde tacize uğradıklarını iddia ettikleri tarihlerde, sözde kendilerine tacizde bulunduklarını öne sürdükleri kişilerin, resmi kayıt ve belgelerle o tarihte yurt dışında oldukları, o tarihte söz konusu evin kiracısı olmadıkları, o tarihte kanser tedavisi gördükleri gibi somut olaylarla, müştekilerin iddialarının yalan olduğunu ispatlamaları;
  9. Güya "dini telkinle iradelerinin fesada uğratılarak birtakım taciz veya tecavüzlere maruz kaldıkları" diğer bir ifadeyle “sevap kazanacaklarına inandıkları için aslında dinen haram olan anal ve oral yoldan cinsel ilişkiyi kabul ettikleri” şeklindeki iddiaların AKLEN, MANTIKEN VE HUKUKEN GEÇERSİZ, BİZZAT KENDİ İÇİNDE ÇELİŞKİLİ olması;
  10. Bir kadını, “iradesini fesada uğratarak” yani hile ile onu kandırarak, –iddialarda geçen anal, oral, grup seks, onlarca farklı, hatta tanımadığı kişilerle ilişki çeşitleri de dahil olmak üzere– herhangi bir cinsel ilişkiye teşvik etmek için en kullanılmayacak unsurun “din” olduğu gerçeği;
  11. Özellikle İstanbul gibi modern bir metropolde yaşayan, cinsel hayatın hürriyetine inanan, hayatını dini değerlere göre şekillendirmeyen, bunu da beyanlarında açıkça ifade eden, vajinal ilişkiye girmeye bizzat kendilerinin gönüllü olduklarını söyleyen müştekilerle cinsel ilişkiye girebilmek için, dini öğeleri kullanarak birtakım karmaşık hile yöntemleriyle güya iradelerini fesada uğratıp tecavüz etme gibi anlamsız, mantıksız, gereksiz, riskli, kanunsuz akla ziyan bir yola başvurmaya hiçbir ihtiyaç olmaması;
  12. Bu kadınların, ne hayatları boyunca ailelerinden ve ilkokul, ortaokul, lisede almış oldukları dini eğitimlerden gördükleri ne de arkadaş grubu ile beraber oldukları ortam içinde ÖĞRENDİKLERİ HİÇBİR DİNİ VECİBEYİ YERİNE GETİRMEZKEN VEYA ÖNEMSEMEZKEN (mesela namaz kılma gibi en temel ibadetleri bile yerine getirmezken), SADECE ANAL VE ORAL YOLDAN CİNSEL İLİŞKİYE GİRİLMESİNİ ÇOK TEMEL BİR İBADETMİŞ GİBİ KABUL EDİP DE BÖYLE DEHŞETLİ BİR SAÇMALIĞA İNANDIKLARINI, BU SAHTE İBADETİ GÜYA EN ÖNEMLİ İBADET OLARAK UYGULADIKLARINI İDDİA ETMELERİNİN son derece anormal olması;
  13. Dini telkin gibi bir yöntemle bir kimsenin "özgür iradesini devre dışı bırakmanın", kişinin "itiraz etme, direnme, karşı koyma gibi güç ve yeteneklerini ortadan kaldırmanın", "rızasını bozabilmenin" mümkün olmaması;
  14. Sözde mağdur ve müşteki kadınların, hiçbir dini telkinle iradeleri yok edilemeyecek bir akıl, zeka, bilinç, kültür, eğitim, görgü, sosyal çevre, aile yapısı, sosyal statü, vs. düzeylerine sahip olmaları. İçlerinde doktor, avukat, sosyal medya fenomeni gibi kimselerin bulunması. Hepsinin İstanbul, vb. büyük şehirlerde yaşayan, halk arasındaki tabiriyle "fırlama" tabir edilen son derece uyanık kişiliklerinin olması;
  15. Taciz ve tecavüz eylemleri, sonrasında mağdurlara yıllar süren şok ve psikolojik sorunları beraberinde yaşatan çok büyük travmalar olmasına rağmen, bu davanın müştekisi olan kadın ve genç kızların bizzat kendi ifadelerinde, herhangi bir ruhsal, psikolojik sorun ya da travma yaşadıklarına dair hiçbir anlatım ve emare olmaması;
  16. Örneğin, sözde cinsel taciz mağduru olduğunu iddia eden D.A’un, duruşmada sanık müdafilerine yönelik olarak “TACİZ İLE İLGİLİ SORU YOK MU? POPO ELLEME, MEME ELLEME, BÖYLE SORULAR BEKLİYORUM.” şeklindeki cüretkar, alaycı, edep sınırlarını aşan üslup ve ifadeleri, kendisinin cinsel istismar kaynaklı bir travmayla, dolayısıyla herhangi bir cinsel istismar yaşamış olmakla UZAKTAN YAKINDAN ALAKASININ OLMADIĞINI ortaya koyması ve duruşma sırasında bu türden onlarca örneğin yaşanması;
  17. Bazı müştekilerin hayali hikaye anlatmada adeta boyut atlayarak, "aynı gün güya arka arkaya 4 erkeğin anal tecavüzüne maruz kaldığını ve devamında (hiçbir şey olmamış gibi) okul arkadaşlarının yanına giderek 4-5 saatlik bir otobüs yolculuğu ile güle oynaya Çanakkale’ye okul gezisine gittiğini" bile iddia edebilmesi;
  18. Benzer şekilde H. A. isimli bu müştekinin, "17 yaşından 18 yaşına girene kadar geçen son 4 ay boyunca güya arkadaş camiamızdan 40 kişi ile beraber olduğunu" iddia etmesi, bu kişileri "alfabetik sırayla" virgül aralarında sayması, ancak bu iddialarıyla ilgili hiçbir detay vermemesi. Sonrasında verdiği yeni ve ek ifadelerde bu sayıyı giderek artırması, en sonunda ise güya "18 yaşın altında olduğu bu 4 ay içinde 70 kişiyle birlikte olduğunu" iddia etmesi, YANİ, İLK İFADESİNDE HİÇ ADINI BİLE GEÇİRMEDİĞİ, ANCAK HER NASILSA SONRADAN GÜYA TECAVÜZÜNE UĞRADIĞINI (!) HATIRLADIĞI 30 KİŞİYİ DAHA LİSTEYE EKLEMESİ;
  19. Husumetli kişilerin, çeşitli yöntemlerle müştekilere ulaştıklarının ve bir kısmını kendi baskı, tehdit ve telkinleri sonucunda Emniyete yönlendirdiklerinin, bir kısmını ise Mali Şube’deki bazı polisler tarafından aratarak, masa başında özel kurgulanmış gerçek dışı ifadeleri vermeye mecbur ettiklerinin duruşma sırasındaki beyanlarda açıkça ortaya çıkmış olması;
  20. Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Furkan Sezer’in talebi ve İstanbul Cumhuriyet Savcısı Hasan Yılmaz’ın 06.07.2018 tarihli kararı ile bir kısım müştekilerin USULSÜZ OLARAK ŞÜPHELİ GİBİ GÖSTERİLMİŞ VE HAKLARINDA YURT DIŞINA ÇIKIŞ YASAĞI KARARI VERİLMİŞ olması. Böylece bazı müştekilerin polis operasyonu sonrasında bu kararla gözleri korkutularak ifade vermeye zorlanmaları;
  21. Emniyette kendilerine baskı yapıldığını ifade ederek şikayetini geri alma cesareti gösteren kadınlar hakkında TUTUKLAMA KARARI ÇIKARTILMIŞ ya da İTİBAR SUİKASTI DÜZENLENMİŞ olması;
  22. Müştekilerin Adli Tıp Kurumu’ndan aldıkları raporların, HİÇBİR ŞEKİLDE CİNSEL SALDIRIYA MARUZ KALMADIKLARINI ORTAYA KOYMASI;
  23. Bunun üzerine, dikkat çekici bir şekilde diğer müşteki kadınların ADLİ TIP KURUMU’NA GÖNDERİLMELERİNİN BİRDENBİRE DURDURULMASI, yargılama boyunca sanıkların ısrarlı taleplerine rağmen HİÇBİR MÜŞTEKİ KADININ ADLİ TIP KURUMU’NA MUAYENEYE GÖNDERİLMEMESİ,
  24. Müştekilerin büyük bir kısmının ifade verdikleri tarih ile fotoğraf teşhisi yaptıkları tarih arasında 10 AYA VARAN SÜRELER BULUNMASI, bazı müştekilere ise farklı tarihlerde 2 kere teşhis işlemi yaptırılması ve tüm foto teşhis işlemlerinde çok büyük çelişkiler olması,
  25. CİNSEL SUÇ İSNADINDA BULUNAN MÜŞTEKİLERİN ŞUBAT 2019’A KADAR FOTOĞRAF TEŞHİSİ YAPTIRILMADAN BEKLETİLMESİNİN AMACININ BU (SAHTE) MÜŞTEKİLERE, MASA ÜSTÜNDE DERLENİP TOPARLANIP KURGULANAN GERÇEK DIŞI SENARYOLAR DOĞRULTUSUNDA TEŞHİS YAPTIRILMASINI SAĞLAMAK OLDUĞUNUN anlaşılması,
  26. Örneğin, müşteki B.K.'nın, ifadesinde daha önce hiç bahsetmediği isimleri fotoğraf teşhisinde güya birden sözde tecavüzcüleri olarak “hatırlayıvermesi" (!). Müşteki E.Ç.’nin ise, 2 farklı zamanda yaptığı 2 ayrı fotoğraf teşhisinin ilkinde bazı isimleri sadece tanıdığını iddia ederken ikincisinde aynı isimleri “bana anal ve oral yoldan cinsel saldırıda bulunan kişi” (!) şeklinde tanımlaması. Yani ilk teşhiste sadece tanıdığını söylediği kişilerin ikinci teşhiste aynı zamanda güya "kendisine tecavüz eden kişiler" olduğunu da hatırlaması  (!).

ve bu örnekler gibi daha onlarca usulsüzlük, hukuksuzluk, çelişki ve tutarsızlıkları sayabiliriz.

Tüm bunlardan açıkça anlaşılacağı üzere, 2 yıllık teknik takip süreci ve devamındaki operasyon, soruşturma ve yargılama süreçleri boyunca yaklaşık 6 yıldır, EMNİYET VE YARGI BİRİMLERİNİN HER TÜRLÜ MADDİ, İNSANİ VE TEKNOLOJİK İMKANLARI KULLANMALARINA RAĞMEN, ortaya tek bir tane bile somut suç delili konulamaması, YAKLAŞIK 6 YILDAN BU YANA ORTAYA KONABİLEN SOMUT DELİL SAYISININ "SIFIR" olması cinsel saldırı isnatlarının tamamının yalan olduğunu hiçbir tartışmaya yer vermeyecek biçimde ispatlamıştır. 


Sonuç olarak; 

Sayın Callaghan’ın yazılarında yer verdiği bilgileri önce araştırması, konuyla ilgili dosyaları incelemesi ve tüm belgeleri tarafsızca ortaya koyması kendisinden samimi beklentimizdir. Gerçek bir gazetecinin yapması gereken, doğru bilgileri ve somut belgeleri ortaya koyması, takdiri okuyucularına bırakmasıdır. Gerçeği yazan ve anlatan bir gazetecinin izlemesi gereken budur. 

Ama bir gazeteci, gerçekleri değil de “yaz” denilenleri yazıyor, okuyucusunu bile bile yanlış yönlendirmeye çalışıyorsa, ancak gerçeklerden uzak, hayali kurgularla dolu içi boş bir yazı ortaya koyabilir. Sayın Callaghan’a yakışan da belgelerle ve gerçeklerle konuşmaktır.

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.