Gazeteci Louise Callaghan, İngiliz “The Times” ve “Sunday Times” gazetelerinin internet sitelerinden ortaklaşa yayınlanan podcast serisinin ikinci bölümünde de, demokrat kişiliğine yakıştıramadığımız bir tutumla gerçek dışı bilgilere yer vermiştir. 

Kendisi gibi aydın ve hür düşünen bir gazeteciye yakışan, bir haberi aktarırken tüm yönleriyle okuyucusunu ya da izleyicisini bilgilendirmek, kişisel duygularının ve travmalarının yorumlarını etkilemesine izin vermemektir. En azından çalıştığı gazetenin okuyucularına duyması gereken saygı bunu gerekli kılmaktadır. Okuyucuların aklını ve zekasını hiçe sayarak ütopik ve mantık dışı hikayelerle insanları yanıltmaya ve yanlış yönlendirmeye çalışmak eminiz ki okuyucuları nezdinde de kendisi hakkında pek de olumlu olmayan düşüncelere sebep olacaktır. 

Callaghan, yayınladığı podcast boyunca kullandığı kendince alaycı ve üst perdeden üslubu bir önceki yazımızda da açıkladığımız üzere kanaatimizce sevgisizlikten kaynaklanan travmalarına, yaşadığı derin yoksunluğa hakim olamamaktan kaynaklanmaktadır. Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın kaliteli, güçlü, zengin, sağlıklı, mutlu ve sevgi dolu yaşantıları karşısında duyduğu HAYRANLIKLA DOLU BİR HASET ve KISKANÇLIK HİSSİNDEN KAYNAKLANDIĞINI DÜŞÜNDÜĞÜMÜZ bu kontrolsüz üslup kendisinin bilinç altını da gözler önüne sermektedir. 

Kendisine bir kez daha hatırlatmak isteriz ki, hayatı boyunca kendisini gerçekten seven birine tüm benliğiyle sevebileceği bir insana rastlayamamış olmasının telafisi sevgiyi yaşayan insanlara karşı duyacağı öfke değildir. Tam tersine bu öfkeli, takıntılı, alaycı ve kontrolsüz üslup onu sevgiden daha da uzaklaştıracak, sevilebilecek yönlerini gittikçe azaltacaktır. 

Daha önce de belirttiğimiz gibi naif ve sempatik bir hanım olarak bizce de sevmeyi ve sevilmeyi istemesi son derece olağandır ancak sevmek ve sevilmek emek, güzel ahlak, dürüstlük, sabır, kalite ve tevazu gerektiren erdemlerdir. Ve Allah’ın bu güzel ahlakı yaşayanlara bir nimet olarak sunduğu ikramıdır. Öfke, kıskançlık, haset, samimiyetsizlik, adaletsizlik gibi vasıflar ise insanı adım adım yalnızlığa iter, sevgisizliğe mahkum eder. 

Louise Callaghan’ın yayınladığı podcastin ikinci bölümünde yer alan gerçek dışı itham ve iddialara ilişkin cevap ve açıklamalarımız ise şöyledir;

- 1 -

Sayın Adnan Oktar'ın 1990'larda Atatürk'e Hakaret Suçlaması ile Tutuklandığı Ancak Hüküm Almadığı İddiası Tamamen Yalandır

Louise Callaghan bu bölümde Sayın Adnan Oktar'ın 1990'lı yıllarda güya Atatürk'e hakaret ettiği suçlamasıyla tutuklandığını ancak resmen hüküm almadığını iddia etmiştir. Ancak Louise Callaghan gibi bir gazetecinin, gerçek dışı olduğu çok basit bir açık kaynak araştırmasıyla bile tespit edilebilecek bir yalana inanarak sanki gerçekmiş gibi bunu kamuoyu ile paylaşması gerçekten de şaşırtıcı bir durumdur. Bu durum, Sayın Callaghan'ın ya gerçekleri göremeyecek derecede tarafsızlığını yitirmiş olduğunu ya da doğrusunu bilmesine rağmen açık bir yalana ortak olduğunu göstermesi bakımından oldukça önemlidir. 

Kaldı ki 1990'lı yıllarda, Türkiye genelinde dindar camia arasında Atatürk'ün dinsiz olduğu ve Atatürk'ü seven ya da savunan kişilerin de dinden çıkmış olduklarının iddia edildiği bir dönemde, Sayın Adnan Oktar kendisinin Atatürkçü olduğunu açıkça ilan etmekten çekinmemiş; Atatürk'ün samimi bir dindar ve gerçek bir Müslüman olduğunu anlatan 10 farklı kitap kaleme almıştır. Bu eserler dindar ve muhafazakar halkın Atatürk’e olan sevgisinin güçlenmesinde büyük etki oluşturmuş, ülkemizin en muteber Atatürkçüleri de açıkça Sayın Adnan Oktar’a duydukları minneti ve hürmeti dile getirmişlerdir.

Hatta, Sayın Adnan Oktar'ın Atatürk'ün dinar kişiliği ve yaptığı önemli çalışmaları ansiklopedik yayınlarla detaylandıran eserleriyle, 1991 yılında gerçekleştirmiş olduğu Anıtkabir'i ziyareti sonrasında, Atatürk hakkında olumsuz fikir besleyen dindar kesimlerde büyük bir değişim yaşanmaya başlamıştır. O güne değin Anıtkabir’i bir kez dahi ziyaret etmemiş dindar siyasetçiler ve kanaat önderleri de düzenli olarak Anıtkabir ziyaretlerine başlamışlardır. 

Hayatı boyunca Atatürk’e defalarca suikast girişiminde bulunan, Kurtuluş Savaşı’nı durdurmak için elinden geleni yapan ve Sevr’i hayata geçirme planları kursağında kalan İngiliz derin devleti elbette bu durumdan müthiş bir rahatsızlık duymuştur. Çünkü Atatürk’ün vefatının ardından da Atatürk ilke ve devrimlerinin durdurulması, halk ile Atatürk arasına mesafe girmesi için akıl almaz bir kampanya yürütmüşler, Atatürk’ü Türk halkına olduğundan çok farklı tanıtmaya çalışmışlardır. 

Bu oyunun Sayın Adnan Oktar tarafından izale edilmesi, toplumları kutuplaştırarak istediğini elde etmeye alışmış İngiliz derin devletinin oyununu bozmuştur. İngiliz derin devletinin bu durumdan rahatsız olması anlaşılabilir bir durumdur. Ama, Louise Callaghan gibi genç bir gazeteci hanımın bu derece ucuz ve kalitesiz bir yalana itibar etmesi pek anlaşılabilir bir durum değildir. Görünen o ki derin yoksunluk duygusu Sayın Callaghan’ın iç dünyasına oldukça olumsuz bir etki yapmaktadır. 

- 2 -

Camiamıza Evlilik Beklentisiyle Gelen Ancak Bu Beklentisine Kavuşamayan Bazı Kadınlar, Bundan Kaynaklı Bir Hınç ve İntikam Hissiyle Gerçek Dışı Cinsel Taciz ve Saldırı İftiralarında Bulunmuşlardır

Louise Callaghan podcast serisinin ikinci bölümünde, camiamıza yönelik öne sürülen cinsel taciz ve saldırı iddialarıyla ilgili olarak Kanada'da yaşayan 50'li yaşlarındaki Seda Işıldar'ın camiamıza yönelik gerçek dışı itham ve iftiralarına yer vermiştir. 

Louise Callaghan'ın “40'lı yaşlarının sonlarında ve çok güzel. Koyu renk saçları, çarpıcı yeşil gözleri ve kalkık bir burnu var” şeklinde tarif ettiği Seda Işıldar (üstte)

Ancak Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın yargılanmakta oldukları dava kapsamında ileri sürülen cinsel taciz ve cinsel saldırı iddialarını DESTEKLEYEN YA DA DOĞRULAYAN HİÇBİR SOMUT BULGU, BELGE, RAPOR ya da DELİL BULUNMAMAKTADIR. TAM TERSİNE ADLİ TIP RAPORLARI, HTS KAYITLARI VE OPERASYON ÖNCESİ YAPILAN 2 YILLIK TEKNİK TAKİP ORTADA HİÇ BİR TECAVÜZ VE TACİZ OLMADIĞINI TARTIŞMASIZ BİR ŞEKİLDE İSPAT ETMİŞTİR. 

Şu gerçeği özellikle vurgulamak isteriz ki dava dosyasında tek bir tane bile doğal müşteki kadın bulunmamaktadır. Bir kısmı kumpasçı ekip tarafından haklarında sosyal medya karalaması yapılıp tehdit edilerek, bir kısmı önce haklarında illegal şekilde yurt dışı çıkış yasağı çıkarılıp sonra emniyete çağrılarak "müşteki olmazsanız sanık olur cezaevine girersiniz" tehdidiyle zorla müşteki haline getirilmiştir. 

Öyle ki, 3 haftalık bir zaman dilimi içinde, ardı ardına birçok kadın, gizli olarak yürütülen bir soruşturma hakkında, üstelik de konuyla ilgili bir birime değil de ilginç bir şekilde Mali Şube’ye gelip sözde tecavüz şikayetinde bulunmuşlardır. Tek başına bu durum bile doğal bir süreç ve doğal bir müştekilik olmadığının ispatıdır.

Şikayette bulunan kadın ve kızların tümü, eğer iddia edildiği gibi tecavüze uğramış olsalar maruz kaldıkları olayların farkına varabilecek, eylemleri ve sonuçlarını değerlendirebilecek ve gerektiğinde direnç gösterebilecek güce, bılgıye, zekaya, kültüre, uyanıklığa, girişkenliğe ve sosyal çevreye sahip insanlardır. Hiçbiri saf veya kandırılmaya müsait, aciz kimseler değildir. İçlerinde avukat, doktor, sosyal medya fenomeni, gazeteci gibi meslek sahibi kadınların da bulunduğu bu kimseler eğer gerçekten tecavüz ya da tacizle karşılaşmış olsalar bunu yetkili makamlara şikayet etmek için 5-10 hatta 30 yıl beklemez, sözde tecavüze uğradıkları yere neredeyse her gün koşarak tekrar tekrar gitmez, sözde tecavüze uğradığını iddia ettiği yerde uyumaz, geceyi geçirmez, o kişiyle birlikte kahvaltı etmez, dahası arkadaşlarımız cezaevine girdikten sonra da güya kendilerine tecavüz eden erkekleri ziyaret edip sevgi dolu mektuplar yazıp beraber mutlu cezaevi fotoğrafları çektirmezlerdi. 

Tüm bunlar bir yana, sözde tecavüze uğradığını iddia eden kadınlar, etkin pişmanlık hükümlerini kabul eden yani baskı ve zorlamayla Adnan Oktar ve arkadaşlarımıza iftira atan erkekleri ise affettiklerini açıklamışlar ve bunun üzerine sözde tecavüz ettiğini kabul eden iftiracı sanıklar da tahliye edilmiştir. Böyle akla ziyan bir olay hukuk tarihinde görülmemiş bir garabettir.

Normalde ise, gerçekten tecavüze uğrayan hiçbir kadın “etkin pişmanlık hükümlerini kabul etti” diye tecavüzcüsünü affetmeyeceği gibi, hiçbir gerçek tecavüzcü de mağdur tarafından affedildi diye mahkeme tarafından sokağa salınmaz. Her şeyden önce bu durum kanunlara aykırıdır. 

Ancak, davanın hakim ve savcıları, gerçekte ortada hiçbir tecavüz veya taciz vakası olmadığını çok iyi bildikleri için, (sözde) etkin pişman olmayı kabul eden sanıkları mükafatlandırmak ve diğer yargılananları da kendilerince etkin pişman olmaya teşvik etmek için sözde tecavüzcü etkin pişmanları serbest bırakmakta bir sakınca görmemektedir.

Kaldı ki baskı ve tehditle müşteki olmak zorunda bırakılan bu zavallı kadınlar, arkadaşlarımız ile kendi rızaları dahilinde dostluk ve arkadaşlıklar kurduklarını, bu arkadaşlıkları sırasında asla yasa dışı bir eyleme maruz kalmadıklarını da daha önce birçok kez belirtmişlerdir. Ayrıca, bu kadın ve kızların çeşitli sosyal medya platformlarından yaptıkları, geçmişe ait çok sayıdaki video ve fotoğraf paylaşımları da bu durumu doğrular niteliktedir. 

Ne var ki uzun süreler camiamızda kalmalarına rağmen, büyük bir hırs ve takıntı haline dönüştürdükleri evlilik veya benzeri beklentilerinin gerçekleşmemesi, başta Sayın Adnan Oktar olmak üzere tüm arkadaşlarımıza yönelik KİN, ÖFKE VE DERİN HUSUMET hisleri beslemelerine yol açmıştır. BU ÖFKE VE KİNLERİ DE KUMPASÇI ODAKLAR TARAFINDAN PROFESYONELCE KULLANILMIŞTIR. 

Benzer şekilde podcast yayınında kendisiyle yapılan röportajdan alıntılara yer verilen; yarım asrı geçmiş yaşı ve aşırı kilosuyla dikkat çeken ve gençliğinde de çevresinde itici olması ile tanınan Seda Işıldar'ın güya 35 SENE ÖNCE cinsel tacize uğradığını iddia etmesi de ORTADA ASLINDA BAMBAŞKA BİR AMAÇ OLDUĞUNU GÖSTERMEKTEDİR. Zaten farklı bir amacı, gizli bir ajandası olmayan bir insanın, sözüm ona 18 yaşında uğradığı bir cinsel tacizi anlatmak için 50 küsür yaşına kadar beklemeyeceği de açıktır. 

KISACASI, HİÇBİR NORMAL AKLI BAŞINDA KADININ, EVLİLİK BEKLENTİSİNDE OLDUĞU İÇİN ONLARCA KİŞİ TARAFINDAN YILLARCA SİSTEMATİK BİR ŞEKİLDE, HEM DE ANAL, ORAL, TOPLU SEKS GİBİ YOLLARLA CİNSEL TECAVÜZLERE MARUZ KALMAYI KABULLENMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR. DOLAYISIYLA, MÜŞTEKİ KADINLARIN TUTARSIZ İDDİALARININ GERÇEKLERİ KESİNLİKLE YANSITMADIĞI AÇIKÇA ORTADADIR.

- 3 -

Sayın Adnan Oktar Hiç Kimseyi Fiziki Görünümüne Göre Değerlendirmez, Bu Konuda Herhangi Bir Yönlendirme Yapmaz

Programda kendisiyle röportaj yapılan Seda Işıldar, insanların estetik ameliyat yaptırmalarının sözüm ona Allah'ın yarattığını çirkin görmek anlamına geldiği ve bu sebeple dinen uygun olmadığını iddia etmiştir. Ardından ise Sayın Adnan Oktar'ın kendisini güya dinen uygun olmayan estetik ameliyat yaparak burnunu düzelttirmeye zorladığını söylemiştir.

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, sağlık ya da estetik amacıyla yapılan hiçbir ameliyat veya cerrahi müdahale Kuran'a dayalı gerçek İslam'a aykırı bir uygulama değildir. Kuran'da bunun aksini söyleyen hiçbir ayet de bulunmamaktadır. 

Ayrıca, Sayın Adnan Oktar katılmış olduğu canlı yayın programlarında hanım arkadaşlarımızın estetik ameliyatı olup olmadıklarına ilişkin kendisine yöneltilen soruları cevaplarken, estetik ameliyat yaptırmanın İslam'a aykırı hiçbir yönünün olmadığını, kendisinin hanımların kararına saygı duyduğunu, ancak güzelliğin ve sevginin hiçbir zaman fiziki görünümle sınırlı olmadığını pek çok kez dile getirmiştir. Arkadaş camiamızda estetik ameliyat yaptırmış az sayıda kişi bulunmaktadır. Ancak bunlar tamamen kendi istek ve ihtiyaçları doğrultusunda farklı dönemlerde gerçekleşmiş operasyonlardır. Bunların Sayın Adnan Oktar ile bir bağlantısı yoktur.

Kaldı ki Seda Işıldar başta güya dini hassasiyetinden dolayı estetik ameliyatla burnunu düzelttirmemesi gerektiğine inandığını söylerken, bir dakika sonra konuyu paraya getirip üzerine basa basa estetik ameliyat bedelinin kendi cebinden çıkacak olmasından duyduğu rahatsızlığı dile getirmesi de oldukça dikkat çekicidir. 

Bunun dışında güya Adnan Bey'in telkini sebebiyle genel anestezi olmayıp lokal anestezi ile burun ameliyatına girdiği iddiası da inandırıcılıktan uzak bir iddiadır. Eğer ortada gerçekten tıbbi bir risk ya da acı verici bir durum söz konusuysa; hiçbir doktor göz göre göre böyle bir ameliyata girmeyeceği gibi, hiçbir hasta da böyle bir acıyı göze alıp ameliyat masasına yatmayacaktır. 

Seda Işıldar’ın bir nebze de olsa ilgi çekici olabilmek, fiziki görünümü nedeniyle yaşadığı kompleksi aşabilmek amacıyla yaptırdığı ameliyatı dahi Adnan Oktar ile ilişkilendirmeye çalışması, bu dosyanın bazı müştekilerinin içine düştükleri acziyeti ve acınası durumu gözler önüne sermektedir. Tüm bunlara rağmen Seda Işıldar’a herhangi bir kızgınlığımız ya da kırgınlığımız yoktur, olması da mümkün değildir. Zira böyle bir ruh hali içinde olan ileri yaşta bir hanıma acıma ve şefkat ile yaklaşmak ahlakımızın ve örfümüzün gereğidir. 

- 4 -

Mülteciler için Toplanacak İkinci El Kıyafetlerin Satılması İddiası Son Derece Saçma ve Tutarsızdır

Seda Işıldar'ın 1990'lı yıllarda Türkiye'ye göç eden sığınmacılarla ilgili olarak ikinci el kıyafet toplanmasını teklif ettiği, ancak Adnan Bey'in güya toplanacak bu ikinci el eşyaların pazarda satılmasını söylediği iddiası da oldukça saçma ve tutarsız bir iddiadır. 

Her şeyden önce Sayın Adnan Oktar'ı tanıyan herkes kendisinin her konuda olduğu gibi mülteciler konusunda da Kuran ayetlerini esas aldığını ve Kuran'da “Muhacirler” olarak tarif edilen, hicret eden veya buna mecbur bırakılan kimseler için indirilen ayetler ile hükmedilmesi gerektiğini savunduğunu bilmektedirler. 

Gerçekten de Adnan Bey şartlar ne olursa olsun ya da kim ne söylerse söylesin, hep Allah'ın Kuran'da emrettiği şekilde mültecileri savunup desteklemiştir. Onlara sevgi, şefkat ve merhamet gösterilmesi gerektiğini savunup dile getirmiş, hatta bu konuya ilişkin Mültecilere Yardım adıyla bir de kitap yazmıştır. 

Kendilerini uzaktan veya yakından tanıyan herkes çok iyi bilir ki, ne Sayın Adnan Oktar’ın ne de arkadaşlarının oradan buradan toplanan 3-5 parça eşyanın pazarda satılmasından elde edilecek cüzi gelire ihtiyaçları yoktur. Sözde askeri siyasi casusluk, güya tecavüz ve taciz, hatta hayali kara para aklama gibi dehşet verici isnatlarla başlayan bu dosya ve yaygaranın 4 yılın sonunda “mülteciler için toplanan ikinci el eşyaların pazarda satılmasını istedi” gibi insanın aklıyla alay eden bir noktaya gelmesi ibret vericidir. Kurgulanan hikayede bir yanda milyarlara hükmeden sözde bir örgüt olduğu öne sürülmekte öte yanda bu sözde örgüt 3-5 parça eşyayı pazarda satmaya muhtaç durumda gösterilmektedir. Tek başına bu bile kumpasçıların akıl tutulmasının ispatı, yalanlarının zırvalığının delilidir. 

Kanaatimizce yakın dönemde Ortadoğu'da ve Afganistan'da yaşanan savaş ve çatışmalardan etkilenip ülkelerini terk etmek zorunda kalan mültecilerin acı dolu hikayeleri sıklıkla medyanın gündemine geldiğinden, dünya kamuoyu da mültecilerle ilgili iddialara hassasiyetle yaklaştığından, kamuoyunda infial uyandırabilmek amacıyla böyle hayali bir senaryoya başvurulmuş olabilir. Ancak, Sayın Adnan Oktar'ın sevgi dolu ve kucaklayıcı üslubunu bilen ve eserlerini takip edip kendisini tanıyan herkes, bu iddianın son derece saçma ve tutarsız olduğu konusunda hemfikirdirler. 

- 5 -

Yayında Bazı İfadelerine Yer Verilen Özkan Mamati’nin İlginç Kişiliği

Louise Callaghan podcast serisinin ikinci bölümünde, camiamıza yönelik husumetiyle tanınan Özkan Mamati isimli kişi ile yapmış olduğu röportajdan da bazı alıntılar yapmıştır. Bu kişi sosyal medyada elinde kılıçla ve silahla verdiği fotoğraflarla, gençliğini geçirdiği mahallesinde saldırganlığıyla tanınan bir kişidir. 

Sayın Callaghan böylesine ilginç bir kişinin hiçbir delile dayanmayan uydurma senaryoları ile gerçek dışı itham ve iftiralarını en ufak bir araştırma dahi yapmaksızın doğrudan yayınına aktarma hatasında bulunmuştur. 

Camiamıza duyduğu kin ve nefretini sosyal medya hesaplarından paylaşmaktan çekinmeyen, hatta buralardan Sn. Adnan Oktar ve arkadaşlarımızı da sayısız kereler ölümle tehdit etmiş olan “Özkan Mamati” 

Özkan Mamati, Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımıza kurulan kumpasın ve yürütülen yargılamanın oldukça önemli bir figürdür. Çünkü, camiamızla ilgili dava dosyasının tamamı Özkan Mamati’nin uydurma hikayelerinden, baskı ve tehditle korkutarak suni müşteki olmaya mecbur bıraktığı kişilere zorla söylettirdiği iftiralardan oluşmaktadır. 

Özkan Mamati isimli husumetli müşteki, menfaat elde etme umuduyla bir dönem camiamıza yanaşıp 15 yıl aramızda kaldıktan sonra, 2017 yılının son aylarında arkadaş camiamızdan, UYGUNSUZ KİŞİLİK VE DAVRANIŞLARI SEBEBİYLE UZAKLAŞTIRILMIŞ, maddi çıkar beklentisi de karşılanmayınca, Sayın Adnan Oktar ve camiamıza karşı kinlenmiş bir kişidir. 

Camiamıza operasyon düzenleneceği söylentilerinin çıktığı dönemde, tutuklanacağından ve işlediği dolandırıcılık suçları nedeniyle ceza alacağından korkarak oluşturduğu ekibiyle Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız aleyhinde sosyal medyada organize bir hakaret, tehdit, ve karalama kampanyası başlatmıştır. Geçmişte camiamızdan maddi menfaat elde edememiş ve dışlanmış olmanın yürek acısı da bu yasa dışı karalama faaliyetlerinin itici gücü olmuştur.

Özkan Mamati’nin bu husumetli, suça ve saldırganlığa eğilimli kişiliği, camiamıza yapılan operasyonun zeminini hazırlayan İngiliz derin devleti güdümündeki derin devlet mensuplarının dikkatini çekmiş ve camiamıza yönelik tetikçi ve provokatör olarak çok elverişli görülüp istihdam edilmiştir. Arkasını dayadığı derin devletin teşviki, desteği, güvencesi ve tahrikiyle de paylaşımlarında günden güne pervasızlaşarak hastalıklı, nefret dolu, saldırgan ve tehditkar üslubunu giderek tırmandırmıştır. 

Gazeteci Louise Callaghan da, Özkan Mamati'nin psikolojisinin ve tavırlarının son derece huzursuz ve anormal olduğunu, camiamız ile taban tabana zıt bir görünüm sergilediğini farketmiştir. Bu durumu yayındaki “Özkan 38 yaşında ancak beklediğimden daha yaşlı gözüküyor. Adnan Oktar’ın alışılagelmiş genç ve yakışıklı müritlerinden epey bir farklıydı. Üzerinde huzursuz bir deli enerjisi vardı.” sözleriyle dile getirmiştir. 

- 6 -

Özkan Mamati'nin Güya Sürekli Taciz Altında Olduğu ve Bu Sebeple Güvenlikli Bir Sitede Yaşadığı İddiası, Muhtemelen Yaşadığı Suçluluk Psikolojisinden Kaynaklanmaktadır

Gazeteci Louise Callaghan'ın yapmış olduğu podcast yayınının ikinci bölümünde Özkan Mamati'nin bu gerçek dışı iddiasına yer vermesinin sebebinin ise, muhtemelen Özkan Mamati'nin gerçek yüzünü ve amacını bilmemesi olduğunu düşünmekteyiz. 

Çünkü Özkan Mamati koyun postuna bürünmüş kurt misali, kamuoyuna camiamızdan ayrılmış ancak buna rağmen güya bir türlü kendisini kurtaramamış numarası yapmakta; sözüm ona kendisini mağdur bir vatandaş gibi tanıtmaya çalışmaktadır. 

OYSA Kİ GERÇEK BU ANLATILANLARIN TAM TERSİDİR. 

KAMUOYUNA VERMEYE ÇALIŞTIĞI MAĞDUR, GÜYA HAKSIZLIĞA UĞRAMIŞ GÖRÜNÜMÜN AKSİNE ÖZKAN MAMATİ, camiamıza yönelik korkunç bir kin ve nefretle hareket etmekte, yaklaşık 3 yılı aşkın bir süredir eline geçen her fırsatta, gerek kendisine ait sosyal medya hesaplarından, gerekse imkan bulduğu her mecradan bizlere, ailelerimize, akrabalarımıza, yakınlarımızdan tanıdığı, bildiği herkese tehdit ve hakaretler savurmaktadır. 

Bu tehdit paylaşımlarına bazı örnekler:

“(KAN) ALMADAN BIRAKMAYIZ.” 


“BAĞIRSAKLARINIZDAN GİRİP DİLİNİZİ KOPARIYOR MUYUZ KOPARMIYOR MUYUZ BAKALIM DENEMESİ BEDAVA” 


“ERKAN (ERKAN MAMATİ -Özkan Mamati’nin öz kardeşi için yazdıkları) İSTER GEL İSTER GELME SENİ KOMAYA SOKACAĞIM, ÖYLE HAYATA SALACAĞIM. KARDEŞE YAPTIĞIMI GÖRSÜNLER Kİ KARDEŞ OLMAYANA NE YAPACAĞIMI HAYAL ETSİNLER. O KIL KUYRUKLA SENİ KAFA KAFAYA VURACAĞIM HUSUSİ OLARAK ORAYA GELİP HEM DE” 


“ÖLÜM DIŞINDA BİZİ SİZDEN AYIRACAK GÜÇ YOK. O KADAR ZEVKLE YAPACAĞIZ Kİ ŞOKA GİRECEKSİNİZ.” 


“HEPİNİZİN ANASINI S.CEĞİZ, BAKIN SİZİ DEĞİL AİLENİZİ ARKADAŞLARINIZI DA. HERŞEYİNİZİ ELİNİZDEN ALACAĞIZ… TEMİZLEMEK İÇİN EN DERİNE KADAR KAZIYACAĞIZ… BAKIN SÜLALENİZİ KAZIYACAĞIZ… BİRİNİZİ HUZURLU BIRAKAN BİRİNİZİN BURNUNDAN GETİRMEYEN İ.NE OLSUN.” 


Yukarıda sadece birkaç örneğini verdiğimiz, operasyon öncesinden bugüne dek binlerce örneği bulunan bu tehditlerinden, iftiralarından ve çirkin üslubundan görüldüğü kadarıyla Özkan Mamati'nin camiamıza karşı beslediği dehşetli kin ve nefret adeta kendisiyle bütünleşmiştir. Bu nedenle, kendisine hakim olamamakta, bu kin ve nefreti sadece arkadaş camiamıza karşı değil, hemen herkese karşı olan konuşmalarında ağzından taşıp, kelimelerine dökülmektedir. 

Özkan Mamati'nin sosyal medya paylaşımlarında isimleri, hatta resimleri dahi zikredilerek hakaret ve tehditlerde maruz kalan hanım arkadaşlarımız, kanunların kendilerine tanıdığı en doğal hukuki haklarına başvurmuş ve Özkan Mamati'yi ilgili savcılıklara şikayet etmişlerdir. Yapılan şikayetler sonucunda ilgili savcılık ve mahkemeler de hanım arkadaşlarımızın bu taleplerindeki haklılıklarını tespit ederek Özkan Mamati hakkında uzaklaştırma kararları vermişlerdir. 

Özkan Mamati'nin gerçek kişiliği ile camiamıza yönelik hakaret ve tehditleri hakkındaki detaylı yazımızı da aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz :

https://iddialaracevap.blogspot.com/2020/10/medyamiz-ozkan-mamati-isimli-kisinin.html 

- 7 -

Arkadaşımız Mert Sucu Polise Ateş Açmamıştır. Mert Sucu'ya Büyük Bir Komplo Kurulmuştur

Özkan Mamati tarafından dile getirilen gerçek dışı iddialardan birisi de 11 Temmuz 2018 tarihinde gerçekleştirilen polis operasyonuna ilişkin, Sayın Adnan Oktar tarafından arkadaşlarımıza güya "vur emri verildiği” iddiası da büyük bir yalandan ibarettir. Özkan Mamati'nin bu konuya örnek olarak ileri sürdüğü olayda ise arkadaşımız Mert Sucu'ya büyük bir komplo kurulmuştur. 

Sayın Adnan Oktar’ın diğer tüm arkadaşlarında olduğu gibi, Mert Sucu da değil bir insanı öldürmek amacıyla kurşun sıkmak hiçbir canlıya en ufak bir zarar vermeyi düşünecek birisi değildir. Ayrıca Sayın Adnan Oktar da arkadaşlarına polise ateş açılması yönünde talimat verecek bir kimse değildir. Sayın Adnan Oktar’ın devletimize, polisimize, askerimize karşı ne kadar koruyucu ve sahiplenici olduğu 40 yıllık eserlerinden ve konuşmalarından gayet iyi bilinmektedir. Yani olay günü Mert Sucu polislere ateş açmamıştır. Dava dosyasındaki belgeler incelendiğinde bu durum kolaylıkla görülebilmektedir. 

Konuya ilişkin detaylı belge ve açıklamalarımız ile yaşanan olayla ilgili arkadaşımız Mert Sucu'nun masumiyetini ispat eden bilirkişi raporlarına iat çarpıcı detayları aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz:

https://iddialaracevap.blogspot.com/2021/05/11sayin-adnan-oktarin-arkadasi-mert.html

Ne var ki gazeteci Sayın Louise Callaghan, Sayın Adnan Oktar ve camiamıza ile ilgili olay ve konulara oldukça taraflı bir bakış açısıyla yaklaşmakta olduğundan; SUÇA EĞİLİMLİ KİŞİLİĞİYLE TANINAN, GEÇMİŞİ SAYISIZ KANUN İHLALİ İLE DOLU, HALEN HAKKINDA NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK SUÇLAMASI İLE SORUŞTURMA DEVAM EDEN ÖZKAN MAMATİ’NİN camiamıza yönelik hiçbir delile dayanmayan uydurma senaryoları ile gerçek dışı itham ve iftiralarını en ufak bir araştırma dahi yapmaksızın sanki gerçekmiş gibi yayınlamaktadır. 

Bu vesile ile somut gerçeklere ulaşabilmek için en her şeyden önce Sayın Louise Callaghan'ın konulara tarafsız bir gözle bakması gerektiğini hatırlatır; basın meslek ilkeleri gereğince hazırlamış olduğu podcast serisinde yer alan itham ve iddialara karşı tarafımıza da söz hakkı tanıması gerektiğini de belirtmek isteriz.

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.