Dünyada, ABD derin devleti de dahil olmak üzere, tüm derin devletlere hakim, onları yöneten ve onlardan çok daha etkin bir "küresel mafya yapılanması" vardır. 

Bu yapılanma, "İNGİLİZ DERİN DEVLETİ"dir. 

İngiliz derin devleti sinsi ve acımasız yöntemlerle yeni bir dünya düzeni geliştirmek ve bu yöntemle diğer tüm milletleri sömürmek ve nihayetinde Darwinist görüşe göre en üstün ırk olan Anglosakson ırkının önderliğinde zalim bir dünya diktatörlüğünü kurmak üzere yapılanmış bir tür mafya örgütlenmesidir. 

19. yüzyılın ikinci yarısında Güney Afrika’da uzun yıllar görev yapmış bir İngiliz siyasetçi olan Cecil Rhodes’un aşağıdaki sözleri İngiliz derin devletinin ırkçı ve emparyalist bakış açısının özeti niteliğindedir:

Neden biz de gizli bir cemiyet oluşturmayalım? Bu öyle bir cemiyet olacak ki, amacı, Britanya İmparatorluğu’nun genişlemesi ve Amerika gibi büyük bir kaybı telafi etmek için tüm uygarlaşmamış toplumları İngiliz yönetimi altına almak olacak ve böylelikle Anglosakson ırkını tek bir İmparatorluk haline getirecek…(Frank L. Kinder, Maria Bucur, Ralph Mathisen, Sally McKee ve Theodore R. Weeks, Making Europe: The Story of the West Since 1300, Massachusetts: Wadsworth Publishing, 2009, s. 718)

İngiliz derin devletinin dünyanın her bölgesi için bir planı olduğu gibi Türkiye’nin içinde yer aldığı Ortadoğu’ya yönelik de planları vardır. Hatta medeniyetlerin, dinlerin dünyaya yayıldığı merkez olan Ortadoğu, İngiliz derin devletinin en çok ilgilendiği bölgelerin başında yer almaktadır. 

İlahi dinlere, en başta da İslam’a ve Müslümanlara karşı düşman bir yapılanma olan İngiliz derin devleti, semavi dinlerin çıkış yeri olan ve bu dinlerin kutsal beldelerinin bulunduğu Ortadoğu’yu ele geçirmeyi hedeflemektedir. Bu yüzden Ortadoğu’da, dolayısıyla bizim topraklarımızda da karışıklıklar, krizler, isyanlar, ayaklanmalar, çatışmalar çıkarak, bölgede İslam’ın gelişmesini ve yayılmasını, Müslümanların güçlenmesini engellemeye yönelik planlar, projeler yürütmekte, hamleler yapmaktadır. Ancak, bunu yaparken de her zaman olduğu gibi perde arkasından, sinsice 3. kişi ve çevreleri kullanarak kendisini gizlemektedir. Daha da ötesi, en amansız düşmanlık beslediklerine dahi en kadim dostlarıymış görünümüne girmektedir

Osmanlı döneminin son alimlerinden Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri de, İngiliz derin devletinin İslam ve Müslüman düşmanlığını ve bu düşmanlığı çeşitli stratejilerle gizlediğini açıkça dile getirmiştir:

İslam'ın en büyük düşmanı İngilizlerdir. (Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretlerinin kast ettiği masum İngiliz halkı değil, İngiliz derin devletidir) 

İslamiyet'i bir ağaca benzetirsek, başka kâfirler, fırsat bulunca bu ağacı dibinden keser. Müslümanlar da bunlara düşman olur. Fakat bu ağaç bir gün filiz verebilir. 

İNGİLİZ BÖYLE DEĞİLDİR. BU AĞACA HİZMET EDER, BESLER VE MÜSLÜMANLAR DA ONU SEVER. FAKAT GECE KİMSE ANLAMADAN KÖKÜNE ZEHİR SIKAR. AĞAÇ ÖYLE KURUR Kİ BİR DAHA BÜYÜYEMEZ. VAH VAH ÇOK ÜZÜLDÜM DİYEREK MÜSLÜMANLARI ALDATIR.

İngiliz'in, İslam'a böyle zehir salması demek, para, mevki ve kadın gibi, nefsani arzular karşılığında satın aldığı yerli münafıkların ve soysuzların elleriyle, İSLAM ALİMLERİNİ, İSLAM KİTAPLARINI VE BİLGİLERİNİ ORTADAN KALDIRMASIDIR. (İngiliz Casususun İtirafları ve İngilizlerin İslam Düşmanlığı, M. Sıddık Gümüş, Hakikat Yayınları)

Bu ifadeler konumuz açısından önemli gerçekleri içermektedir. Ancak, Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretlerinin burada “İngilizler” diye işaret ettiği topluluğun masum İngiliz halkı değil, tüm dünyada kötülüğü örgütleyip düzenleyen İngiliz derin devleti olduğunu bir kez daha belirtmemiz gerekir. İngiliz halkının, bu şeytani yapının işlediği suçlarla hiçbir ilişkisinin olmadığı bilinmelidir. Öyle ki İngiliz halkı dahi bu derin yapının çıkar ve emelleri yüzünden mağdur olabilmektedir.

İngiliz derin devleti bir yeri karıştırırken, toplumları ayrıştırıp birbirine düşürürken insanların sahip oldukları kin, şüphe, nefret, kıskançlık gibi şeytani dürtülerinden ve birçoğunun ortak özelliği olan cahilliklerinden faydalanır. Bu yolla en yakın dostları bile birbirine düşman haline getirmede üstüne yoktur. 

Bir yandan da, bir takım maddi vaatler ve çıkar teklifleriyle bir kısım zayıf karakterli kimseleri kendine bağlayıp kirli işlerinde kullanır. 

İngiliz derin devleti, cahillerin asla fark edemeyecekleri bu karmaşık yöntemleri geliştirip onlara karşı sinsice uygulamada son derece başarılıdır. 

İngiliz derin devletinin bu yöntem ve vaatlerle insanları aldatıp kışkırtması, tam bir teslimiyetle tabi olduğu şeytanın bir özelliğidir. Kuran'da bu konuyla ilgili bir ayette şöyle buyurulmaktadır:

ONLARI SAPTIRACAĞIM, KENDİLERİNİ BOŞ KURUNTULARA KAPTIRACAĞIM ve onlara emredeceğim hayvanların kulaklarını yaracaklar, yine emredeceğim Allah'ın yarattığını değiştirecekler. Kim Allah'ı bırakıp şeytanı kendine dost edinirse şüphesiz o apaçık bir kayba uğramıştır. ŞEYTAN ONLARA BAZI VAATLERDE BULUNUYOR VE ONLARI KURUNTULARA KAPTIRIYOR. OYSA, ŞEYTANIN ONLARA OLAN VAADİ ALDATMADAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. (Nisa Suresi, 119-120)

Şeytanın yönlendirmesiyle hareket eden İngiliz derin devleti, ya da Peygamber Efendimiz (sav)'in ahir zamanı anlatan hadislerinde geçen adıyla "Deccaliyet Sistemi", Türkiye’nin de içinde yer aldığı Ortadoğu coğrafyasını tam hakimiyet ve kontorlüne alabilmek için çok çeşitli ve aşamalı stratejiler planlayıp uygulamaktadır.

Bu amaçla, bölgenin sosyolojik özelliklerine en uygun şekilde, insanların milli ve manevi duygularını tahrik ederek hareket etmektedir. İnsanları milliyetleri, ırkları, dinleri ve mezhepleri üzerinden kutuplaştırıp çatıştırmakta, devlet ve millet düşmanı gibi sıfatlarla ayrıştırmaktadır. İngiliz derin devletinin önce birbirine karşı şüpheye düşürdüğü, sonra da kışkırttığı gruplar kendilerinden olmayanları din düşmanı, vatan haini gibi görmeye başlamakta, bu da bölgedeki savaşların, çatışmaların, adaletsizliklerin ana sebebi olmaktadır. 

Şeytanın, İngiliz derin devletinin faaliyetlerinde ön plana çıkardığı bu strateji, Firavun devrinde de karşımıza çıkmaktadır. Kuran’ın ilgili bazı ayetlerinde şöyle buyrulur:

Firavun dedi ki: "Beni bırakın Musa'yı öldüreyim de o Rabbine yalvarsın! Çünkü ben onun sizin dininizi değiştireceğinden yahut yeryüzünde bozgunculuk çıkaracağından korkuyorum." (Mü’min Suresi, 26)

“Büyüsüyle sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Buna göre ne buyurursunuz?" (Şuara Suresi, 35)

Dediler: "Sen bizi atalarımızın tuttukları yoldan ayırmak, ikiniz bu ülkenin başına geçmek için mi bize geldiniz? Biz ikinize de inanmıyoruz." (Yunus Suresi, 85)

Görüldüğü gibi, Antik Mısır’ın kralı iken her türlü zalimliğin ana sebebi olan Firavun, kendisini, ailesini ve Mısır halkını Allah’a davet eden, tertemiz ahlaklı Hz. Musa (as) ve Hz. Harun (as)’u suçlamıştır. Onları, güya “insanların dinini değiştirmeyi istemekle”, “yönetimi ele geçirmeyi amaçlamakla”, “büyü kullanıp (yüksek bir tesir gücüyle) halkı kendisine bağlamaya çalışmakla” itham etmiştir. Halbuki Hz. Musa (as) ve Hz. Harun (as) yalnızca Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla, insanların şirk zihniyetinden, sapkın inançlardan kurtulup hak dine, halis Allah inancına yönelmeleri için Allah'ın kendilerine emrettiği tebliğ faaliyetinde bulunmuşlardır. 

Firavun ile ilgili ayetlerde, çağımızda şeytanın kontrolünde hareket eden İngiliz derin devletinin en önemli taktiklerine işaret edilmektedir. İngiliz derin devleti bugün de aynı Firavun taktiklerini uygulayarak çeşitli uzantıları aracılığıyla masum Müslümanları iktidar peşinde koşmak, suç/terör örgütü kurmak, dini tahrif etmek, insanların iradelerini etki altına almaya çalışmak, vb. gibi asılsız iftiralarla suçlamaktadır.

İngiliz derin devleti, mutlak dünya hakimiyeti hedefine, küresel çıkarlarına, yüzyıllardır aşama aşama tesis ettiği uluslararası sömürü düzenine tehdit oluşturan ve gizlemeye çalıştığı bu örtülü planlarını, projelerini delil ve belgeleriyle deşifre eden, ifşa eden kişi ve yapıları mutlaka hedef edinir ve sıkı takibe alır. Tarih bu gerçeğin örnekleriyle doludur. 

İşte tüm bu nedenlerden ötürü, İngiliz derin devletinin son dönemdeki en büyük hedefi Sayın Adnan Oktar ve arkadaşları olmuştur.

İngiliz Derin Devletinin, Düşmanlarını Etkisizleştirme ve İmha Yöntemleri

İngiliz derin devleti, önce varlığına tehdit oluşturabilecek yapı, faaliyet ve söylemleri hızla tespit eder, hedef kişi ve yapıyı ve buna karşı mücadele yöntemlerini belirler. Hedefi güçten düşürme, etkisizleştirme, dağıtma, itibarsızlaştırma ve gerekirse tamamen imha etme kararını alır. 

Bu kararı hayata geçirmek için ise;

En başta, başarıyı garantilemek amacıyla önemli mevkilerdeki, yönetim ve bürokrasideki nüfuzlu kişileri bir takım yalan hikaye ve senaryolarıyla etkileme, tahrik etme ve yanlış yönlendirme tekniğini uygular. Olumsuz telkinlerle onları işleyerek hedef alınan kişi ve yapı hakkında şüphe ve şaibeler oluşturur. Çünkü bu şüphenin oluşması, bazı yönetim kademelerinin belirlenen hedefe karşı harekete geçmeyi meşru ve gerekli görmeleri için şarttır.

Sonrasında, emniyet ve yargı mekanizmalarında yuvalanmış kriptolarını devreye sokar. Bunları kullanarak, sahte suçlar kurgulama, sahte suç delilleri üretme, sahte tanıklar, sahte mağdurlar, sahte müştekiler, suni itirafçılar devşirme safhasına geçer. 

Medyadaki elemanlarına iftira ve yalan senaryolarıyla kara propaganda sürecini başlatır. Medya ve sosyal medya üzerinden halkın hassas sinir uçlarını tahrik edecek öfke ve nefret söylemleri yayar. Bu yolla, kamuoyunda infial uyandırmayı ve yargıyı etkileyip üzerinde baskı kurmayı amaçlar. Yapılan en uç haksızlık ve hukuksuzluklara karşı toplumsal tepkiyi kesmek için söz konusu operasyonun legal, meşru, gerekli ve yerinde olduğu algısını oluşturmaya çalışır.

➤ Türkiye gibi ülkelerde kamuoyu infiali oluşturabilmek için milli ve manevi değerleri kullanmayı en pratik ve etkili yöntem olarak görür. Hedef aldığı kişiyi veya yapıyı, toplumun genelince benimsenen değerlere, din ve ahlak anlayışına karşı büyük bir tehditmiş gibi gösterir.

İngiliz Derin Devletinin Müslümanı Müslümana Kırdırma Taktiği

İngiliz derin devletinin, karmaşık şeytani yöntemlerle etki ve kontrolü altına aldığı zayıf kişilikli kimseler çoğu zaman farkında bile olmadan bu karanlık yapının en faydalı yardımcıları, kirli işlerini yerine getirmedeki en kullanışlı adamları haline gelirler. Bu kişiler bu aşamadan sonra artık, olaylar karşısında kanunlara, kurallara, vicdana, adalete ve hukuka uygun biçimde davranamazlar. Tam İngiliz derin devletinin işine yarayacak gibi, öfke, şüphe, kuruntu, taassup ve cehaletle yoğrulmuş olarak, akıl, vicdan ve sağduyudan yoksun bir halde hareket ederler.

Bunlar o derece bir şeytani telkin altındadır ki, İngiliz derin devletinin zarar vermek, etkisizleştirmek, küçük düşürmek, hatta yok etmek istediği masum insanlarla, tertemiz Müslümanlarla ilgili olarak yanlış, insafa ve vicdana sığmayan, akla, mantığa, hukuka aykırı adımlar atmaktan zerre kadar çekinmezler. Haşa, Allah'tan korkmaz ama İngiliz derin devleti ve avanesinden dehşete kapılır, onlara yaranabilmek için hiçbir sınır tanımazlar.

Allah’ın birçok ayeti gibi, "Ey inananlar! Eğer bir fâsık (sürekli olarak harama girmekten, günah işlemekten çekinmeyen bir kişi) size bir haber getirirse, onun doğruluğunu araştırınız. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de, sonra yaptıklarınıza pişman olursunuz." (Hucurat Suresi, 6) ayetini de görmezden gelir, ayetin hükmünü haşa göz göre göre çiğnemekten çekinmez, ahirette bunun dehşetli hesabını nasıl vereceklerini akıllarına getirmezler.

İngiliz derin devletinin kendilerinden önce devşirdiği, geçmişte yaşamış, kendileriyle aynı mezhepten, aynı zihniyetten, aynı siyasi görüşten olan, aynı tedrisattan geçmiş kişilerin izinden giderler. Onların geçmişte öfke, şüphe, kuruntu veya cehalet sonucu aldıkları adaletsiz kararlarla insanları mağdur etmeleri gibi, kendileri de aynı şekilde acımasızca insanları mağdur ederler. 

Ne yazık ki masum insanların, tertemiz Müslümanların dehşetli zulümler görmesine, görülmemiş haksızlık ve hukuksuzluklar yaşamasına vesile olan zayıf karakterli bu kişilerin tüm bu zaafları, vicdani ve ahlaki çöküntüleri, kişilik bozuklukları yalnızca İngiliz derin devletinin işine gelir, sadece bu karanlık şeytani yapının çıkarlarına yarar. İngiliz derin devleti de birkaç basit psikolojik teknik ve taktikle insanları kışkırtmanın, kardeşi kardeşe, Müslümanı Müslümana kırdırmanın keyfini yaşar. İngiliz derin devleti tarafından bu şekilde aldatılıp kullanılanlar da kendilerince devletlerinin bekasını koruduklarını, ecdatlarına yakışır şekilde hareket ettiklerini sanırken, gerçekte ülkelerinin ve halklarının felaketlerini hazırlamış olurlar. 

Oysa, Allah’a iman ettiğini, vatanını ve milletini sevdiğini ve savunduğunu, Müslümanların kardeşliğini arzuladığını söyleyen bir insanın, Allah’ın Kuran’da belirttiği emirleri ve yasakları titizlikle ve samimiyetle gözetmesi, uyarıları dikkate alması, hayatını, davranış ve düşüncelerini bu kurallara göre düzenlemesi gerekir. Böyle yapmadığı takdirde ise bilmelidir ki Allah'ın bildirdiği doğru yoldan uzaklaşmış olacak, dolayısıyla da şeytanın aldatmasına, saptırmasına ve kendisini etki ve kontrolü altına almasına açık hale gelecektir.

Doğrudan şeytanın ilhamıyla hareket eden İngiliz derin devleti de insanları kandırma konusunda profesyonel olduğundan, tüm Müslümanların bu yapıya karşı çok uyanık olmaları gerekmektedir. Tarihi boyunca Müslümanı Müslümana kırdırma politikasıyla birçok İslami topluluğu ve devleti içeriden çökerten ve bu yolda son derece başarılı sonuçlar elde eden İngiliz derin devleti, bugün de birebir aynı politikayı izlemektedir. 

Dolayısıyla Müslüman, İngiliz derin devletinin bu tuzağına asla düşmemeli, bu tuzağı bozmak için elinden gelen gayreti göstermelidir. İnsanlar hakkında, özellikle de İslam adına büyük hizmetleri bulunan, hayatlarını Allah’a adamış Müslümanlar hakkında ortaya atılan iddiaları ve ithamları etraflıca araştırmalı, bu suçlamalarla ilgili somut deliller aramalı, somut deliller ortaya konulmamışsa iftirayı atanlara hukuken gerekli karşılığı vermelidir. Bu yaklaşım biçimi, samimi Müslümanlara zarar vermek için gayret eden İngiliz derin devletinin ve uzantılarının hain saldırılarına ve tuzaklarına karşı verilecek en güzel karşılık olacaktır.

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.