Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız hakkındaki kumpas davasının İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk derece yargılaması öncesinde, mahkemenin doğal heyeti değiştirilmiş, yerine özel bir heyet oluşturulmuş, ve hükmün verilmesinin hemen ardından da görevi tamamlanan bu özel heyet dağıtılmıştır.

Dava dosyası, skandal bir kararla iddianameyi kabul eden ve tensip zaptını düzenleyen, yani normalde yargılamayı da yürütmesi gereken heyetten alınmıştır. Onun yerine, BU İŞ İÇİN ÖZEL OLARAK SEÇİLEN Heyet Başkanı Galip Mehmet Perk ve üyeleri Ahmet Tarık Çiftçioğlu ile Talip Ergen'den oluşan bambaşka bir heyete verilmiştir. Hukukun ve adil yargılamanın temel ilkelerinden olan “Doğal Hakim İlkesi” böylelikle alenen ihlal edilmiştir. 

Adnan Oktar Davası'ndaki ilk derece yargılamasını yürütecek mahkeme heyetindeki bu ani ve ilginç değişiklik, aynı zamanda yargılama boyunca camiamıza yapılan tüm haksız ve hukuksuz uygulamaların ve hukuka aykırı olarak verilen on binlerce yıllık anormal mahkumiyet karralarının altındaki gerçek nedeni de açıklamaktadır.

Son günlerde ise; 

Bölge Adliye Mahkemesi (İstinaf) 1. Ağır Ceza Dairesi’nin vermiş olduğu “Bozma Kararı” ile kurulan kumpas yerle bir olmuş, Adnan Bey ve arkadaşlarımızın masumiyetleri ortaya çıkmıştır. Bunun sonucunda, tüm çabaları boşa çıkan ve kurguladıkları iftiralar gözler önüne serilen derin devlet çetesinin yaşadığı büyük hüsran, verdiği anormal tepkilerden de açıkça görülmektedir.

Yaşadıkları bu ağır acıyı ve yenilgiyi kendilerince örtbas edebilmek için, yeniden yargıya müdahale etme girişimlerinde bulundukları adliye çevrelerinde sıklıkla konuşulmaya başlanmıştır. 

Şunu kesin olarak ifade etmek isteriz ki Yüce Türk Yargısının onurlu ve şerefli hakimleri ve savcıları bu akılsız, ikiyüzlü ve kişiliksiz derin devlet kırıntılarına asla itibar etmez, onların yönlendirmesiyle de hareket etmezler. 

Bununla birlikte derin devlet çetesinin, dosyanın yeniden görüleceği İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi için yeni bir heyet ayarlama çabası içinde olduğu ve bu heyetin de doğru düzgün hakimlik tecrübesi bile olmayan, yönlendirmeye açık, haklarında soruşturma veya benzeri dosyalar olduğu için üzerlerinde rahatça baskı kurulabilen kişilerden seçilmeye çalışıldığı bilgisi bizlere kadar ulaşmıştır.

Ne var ki İngiliz derin devleti, asil Türk milletinin yüksek karakterini bir türlü tam olarak idrak edememektedir. Hizmetindeki tetikçi ve yancılarıyla birlikte, tertemiz masum insanlar hakkında kahpece uydurdukları yalan ve iftiraların milletimiz nezdinde hiçbir karşılık bulmadığını da görememektedir. 

Vatandaşlarımızın büyük çoğunluğu zaten daha en başından itibaren bu davayı ve sonucunda verilen hükümleri, “ON BİN YIL CEZA VERMEK DE NEDİR? NE YAPMIŞ BU İNSANLAR, KİTLE KATLİAMI MI YAPMIŞLAR?”, “MADEM CİNAYET, CASUSLUK, TERÖR, GASP, YAĞMA, TEHDİT, ADAM ÖLDÜRMEYE TEŞEBBÜS GİBİ İDDİALAR VAR, O ZAMAN BUNLARIN BELGESİ, DELİLİ NEREDE?", "SİZ ÇOCUK MU KANDIRIYORSUNUZ, İNSANLARIN AKLIYLA ALAY MI EDİYORSUNUZ?” bakış açısıyla değerlendirmektedir. 

Gerçekten de, İstinaf mahkemesinin hakkımızdaki tüm iftiraları paçavraya çevirerek Sn. Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın masumiyetini ispatladığı “Bozma Kararı” ile, Türk milletinin bu tepkilerinde ne kadar haklı olduğu, ne kadar ferasetli ve basiretli bir millet olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır. 

Üst mahkemenin vermiş olduğu bu “Bozma Kararı” aynı zamanda, Adnan Bey ve arkadaşlarımızın kendilerine kurulan büyük bir kumpasın mağdurları olduklarını göstermiş ve 4 yıla yakın bir süredir haksız ve hukuksuz şekilde cezaevinde tutulduklarını da ortaya koymuştur. 

Sn. Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın cezaevinde haksız yere tutuluyor olmasından mutluluk duyan bir avuç sevgisiz insan asla unutmamalıdır ki;

Masum ve mazlum olarak hapis yatmak Allah’ın bize Kuran’da bildirdiği, Hz. Yusuf (as)’ın bir sünnetidir. Bu nedenle, Sn. Adnan Oktar ve arkadaşlarımız, masum ve mazlum olarak cezaevinde tutulmayı Allah’tan bir güzellik olarak görmektedir. Dolayısıyla cezaevi, bizler için korkup çekinilmesi gereken bir yer olmadığı gibi bir Müslümanın şanını ve şerefini artırıp yücelten çok büyük bir ecir vesilesidir.

Buna karşın, sırf bazı küçük ve cahil marjinal kesimlerde oluşturulmaya çalışılan suni tepkilerden çekinip linç edilmekten korkulduğu için, tertemiz masum insanları haksız yere cezaevinde tutmak ise açık bir zulümdür.

Yüce Türk Yargısı'nın adaleti yakın bir gelecekte mutlaka tecelli edecek ve bugün bu zulme ortak olanlar, yarın bu sürecin sonunda adalet önünde mutlaka hesap vereceklerdir.

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.