DERİN DEVLETİN BİTMEK TÜKENMEK BİLMEYEN PARA SIZDIRMA ÇABALARI


İngiliz derin devletinin kurguladığı ve ülkemizdeki yerli uzantılarının yürüttüğü büyük bir kumpas sebebiyle Sayın Adnan Oktar ve camiamıza yönelik polis operasyonunun yapıldığı 11 Temmuz 2018'den bugüne dek maruz bırakıldığımız haksız ve hukuksuz uygulamalar artık tüm açıklığıyla halkımızın gözleri önüne serilmiştir. Bu haksızlık ve hukuksuzluklar halen kesintisiz bir biçimde artarak devam etmektedir. Aynı şekilde, kesintisiz şekilde artarak devam eden bir başka vahim olay da bazı derin devlet çetelerinin bitmek tükenmek bilmeyen para sızdırma girişimleridir. 

Çeşit ceşit yol ve yöntemlerle farklı farklı kişi ve kanallar kullanarak sayısız kereler ailelerimize, avukatlarımıza ya da doğrudan arkadaşlarımıza ulaşan, kendilerini çok güçlü, nüfuzlu ve zeki göstermeye çalışan bu derin devlet elemanları bugüne kadar 30 Milyon dolardan başlayıp 45-50-100 hatta 300 Milyon dolara varan miktarlarda paralar istemişlerdir. 

Tıpkı son dönemde basında ve sosyal medyada çıkan haberlerdeki gibi kendilerinin “Ankara'daki bir Klik” ya da “Devletteki bir Hizip” ile birlikte hareket ettiklerini belirten bu kişiler her defasında adeta ağız birliği etmişcesine;

 “Parayı verin, HEMEN TAHLİYE OLUN. BERAAT EDİN.” 

 “Parayı verin bitsin bu iş, AMA VERMEZSENİZ MÜMKÜN DEĞİL ÇIKAMAZSINIZ.” 

 “BOŞ YERE UĞRAŞIYORSUNUZ, SAVUNMA YAPMANIZ FAYDASIZ. PARA VERMEDEN ÇIKIŞINIZ YOK.”

ifadelerini kullanmaktadırlar. 

Böyle taleplerle gelen herkes hakkında istisnasız yasal yollara başvurmuş olup bu başvurular sonucunda adli kurumlar tarafından açılmış derdest durumda soruşturmalar bulunmaktadır. Ancak, buna rağmen, derin devletin emrindeki bu haraç çetelerinin para sızdırma talep ve çabaları ısrarla devam etmekte ve bir türlü son bulmamaktadır. 

Bu derin haraç çetelerinin söz konusu ısrarlı tutumları Sayın Adnan Oktar ve arkadaş camiamızı hiç tanımadıkları ve anlamadıklarını ortaya koymaktadır. Her şeyden önce Adnan Bey de arkadaşlarımız da hayatlarının hiçbir döneminde hukuk dışı yollara asla tevessül etmemişler, bu yönde gelen tekliflere her zaman gereken cevabı vermişlerdir. 

Ayrıca, Adnan Bey ve arkadaşlarımızın böyle bir servetleri olmadığı gibi olsa bile bu parayı bu çetelere vermek yerine –bugüne kadar hep olduğu gibi yine– Allah'ın varlığı ve birliğinin, iman hakikatlerinin ve Darwinizmin geçersizliğinin tüm dünyaya anlatılıp tebliğ edilmesine harcayacakları açıktır. Söz konusu şahısların bunları düşünemeyecek kadar zayıf bir akla sahip olması da ayrıca ibretliktir.

Tüm bunlara rağmen para sızdırma talebiyle bazı arkadaşlarımızla iletişime geçen bu kişilerin hukuka aykırı ve çirkin TALEPLERİNİ HER REDDETTİĞİMİZDE İLGİNÇ BİR BİÇİMDE;

 Kimsenin itibar etmeyeceği sahte ve isimsiz ihbarlarla arkadaşlarımız hakkında yeni yeni soruşturmalar açılması,

 İsimsiz, sahte Cimer ihbarlarının bile gerekçe sayılarak suçsuz insanların sürekli emniyete çağırılması,

 Arkadaşlarımızın avukatlarının “haklarında operasyon yapılıp tutuklanacakları” tehditleriyle korkutulup yıldırılmaya çalışılması,

 Hiçbir suçu olmayan ağır hasta insanların dahi sudan sebeplerle sabaha karşı alınıp günlerce gözaltında tutulduktan sonra "pardon" denilerek bırakılmaları,

 Hanım arkadaşlarımızın bulundukları evlerin kapısına sürekli polis gönderilmesi,

 Olur olmaz sebeplerle hanım arkadaşlarımızın sürekli emniyete davet edilmeleri,

 Yargılaması bitmiş, hüküm verilmiş konularda hukuka aykırı bir şekilde tekrar tekrar gizli soruşturmalar yürütülmesi,

 Medyada yeni yeni yalan haberlerin yapılması ya da eski yalanların biraz süslenerek yeniden gündeme getirilmesi ve camiamız aleyhinde birtakım konuşmaların dönmeye başlaması, 

haliyle zihinlerde soru işaretleri oluşturmaktadır.

Bu sebeple devlet yetkililerimizin, hem bu haraç çetelerinin bitmek bilmeyen para sızdırma çabalarını sona erdirecek önlemler alması, hem de camiamıza yönelik artarak devam eden haksız ve hukuksuz uygulamalara son verilmesi adına gerekli adımları atması oldukça önemlidir.

Devletimiz tarafından atılacak bu adımlar, haraç çetelerinin taleplerinin reddedilmesiyle camiamıza yönelik haksız ve hukuksuz uygulamalardaki artışlar arasında bir bağlantı olup olmadığının ortaya konulması ve akıllardaki soru işaretlerinin giderilmesi açısında da büyük bir önem arz etmektedir. 

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.