CUMHURBAŞKANIMIZ SAYIN RECEP TAYYİP ERDOĞAN BEYEFENDİYE AÇIK MEKTUP


Sayın Cumhurbaşkanımız;

ZATIALİNİZİN YAPACAĞI BİR AÇIKLAMANIN, 3 YILDAN BU YANA MARUZ BIRAKILDIĞIMIZ ZULÜM VE HAKSIZLIKLARA SON VERECEĞİNE OLAN İNANCIMIZ TAMDIR.

Şu an istinaf aşamasında olan dosyamızın yapılan sayısız hukuksuzluk ve usulsüzlükler sebebiyle bu aşamadan ya da Yargıtay aşamasından bozularak döneceği, hukuki ölçüler esas alındığında mevcut tek ihtimaldir. Bu gerçek karşısında, yargılanan arkadaşlarımızın tutukluluklarının devamının sağlanabilmesi amacıyla, kamuoyunun yakından takip ettiği bazı meşhur davalarda uygulandığı gibi, camiamıza yönelik de ardı ardına alternatif gizli ve mükerrer soruşturmalar açılmaktadır. 

Bu gizli soruşturmalar bahane edilerek de özellikle hanım arkadaşlarımız ve ailelerimiz ya gözaltına alınmakta ya da sürekli olarak emniyete ifadeye çağırılarak huzursuz ve rahatsız edilmektedir. Örneğin, son olarak Anadolu’da kitap satın aldığı için ileri yaşta bir hanım ve mazlum bir anne bu hukuksuz eylemlerin hedefi olmuşlardır. Bu tür haksız ve hukuksuz eziyet uygulamaları VİCDANLARI YARALAMAKTADIR.

Emniyet ve Yargı gibi devletin en hayati kurumları içerisine yuvalanmış ve İngiliz derin devletinin yönlendirmesiyle hareket eden karanlık bir hizip tarafından, Adnan Oktar ve arkadaş camiamıza düzenlenen büyük kumpas ve detayları konusunda daha önce de zatıalinizi açık mektuplar vasıtasıyla bilgilendirmiştik.

Bu büyük kumpası düzenleyenler, hakkımızda yürütülen ve 3 yıldır devam eden yargılama sürecini ve dava dosyasını yakinen takip ettiklerinden;

– Adnan Bey ve arkadaşlarımıza yöneltilen tüm suçlamaların, ya camiamıza husumet besleyen birkaç şikayetçinin delilsiz ve mesnetsiz iftiralarından ya da zorlu cezaevi şartlarına dayanamayarak canları derdine düşen ve kendilerini cezaevinden kurtarabilmek için 20-30 yıllık arkadaşlarına iftira atmak zorundan bırakılan (sözde) etkin pişmanların uydurduğu hayali senaryolardan ibaret olduğunun, 

– Aleyhimizde hiçbir somut bulgu, belge ya da delil bulunmadığı için dava dosyasının hukuken bomboş olduğunun, 

– Buna karşın, dosyaya sunulan kapsamlı savunma delilleri ile aralarında Yargıtay Onursal Başkan ve Üyelerinin de bulunduğu konusunun uzmanı birçok hukukçu ve akademisyen tarafından hazırlanan bilimsel mütalaaların Adnan Bey ve arkadaşlarımızın suçsuzluklarını ortaya koyduğunun, 

– Dolayısıyla, yerel mahkeme tarafından usül ve yasalara aykırı yürütülen bir yargılama sebebiyle verilen on binlerce yıllık, tarihte benzeri görülmemiş haksız ve hukuksuz mahkumiyet kararlarının Yargıtay incelemesi aşamasında hukuken mutlaka bozulacağının

 da yakinen farkındadırlar. 

Bunun doğurduğu korku ve telaş sebebiyle de camiamıza yönelik yeni kumpas arayışlarına devam etmekte ve bu amaçla her türlü yola ve yönteme başvurmaktan geri durmamaktadırlar.


Yerel Mahkemenin Verdiği On binlerce Yıllık Mahkumiyet Kararlarının Haksız ve Hukuksuz Olduğu, Bu Kararların Eninde Sonunda Bozulacağı Herkes Tarafından Bilinmektedir

Şu an istinaf aşamasında olan dosyamızın buradan ya da Yargıtay'dan bozularak döneceği düşünüldüğü için –kamuoyunun yakından takip ettiği meşhur davalarda olduğu gibi– camiamıza yönelik alternatif gizli soruşturmalar yürütülmekte, bu gizli soruşturmalar bahane edilerek de özellikle hanım arkadaşlarımız ve ailelerimiz ya gözaltına alınmakta, ya da sürekli olarak emniyete ifadeye çağırılıp huzursuz ve rahatsız edilmektedirler. 

Yakın zaman önce, açılmış bazı gizli soruşturmalar üzerine geçtiğimiz aylarda 23 kişi hakkında gözaltı kararı verilmiş, içlerinde ağır hasta kişiler yaşları ileri hanımlar olduğu halde sabaha karşı evlerine polis operasyonu düzenlenmiş, 19’u gözaltına alınmıştır. Normalde, emniyete veya savcılığa çağrılmaları durumunda zaten bu davete icabet edecek eğitim, görgü ve bilinçte olan bu kişilerin evlerine sabaha karşı, ailelerini de tedirgin edecek şekilde operasyon yapılmasının hukuksuzluğunu ve keyfiliğini takdirlerinize arz ediyoruz. 

Dahası, bu 19 kişiden 16’sı ifadeleri alınmasına rağmen ek sürelerle gözaltı süresinin sonuna kadar emniyette tutulmuşlardır. Yani soruşturmaları yürütenler, sırf insanları zor ve baskı altına alarak etkin pişmanlığa zorlamak adına haksız, hukuksuz uygulamalar yapmaktan çekinmemektedirler.

Bu hukuk dışılığın en son örnekleri ise yakın zaman önce yaşanmıştır. Anadolu’da yaşayan ileri yaşlarda, tesettürlü bir hanım sadece Adnan Oktar’ın kitaplarını satın alıp okuduğu ve bununla ilgili sosyal medya paylaşımı yaptığı için karakola götürülmüştür. Benzer şekilde birçok hanım arkadaşımız hakkında hiçbir somut delili olmayan şikayetler yapılmakta, her nasılsa bu şikayetler jet hızıyla işleme sokulmaktadır. Organize ve örgütlü bir şekilde yapıldığı ve amacı rahatsızlık vermek olduğu çok açık olan bu şikayetlerin gerekli hukuki araştırma yapılmadan, ciddiye alınıp işleme sokulması şaşırtıcıdır. Her önüne gelenin bir diğeri hakkında iftiralara dayalı şikayette bulunup deyim yerindeyse karakola çektirmesinin hukuk devletine yakışan bir uygulama olmadığı açıktır. 

Örnekler bununla da bitmemektedir. 24.06.2021 tarihinde Dilek Çelikten isimli kişi Esenboğa havalimanında polisler tarafından alınıp emniyete götürülmüştür. Önce kendisinin SEGBİS ile ifadesinin alınacağı avukatına bildirilmiş ancak ne olduysa bir anda oradaki polisleri dahi şaşırtan bir gelişme olmuş ve Savcı Serdar Akan söz konusu hanım için gözaltı talimatı vermiştir. 

Dilek Çelikten, önce ifadesi alınmak üzere Ankara’dan İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şubesi Müdürlüğü'ne getirilmiş, daha sonra da hukuka aykırı bir şekilde tutuklanmıştır. 

Dilek Çelikten, hem camiamızla geçmişte uzaktan tanışıklığı olduğu hem 18 yaşından küçük olduğu hem de yaşadığı bazı ailevi problemler yüzünden boşlukta olduğu için, sözünü ettiğimiz kumpasçı çevreler tarafından biraz baskı, biraz korkutma, biraz da çıkar vaadiyle manipüle edilerek Adnan Oktar davasında müşteki yapılmış olan Serra Mohammed Valipour isimli genç kızın annesidir. Serra Valipour'un dava dosyasındaki gerek Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız gerekse kendi öz annesi ile ilgili anlatımları, hiçbir somut belge ve delile dayanmayan, tümüyle gerçek dışı, her ayrıntısı sansasyon uyandırma amacıyla ince ince kurgulanmış, iftira mahiyetindeki birtakım uydurma, soyut beyanlardan ibarettir

Annesi ve babası arasındaki velayet davasında, babasının yanında yaşamak isteyen Serra Valipour'un, velayetinin annesinden alınması amacıyla ortaya attığı gerçek dışı hikayeler daha sonra dosyamız müştekileri tarafından kullanılıp geliştirilmiştir. Ve bunlar üzerine bir iftira senaryosu bina edilmiştir.

Eğer söz konusu iddialarda en ufak bir gerçekli payı olsaydı Serra’nın babasının, velayet davasında gündeme gelen, "kızının güya ileri yaşta birine sunulduğu" gibi korkunç bir iddianın mutlaka takipçisi olması ve kızının namusunun ve canının korunması için ilgili mercilere gerekli şikayetleri yapmış olması gerekirdi. Ancak, Serra’nın babası da anlatılanların doğru olmadığını adı gibi iyi bildiği için bu hayali ithamlarla ilgili hiçbir şikayette bulunmamış, konunun takipçisi olmamıştır. 

Ayrıca, dosyada yer alan sözde cinsel taciz ithamı gerçek dışı olmakla birlikte mantık ve akılla da tamamen çelişmektedir. Dilek Çelikten, İsviçre’den Türkiye’ye geldiği bir dönemde A9 stüdyosunda kızıyla birlikte Sayın Adnan Oktar’ı ziyarete gelmiştir. Kurgunun mantıksızlığı ve abesliği ise burada başlamaktadır. İddiaya göre, güya Adnan Oktar Serra’yı görür görmez, üstelik de annesinin yanında göğüslerini elleyerek taciz etmiştir. Stüdyo gibi bir ortamda, hiç tanımadığı ve kendisini ilk defa ziyarete gelen bir kız çocuğunun, üstelik annesinin yanındayken, görür görmez göğüslerine ellemek olabilecek en akıl dışı, en mantıksız, en abes hikayedir.

Çocuğun potansiyel reaksiyonunu, annesinin refleks olarak göstereceği tepkiyi, meydana gelecek anormal durumu, çıkacak müthiş rezaleti bir an bile düşünmeden, gözü dönmüş bir biçimde, henüz göğsü dahi gelişmemiş bir çocuğun, göğsünü ellemeye kalkacak bir insanın ancak cinnet geçiriyor olması lazımdır. Böyle bir iddianın teknik açıdan imkansızlığı, hayatın doğal akışına aykırılığı ve akıllara ziyan saçmalığı şöyle dursun, Sayın Adnan Oktar'ın iman, ahlak, akıl ve şuur düzeyi itibariyle böyle bir anormalliğe asla tevessül etmeyecek bir insan olduğu kendisini uzaktan tanıyan bir kimsenin dahi idrak edeceği bir gerçektir. Hikayenin mantıksızlığı ve abesliği, kumpasçıların akılsızlıklarının da bir başka ispatı olmuştur. 

Ne var ki hukuki kriterlerin, değerlerin ve uygulamaların tamamen rafa kaldırıldığı dosyamızda böylesine mantıksız, hiçbir delili olmayan, tam tersine anlatılanların hiç yaşanmadığına dair onlarca tanığı olan bir olay dahi insanların tutuklanması için yeterli olmaktadır. Sayın Adnan Oktar ve arkadaşları böyle beceriksizce bir iftira sebebiyle ceza alırken, Serra’nın annesi de akıl almaz ve hukuk dışı iddialarla tutuklanmıştır. Serra’nın annesi çirkin bir iftirayla tutuklanırken velayeti kendisinde olan kızını, rızası dışında Kazakistan’da evinde alıkoyanlar, sosyal medyada yer alan fotoğraflarda açıkça görüldüğü üzere içkili ortamlarda bulunduranlar, içinde neler yaşandığı belli olmayan tekne gezilerine çıkaranlar ise dışarıdadır. 

Muhterem Cumhurbaşkanımız, 

Geçmişte devletimizin ve hükümetimizin âlî menfaat ve çıkarları için yürüttüğümüz faaliyetleri, Mavi Marmara olayında İsrail'in Türkiye'den özür dileyip olayda şehit olan vatandaşlarımızın ailelerine tazminat ödemesindeki etkin katkımızı, Musevi lobileriyle görüşerek “Ermeni Soykırımı” iddialarının Amerika'da yasalaşmasının engellenmesi konusunda yapmış olduğumuz çalışmaları ve benzeri çok sayıdaki faaliyetimizi zatıalinizin de takdir ve tasvip ettiğini yakinen bilmekteyiz.

Hal böyleyken, devletimiz ve hükümetimiz adına sarf ettiğimiz bunca çaba ve faaliyetimiz ortadayken;

– Devlet kurumları içerisine çöreklenmiş bir yapılanmanın adeta zatıalinizi bile aşan bir güç ve kudrete sahip oldukları görünümünü,

– Hiçbir suçumuz olmamasına rağmen doğrudan camiamızı hedef alan gayr-ı kanuni ve gayr-ı hukuki azgın saldırılara maruz bırakılmamızı,

– PKK, FETÖ, DHKP-C ya da IŞİD gibi eli kanlı terör örgütlerine bile böylesine büyük bir kin ve öfke duyulmazken, camiamıza yönelik delice bir kin ve husumet beslenmesini,

– Bizlere adeta bu dünyada cehennem hayatının yaşatılıyor olmasını

hem anlamakta zorlandığımızı ve kabullenemediğimizi hem de bir türlü hazmedemediğimizi belirtmek isteriz. 


Hakkımızdaki İddiaların İftira ve Yalandan İbaret Olduğunu ve Ortada Tek Bir Suç ya da Suç Unsuru Bulunmadığını Devletimizin Tüm Kurum ve Kuruluşları da Bilmektedir

Hakkımızdaki iddiaların hayal mahsülü birer yalan ve iftiradan ibaret olduğunu, ortada herhangi bir taciz ya da tecavüz olmadığı gibi dolandırıcılık ya da helal olmayan bir kazancın da bulunmadığını bildiklerinden dolayı, hiçbir devlet kurumu veya kuruluşu hakkımızda yürütülen bu kumpas davasına destek vermemektedir. 

Hatta aksine, dosyaya bakan İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından bizzat davaya müdahil olmaya davet edilmelerine rağmen, ne Aile Bakanlığı ile kadın hakları savunucusu dernek ve kuruluşlar, ne de Maliye Bakanlığı ile ilgili kurumlar davaya müdahil olmayacaklarını belirtmiş, hakkımızdaki iddialara en başta kendilerinin inanmadıklarını bu yol ve yöntemle ifade etmişlerdir.

Bununla birlikte istinaf ve temyiz savunmalarımız için görüştüğümüz ya da fikir alışverişinde bulunduğumuz başta uzman hukukçular olmak üzere dosyamızı inceleyen hemen herkes, hakkımızdaki şikayetlere konu olan itham ve iddiaların hiçbir delile dayanmadığını, bunların gerçek dışı, masa başında üretilmiş kurgular olduğunun daha ilk bakışta anlaşıldığını, etkin pişmanlıktan yararlananların anlattıklarının ise, kendilerini cezaevinden kurtarmak için uydurulmuş hikayeler olduklarının kolaylıkla fark edildiğini dile getirmektedirler. 


Zatıalinizin de Takdir Edeceği Üzere, Maruz Kaldığımız Uygulamalar Kuran Ahlakına Uygun Değildir

Kuran ahlakına uygun olan tutumun, fasıktan gelen bir haberin mutlaka önce etraflıca araştırılması ve onun neticesine göre hareket edilmesi olduğunu, Yüce Allah bir ayette şöyle tanımlamaktadır.

“Ey iman edenler, eğer bir fasık, size bir haber getirirse, onu etraflıca araştırın. Yoksa cehalet sonucu, bir kavme kötülükte bulunursunuz da, sonra işlediklerinize pişman olursunuz.” (Hucurat Suresi, 6. Ayet)

Ayrıca, Kuran'a göre zina iddiasında bulunabilmek için 4 Şahit getirilmesi şart olup bunun aksine bir uygulama ise iftira olarak kabul edilir. Yüce Allah, Kuran’da bir Müslümana “zina iftirasında” bulunulduğunda diğer Müslümanların “Bu, açıkça uydurulmuş iftira bir sözdür” diyerek hüsnü zanla yaklaşmalarını emretmiştir. Bir kimseye karşı zina isnadında bulunanların ise Kuran'a göre “dört şahitle gelmeleri” gerektiğini bildirmiştir:

“Onu işittiğiniz zaman, erkek mü'minler ile kadın mü'minlerin kendi nefisleri adına hayırlı bir zanda bulunup: "BU, AÇIKÇA UYDURULMUŞ İFTİRA BİR SÖZDÜR" demeleri gerekmez miydi? ”

“Ona karşı DÖRT ŞAHİTLE gelmeleri gerekmez miydi? Şahitleri getirmediklerine göre, artık onlar Allah Katında yalancıların ta kendileridir. ”

“Eğer Allah'ın dünyada ve ahirette sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, içine daldığınız dedikodudan dolayı size büyük bir azap dokunurdu. ”

“O durumda SİZ ONU (İFTİRAYI) DİLLERİNİZLE AKTARDINIZ VE HAKKINDA BİLGİNİZ OLMAYAN ŞEYİ AĞIZLARINIZLA SÖYLEDİNİZ VE BUNU KOLAY SANDINIZ; oysa o Allah Katında çok büyük (bir suç)tür. ”

“Onu işittiğiniz zaman: "Bu konuda söz söylemek bize yakışmaz. (Allah'ım) Sen Yücesin; bu, BÜYÜK BİR İFTİRADIR" demeniz gerekmez miydi? ” (Nur Suresi, 12-16)

Görüldüğü üzere, Kuran ayetlerine göre bir Müslümana, delilsiz yani dört şahit göstermeden zina isnadında bulunmak açık bir haramdır. 

Zaten tüm savunma delillerimiz bir yana, aslen Zatıalinizin yüksek hamiyet-i İslamiyesi dolayısıyla Kuran ayetlerine uygun bir tavır gösterdiğinizi ve hakkımızda ileri sürülen gerçek dışı itham ve iftiralara bu sebeple asla inanmadığınızı ve itibar etmediğinizi de biliyor ve samimi olarak hissediyoruz. 

Tüm bunlara karşın, Cübbeli Ahmet Hoca, Abdurrahman Dilipak ve Akit Medya Gurubu yazarları gibi Kuran’ın ölçüsüyle hareket etmelerini beklediğimiz diğer Müslüman kardeşlerimizin, bu konudaki Kuran ayetlerini gözardı ettikleri ve Müslümanlar hakkındaki iftiraları araştırmaksızın peşinen kabul ettiklerini, hatta bununla da yetinmeyip bu çirkin iftiraları yaygınlaştırmak için olmadık yayınlar yaptıklarını ve özel bir çaba içinde olduklarını da hayret içinde izlemekte ve şahit olmaktayız. 

Yaptıkları yayınlarda, bir delil veya şahit olmamasına rağmen Sn. Adnan Oktar'a ve arkadaşlarımıza 'ZİNA İSNADI'nda bulunularak BÜYÜK BİR İFTİRA GÜNAHI işledikleri gibi, bu haber ve yazıları okuyan bazı kişilerin de aynı kötü zan ve iftira günahlarını işlemelerine vesile olmaktadırlar. Bu durum da işlenen günahın vebalini, kötü zanna sevk ettiği kişiler adedince de katlanarak artırmaktadır.

Daha da şaşırtıcı olan ise dindar, muhafazakar, mukaddesatçı olarak tanıyıp bildiğimiz bazı kardeşlerimizin ne yazık ki ateist, deist ve sol görüşlü kişi ve kuruluşlarla aynı zihniyette hareket ediyor olmalarıdır. Bu kişiler, Darwin'in Evrim Teorisi'nin geçersizliğini bilimsel olarak ispatlayıp kainatın ve tüm canlıların Allah tarafından yaratılmış olduklarını ilmi ve akli delilleriyle ortaya koyan Sn. Adnan Oktar'a karşı düşmanlık besleyen Darwinist, materyalist, komünist ve Mao'cu kesimler ile birlikte aynı safta yer almaktadır. 


Zatıalinizin Yapacağı Bir Açıklamanın, Maruz Bırakıldığımız Zulüm ve Haksızlıklara Bir Son Vereceğine Olan İnancımız Tamdır

Sizin, tarihinizde asla yargıya müdahale etmediğinizi ve bağımsız yargıyı savunduğunu çok iyi biliyoruz. Ancak geçmişte yaptığınız tek bir konuşmada geçen Balyoz ve Ergenekon davaları ile ilgili “Milli Orduya Kumpas Kuruldu” şeklindeki sözleriniz vesilesiyle, 

– Yargı kurumunda ve medyada büyük bir hareketlilik yaşanmış,

– Savcı, hakim, etkin pişman, gizli tanık vs adı altında bu dosyalara müdahalede bulunarak yargılamayı etkilemeye çalışan pek çok kişi deşifre olmuş, 

– Büyük suçlamalarla yargılanan ordu mensuplarımızın ise aslında masum oldukları, ancak kendilerine çeşitli tuzak ve kumpaslar kurulmuş olduğu böylelikle anlaşılmış,

kısa süre içerisinde de yargılandıkları davalardan beraat etmiş, haksız ve hukuksuz tutuklulukları da son bulmuştu. 

Bugün de zatıalinizin ağzından çıkacak tek bir kelimenin dahi, tabiri caizse yeri yerinden oynatacağına, tıpkı o dönemde olduğu gibi bugün de yargıda bir silkinmeye ve adaletin tecellisine vesile olacağına, tıpkı o dönemin mağdurlarının suçsuzluklarını ispatlamalarına vesile olduğunuz gibi bu dönemin mağduru olan Sn. Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın da suçsuzluklarını ispat edebilmelerine imkan tanıyacağına, bizlere yöneltilen azgın kin ve büyük nefreti de sonlandıracağına olan inancımız ve güvenimiz tamdır.  

En içten saygı, sevgi ve muhabbetlerimizle, Allah'a emanet olun.