“Şeffaflık” ve “Denetlenebilirlik” kavramları İngiliz Derin Devleti tarafından özel olarak seçilen kavramlardır. İlk duyulduğunda iyi niyetle bakan birinin haklı olarak onaylayacağı ve doğru bulacağı bu kavramlar, İngiliz derin devleti ve uzantıları tarafından aslında çok farklı bir amaçla kullanılmaktadır. 

Burada amaç bir vakıf, dernek ya da grubun faaliyetlerinin legal olup olmadığının denetlenmesi değildir. Yoksa, devletin ilgili kurum ve kuruluşları bu denetlemeyi zaten düzenli olarak yapmaktadır. Burada amaç, her türlü sivil toplum hareketini özellikle de dindar camiaları katı bir denetim altında tutmak, adeta nefes aldırmamak, üzerlerinde yıldırma ve sindirme operasyonları düzenleyebilmek için zemin oluşturmaktır. Dini inançla ya da bir ülkü için bir araya gelmiş her türlü topluluk, "şeffaflık" adı altında İngiliz derin devletine hesap vermeye ve İngiliz derin devletinin kendilerine müdahale edip hükmetmesine açık hale getirilmeye çalışılmaktadır. 

“Cemaat ve tarikatların şeffaflaştırılması” konusu “açık toplum” adı altında 2016 senesinden 2018 yılı sonlarına kadar ülkemizde de sıkça dile getirilmiş, İngiliz derin devletinin çeşitli uzantıları ile bilerek veya bilmeyerek bunların etkisi altında kalan bazı gazeteci, yazar, haberci ve televizyon yorumcusu tarafından ısrarla kamuoyu gündeminde tutulmuştur. 

Şeffaflaştırmaktan kasıt, kanuna ve hukuka karşı hiçbir yanlış, olumsuz tavrı ya da eylemi olmayan masum Müslümanların her anlarının takip altına alınması, tüm Müslümanlara potansiyel suçlu muamelesi yapılmasının sağlanmasıdır. Masum insanların hukuka aykırı olarak fişlenmesi ve iyi niyetli samimi topluluklara yönelik hukuk dışı bir izleme, dinleme ve takip politikasının başlatılmasıdır.

Ancak, bunun sadece SN. ADNAN OKTAR ve ARKADAŞ CAMİAMIZI HEDEF ALAN KUMPASIN BİR PARÇASI OLARAK KULLANILDIĞI KISA SÜREDE ANLAŞILMIŞTIR. 

Temmuz 2018 tarihinde camiamıza düzenlenen kumpas operasyonu ile Sayın Adnan Oktar ve 235 arkadaşımızın gözaltına alınıp büyük bir kısmının tutuklanmasının ardından, “Cemaat ve tarikatların şeffaflaştırılması” konusu bir anda kamuoyunun gündeminden tamamıyla çıkartılmıştır. Bu konuya ilişkin medya ve basında hafta sekiz gün dokuz çıkan haberler ve yorumların tamamı da adeta bıçak gibi kesilivermiştir.

Yaklaşık 2 yıl boyunca medya ve basın eliyle ve son derece geniş bir çerçevede adeta nefes almaksızın yürütülen “Cemaat ve tarikatların şeffaflaştırılması” söylemi ve gündeminin -ülkemizde çok sayıda cemaat ve tarikat bulunması rağmen- Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımıza düzenlenen kumpas operasyonun hemen ardından durdurulmuş olması elbette ki dikkat çekicidir. 

Bu arada şunu da ifade etmek gerekir ki arkadaş grubumuz dini bir cemaat veya tarikat değildir. Sayın Adnan Oktar da hocalık veya alimlik iddiasında olan bir insan değildir. Buna rağmen, sırf bu kumpasa zemin oluşturabilmek için böyle sahte bir algı oluşturulmaya çalışılmıştır.

Bu durum, İngiliz derin devletinin kendi bekası ve dünya çapında sürdürdüğü sömürü düzeni açısından asıl rahatsızlık duyduğu unsurun sadece Sayın Adnan Oktar ve arkadaş camiamız olduğunu göstermesi bakımından oldukça önemlidir. 

Adnan Bey ve arkadaşlarımız, 40 yılı aşkın süredir yürüttükleri anti-Darwinist, anti-materyalist ve Kuran ruhuna dayalı, bağnazlık karşıtı bilimsel ve kültürel faaliyetlerle İngiliz derin devletinin toplumları yönetmekte kullandığı en etkili silahları elinden almıştır. Kitleleri Darwinist eğitim ve İslam eşittir bağnazlık yanılgısıyla kontrol altına alıp yönlendiren, İslam dünyasını bu yönlendirmeyle pasifize edip parçalayan İngiliz derin devleti Adnan Oktar önderliğinde gelişen imani ve kültürel aydınlanmayı müthiş tehlikeli bulmuştur. Nitekim Adnan Oktar’ın dev eseri Yaratılış Atlası’nın Avrupa’ya ulaşmasının ardından Avrupa Konseyi hazırladığı raporunda “iki yüz yıldır sabırla inşa ettiğimiz her şey (yani Darwinist materyalist dünya düzeni) yıkıldı” sözleri bu gerçeğin teyidi niteliğindedir.

Özetle, deccaliyetin ideolojisi yıkılmış, İngiliz derin devleti de bu sebeple kendi bekası önündeki en büyük engel olarak gördüğü arkadaş camiamızı ayırıp dağıtmayı amaçlayan çok büyük ve detaylı bir kumpası uygulamaya koymuştur. 

“Cemaat ve tarikatların şeffaflaştırılması” söylemi de bu kumpasın önemli bir parçasıdır ve Temmuz 2018 senesinde camiamıza düzenlenen operasyonun ardından –işlevini tamamladığı düşünüldüğünden– rafa kaldırılarak unutturulmuştur. 


CAMİAMIZA DÜZENLENEN KUMPASIN AŞAMALARI

İngiliz derin devletinin, Sayın Adnan Oktar ve arkadaş camiamızı etkisiz hale getirip dağıtmak amacıyla organize ettiği büyük kumpasın birçok farklı aşaması ve uygulaması bulunmaktadır. Bunların en önemli olanlarını ise ana başlıklar halinde şöyle sıralayabiliriz:

– 1 –

HER ŞEY İSİMSİZ VE DÜZMECE BİR İHBARLA BAŞLADI

Sayın Adnan Oktar ve arkadaş camiamıza yönelik kurgulanan büyük kumpasın ilk adımı, 15 Temmuz FETÖ’cü hain darbe girişiminin hemen ardından İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne email ile gönderilen, "tüm kumpas davalarının adeta olmazsa olmazı" hükmündeki isimsiz ve düzmece bir ihbar mektubu ile atılmıştır. 

Darbe girişimiyle birlikte ülkemiz genelinde oluşan infial ortamından faydalanılarak yapılan bu düzmece ve isimsiz ihbar, önemli bir kısmı kamuoyunun gözleri önünde gerçekleşen çok sayıdaki vahim ve hukuksuz olay ile etkileri günümüzde de süren büyük bir komplonun ilk adımıdır.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne gelen bu isimsiz ihbar mektubunun gönderildiği email ile IP adresi belli olmasına rağmen mali şubede görevli bazı polis memurları, ihbarın kaynağı konusunda nedense en ufak bir araştırma dahi yapmamış ve soruşturmaya konu işlemlere devam etmişlerdir.

Mali Şubede görevli polis memurlarının bu tutumu son derece şaşırtıcı olmakla birlikte, o dönemde sayısı muazzam artış gösteren isimsiz ve düzmece ihbar mektupları yüzünden yaşanılan haksızlıkların ve mağduriyetlerin önüne geçebilmek amacıyla dönemin başbakanı Sayın Binali Yıldırım tarafından yayınlanan “İSİMSİZ ve ADRESSİZ İHBAR MEKTUPLARININ İŞLEME KONULMAMASI TALİMATINI” içeren genelgeye de aykırıdır. 

– 2 –

OPERASYON ÖNCESİNDE İKİ YIL SÜREN DETAYLI TEKNİK VE FİZİKİ TAKİBE RAĞMEN SUÇA İLİŞKİN TEK BİR DELİL DAHİ BULUNAMADI

2018 Temmuz ayında düzenlenen operasyon öncesinde 2016’dan itibaren camiamız teknik takibe alınmıştır. 2 yıl boyunca 285 arkadaşımızın birden; telefonları, evleri ve işyerleri ile anne-babalarının hatta akrabaları ve komşularının evleri ve telefonları, arabaları, sıklıkla gidip geldikleri adresler, hatta market, kuaför, bakkal gibi düzenli olarak alış-veriş yaptıkları semt esnafları da dahil olmak üzere hayatlarının her anı izlenmiş, dinlemiş ve takip edilmiştir

Operasyon tarihinden yaklaşık 4-5 ay öncesine gelindiğinde, halen daha suça ilişkin tek bir delil bile bulunmaması sebebiyle izleme, dinleme, takip ve kontrol çalışmalarının dozu daha da artırılmış ve olağanüstü bir düzeye gelmiştir. 

Eşine az rastlanır düzeydeki bu istihbarat faaliyetlerinin boyutunun ve kapsamının daha iyi anlaşılabilmesi için bunlardan sadece bir kısmını şöyle sıralayabiliriz;

 285 arkadaşımızın ev telefonları, iş telefonları, cep telefonları, hatta anne-baba ve akrabalarına ait telefonlar dahi dinlendi, tüm görüşme ve mesajlaşmalar kayıt altına alındı. 

➢ Arkadaşlarımızın yaşadıkları 100'ün üzerindeki ev ve iş yeri ile sıklıkla gidip geldikleri mekanlar, dürbün ve teleskoplarla 7/24 izlendi. Hatta, üzerlerinde drone uçuruldu. 

➢ Evler mısırcı, kestaneci, sucu, tüpçü ve benzeri seyyar sokak satıcısı kılığındaki sivil polis memurlarıyla, zaman zaman tamirci, taksici, elektrik veya su saati okuyucusu, belediye görevlisi, manzara izlemek için gelen çiftler veya alkol almak için toplanan gençler, fotoğrafçı, youtuber, vb. kılığı ve görüntüsü altındaki sivil polis memurlarıyla gece ve gündüz sıkı bir polis ablukasına alındı. Evlere girip çıkan her kişi ve her araç tek tek izlenip takip edildi. 

 Bu adreslerde çalışan temizlikçi, bahçıvan, bakıcı ve site görevlisi gibi hizmetli ve çalışan personeller ile apartman görevlileri ve komşulara sorular soruldu. Civardaki bakkal, market, kasap, manav gibi düzenli alış-veriş yaptığımız yerlerin çalışanlarıyla görüşülüp hakkımızda bilgi alındı. Evlerimizden bağrış-çağırış, çığlık veya benzeri sesler duyulup duyulmadığı ile zorla getirilip-götürüldüğü izlenimi veren kişi veya olaylara şahit olup olmadıkları sorulup araştırıldı.

➢ Tüm ev ve iş yerlerinin çöp konteynerleri cinsel itham ve iddialara ilişkin olarak kullanılmış eldiven, prezervatif veya benzeri suç delilleri olabilecek materyaller bulmak ümidiyle, her gün muntazam olarak, hatta bazen günde birkaç kez, aylarca kontrol edilip incelendi.

Bu olağanüstü teknik ve fiziki takip ile izleme ve dinleme faaliyetlerine rağmen;

 ARKADAŞLARIMIZIN TELEFON KONUŞMA ve YAZIŞMALARINDA KANUNLARA AYKIRI VEYA SUÇ İÇEREN HERHANGİ BİR KELİME veya CÜMLEYE RASTLANMAMIŞ,

 EVLERİMİZİN ÇÖP ve ATIKLARINDAKİ ARAMALARDA, HAKKIMIZDAKİ SUÇLAMALARA İLİŞKİN TEK BİR SUÇ DELİLİ DAHİ BULUNMAMIŞ,

 YAŞADIĞIMIZ ve SIKLIKLA GELİP GİTTİĞİMİZ YERLERDEKİ İZLEMELER ile SEMT SAKİNLERİYLE YAPILAN GÖRÜŞMELERDE DE ŞÜPHELİ veya ŞAİBELİ HİÇBİR KAYDA RASTLANMAMIŞTIR.

Durum böyle olunca, yani ortada camiamıza operasyon yapılmasını gerektirecek herhangi bir suç şüphesi ya da başka bir ifadeyle yapılacak operasyonu meşru gösterecek herhangi bir delil olmayınca, bu kez kumpas planının farklı bir aşaması devreye alınmıştır. 

Bu amaçla medya ve basında yoğun bir şekilde “Cemaat ve Tarikatların Şeffaflaşması” söylemi gündeme getirilmeye başlanmış, bununla eş zamanlı olarak da, bazı cemaat ve tarikatlarda güya çok sayıda taciz ve tecavüz vakalarının yaşandığı ile sözüm ona yaşı küçük kız çocuklarının ırzına geçildiği şeklinde kamuoyunda infial oluşturacak çeşitli asparagas haberler yapılmaya başlanmıştır.

Açıkçası, polis operasyonu için gereken yasal eksiklik, kamuoyunda oluşturulan suni “şeffaflık” gündemiyle ve cemaatler ile tarikatlar hakkında yapılan düzmece taciz ve tecavüz ithamlarının kamuoyunda oluşturduğu infial sayesinde doldurulmuştur. Operasyon için gereken uygun zemin de böyle hazırlanmıştır. 

Bu gündemin, ülke genelindeki cemaat ve tarikatlara yönelik bir çalışma olmayıp, dini bir cemaat olmadıkları halde sadece Adnan Bey ve arkadaşlarımıza yapılacak kumpasa zemin oluşturmak amacıyla oluşturulduğu ise şeffaflık konusunun, camiamıza düzenlenen operasyonun ardından bir anda rafa kaldırılıp ülke gündeminden tamamen çıkartılmasıyla kendini ele vermiştir.

– 3 – 

OPERASYONLA EŞ ZAMANLI EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜNDEN PAYLAŞILAN HUKUK DIŞI BİLGİ NOTU İLE MEDYADA BAŞLATILAN LİNÇ VE KARALAMA KAMPANYASI

Kumpasçılar 2 yıl boyunca camiamıza yönelik sürdürülen teknik ve fiziki takip neticesinde, polis operasyonu gerektirecek herhangi bir delile ya da haklı bir şüpheye ulaşamayınca, bu kez tüm ümitlerini arkadaşlarımızın yaşadıkları ev ve iş yerlerinden oluşan 200’e yakın ayrı adrese eş zamanlı yapılacak bir gece bir gece yarısı operasyonuna bağlamışlardır. 

Ancak, binlerce polis memurunun katılımıyla, eş zamanlı ve ansızın gerçekleştirilen bu operasyonda da, soruşturmaya konu iddiaları doğrulayacak türden ne zorla tutulup alıkonulan ya da darp edilen insanlara, ne de taciz veya tecavüze uğrayan kız ya da kadınlara, hatta uygunsuz bir duruma dahi rastlamamışlardır. Bunun yanında evlerin altı üstüne getirilip duvarlarının yıkılmasına, bahçelerine iş makinaları ile girilip kazılmadık yer bırakılmamasına rağmen herhangi bir suç ya da suç unsuru bulunmamıştır. 

Yapılan operasyonun ve yürütülen soruşturmanın hukuken savunulamayacak derecede bomboş kalması üzerine ise kumpasçılar, dosyayı bir şekilde kendilerince doldurmak ve kanunlar önünde kendilerinden hesap sorulmasının önüne geçebilmek amacıyla, hem medyayı provoke ederek camiamız aleyhinde bir yalan haber furyası ve karalama kampanyası başlatmışlar hem de kendi sahte delillerini kendileri üretme yoluna gitmişlerdir. 

Polis operasyonunun hemen akabinde Mustafa Çalışkan yönetimindeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından basın kuruluşlarına gönderilen bir “BİLGİ NOTU” ile hukukun en temel değerlerinden “MASUMİYET KARİNESİ” açıkça ihlal edilmiştir. Bu hukuksuz not ile;

 Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız, henüz daha soruşturması devam eden, yani yargılaması başlamamış hatta iddianamesi bile hazırlanmamış bir olayda, güya SİLAHLI SUÇ ÖRGÜTÜ OLARAK TANIMLANMIŞ ve PEŞİNEN SUÇLU İLAN EDİLMİŞLER,

➢ Medyada başlatılacak KARA PROPAGANDA ile YALAN, İFTİRA ve LİNÇ KAMPAYASININ ÖNÜ de böylece açılmıştır. 

Ayrıca, bazı polis memurları hukuka alenen aykırı olan bu bilgi notu ile de yetinmemiş, kendilerince Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızı kamuoyu önünde “itibarsızlıştırmayı amaçlayan” planlı bazı uygulamalara da imza atmışlardır. 

İstanbul Mali Şube'de görevli bazı polis memurları bu amaçla;

➢ Sn. Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın gözaltı sürecinde gerçekleşen sağlık kontrolleri için hastaneye transferleri sırasında, basının görüntü alması kanuna aykırı olmasına rağmen buna engel olmamışlar, hatta tam tersine en uygun açılardan görüntü alınması için bizzat uygun ortamı sağlamışlar,

➢ Bu esnada kanuna ve insan haklarına aykırı olmasına rağmen, Sn. Adnan Oktar'ın kafasını sert biçimde yere doğru bastırarak neredeyse rüku pozisyonuna gelecek şekilde özellikle eğdirmişler

➢ Hiçbir haklı gerekçesi olmaksızın ve etrafları onlarca polis memuru ile çevrilmiş olmasına rağmen, sırf medyaya gösteri yapmak ve bir yerlere mesaj vermek amacıyla Sn. Adnan Oktar ve bazı arkadaşlarımıza özellikle kelepçe uygulamasında bulunmuşlar,

➢ Cep telefonu veya fotoğraf makinesinin sokulması yasak olan nezarethanede dahi, Sn. Adnan Oktar'ın “gizlice” fotoğrafını çekerek bu fotoğrafı basına “sızdırmışlar” ya da buna imkan tanıyıp müsaade etmişlerdir.

FETÖ, PKK, PYG, YPG veya DHKP-C gibi eli kanlı terör örgütü üyeleri dahi gözaltına alınırken yüzleri bulanıklaştırılıp tanınmaları engellenirken, Sn. Adnan Oktar ve arkadaşlarımız daha yargılamaları dahi yapılmadan tüm dünyaya sanki suçlu kişilermiş gibi bu şekilde ifşa edilmişlerdir. 

– 4 – 

DAVA DOSYASINA SAHTE DELİLLER YERLEŞTİRİLMESİ

Sn. Adnan Oktar ve arkadaş camiamıza yönelik 2 yıl boyunca sürdürülen teknik ve fiziki takip ile 200’e yakın ayrı adrese eş zamanlı gerçekleştirilen polis operasyonunda aleyhte tek bir delil ya da suç veya suç unsuru elde edemeyen (diğer bir deyişle umduklarını bulamayıp elleri boş kalan) kumpasçılar bu kez;

➢ Bir yandan Sn. Adnan Oktar ve arkadaş camiamız hakkında medyayı provoke ederek başlattıkları yalan haber ve karalama kampanyasını organize ederlerken, 

➢ Diğer yandan da dava dosyasını sahte delillerle doldurmanın arayışına girmişlerdir. 

Bu amaçla arkadaşlarımıza ait olup polis operasyonu esnasında el konulan bilgisayar, hard disk, flaş bellek, akıllı cep telefonları gibi tüm dijital materyaller, AVUKATLARIMIZIN UYARILARINA RAĞMEN ve ilgili kanun maddelerinin (CMK 134) tamamına aykırı olacak şekilde, İMAJ KOPYALARI SANIK VEYA AVUKATLARININ HUZURUNDA ALINMADAN ve MÜHÜRLÜ DELİL TORBALARINA KONULMADAN, ÇÖP TORBALARINA DOLDURULARAK emniyete götürülmüşlerdir. 

Nitekim, o gün arkadaşlarımıza ait dijital malzemelerin avukatlarımızın tüm uyarılarına rağmen, ISRARLA CMK 134. MADDESİNDE BELİRTİLEN USÜL ve ŞARTLARIN TÜMÜNE AYKIRI ŞEKİLDE TOPLANMASININ AMACININ, KUMPASÇILARIN ÜRETTİKLERİ SAHTE BELGE ve SAHTE DELİLLERİN DOSYAYA DOLDURULMASI OLDUĞU da kısa süre içerisinde ortaya çıkmıştır. 

– 5 – 

(SÖZDE) MÜŞTEKİLER NASIL SEÇİLDİ VE KİMLER TARAFINDAN NASIL TEHDİT EDİLEREK MÜŞTEKİ OLMAYA ZORLANDILAR?

Hukuken bomboş olan dava dosyasına dijital materyaller adı altında sonradan üretilen sahte belge ve delilleri dolduran kumpasçılar, bunların tek başlarına yetersiz kalacaklarını düşünerek bir yandan da (sözde) müştekiler ve sahte etkin pişmanlar devşirerek dosyayı BUNLARA SÖYLETİLECEK YALAN VE İFTİRA SENRAYOLARIYLA doldurma amacı gütmüşlerdir. Bu amaçla iki tür yapay müşteki grubu devreye sokulmuştur:

Birinci Grup:

Bizzat Sn. Adnan Oktar'a ve camiamıza çeşitli kişisel nedenlerden ötürü geçmişten gelen bir öfke ve kırgınlık besleyen kişilerden oluşmaktadır. Bunlar, daha önce camiamızda uzun süreler kaldıkları halde, umdukları çeşitli çıkar ve beklentilere kavuşamadıkları için aramızdan öfke ve husumet hisleriyle ayrılmış kişilerdir. Bu kişilerin bir kısmının hedefi arkadaşlarımızdan bazılarıyla evlenebilmek, bir kısmınınki maddi çıkar elde edebilmek, bir kısmının hedefi ise camia içinde popüler olup özel ilgi ve beğeni görmektir. Bu hedefleri gerçekleşmediğinde ise beklentiler doğruca husumete dönüşmüştür. Kumpasçı organize ekip de bu kişilerin özel olarak peşine düşmüş, çeşitli yalan ve iftiralarla onların husumetlerini pekiştirecek, Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımıza karşı kin ve öfkelerini artıracak bir altyapı çalışması yapmışlardır. Bunun sonucunda da bu grubu davamızın müştekileri haline getirmişlerdir.

İkinci Grup:

Organize kumpas çetesi tarafından korkutularak, tehdit edilerek dava dosyasına isimleri “şüpheli” olarak yazılıp zorla müşteki haline getirilmiş olan kişilerdir. Bu yolla DOSYA KAPSAMINDA OLMAYAN BAZI GENÇ KIZ ve KADINLARI BİLİNÇLİ ŞEKİLDE SEÇEREK SORUŞTURMA DOSYASINA DAHİL ETMİŞLERDİR. HATTA BAZILARI HAKKINDA HUKUKA AYKIRI OLARAK YURT DIŞI ÇIKIŞ YASAĞI GETİRİLMİŞ, “istersek seni anında sanık konumuna getiririz” tehdidi devreye sokulmuştur. 

Emniyete çağrılıp burada “kendilerinin de şüpheliler arasında oldukları ve bu sebeple tutuklanıp cezaevine gönderilecekleri” TEHDİDİ İLE KORKUTULMUŞLARDIR. Ancak, “diğer kişilerden şikayetçi olurlarsa, o zaman konumlarının mağdur ve müşteki olarak değiştirebileceği” söylenerek de MÜŞTEKİ OLMAYA ZORLANMIŞLARDIR. Operasyon sonrası basındaki linç kampanyaları ile oluşturulan korku ortamından da etkilenen bu genç kadınlar tutuklanmak korkusuyla mecburen Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızdan şikayetçi olmuş, yani kumpasçılar tarafından MÜŞTEKİ OLARAK DEVŞİRİLMİŞLERDİR. 

Nitekim B.G. ve G.T. isimli genç kızlar daha sonra mahkeme huzurunda verdikleri ifadelerinde tüm bunları teyit etmişlerdir:

✔︎ G.T. kendisine emniyette “sistemde şüpheli göründüğünü, ancak ifade verirse müşteki olacağı, ifadesini geri çekmek istediğinde ise bunun saçma ve yanlış olacağının kendisine söylendiğini ve bunda ısrar edildiğini” belirtmiş, 

✔︎ B.G. ise mahkeme huzurundaki ifadesinde ağlayarak “ifade vermekten başka çarem yoktu” şeklindeki sözleriyle bu durumu doğrulamıştır.

Bu kızların farklı tarihlerdeki ifadelerinin hepsinin Mali Şubede görevli aynı iki polis memuru tarafından alınmış olması da şüphe çekici ve araştırılması gereken ayrı bir durumdur. 

– 6 – 

SÖZDE ETKİN PİŞMANLAR KİMLER ARASINDAN NASIL SEÇİLDİLER VE NASIL TEHDİT EDİLEREK ETKİN PİŞMAN OLMAK MECBURİYETİNDE BIRAKILDILAR?

Kumpasçılar tarafından müştekilerin yanında sözde Etkin Pişman'ların devşirilmesine de büyük önem verilmiştir. Dosya kapsamındaki sözde Etkin Pişman'ların tamamı, dosyaya bakan Cumhuriyet Başsavcısı Serdar Akan'ın hukuka ve yasalara aykırı emir ve talimatları sayesinde adeta devşirilmişlerdir. 

11 Temmuz 2018 tarihli polis operasyonu sonrasında gözaltına alınan ve hemen ardından tutuklanan arkadaşlarımız arasından EZİYET YOLU İLE İFTİRACI TEMİN EDEBİLME BEKLENTİSİYLE hareket edilmiştir.

Nitekim, tutuklanan arkadaşlarımız ilgili yasa ve yönetmeliklere aykırı olarak dosyaya bakan Cumhuriyet Başsavcısı Serdar Akan'ın talimatıyla ikamet adresleriyle alakasız, 10 farklı şehirdeki 18 cezaevine ayrı ayrı dağıtılmışlardır. 

Ardından yine dosya savcılarının talimatıyla arkadaşlarımız;

‼️ AZILI KATİL ve PSİKOPATLARIN BULUNDUĞU EN TEHLİKELİ KOĞUŞLARA BİRER veya İKİŞER OLARAK DAĞITILARAK,

‼️ KENDİNİ SIK SIK JİLETLE DOĞRAYAN, EN TEMEL İHTİYAÇLARINI GİDERMEKTEN ACİZ, TUVALET YERİNE YATAĞINI KULLANAN, SÜREKLİ HALÜSİNASYON GÖRDÜĞÜ İÇİN ETRAFINA SALDIRAN, CİNAYET, GASP, UYUŞTURUCU, ADAM YARALAMA GİBİ SUÇLARDAN HÜKÜM GİYMİŞ KİŞİLERLE DOLU KOĞUŞLARA KONULARAK, 

‼️ AŞIRI KALABALIK KOĞUŞLARDA TUVALET ÖNÜNDE ve KÜFLENMİŞ ISLAK BATTANİYELERLE YERLERDE YATMAYA MECBUR BIRAKILARAK,

‼️ “KANTİN İHTİYAÇLARI İÇİN” YATIRILMIŞ OLAN PARALARINA DAHİ EL KONULUP ALENEN AÇLIĞA MAHKUM EDİLEREK,

‼️ HASTALANANLAR DOKTOR MUAYENESİNDEN ENGELLENEREK, DÜZENLİ İLAÇ KULLANMAK MECBURİYETİNDE OLANLARIN İLAÇ TEMİNİNE İZİN VERİLMEYEREK,

‼️ DİNDAR, MUHAFAZAKAR HANIMLAR TRAVESTİLERLE AYNI KOĞUŞTA YAŞAMAYA MECBUR EDİLEREK

ve bunlara benzer her türlü insanlık dışı uygulamaya tabi tutularak CEZALANDIRMA ve EZİYET YOLUYLA ETKİN PİŞMAN YAPILMAYA çalışılmışlardır.

Cezaevlerinde, dosya savcılarının talimatıyla arkadaşlarımıza uygulanan bu açık zulüm bir yandan devam ederken, bir yandan da Av. Fuat Selvi ve Av. Hüseyin Küçük isimli iki avukat devreye girmiştir. 

Bu avukatlar arkadaşlarımızın tutuldukları cezaevlerini tek tek dolaşarak daha önce hiç tanımadıkları arkadaşlarımıza “Devlet sizin üzerinizi çizdi”, “Suçunuz yok ama ömrünüzün sonuna kadar buradan çıkamayacaksınız” gibi sözler söylerek onları tehdit edip korkutmaya; “İstediğimiz şekilde ifade verirsen seni Çağlayanın arka kapısından seni çıkarır, kurtarırız” şeklindeki vaatlerle de aldatıp kandırmaya çalışmışlar; bu yolla arkadaşlarımız arasından etkin pişman devşirme faaliyetleri yürütmüşlerdir. 

Tutuklanan arkadaşlarımız savcılık talimatlarıyla maruz bırakıldıkları tüm bu haksız, hukuksuz uygulamalar ve eziyetlerin yanında yine savcılık talimatıyla ekonomik ve mali bir kıskaca da alınmışlardır. Arkadaşlarımızın tüm para, gelir ve varlıklarına, hatta ailelerinden kalan miras payları ile emekli maaşlarına dahi -hiçbir yasal dayanak olmaksızın- el konularak zorlu cezaevi şartlarında bir de açlık ve sefalete mahkum edilmişlerdir. 

Sonuçta, kumpasçıların yürüttükleri EZİYET YOLU İLE CEZALANDIRMA YÖNTEMİ MEYVELERİNİ VERMİŞ, zorlu cezaevi şartlarına dayanamayarak canları derdine düşen bazı arkadaşlarımız, kendilerini cezaevinden kurtarabilmek umuduyla kumpasçılar tarafından önlerine konulan düzmece ifade metinlerini imzalamak, işlemedikleri suçları üstlenmek ve Etkin Pişmanlık hükümlerinden yararlanabilmek için 20-30 yıllık arkadaşlarına iftira atmak zorundan kalmışlardır. 

Dosyadaki (sözde) etkin pişmanların tamamı işte bu yollarla devşirilmişlerdir. 

TÜM BUNLARIN ÖTESİNDE, MAHKEME HUZURUNA ÇIKTIĞINDA, MAHKEME ÖNÜNDE HÜR İRADESİYLE EMNİYETTE YAŞADIĞI BASKIYI DİLE GETİREN VE BU BASKI OLMASAYDI ETKİN PİŞMAN OLMAYACAĞINI İFADE EDEN, ADNAN OKTAR VE ARKADAŞLARIMIZDAN HİÇBİR ŞİKAYETİ OLMADIĞINI SÖYLEYEN M.B. HAKKINDA İSE APAR TOPAR TUTUKLAMA KARARI ÇIKARILMIŞTIR. BÖYLECE BİR GÜN ÖNCE ADNAN OKTAR VE ARKADAŞLARIMIZ ALEYHİNE BEYAN VERDİĞİ İÇİN HÜR OLAN BİR GENÇ KADIN, BİR GÜN SONRA VİCDANLI DAVRANIP DOĞRULARI GÜNDEME GETİRİNCE TUTUKLANMA KARARIYLA KARŞI KARŞIYA KALMIŞTIR. NORMAL KOŞULLARDA BİR GENÇ KADININ MAHKEME HUZURUNDA EMNİYETTE BASKI GÖRDÜĞÜNÜ İFADE ETMESİ DURUMUNDA BUNU YAPAN POLİSLERİN KİMLER OLDUĞUNU ARAŞTIRMASI GEREKEN MAHKEME HEYETİ, SÖZ KONUSU OLAN BİZİM DOSYAMIZ OLDUĞUNDA SADECE DÜRÜST VE VİCDANLI DAVRANDIĞI, DİĞER BİR DEYİŞLER KUMPASÇILARIN SÖZÜNÜN DIŞINA ÇIKTIĞI İÇİN BİR GENÇ KIZI TUTUKLAMA KARARI ALMIŞTIR. SAYIN MAHKEMENİN ALDIĞI KARARA SAYGI DUYMAKLA BİRLİKTE BURADAKİ OLAĞAN ÜSTÜ DURUMUN ARAŞTIRILMASI GEREKTİĞİ KANAATİNDEYİZ.

– 7 – 

TÜM MALIMIZA, MÜLKÜMÜZE VE PARAMIZA HUKUKA AYKIRI OLARAK EL KONULARAK MALİ VE EKONOMİK KISKAÇ UYGULANDI

Arkadaşlarımızın tüm maddi birikimlerine, gelir, mülk ve varlıklarına, hatta ailelerinden kalan miras payları ile emekli maaşlarına ve tüm şirketlerine dosya savcılığının talimatıyla ve hukuka aykırı yol ve yöntemler kullanılarak el konulmuş son günlerin moda deyimiyle adeta "çökülmüştür". 

Savcılık tarafından yapılan özel ve kapsamlı bir çalışmayla, el konulan şirketlerin yönetimlerine yasalar gereği atanması gereken normal kayyumlar devre dışı bırakılmış, onların yerine “karar ve uygulamaları sebebiyle hukuki, idari, mali ya da cezai sorumluk taşımayan” yani karar ve uygulamaları sebebiyle haklarında yargılama yapılamayan TMSF kayyumları özel olarak seçilip atanmışlardır. 

Adeta yargı zırhı ile koruma altına alınan TMSF kayyumları da yürüttükleri usulsüz işlem ve uygulamalarıyla arkadaşlarımızın sahibi ya da ortağı oldukları şirketlerin içlerini tamamen boşaltmış, şirketlere ait menkul ve gayrı menkulleri yok pahasına alelacele satmış, şirket kasalarında bulunan paralar ile cari borçları ödemek yerine bu paraları "maaş ödemeleri adı altında" kendilerine tahsis ederek şirketleri borçlandırıp iflasa sürüklemişlerdir.

Kumpasın mali ve ekonomik ayağının nasıl kurgulandığını ve adım adım nasıl yürütülüp uygulamaya geçirildiğini detaylarıyla anlattığımız basın duyurusuna aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:

https://www.net-cevap.com/kamuoyu-duyurulari/tmsf-nin-kanunsuz-ataklari-yapilan-hukuksuzluklari-gizleme-telasinin-gostergesi

– 8 – 

AVUKATLARIMIZ DAHİ TUTUKLANARAK SAVUNMA HAKKIMIZ ELİMİZDEN ALINDI

Temmuz 2018 tarihinde gerçekleştirilen polis operasyonunda sadece camiamıza mensup arkadaşlarımız göz altına alınıp tutuklanmamış, aynı zamanda uzun yıllar boyunca arkadaşlarımızın avukatlığını yapmış, bizleri yakından tanıyan, hakkımızdaki itham ve iddiaların açık bir iftiradan ibaret olduğunun en yakın şahitleri hükmündeki AVUKATLARIMIZ DA TUTUKLANMIŞTIR. 

Kumpası organize edenler uydurdukları itham ve iddialar karşısında arkadaşlarımızın adli yardım almalarını engelleyip tamamen savunmasız kalmalarını da amaçladıkları için, arkadaşlarımızın avukatları hakkında da hiçbir delile dayanmayan itham ve iftiralarda bulunmuşlardır. 

Arkadaşlarımızın avukatlığını yapan kişiler hakkında bu kişilerin güya “örgüt avukatı” oldukları yalanını uydurmuşlardır. Böylelikle ortada bu iftirayı ispatlayacak tek bir delil ya da belge dahi olmamasına rağmen, arkadaşlarımızla birlikte savunma avukatlarının da tutuklanıp cezaevine gönderilmelerini organize etmişlerdir. 

Diğer yandan dosya savcılığı tarafından yürütülen mali ve ekonomik kıskaç sebebiyle tüm mal varlıklarıyla gelir ve paralarına el konulan arkadaşlarımız maddi yetersizliğe sürüklendiklerinden kendilerini hakkıyla savunacak konusunun uzmanı yetkin hukukçu ve avukatlarla çalışma imkanı da bulamamışlardır. 

Buna rağmen savunmayı üstlenen avukatlar ise, gerek soruşturma gerekse yargılama aşamalarında savcılık ve mahkeme heyeti tarafından yoğun bir baskı altına alınmışlar, kimi zaman bağrılıp çağırılarak sözleri kesilip susturulmuş, kimi zaman mikrofonları kapatılarak engellenmiş, kimi zaman ise polis ve jandarma marifetiyle mahkeme salonundan zorla dışarı çıkartılmışlardır

Bu sayede kumpasçıların amacı da hasıl olmuş, arkadaşlarımız "Adli Yardım Alma Hakkı" ndan mahrum bırakılmışlardır.

– 9 – 

İLK DERECE MAHKEMESİ TARAFINDAN YÜRÜTÜLEN ADALETTEN UZAK YARGILAMA İLE VERİLEN HUKUK DIŞI MAHKUMİYET KARARLARI

Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız, haklarında hazırlanan büyük ve detaylı kumpasın adım adım uygulanmaya geçirilmesi neticesinde, mahkeme sürecinde de sayısız haksız ve hukuksuz uygulamaya maruz bırakılmışlar; aleyhlerinde tek bir delil ya da resmi bir belge veya rapor olmamasına rağmen suçsuz yere on binlerce yıllık hukuk dışı mahkumiyet kararlarıyla cezalandırılmışlardır. 

Yargılamanın başından sonuna kadar Mahkeme heyeti;

‼️ Yargılananlara atılı suçlamalara ilişkin TEK BİR DELİL ARAŞTIRMASI DAHİ YAPMAMIŞTIR.

‼️ Savunmanın dinlenmesini talep ettiği TEK BİR TANIĞI DAHİ DİNLEMEMİŞTİR,

‼️ Yargılananların şikayetçiler ve etkin pişmanlar ile yüzleşmelerine müsaade etmemiş, haklarındaki şikayetlere ilişkin etkin pişman ve müştekilere TEK BİR SORU SORMALARINA DAHİ İZİN VERMEMİŞTİR.

‼️ Yaklaşık 4 bin sayfadan oluşan dava iddianamesi, kabul edilmesinin üzerinden 1-1,5 ay sonra yargılananlara tebliğ edilmiştir. Ancak, tebliğ üzerinden henüz daha 1 ay bile geçmeden mahkeme heyeti duruşmalara başlamış, ne yargılananlara ne de avukatlarına SAVUNMALARINI HAZIRLAYABİLMELERİ İÇİN GEREKEN YETERLİ SÜREYİ VERMEMİŞTİR. 

‼️ İddianamenin yaklaşık 100 bin sayfayı bulan eklerini SANIKLARA RE'SEN TESLİM ETMESİ GEREKİRKEN ETMEMİŞ; sanık müdafileri uzun uğraşları sonucunda alabilmişler ancak, onda da basılı kopyaları değil sadece CD kayıtlarını vermiştir.

‼️ CD kayıtları tutuklu yargılananlara ancak duruşmalar başladıktan sonra misafir olarak götürüldükleri Silivri 1 nolu kapalı cezaevindelerken ulaşmıştır. Ancak bu kez de misafir tutukluların bilgisayar kullanma hakkı olmadığından, YARGILANANLAR ELLERİNDE İDDİANAME EKLERİ İLE SAVUNMA EVRAKLARI OLMADAN, BİLGİSAYAR KULLANIP DA DOSYA İÇERİĞİNE DAHİ BAKAMADAN SAVUNMA YAPMAK ZORUNDA BIRAKILMIŞLARDIR.

Tüm bunların neticesinde savunma hakları alenen ihlal edilen ve kendilerini doğru dürüst savunmalarına imkan verilmeyen Adnan Bey ve arkadaşlarımız tarihte benzeri görülmemiş 10 binlerce yıllık hukuk dışı mahkumiyet kararları ile cezalandırılmışlardır. 

Adnan Bey ve arkadaşlarımızın yargılama süreci boyunca mahkeme heyeti ve savcılık tarafından maruz bırakıldıkları haksız ve hukuksuz uygulamaların detaylarına ilişkin hazırladığımız basın duyurusuna ve uluslararası bağımsız gözlemci sıfatıyla mahkemeyi izleyen “Avukatların Uluslararası İnsan Hakları Grubu” isimli sivil toplum kuruluşunun hazırladığı yargılamadaki hak ve hukuk ihlallerine ilişkin basın duyurusuna aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz. 

https://www.net-cevap.com/kamuoyu-duyurulari/adalet-bakanligina-acik-mektup-adnan-oktar-davasindaki-mahkemenin-eski-baskani-galip-mehmet-perk-in-imza-attigi-hukuksuzluklar

https://www.net-cevap.com/kamuoyu-duyurulari/sihrg-adnan-oktar-davasinda-adil-yargilama-yapilmadi

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.