DERİN DEVLET CAMİAMIZA YÖNELİK BASKILARINI VE HUKUKSUZ UYGULAMALARINI SÜRDÜRÜYOR.

Sayın Adnan Oktar ve camiamız yaklaşık 4 yıldır, Türk halkının gözleri önünde Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir derin devlet saldırısı, eziyeti ve gözü dönmüşlüğü ile karşı karşıya. Hiçbir kanun, hukuk, ilke, vicdani prensip, derin devlet elemanları için işlemiyor. Derin devlet çetesi cinnet geçirmişçesine camiamıza saldırmaya devam ediyor.

Bilindiği gibi, İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Ocak 2021’de verdiği, ağır cezalar içeren karar, 15 Mart 2022 tarihinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi tarafından birçok hüküm bakımından bozuldu, dosya tekrar incelenmek üzere İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’ne geri gönderildi, cinsel suçlar bakımından ise beraat kararı verilmesi gerektiği belirtilerek 68 arkadaşımız tahliye edildi. 

Tahliye kararı ile birlikte, adeta bir butona basılmış gibi derin devlet elemanları silsileler halinde, tek bir ağızdan harekete geçtiler. 

 İlk olarak, derin devletin adeta tetikçileri gibi davranan bazı gazeteciler ve Adnan Oktar davasının husumetli müştekilerinin bazı avukatları, tahliye kararını veren İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi’nin tertemiz, dürüst hakimlerini hedef alarak, son derece çirkin, hiçbir delili dayanağı olmayan iftiralarla hakimleri yıldırmaya ve adeta verdikleri karardan pişman etmeye çalıştılar. 

 Tahliyelerden sonraki birkaç gün aşırı bir tepki vermeyen basında ve sosyal medyada, bir anda tek bir merkezden yönetildiği alenen görünen ifadelerle camiamıza yönelik büyük bir linç ve karalama kampanyası başlatıldı. 

 Hatta o kadar ileri gidildi ki, o tarihlere denk gelen İsrail Cumhurbaşkanının ziyareti bile fırsat görülerek, sanki İsrail’in talimatı ile Cumhurbaşkanımızın tahliye kararı verdirttiği şeklinde son derece çirkin, akla ziyan komplo teorileri ortaya atıldı. Öncelikle, şu çok iyi bilinmelidir ki Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı hiç kimseden talimat almaz, bu çok çirkin bir iftiradır. Ayrıca, güya Sayın Cumhurbaşkanımız yargıya karışıyormuş gibi bir itham altında bırakılmaya çalışılmıştır. 

 Hemen akabinde, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, İstanbul BAM 1. Ceza Dairesi’nin tahliye kararına itiraz ederek 68 arkadaşımızın tekrar tutuklanmalarını talep etti. 

 İstanbul BAM 1. Ceza Dairesi, Savcının tutuklama talebini reddetti ve incelenmek üzere BAM 2. Ceza Dairesine gönderdi. 

Bu gelişmeler üzerine, hukuksuzluk tarihine damga vuracak, akıl almaz bir gelişme yaşandı: 29 Mart 2022 tarihinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi'nin, 1. Ceza Dairesi’nin tahliye kararını bozarak, tahliye olan 61 arkadaşımız hakkında tutuklama kararı verdi ve yakalama emri çıkardığı yazısı UYAP Sistemine girdi. 

İstanbul BAM 1. Ceza Dairesinin 15 ayda incelediği 600 klasöre yakın dava dosyasını bir günde inceleyen 2. Ceza Dairesi'nin bu kararı hukukla, adaletle, yeterli inceleme ve araştırmayla vermediği aşikardır.
İstanbul BAM 1. Ceza Dairesi'nin 14 ay detaylı inceleme ile yazdığı 400 sayfalık, teknik, bilimsel ve ayrıntılı hukuki değerlendirmelere dayalı gerekçeli kararının karşısında, 2. Ceza Dairesi’nin 45 dakikada oluşturulmuş, yarısından çoğu sanık isimleri olan, 2 sayfalık bozma kararı bulunmaktadır. 2. Ceza Dairesi yetki aşımı yaparak, tahliyeye itiraz için dosyayı incelemeden, hukuka aykırı şekilde davanın esasına girerek hüküm kurmuştur.

Anormallikler, hak ve hukuk ihlalleri silsilesi bununla sınırlı değildir.

BAM 2. CEZA DAİRESİ'NİN TUTUKLAMA VE YAKALAMA KARARI 29 MART SALI GÜNÜ UYAP SİSTEMİNE GİRMİŞTİR. NE VAR Kİ, 28 MART 2022 GÜNÜ, HENÜZ SAAT 15.30 SIRALARINDA, SAYIN ADNAN OKTAR’A VE CAMİAMIZA KARŞI GÜDÜMLÜ BİR KİN VE HINÇ BESLEDİĞİ AÇIKÇA GÖRÜLEN GAZETECİ NEDİM ŞENER, TWİTTER HESABINDAN 2. CEZA DAİRESİ'NİN 61 SANIK HAKKINDA YAKALAMA KARARI ÇIKARDIĞINI DUYURDU. 

Ardından birçok sosyal medya hesabı ve internet gazetesinde bu haber yayınlandı. Arkadaşlarımız ve avukatları 2. Ceza Dairesi kalemini arayarak, karar çıktı mı diye sorduklarında, “hayır henüz karar çıkmadı” yanıtını aldılar.

Buna rağmen bazı arkadaşlarımızın evlerine, polisler yakalama kararı ile gittiler. 

⫸ UYAP’a karar girilmeden, yani 2. Ceza Dairesi kararını daha açıklamadan tam 1 gün önce Nedim Şener yakalama kararı çıktığını nasıl ve kimden öğrendi?

⫸ Bir saat içinde bazı basın yayın organları tutuklama kararı çıkan sanık listesine dahi nasıl ulaştı ? 

⫸ BAM 2. Ceza Dairesi kalemi sanık ve avukatlarına neden karar çıkmadı diyerek yanlış bilgi verdi?

⫸ BAM 2. Ceza Dairesi ve Nedim Şener gibi gazeteciler arasındaki bilgi akışını oluşturanlar kimler? 

Arkadaşlarımız, yakalama emri UYAP’a düşmemesine rağmen, kendi imkanlarıyla hızla Kartal’daki İstanbul Bölge Mahkemeleri Adliyesi'ne doğru teslim olmak üzere yola çıktılar. Buraya vardıklarında, adliyenin mesai saati bittiği için kapalı olduğu ve kendilerini içeri alamayacakları söylendi. 

Bunun üzerine arkadaşlarımız Vatan’daki Emniyet Müdürlüğü’ne giderek, kendileri teslim oldular. 

Buna rağmen, malum medya ve sosyal medyanın bazı güdümlü saldırı timleri, "arkadaşlarımızın kaçtığı, teslim olmadıkları, buharlaştıkları" gibi yalanlarla infial haberleri yayınlayarak kolluk güçlerini kışkırtmaya çalıştılar. 

3 gün cezaevine girip çıktığında dahi ülke çapında büyük şamata yapan, birkaç ay tek kişilik koğuşta kaldığı için cezaevinin duvarları üstüme üstüme geliyor diyen, sadece kendisine adalet isteyen ama başkaları için tutuklansın çığırtkanlığı yapan bazı gazeteciler, arkadaşlarımızın manevi gücünü, ahlak yapısını, devlete olan saygısını ve bağlılığını takdir edemedikleri için “kaçtılar” propagandasının tutacağını zannettiler. 

Ne var ki bu hamleleri de atıl kaldı. Arkadaşlarımız aslanlar gibi teker teker giderek, aileleri, arkadaşları, sevdikleriyle güler yüzle, neşe içinde vedalaşarak teslim oldular. 


CAMİAMIZDAKİ BAZI KİŞİLERİN AVUKATLARINA YÖNELİK OPERASYON BÜYÜK KUMPASIN BİR PARÇASIDIR. AMAÇ BİZİ SAVUNMASIZ VE ÇARESİZ BIRAKMAK, YILDIRMAKTIR. ZAMANLAMASI TESADÜFİ DEĞİLDİR. 

Arkadaşlarımızın emniyete teslim oldukları gecenin sabahında, Mali Şube polisleri camiamız mensubu 4 arkadaşımızın evine baskın yaparak evde bazı arkadaşlarımızın avukatlarını aramışlardır. 

Bu gelişme de hukuk dışı nedenlere dayalı olduğu aşikar olan anormalliklerle doludur. 

‼️ Öncelikle Mali Şube memurları kasıtlı olarak yanlış yönlendirilmiş ve haklarında arama emri çıkartılan avukatlar garip bir şekilde, kendi ikamet adreslerinde değil birkaç arkadaşımızın evinde aranmışlardır. Amaç, avukatları aramak değil, arkadaşlarımızı tedirgin etmek, rahatsız etmek gibi görünmektedir. Ancak, kumpas kuranların anlamakta güçlük çektikleri gerçek şudur: Hiçbir arkadaşımız evine polis gelmesinden çekinmez, devletinden çekinmez, saklayacak bir suçumuz olmadığı için evimizin kapısını açmaktan imtina etmeyiz. Ayrıca Allah’ın ayetinde bildirdiği gibi, bizleri Allah’tan başkasıyla korkutmaya çalıştıklarındaki tavrımız “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir” demektir. 

‼️ Hakkında arama emri olan avukatların bazıları, bir gece öncesinde sabaha kadar zaten Mali Şube'de müvekkillerini teslim etmişlerdir. Yani Mali Şube'den memurlar Emniyet Müdürlüğünden yola çıkmadan kısa süre öncesine kadar bu avukatlar zaten Emniyettedirler. Oradayken rahatlıkla ifadelerine başvurulabilecekken, evlere baskın yapılarak, gazetelerde "4 ilde büyük operasyon" başlıklarıyla sansasyon haberler yapılması yine bu kumpasın algı operasyonlarının bir parçasıdır (Evlere arama için gelen Mali Şubedeki polis memurlarını tenzih ederiz. Kendilerinin de aramalar sırasında belirttikleri gibi, kendilerine verilen talimatları yerine getirmektedirler, bu süreçten sorumlu değildirler).

‼️ Avukatlarımızın ofislerinde hukuka aykırı el koyma yapılmıştır. İstanbul 9. Sulh Ceza Hakimliğinin açık ve net olarak sadece arama izni verdiği, el koyma iznini kabul etmediği kararının aksine, ofislerindeki dijitaller ve evraklara el konmuştur

Müvekkillerinin göz altına alındıkları gün avukatların göz altına alınmaları, camiamızı avukatsız, savunmasız bırakma amacı taşımaktadır.

BUNUNLA BİRLİKTE ARAMA KARARINDA 4 AVUKATIN BULUNMASINA RAĞMEN, BASINDA "8 AVUKAT HAKKINDA ARAMA KARARI VAR" HABERLERİ YAYINLANARAK GÜYA DİĞER AVUKATLARA DA GÖZDAĞI VERİLMEYE ÇALIŞILMIŞTIR. 

Camiamıza husumetli müştekilerin yönettikleri sosyal medya hesaplarında arkadaşlarımızın avukatları uzun süredir tehdit edilmekte, cezaevi ile korkutulmaya çalışılmaktadır. 

Bununla da yetinmeyen bazı basın yayın organları, husumetli müştekilerin Sayın Adnan Oktar ve bazı avukat hanımlar hakkında çirkin, yakışıksız, hiçbir delili olmayan iftiralarına yer vererek, kendilerince itibar suikastı planlamışlardır. 

Tüm Bu Linç ve İmha Planları Sonuçsuz Kalacaktır !!!

Sayın Adnan Oktar ve bizler, Allah’a inanan dindar ve modern bir gençlik yetişmesi, milli ve manevi değerlerin yükselerek güçlü, sarsılmaz bir Türkiye ve Türk İslam Birliği ülküsü doğrultusunda gençliğimizi, hayatımızı ve tüm imkanlarımızı vakfetmiş, dindar, milliyetçi, aydın, kültürlü, modern bir topluluğuz. 

Tüm bu ideallerimize karşı olan, güçlü bir Türkiye istemeyen, İngiliz Derin Devleti'nin güdümündeki derin devlet çetesinin gazabını üzerimize çektiğimizin farkındayız. 

Ancak ülkümüzden, inancımızdan hiçbir koşulda vazgeçmeyiz. 

Avukatlarımızın, savunma hakkımızın engellenmeye çalışılması, arkadaşlarımızın tutuklanması, inancımızı, fikirlerimizi, ülkümüzü zayıflatmaz, bilakis güçlendirir. Allah’a olan güçlü inancımız, Allah, Kur’an, Peygamber, vatan, millet, devlet, bayrak aşkımız bizi her koşulda güçlü ve dirençli kılar. 

Sayın Cumhurbaşkanımız'dan ve Devlet büyüklerimizden önemli istirhamımız; 

Sizlerle aramızı açmaya çalışan, size olan desteğimizi engellemeyi, güya bizi size karşı küstürmeye çalışan bu güruhun asıl hedefi Zatıalinizi yalnızlaştırmaktır. Biz bu oyuna gelmedik, gelmeyeceğiz. Zatıalinizden de istirhamımız gazetelerde, yargıda, emniyette yer tutan bu derin devlet çetesinin bitmek bilmeyen saldırılarına, hukuku katleden uygulamalarına bir son verilmesi. 

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi'nin kararı ile zaten Devletimiz gerçek kanaatini açıklamıştır. 

Yüce Türk Devleti'nin adaletinin er geç tecelli edeceğine dair inancımız tamdır.

Yüce Rabbimizin adaletine güveniyoruz. 

Onlar, kendilerine insanlar: "Size karşı insanlar topla(n)dılar, artık onlardan korkun" dedikleri halde imanları artanlar ve: "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir" diyenlerdir.

Bundan dolayı, kendilerine hiçbir kötülük dokunmadan bir bolluk (fazl) ve Allah'tan bir nimetle geri döndüler. Onlar, Allah'ın rızasına uydular. Allah, büyük fazl (ve ihsan) sahibidir.

İşte bu şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Siz onlardan korkmayın, eğer mü'minlerseniz, Ben'den korkun. (Al-i İmran Suresi, 173-175)

Saygılarımızla kamuoyunun bilgilerine sunarız.