Camiamıza yönelik süregiden davanın açık bir kumpas davasından ibaret olduğu artık tüm kamuoyu tarafından çok iyi bilinmektedir. Kumpası gözler önüne seren somut belgeleri, bulguları, delilleri, uzman mütalaalarını ve her konudaki teknik ve bilimsel açıklamaları içeren binlerce savunma dilekçesi dava dosyasında bulunmaktadır. 

Bununla birlikte, bir yılı aşkın bir süreyle dava dosyasını temyiz incelemesine alan Bölge Adliye Mahkemesi (İstinaf) 1. Ceza Dairesi’nin çok sayıda hukuki somut delil, Yargıtay içtihadı ve doktrine dayanarak vermiş olduğu 400 sayfalık gerekçeli “esastan bozma” ve “beraat” kararları da, Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın masumiyetini yasalar ve kamu vicdanı nezdinde bir kez daha ispatlamıştır. Davanın açık bir kumpas davası olduğunu tümüyle gözler önüne sermiştir.

Kumpasın talimatını veren perde arkasındaki Deccalî dış gücü ve ekibini, onların yerli vatan haini işbirlikçilerini ve bu hain kriptoların öne sürdükleri alçak ve aşağılık tiynetteki tetikçileri artık herkes çok iyi tanımaktadır. Ve kısa zaman içinde tüm detaylarıyla çok daha yakından tanıyacaktır.

Söz konusu kirli kumpas kapsamında, Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımıza sayısız uydurma, gerçek dışı ithamlar, karalama amaçlı galiz, çirkin iftiralar ve tehditler yöneltilmiştir. Tüm toplumumuz 4 yıldan beri aralıksız sürdürülen bu "organize zulüm ve linç kampanyası"na bizzat şahit olmuştur.

Gerek dava dosyasındaki bu asılsız itham ve iftiralar gerekse kumpasın diğer bir parçası olan, medya–sosyal medya üzerinden yürütülen hakaret, tehdit ve iftira içerikli kara propaganda, yüzeysel avami bir bakışla olumsuz gelişmeler gibi görünebilir. 

Ancak, HER ŞEYİ KURAN'IN IŞIĞINDA DEĞERLENDİREN SAMİMİ MÜSLÜMANLARIN NEZDİNDE BU YAŞANANLAR GERÇEKTE, İÇİNDE SON DERECE BÜYÜK HAYIR VE HİKMETLER, ÖNEMLİ SIRLAR BARINDIRAN OLAYLARDIR. 


YÖNELTİLEN ASILSIZ İTHAM VE İFTİRALAR, SAYIN ADNAN OKTAR'IN İNANCIYLA, SAMİMİ DİNDAR KİŞİLİĞİYLE, DÜNYA GÖRÜŞÜYLE TABAN TABANA ZITTIR

Sayın Adnan Oktar, tüm hayatını Allah’ın rızasını, rahmetini, sevgisini ve cennetini kazanma amacı üzerine kurmuş dindar, samimi bir Müslümandır. Hayatı boyunca, tüm dünyada Allah sevgisini, Kur’an ahlakını, Peygamber, vatan, millet ve bayrak sevgisini hakim etmeyi, Allah’ın varlığını, birliğini bilimsel olarak ispatlayarak, Darwinist-materyalist dünya görüşünün geçersizliğini göstermeyi hedef edinmiş bir ilim ve fikir insanıdır. Dolayısıyla, dava dosyasında yer alan suçlamalar değerlendirilirken, kendisinin ve arkadaş grubunun bu yöndeki inanç, düşünce ve faaliyetlerinin göz önüne alınması gerektiği açıktır. 

Her zaman olduğu gibi tekrar vurgulamak gerekir ki dava dosyasında yer alan itham ve iddiaların tek bir gerçek, hukuki ve somut delili bile yoktur. Hepsi, belli dönemlerde camiamızdan çeşitli olumsuz ve anormal davranışları nedeniyle uzaklaştırılmış bir grup kinli ve husumetli kişinin ve onların baskı ve tehditleriyle, cezaevine gönderilme ya da oradan hiç çıkamama korkusuyla gerçek dışı ifadeler vermeye mecbur kalmış (sahte) müşteki ve (suni) etkin pişmanların soyut beyanlarına, husumetliler tarafından masa üzerinde kurgulanmış hayali iftira senaryolarına dayanmaktadır. 

ADNAN BEY'İN 40 YILLIK İLMİ VE İMANİ FAALİYETİ BOYUNCA, SON OLARAK DA 2018 OPERASYONUNU TAKİP EDEN GÖZALTI, TUTUKLULUK VE CEZAEVİ SÜREÇLERİNDE YAŞADIĞI, ZAHİREN ZORLUK, KÖTÜLÜK, SIKINTI VE ALEYHTEYMİŞ GİBİ GÖRÜNEN OLAYLARIN TÜMÜ GERÇEKTE ÇOK BÜYÜK HAYIR VE HİKMETLERLE YARATILMIŞTIR.

Sayın Adnan Oktar bu metafizik gerçeği çeşitli vesilelerle şöyle açıklamaktadır:

"MÜMİNE HAYIR ŞER ŞEKLİNDE GELİR. İnkar edenlere ve ikiyüzlülere ise şer, hayır şeklinde ve hayır görünümünde gelir."


İNKAR EDENLERE VE İKİYÜZLÜLERE DÜNYADA VERİLEN NİMETLER GERÇEKTE ONLAR İÇİN HAYIR DEĞİL, SONSUZ AZAPLARININ ARTMASINA VESİLE OLAN BİRER BELADIR

İman eden insanlarla uğraşan, onların kötülüğü, zarar ve eziyet görmesi için çaba gösteren, onlara tuzaklar, kumpaslar kuranlar ilk bakışta zenginlik, rahat ve sevinç içinde yaşıyormuş gibi görünebilirler. İman edenler dışarıdan zorluk çekiyor gibi görünürken onlar çeşitli yollarla zenginleşebilir, mül, mülk, servet sahibi olabilir, evlenebilir, çocukları olur, lüks arabalarda, teknelerde, uçaklarda seyahat eder, buralarda çektikleri fotoğrafları bir sevinç, gurur ve övünç göstergesi, gösteriş aracı olarak paylaşıyor olabilirler. Nimetler içinde yüzüyor gibi bir görünüm sergileyebilirler.

Oysa, gerçek tamamen farklıdır. Bu durumları hem inkarcı ve ikiyüzlüler hem de kendilerine özenen yüzeysel ve sığ akıllı insanlar için son derece aldatıcı, geçici ve kısa sürelidir. Kuran-ı Kerim’de Allah, bu kişilerin “hayra kavuşmuş” görünümlerinin aldatıcı olduğunu, tüm o hayır gibi görünen nimetlerin aslında onlar için ancak bir şer olduğunu ve yalnızca azap dolu sonlarına, acılarla dolu sonsuz Cehennem hayatlarına kavuşmaları için bir vesile olduğunu bildirmektedir. 

Konuyla ilgili bazı ayetler şöyledir:

Şu halde onların malları ve çocukları seni imrendirmesin; Allah bunlarla ancak onları dünya hayatında azablandırmak ve canlarının inkâr içindeyken zorlukla çıkmasını ister. (Tevbe Suresi, 55)

Şüphesiz inkar edenler, onların malları da, çocukları da kendilerine Allah'tan (gelecek azaba karşı) hiçbir şey kazandırmaz. Ve onlar ateşin yakıtıdırlar. (Al-i İmran Suresi, 10)

Gerçekten inkar edenlerin ise, ne malları, ne çocukları, onlara Allah'tan yana bir şey sağlayamaz. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda temelli olarak kalacaklardır. (Al-i İmran Suresi, 116)

Gerçek şu ki, İNKAR EDENLER, (İNSANLARI) ALLAH'IN YOLUNDAN ENGELLEMEK İÇİN MALLARINI HARCARLAR; BUNDAN BÖYLE DE HARCAYACAKLAR. Sonra bu, onlara yürek acısı olacaktır, sonra bozguna uğratılacaklardır. İnkar edenler sonunda cehenneme sürülüp toplanacaklardır. (Enfal Suresi, 36)

Onlar sanıyorlar mı ki, kendilerine verdiğimiz mal ve çocuklarla onların hayırlarına koşuyoruz (veya yardım ediyoruz)? Hayır, onlar şuurunda değiller. (Mü'minûn Suresi, 55-56)

Onlardan bazı gruplara, kendilerini denemek için yararlandırdığımız dünya hayatının süsüne gözünü dikme. Senin Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha süreklidir. (Taha Suresi, 131)

O azabı vadilerine doğru yayılan bir bulut olarak gördüklerinde, “Bu, bize yağmur getiren bir buluttur” dediler. Hûd, “Hayır, o sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir. İçinde elem dolu azabın bulunduğu bir rüzgârdır.” (Ahkaf Suresi, 24)

Bir insan ilk bakışta büyük bir nimet, bolluk, zenginlik ve refah içinde yaşıyormuş gibi göründüğü halde, içinde bulunduğu inkar, şirk, nifak ve Kuran ahlakına aykırı tutumları nedeniyle içten içe cehennemi, huzursuzluğu, mutsuzluğu, tedirginliği, endişeyi ve korkuyu yaşıyor; ülke ülke, şehir şehir seyahat edip mutluluk pozları verirken aslında üstesinden gelemediği bir korku, huzursuzluk, endişe ve vicdan azabı içinde kavruluyor olabilir. Veya hiç ummadığı bir anda daha dünyadayken Allah bu kişinin tüm servetini, imkanlarını, huzurunu ve rahatını elinden alabilir ve görülmemiş bir rezillik ve sefaletin içine atabilir. Ancak hepsinin ötesinde onlar için en zorlu olanı, Cehennem azabıdır. 

Böyle bir kimse dünyada her istediğini elde etse bile Allah için yaşamıyorsa, Allah'ın Kuran'da gösterdiği en doğru yola uymuyorsa, birkaç on yıllık dünya zevkine karşılık sonsuz ahiret yurdunu satmaktan çekinmiyorsa, kendini göz göre göre sonsuz Cehennem azabına sürüklüyor demektir. Dolayısıyla, onun Allah'tan, dinden ve Kuran'dan uzak bir tutumla, şirk, inkar ve nifak içinde sahip olduğu dünyevi nimetler, yaşadığı dünyevi lezzetler, ne kadar büyük olursa olsunlar hepsi sonsuz azabına vesile oldukları, hatta azaplarının derecesini kat kat arttırdıkları için bu nimetlerin hiçbiri o kişi için kesinlikle bir HAYIR DEĞİLDİR. AKSİNE ÇOK BÜYÜK BİR ŞERDİR. Ancak, içinde bulunduğu derin gaflet sarhoşluğu ve şuursuzluk nedeniyle bu gerçeğin farkında olmadan, kendini de son derece uyanık sanarak büyük bir aldanış içinde yaşamını sürdürür.

Müminler içinse tam tersi durum söz konusudur. 

MÜMİNLER, EN ZORLU KOŞULLARDA, EN IZDIRAPLI DURUMLARDA DAHİ KORKU, ENDİŞE, AZAP, SIKINTI DUYMAZLAR. BİLAKİS, ALLAH’TAN GELEN ZORLUĞU ALLAH’IN BİR DENEMESİ OLARAK GÖRÜP, GÜZEL BİR SABIR GÖSTERDİKLERİNDE ALLAH’IN SEVGİSİNİ, RAHMETİNİ VE CENNETİNİ KAZANACAKLARINI UMARAK SEVİNİRLER, İMANLARI DERİNLEŞİR, ALLAH'A OLAN YAKINLIKLARI, SEVGİLERİ VE TESLİMİYETLERİ KAT KAT ARTAR, MANEN VE FİZİKSEL OLARAK GÜZELLEŞİR, GENÇLEŞİR, DİNÇLEŞİRLER. HER KOŞULDA KESİNTİSİZ BİR HUZUR VE SEVİNÇ İÇİNDE OLURLAR. 

Örneğin, Hz. İbrahim (as) ateşe atıldığında, ateş dahi ona esenlik olmuştur: 

Biz de dedik ki: "Ey ateş, İbrahim'e karşı soğuk ve esenlik ol." (Enbiya Suresi 69)

Bu aslında tamamen metafizik bir durumdur

Allah’ı seven, Allah’a güvenen, O'na teslim olmuş her Mümin için istisnasız her olay, dışarıdan ne kadar zorlu, şiddetli ve sıkıntılı görünürse görünsün mutlak bir hayırdır. Çünkü, zahiren şer gibi görünen olayların her anı, her saniyesi müminler için sonsuz hayatları boyunca sahip olacakları ecirleri, dereceleri, makamları kazandıran ve kat kat atıran bulunmaz vesilelerdir. 

Bu nedenle, MÜMİN İÇİN HİÇBİR ŞEY, HATTA EN ŞERLİ, EN OLUMSUZ GİBİ GÖRÜNEN DURUMLAR, OLAYLAR DAHİ ŞER DEĞİL AKSİNE, KARŞILIKLARI SONSUZ AHİRET HAYATLARINA UZANAN ÇOK BÜYÜK HAYIRLARDIR.

Bakara Suresinin 216. ayetinde Allah, “Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz.” buyurmaktadır. 

Bir başka ayette de Müslüman için, şer gibi görünen bir durumda aslında hayır olduğu bildirilmektedir: 

Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla gelenler, sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur; SİZ ONU KENDİNİZ İÇİN BİR ŞER SAYMAYIN, AKSİNE O SİZİN İÇİN BİR HAYIRDIR. Onlardan her bir kişiye kazandığı günahtan (bir ceza) vardır. Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenene ise büyük bir azap vardır. (Nur Suresi, 11) 


MÜMİNLER KENDİLERİNE ALLAH'TAN GELEN HER ŞEYİ HAYIR OLARAK GÖRÜR, İKİYÜZLÜLLER İSE ALLAH'IN ZORLUKLA DENEMESİNİ BİR ŞER OLARAK ALGILARLAR

Bazı insanlar rahat, dertsiz, sorunsuz yaşadıklarında kazançlı olduklarını düşünürler, oysa Allah'ın müminleri çeşitli zorluklarla, imtihanlarla denemesi çok büyük bir nimettir. Müslümanın diğer insanlardan üstünlüğü imtihan karşısında gösterdiği Kuran'a uygun ahlakı ve sabrı ile anlaşılır. Sadece imanı yüksek olanlar, Allah’ı candan seven, Allah için yaşayan akıllı insanlar zorlu imtihanları güzel bir şekilde karşılar ve sabrederler. Müslüman için imtihanın her çeşidi güzeldir. 

Allah Kuran’da dünyayı imtihan için yarattığını bildirmektedir. İman eden insan zorluklarla denendikçe gelişir. Çünkü çileler, zorluklar, sıkıntılar insanı zenginleştirir, ruhen güzelleştirir, imani derinlik verir.

Kur’an’da, Peygamberimiz (sav) döneminden örnek verilerek, bir zorluk geldiğinde, imanı zayıf olan veya hiç iman etmeyen ama o ana kadar mümin taklidi yapan ikiyüzlü kişilerin korkudan baygınlık geçirecek hale geldikleri bildirilmektedir. 

Müminler içinse bu tür zorluklar yalnızca bir sevinç vesilesidir:

Gerçekten Allah, içinizden alıkoyanları ve kardeşlerine: "Bize gelin" diyenleri bilir. Bunlar, pek azı dışında zorlu-savaşlara gelmezler. (Geldiklerinde de) Size karşı 'cimri ve bencildirler.' Şayet korku gelecek olsa, ölümden dolayı üstüne baygınlık çökmüş kimseler gibi gözleri dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün. Korku gidince, hayra karşı oldukça düşkünlük göstererek sizi keskin dilleriyle (eleştirip inciterek) karşılarlar. İşte onlar iman etmemişlerdir; böylece Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Bu Allah'a göre pek kolaydır. (Ahzab Suresi, 18-19)

Bu ikiyüzlüler, ayetlerde bildirildiği üzere, müminleri de kendilerine benzetmeye, Allah yolundan çevirmeye çalışan, kendi saflarına katılmaya çağıran kişilerdir. Allah bunların zora gelemediklerini de bildirmektedir. 

BU KİŞİLER EN KÜÇÜK BİR ZORLUKTA DAHİ BAYGINLIK GEÇİRECEK KADAR KORKTUKLARI İÇİN, MÜMİNLERİN DE HER ZORLUKTA KENDİLERİ GİBİ KORKACAKLARINI, KAÇACAKLARINI, DAVALARINDAN DÖNECEKLERİNİ, VEFASIZLIK GÖSTERECEKLERİNİ ZANNEDERLER. 

Oysa gerçekten iman edenler, zorlukları sevinçle karşılar, “BU ALLAH’IN BİZE VAAD ETTİĞİDİR” (Ahzab Suresi, 22) derler.


İKİYÜZLÜLER HER ZAMAN, MÜMİNLERİ DE KENDİLERİ GİBİ SANMA YANILGISINA DÜŞERLER

Samimi olarak iman edenlerle, gerçekte inanmayan ama ikiyüzlü davranan kişiler arasındaki BOYUT FARKI çok önemlidirAynı olayları yaşasalar da algılama biçimleri çok farklıdır. 

Müminlerin, haklarında binlerce yıllık hapis cezaları verildiğinde dahi gösterdikleri coşkulu heyecan ve sevince ikiyüzlü kişiler hiçbir anlam veremezler. Gerçekten de böyle bir olay karşısında tek bir müminin bile üzülmemesine, bilakis sevinç duymasına Kur’an gözüyle bakmayan hiç kimse anlam veremez. İşin doğrusu, Müslümanlar da ikiyüzlüleri anlayamazlar. Aralarındaki ciddi boyut farkı sebebiyle iki tarafın da birbirini anlaması mümkün değildir. 

Müslümanların yaşadıkları zorluklar kendi başlarına gelse, ikiyüzlülerin korkudan, kederden perişan olacakları, mahvolacakları açıktır. Bu nedenle, kendilerini dehşete düşürecek olaylar Müslümanların da başına gelse kendileriyle aynı tepkileri vereceklerini, aynı manevi yıkıma uğrayacaklarını sanır, ancak yanılırlar. 

Detaylı tasvir ve anlatımlarla kendilerince Müslümanlara dehşeti, korkuyu, paniği yaşatmakla tehdit edenler, aslında o söyledikleri tehditleri kendileri yaşasalar nasıl bir psikoloji içinde olacaklarını tarif etmekte, ruhlarında nasıl bir korku, dehşet, panik ve tedirginlik meydana geleceğini anlatmaktadır. Anlattıkları kendileri açısından doğru olmakla birlikte müminler için hiçbir zaman geçerli değildir ve Müslümanlarda asla ikiyüzlülerdeki gibi olumsuz bir etki, manevi bir yıkım oluşturmaz. Tam tersine, müminler böyle olayları her zaman müthiş bir tevekkül, neşe ve sevinçle karşılarlar.

Örneğin, bir mümin için imtihanın uzaması, zamana yayılması lehinedir. İmtihan birkaç saatlik, birkaç günlük, birkaç aylık değil, uzun olduğunda makbuldür. İmtihanın hemen bitmesini istemek Müslümanın gelişmesine engeldir. İmtihan uzadıkça Müslümanın lehine olur, aklı açılır, imanı artar. 


İNKARCILARIN, İKİYÜZLÜLERİN, MÜŞRİKLERİN İFTİRALARINA, HAKARETLERİNE, TEHDİT VE SALDIRILARINA UĞRAMAK HER DEVİRDE PEYGAMBERLERİN DE BAŞINA GELEN BİR SALİH MÜMİN ÖZELLİĞİDİR

Allah’ın Kuran’da da bildirdiği gibi, iftira atanlar, iman edenleri haksız yere suçlayanlar üstün durumda gibi görünseler de, aslında bunda iftira atılan için büyük hayır, iftira atan içinse nihayetinde Allah Katından gelecek büyük bir azap vardır. 

Hz. Yusuf (as)'un başına gelenler bunun en güzel örneklerinden biridir. Hz. Yusuf (as) işlemediği bir suçla suçlanmış, evinde kaldığı kadına cinsel saldırıda bulunduğu iftirası ile karşılaşmıştır. Suçsuzluğu delillerle ortaya konduğu halde, kavmin önde gelenleri tarafından onu hapse atma görüşünün ağır bastığı Kur’an’da bildirilmektedir: 

Sonra onlarda (Yusuf'un iffetine ilişkin) delilleri görmelerinin ardından, mutlaka onu belli bir vakte kadar zindana atmak (görüşü) ağır bastı. (Yusuf Suresi, 35)

Hz. Yusuf (as) ise iftiraya uğramasına ve haksız yere zindana atılmasına rağmen, bundaki güzelliği görerek şöyle demiştir: 

(Yusuf) Dedi ki: "Rabbim, zindan bunların beni kendisine çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir." (Yusuf Suresi, 33)

Peygamberler, imtihanın sırrını anladıkları için zorluktan, çileden hiçbir zaman kaçınmamışlar, hatta zorlukları sevinçle ve şevkle karşılayıp, onlara düşmanlık edenlere "elinizden geleni ardınıza koymayın" demişlerdir. 

De ki, "Ey kavmim! Durumunuzun gerektirdiğini yapın, doğrusu ben de yapacağım. Sonucun kimin için hayırlı olacağını bileceksiniz. Zulmedenler şüphesiz kurtulamazlar." (Enam Suresi, 135)

Ey kavmim, bütün yapabileceğinizi yapın; şüphesiz, ben de yapacağım. Kime aşağılatıcı azap gelecek ve yalancı kimdir, yakında bileceksiniz. Siz gözetleyip durun, ben de sizinle birlikte gözetleyeceğim. (Hud Suresi, 93)

Artık siz ortaklarınızla toplanıp yapacağınız işi karara bağlayın da işiniz size örtülü kalmasın, sonra hakkımdaki hükmünüzü -bana süre tanımaksızın- verin. (Yunus Suresi 71)

Artık siz bana, toplu olarak dilediğiniz tuzağı kurun, sonra bana süre tanımayın. (Hud Suresi, 55)

Ayetlerde de görüldüğü gibi müminler, Allah’tan başka hiçbir kimseden veya olaydan korkmazlar. NE KADAR ŞİDDETLİ BİR OLAYLA KARŞILAŞIRLARSA KARŞILAŞSINLAR MUTLAKA LEHLERİNE OLACAĞINI, ŞER GİBİ GÖRÜNEN OLAYIN ARKASINDA ÇOK BÜYÜK HAYIRLARIN OLDUĞUNU BİLDİKLERİ İÇİN daima huzur, neşe ve rahatlık içinde olurlar.

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.