BOŞ KURUNTU VE ŞÜPHELERLE DİNDAR, VATANSEVER İNSANLARI TUTUKLAYIP HAPSETMEK, MAHKEMELERDE SÜRÜNDÜRMEK BÜYÜK BİR ZULÜMDÜR


Bilindiği üzere cezaevlerindeki doluluk oranları son yıllarda ülkemizdeki en yüksek seviyeye ulaşmıştır. Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü ile Avrupa Konseyi tarafından konuya ilişkin yıllık açıklanan rapor ve istatistiklerde ne yazık ki listenin en üst sıralarında yer almaktadır. 

Kısa bir özet yapmak gerekirse,

 Geçmiş 30 yıl içerisinde ülkemizdeki tutuklu ve hükümlü sayılarındaki yıllık artış oranları %2,5 seviyelerindeyken, bu artış oranı son birkaç yıl içerisinde yıllık %10'ların üzerine çıkmış,

 Ülkemizdeki cezaevi yoğunluğu %122,5’lere ulaşmış ve bu oranla ülkemiz Avrupa genelinde “Aşırı Kalabalık Hapishaneler Bulunduran Ülkeler” listesinde Rusya'nın bile önüne geçerek BİRİNCİ SIRAYA yükselmiştir.

Konuya ilişkin detaylı istatistiklerin bulunduğu basın açıklamamızı aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz

http://www.net-cevap.com/duyurular/degerli-aydin-siyasetci-gazeteci-ve-kanaat-onderlerimize-acik-mektup

Bu araştırma ve istatistikler arasından öne çıkartmak istediğimiz ve üzerinde önemle durulması gerektiğini düşündüğümüz esas konu ise, SON YILLARDA SAVCILIKLARA YAPILAN SUÇ İHBARLARINDAKİ İNANILMAZ ARTIŞLAR ve akabinde savcılık talebiyle uygulanan haksız ve hukuksuz tutuklamalar ile ilgilidir. 

Yapılan istatistik çalışmaları ile açıklanan raporlarda;

 Cumhuriyet Başsavcılıklarına yapılan suç ihbarlarında geçmiş yıllara göre büyük artışlar olduğu, 2018 senesinde 80 bin olan ihbar sayısının 2020 senesinde 200 bini geçtiği, 

 Ancak bu ihbarların %74,5'i gibi yüksek bölümünün soruşturulmasına dahi gerek görülmediği, 

BUNA RAĞMEN YİNE DE

 2020 itibarıyla ülkemizde 13 Milyon kişinin Şüpheli, 4 Milyon kişinin ise Sanık konumuna geldiği,

 VATANDAŞLARIMIZIN NEREDEYSE %20'SİNİN YA ŞÜPHELİ YA DA SANIK KONUMUNDA BULUNDUKLARI ACI GERÇEĞİ 

gözler önüne serilmektedir. 

Bu durum ülkemizdeki ihbar sisteminin, birbirlerine husumet besleyen kişiler ya da bir diğerini korkutmak, tehdit etmek veya menfaat sağlamak isteyenler tarafından adeta bir cezalandırma yöntemi gibi kullanılmakta olduğunu açık ve net bir şekilde ortaya koymaktadır. Ayrıca, haklı olarak bu durum vatandaşlarımızın büyük oranda huzurunu kaçırıp rahatsız etmekte, insanımızın neşe ve mutluluğunu kaybetmesinde de büyük bir rol oynamaktadır. 

Binlerce insanın suçsuz yere mahkeme mahkeme dolaştırmasının, masum olmalarına rağmen durduk yere suçsuz olduklarını ispat mecburiyetinde kalmalarının, kendilerini savunabilmek için pahalı avukatlara kucak dolusu paralar ödemelerinin ve türlü türlü yargılama masrafına katlanmalarının, “Vatandaş şikayet etti, biz ne yapalım” ya da “Ülkede İhbar Hürriyeti Var” denilerek geçiştirilmesinin GERÇEK ADALETİ TESİS EDEMEYECEĞİ de ortadadır. 


İHBAR HÜRRİYETİ ŞÜPHE ÜZERİNE DEĞİL GÜVEN ÜZERİNE KURULMALIDIR

Elbette “İhbar Hürriyeti” anayasal bir haktır. Ancak sistemin sağlıklı işleyebilmesi için bu hürriyetin aslen ŞÜPHE ÜZERİNE DEĞİL, VATANDAŞA GÜVEN ÜZERİNE KURULMASI GEREKLİDİR. Yani bu hürriyetin, birbirlerine husumet besleyen kişiler ya da bir diğerini korkutmak, tehdit etmek ya da menfaat sağlamak isteyenler tarafından suistimal edilmesine ve adeta bir cezalandırma yöntemi gibi kullanılmasına ENGEL OLMAK DA DEVLETİMİZİN BİR DİĞER GÖREVİDİR.

Ne var ki şu an bu hürriyet açıkça suistimal edilmekte, hiçbir delil veya somut bulgu göstermeden yazılan iki satır yazı ile haksız yere şikayet edilen insanlar, örgüt kurmak gibi ağır bir suçlamayla bile yargılanıp mağdur edilebilmektedirler. 

Görevini hakkıyla yapan cumhuriyet başsavcılarımızı ve mahkemelerimizi elbette tenzih ederiz ama,

Şikayetleri gerektiği gibi inceleyip araştırmayan,

Şüpheliler lehindeki delilleri dahi değerlendirmeye almayıp umursamayan,

Şüphelilerin savunma haklarını kullanmalarına, hatta konuşmalarına dahi izin vermeyen,

En ufak bir vicdani sorumluluk dahi duymaksızın kolaylıkla tutukluluk talep eden savcılıklar ile neredeyse her tutuklama talebini istisnasız yerine getiren 

mahkemeler sebebiyle vatandaşlarımızın yaşadıkları mağduriyetler, artık ALENİ BİR ZULÜM HALİNİ ALMIŞ BULUNMAKTADIR. 

ELLE TUTULUR SOMUT BULGU VEYA DELİLLER OLMADAN SIRF İKİ SATIRLIK MESNETSİZ İTHAM VE İDDİALARA BAKARAK BOŞ KURUNTU VE ŞÜPHELERE KAPILMAK, BU SEBEPLE DE İNSANLARI TUTUKLAYIP HAPSETMEK VE MAHKEMELERDE SÜRÜNDÜRMEK BÜYÜK BİR ZULÜM DEĞİLSE NEDİR? 

Elbette ki “adaletin kestiği parmak acımaz” ama sağlıklı işlemeyen yargı mekanizmalarında da adaletten söz etmek mümkün olmaz? Beraatle sonuçlanan bunca davada, suçsuz olmalarına rağmen haklarını savunabilmek için mücadele eden, özgürlüğü elinden alınan, malına mülküne el konulan, ailesinden uzak düşen, ağır mahkeme masraflarını üstlenmek zorunda bırakılan vatandaşlarımızın uğradığı ağır ve geri getirilmesi asla mümkün olmayan kayıplar nasıl telafi edilecektir?

Bugün demokrasi ile yönetilen hiçbir hukuk devletinde kendi vatandaşını bu derece mağdur eden benzer bir sistem daha bulunmamaktadır. Yapılan araştırma ve istatistikler birçok vatandaşımızın ya bu anormal sistemin mağduru olduklarını ya da kendisinin veya yakınlarının benzer bir şekilde mağdur edileceğinden korkup çekindiklerini ortaya koymaktadır. Birçok vatandaşımızın bu çekince ve huzursuzluk sebebiyle artık ülkesini terk etmeyi dahi göze aldığı, rahat ve huzurlu bir yaşam için Avrupa ülkelerine gitmenin hayallerini kurduğu da bilinen bir gerçektir. 

VATANDAŞLARIMIZIN MADDİ VE MANEVİ İMKANLARININ, TÜM GÜÇ VE ENERJİLERİNİN, ÖMÜRLERİNİN EN VERİMLİ ÇAĞLARININ ADLİYE KORİDORLARINDA YA DA CEZAEVİ KÖŞELERİNDE YİTİP GİTMESİNİN KİMSEYE BİR ŞEY KAZANDIRMADIĞI, AKSİNE ÜLKEMİZ İÇİN ÇOK BÜYÜK BİR KAYIP OLDUĞU DA ORTADADIR. 

Tüm bu acı gerçekler bir yana, zulüm boyutundaki uygulamaların eleştirilmeyip bunlar karşısında sessiz kalınmasının, daha da vahimi başkalarının yaşadığı mağduriyetlerden zevk alıp bundan büyük haz duyan bir kesimin varlığı da oldukça şaşırtıcıdır. 

MASUM, GENCECİK, DİNDAR, AYDIN, VATANPERVER İNSANLARIN SUÇSUZLUKLARI ALENEN ORTAYA ÇIKMASINA RAĞMEN, SIRF DEKOLTE GİYİNİYOR YA DA DANS EDİYOR DİYE TARİHTE BENZERİ GÖRÜLMEMİŞ ON BİNLERCE YILLIK HAPİS CEZALARINA MAHKUM EDİLİP CEZAEVLERİNDE ÖLÜME TERK EDİLMELERİNİN ANORMALLİĞİ ORTADADIR. ANCAK BUNDAN DAHA ANORMAL OLAN İSE, BU DURUMDAN MUTLULUK DUYUP CİNNET GEÇİRİRCESİNE SEVİNÇ ÇIĞLIKLARI ATAN, HABER YA DA SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMLARI YAPAN AZIMSANMAYACAK SAYIDA İNSANIN VARLIĞIDIR. 

Güzel vatanımızda sevgiyle mutlu, huzurlu ve kardeşçe yaşamak varken bu anlamsız sistem yüzünden insanlarımıza niçin cehennem gibi bir hayatın layık görüldüğünü artık tüm vatandaşlarımızın artık oturup düşünmesi ve “Türkiye niçin böyle olmak zorunda?”, “biz de Avrupa'daki gibi rahat ve huzurlu yaşasak ne kaybederiz?” diye kendilerine sorması zamanı gelmiştir. 

Değerli kamuoyunun bilgilerine saygılarımızla sunarız.