BİLİMSEL MÜTALAALAR, DAVA DOSYALARINDA SAVUNMANIN ÖNEMLİ BİR PARÇASI OLAN DEĞERLİ HUKUKİ DELİLLERDİR


Sayın Adnan Oktar ve birçok arkadaşımızın asılsız itham ve delilsiz iftiralar sebebiyle yargılandıkları davada, yargılananların suçsuz olduklarını bilimsel, tarafsız ve objektif olarak tüm yönleriyle ortaya koyan ve ispat eden 35’den fazla “Uzman Görüşü” (veya diğer adıyla bilimsel mütalaa) savunma avukatlarımız tarafından dava dosyasına sunulmuş bulunmaktadır. 

Her biri konusunun uzmanı ve kendi dalında otorite olarak kabul edilen çok değerli bilim insanları, duayen hukukçular, akademisyenler, Türk Ceza Kanunu yazan profesörler, Yargıtay Onursal Başkan ve Üyeleri, adli bilişim uzmanları, emekli Jandarma ve Emniyet görevlileri tarafından dava dosyamız incelenerek hazırlanan ve ortada suç ya da suça ilişkin hukuki hiçbir delilin ya da somut bulgunun olmadığını açık şekilde ortaya koyan bu uzman görüşlerinin her biri en muteber savunma delillerinde biridir. 

Uzman Görüşünün Hukuki Dayanakları, Doktrin Ve Yargıtay Uygulamalarındaki Yeri Ve Önemi

Uzman görüşü (veya diğer adıyla bilimsel mütalaa ya da özel mütalaa) ilk defa 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 293. maddesi ile düzenlenip hukukumuza girmiştir. M.293’e göre taraflardan her biri, dava konusuyla ilgili olarak, uzmanından bilimsel mütalaa alıp mahkemeye sunabilir ve bu uzmanın da duruşmada dinletilmesini talep edebilirler. 

Ayrıca, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda (CMK), Ceza Yargılaması Sistemi'nde “uzmanından bilimsel mütalaa” alınabilmesini bir “hak” olarak açıkça düzenlemiştir. CMK m. 67, f. 6 hükmü uyarınca “... şüpheli veya sanık, müdafii veya kanuni temsilci, yargılama konusu olayla ilgili olarak, uzmanından bilimsel mütalaa alabilirler.” denilmektedir.

Burada belirtilen “uzmanından bilimsel mütalaa alınması” olgusu, “hukuki mütalaayı” ifade etmektedir.

Yani “dava konusuyla ilgili Uzman Görüşü almak ve bunu dava dosyasına sunmak” her şeyden önce vatandaşlarımıza tanınmış yasal bir hakkın kullanımıdır.

Ayrıca, Yargıtay uygulaması ile doktrinde de ifade edildiği üzere, mahkemeler adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkının gereği olarak, taraflarca dosyaya sunulan uzman görüşünü değerlendirmek ve buna ilişkin kararlarını da gerekçelendirmek zorundadırlar. 

Yargıtay birçok kararında uzman görüşü sunulmasına rağmen yerel mahkemelerin uzman görüşü konusunda herhangi bir değerlendirmede bulunulmaksızın karar vermiş olmalarını eksik inceleme olarak değerlendirmiştir.

Örnek vermek gerekirse, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2016 tarihli bir kararında dava konusu olaya ilişkin dosyaya hukuki bir mütalaa sunulmuş olmasına rağmen, yerel mahkeme tarafından hukuki mütalaa konusunda herhangi bir değerlendirmede bulunulmaksızın eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı hüküm tesis edilmesini hukuka aykırı bulmuştur.

Bunun yanında, Yargıtay'ın bizzat kendi birçok kararında, hukuki mütalaalara doğrudan atıf yapıldığına da sıklıkla rastlanmaktadır. 

Örnek vermek gerekirse;

"Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 21.4.1994 tarih, E.1994/565, K.1994/3295 sayılı kararına karşı oy yazan Gönen Eriş ve İhsan Demirkıran, karşı oy yazılarında, dava dosyasına konulan ve öğretim üyeleri tarafından kaleme alınan iki ayrı hukuki mütalaaya atıf yapmak suretiyle kendi görüşlerine bu mütalaalarda savunulan görüşleri destek yapmışlardır."(www.hukukcu.com/bilimsel/kararlar/ticaret001.bt)

"Benzer şekilde, Yargıtay 14. Hukuk Dairesi de 8.3.1983, E. 1982/6969, K. 1983/1836 sayılı kararında diğer gerekçelerinin yanında, Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'ndeki bir dosyada yer alan ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Usul Hukuku Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlhan E. Postacıoğlu'nun vermiş olduğu hukuki mütalaayı da gerekçe göstermek suretiyle kararında hukuki bir mütalaaya doğrudan atıfta bulunmuştur." (http://www.kazanci.com.tr/cgi-bin/highlight.c-i?file)

Bu konu ayrıca doktrinde de yer bulmuş; 

Ceza Hukuku Profesörü Yusuf Karakoç, talep üzerine hazırlanan mütalaalarda da bir konu ya da uyuşmazlıkla ilgili görüş ve çözüm önerilerinin bilim insanı sıfatıyla ortaya konulduğunu belirtmiştir. Sayın Karakoç ayrıca, “uzmanı” tarafından, “bilimsel”, “tarafsız” ve “objektif” olarak açıklanan hukuki mütalaaların TMK m. 1, f. 3 anlamında “bilimsel görüş” olarak nitelendirilmesi ve hakimlerin kararlarını verirken bu mütalaalardan yararlanmaları gerektiğinin de altını çizmiştir. (Karakoç, s.67)

Uzman Görüşlerinin Değeri ve Etkinliği ile Bunlara İlişkin İtirazlardaki Tutarsızlıklar

Akademisyenler tarafından talep üzerine hazırlanan uzman görüşleri, ilgili dava dosyalarına sunulmalarıyla birlikte aleniyet kesp etmekte, ayrıca ilgilileri tarafından yayınlanmak ya da bilimsel makalelerde alıntılanmak sureti ile hukuk kamuoyunun bilgi ve incelemesine de sunulmaktadırlar. Bu sebeple, herhangi bir davaya sunulmak üzere hazırlanan uzman görüşü, onu kaleme alanın kanıtlanmış tarafsızlığı ve ciddiyeti ile yakından ilişkilidir. 

Yani, bilim insanları kaleme aldıkları mütalaalarının değerinin ve etkinliğinin “bilimsel”, “tarafsız” ve “objektif” şekilde hazırlanmasına bağlı olduğunun bilinci ve ciddiyetiyle hareket etmektedirler. Bu sebeple konusunun uzmanı ve kendi dalında otorite olarak kabul edilen bilim insanları, duayen hukukçular, akademisyenler ile Yargıtay Onursal Başkan veya Üyeleri tarafından kaleme alınan uzman görüşleri, bilimsel olarak itirazı mümkün olmayacak düzeyde hukuki dayanak ve detaylar içeren bir profesyonellikte hazırlanmaktadırlar. 

Zaten konusunun uzmanı bir bilim insanı tarafından bu tarif ettiğimiz özelliklere haiz bir uzman görüşü hazırlandığında, –aynı Adnan Bey ve arkadaşlarımızın yargılanmakta oldukları dava dosyasında olduğu gibi– dosyanın karşı tarafının ortaya koyabileceği hukuki bir delil veya belgesi de olmadığından tek yapılabilen (hiçbir şey yapmamış konumunda olmamak için), Uzman Görüşleri'nin; 

Ya güya bağımsız mahkemeleri etkilemek amacıyla hazırlanmış oldukları,

Ya da ücret karşılığında hazırlanmış olmaları sebebiyle sözüm ona tarafsız olamayacakları

şeklinde hukuki ve bilimsel dayanaktan yoksun iki itiraz ileri sürmekten öteye gidememektedir.

Ancak, uzman görüşlerinin doğrudan mahkemeye değil, davanın taraflarından birisine sunulmuş olması, tarafların da kendi görüşlerini destekleyen uzman görüşlerini dava dosyasına sunmalarının kendilerine yasalarla tanınmış savunma hakkının kullanımı kapsamına girmesi ilk iddiayı (yani uzman görüşlerinin mahkemeleri etkilemek amacıyla hazırlandıkları iddiasını) daha en baştan geçersiz kılmaktadır. 

İkinci iddiaya gelecek olursak bu husus, Yrd. Doç. Dr. Şafak NARBAY ve Yrd. Doç. Dr. İbrahim ÖZBAY tarafından hazırlanan TÜRK HUKUKUNDA HUKUKİ MÜTALAANIN ÖNEMİ VE NİTELİĞİ başlıklı bilimsel makalede son derece açık ve net bir şekilde incelenmiş, bu iddianın geçersizliği de şu sözlerle ortaya konulmuştur:

“Gerçekten de bir hukuki mütalaanın salt ücret karşılığında alınmış olması nedeni ile bilimsellikten ve tarafsızlıktan yoksun olduğu şeklinde bir bakış açısı ya da değerlendirmenin bizzat kendisi hukuksal ve objektif bir değerlendirme olmaktan uzaktır.

“Özellikle, öğretim üyeleri tarafından hazırlanmış olan ve yayımlanmak suretiyle gün ışığına çıkarılan hukuki mütalaa ve bilirkişi raporlarından oluşan eserler, tıpkı monografik çalışmalar, şerhler, ders kitapları ve makaleler gibi, hukukun gelişmesinde son derece önemli işlev görmektedirler. Çünkü, bu eserlerde yer alan hukuki mütalaalarda bilim adamları tarafından ortaya konulan değerlendirmelere birçok bilimsel çalışmada atıflar yapılmakta, bu mütalaalar kaynak olarak gösterilmekte ve bu durum bilim camiasi tarafından da olumlu olarak karşılanmaktadır.

“Bunun yanında, bir hukuki mütalaanın sırf ücret karşılığında hazırlatılmış olması, o mütalaanın bilimsellikten ve tarafsızlıktan uzak olduğu şeklinde değerlendirilmesi sonucunu doğuracaksa, o zaman aynı değerlendirmenin "bilirkişi raporları" için de yapılması gerekir. Çünkü bilirkişiler de kendilerine mahkeme tarafından takdir edilmiş bir ücret karşılığında bu görevi ifa etmektedirler. Ancak, hukuki mütalaaya ücret karşılığında hazırlatıldığı için karşı olanlar, aynı karşıtlığı bilirkişi raporları için sergilemezler ki, bu da hukuki mütalaaya olan karşıtlığın "hukuksal" ve "objektif" olmadığının bir başka göstergesidir.” 

(Türk Hukukunda Hukuki Mütalaanın Önemi ve Niteliği, Yrd. Doç. Dr. Şafak NARBAY ve Yrd. Doç. Dr. İbrahim ÖZBAY, s.143, http://earsiv.erzincan.edu.tr/xmlui/handle/20.500.12432/1135?locale-attribute=en)

Ayrıca, bu husustaki tüm hukuki görüş ve açıklamaları bir kenara bıraksak bile, UZMAN GÖRÜŞLERİNİN SALT ÜCRET KARŞILIĞI HAZIRLANMIŞ OLMALARI SEBEBİYLE GÜYA TARAFSIZ OLAMAYACAKLARINI İDDİA ETMENİN, UZMAN GÖRÜŞLERİNE İMZA ATAN KİŞİLERİN UNVANLARINI, SOSYAL STATÜLERİNİ, MESLEKİ KARİYER VE SORUMLULUKLARINI PARA KARŞILIĞINDA RİSKE EDİP KULLANDIRDIKLARINI İDDİA ETMEK ANLAMINA GELECEĞİ de açıktır. 

Bunun ise en başta mesleklerine yıllarını vermiş ve her biri konusunun uzmanı hatta otoritesi kabul edilen akademisyenlere, bilim insanlarına, yargıtay onursal başkan ve üyeleri ile uzman görüşü sunan tüm hukuk insanlarına açık bir hakaret ve iftira olacağından, kabul edilmesi mümkün bir iddia değildir. 

Sayın Adnan Oktar ve Arkadaşlarımızın Yargılanmakta Oldukları Dava Dosyasına Sunulan Uzman Görüşleri 

Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız hakkında dava dosyasına,

‼️ Örgüt, cinsel istismar, irade fesadı, fetö iltisakı ve kara para aklanması gibi itham ve iddialarının tamamının hiçbir somut bulgu, resmi rapor ya da delile dayanmadıklarını, bu sebeple hukuken geçersiz olduklarını, 

‼️ Dijital materyaller adı ile dosyaya eklenen delillerin ise sonradan yapay olarak oluşturulmuş sahte deliller olduklarını, dava dosyasına bu şekilde eklenmiş yüzlerce sahte delil tespit edilmiş olduğunu,

‼️ TBAV ile arkadaşlarımızın şirketlerini yönelik yapılan mali suçlamaların da hukuken hatalı ve geçersiz olduklarını, Masak tarafından hazırlanan raporların ise taraflı, yanlış ve hukuka aykırı olduklarını, 

ortaya koyan çok sayıda uzman görüşü savunma avukatları tarafından sunulmuştur.

Her biri konusunun uzmanı Türkiye'nin önde gelen duayen hukuk ve bilim insanları tarafından hazırlanan, kullanılan bilimsel metod ve profesyonellikleri ile içeriklerindeki hukuki delil ve dayanaklar sebebiyle itiraz edilmeleri mümkün olmayan Uzman Görüşleri'nden bir kısmının kısa bir listesini vermekte de fayda görmekteyiz.

1. Yargıtay 19. Ceza Dairesi Onursal Başkanı Ramazan Özkepir’in mali suçlamalarla ilgili iddiaların geçersizliğini ortaya koyduğu mütalaası;

2. Yargıtay 11. Ceza Dairesi eski Üyesi Kubilay Taşdemir’in mali suçlamalarla ilgili iddiaların geçersizliğini ortaya koyduğu mütalaası;

3. Yargıtay 4. Ceza Dairesi Onursal Başkanı Osman Yaşar’ın arkadaş camiamız hakkındaki örgüt suçlamasının hukuki olmadığını delilleriyle ortaya koyduğu mütalaası; 

4. Yargıtay 5. Ceza Dairesi Onursal Başkanı Ahmet Ceylani Tuğrul’un cinsel suçlar ve irade fesadı iddialarının geçersiz olduğuna dair mütalaası;

5. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi Onursal Başkanı Bilal Kartal’ın Vakfa yönelik iddiaların geçersizliğini ortaya koyduğu mütalaası;

6. Yargıtay 6. Ceza Dairesi eski Üyesi Ali Turhan’ın ortada herhangi bir suç örgütü olmadığını gözler önüne seren mütalaası;

7. Yargıtay 4. Ceza Dairesi Onursal Başkanı Osman Yaşar’ın cinsel suçlamaların doğru olmadığını ortaya koyan mütalaası;

8. Yargıtay 4. Ceza dairesi Onursal Başkanı Osman Yaşar’ın Fetö iltisakı ithamının hukuki olmadığını gösteren mütalaası;

9. Adli Bilişim uzmanı Tuncay Beşikçi’nin dosyadaki dijital verilerin hukuken geçersiz olduğunu ortaya koyan mütalaası;

10. Adli Bilişim uzmanı Tuncay Beşikçi’nin dosyadaki HTS raporlarının hukuki olmadığına dair mütalaası;

11. Adli Bilişim Uzmanı Adem Taşkaya’nın dosyada yer alan Whats app yazışmalarının hukuki delil olarak kullanılamayacağını gösteren mütalaası;

12. Polis akademisi Öğretim Üyesi, emekli Kriminal Daire Emniyet Müdürü Mustafa Kaygısız’ın dosyadaki el yazısı belgelerle ilgili olarak iddia makamının iddialarının doğru olmadığını gösteren kriminal raporları;

13. Polis Akademisi Öğretim Üyesi, emekli Kriminal Daire Emniyet Müdürü Yasin Ataç’ın müşteki B. Ö. adına sahte imza kullanıldığını gösteren raporu;

14. Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Daire Balistik Bölümü eski Başkanı Abdurrahman Kaya ve Kriminal Daire eski Başkanı Hakan Çebi’nin dosyada yer alan sözde silahlı saldırı iddiasının doğru olmadığını gösteren raporları;

15. Cumhurbaşkanlığı eski Başdenetçisi, eski Maliye Bakanlığı Başmüfettişi Noyan Alper Ünal’ın MASAK raporlarındaki hukuk dışılığı ortaya koyan mütalaaları;

16. Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Ses ve Görüntü Bölümü kurucusu Albay Levent Güner’in, Adnan Oktar’a isnad edilen ses kayıtlarının ona ait olmadığını gösteren bilimsel raporu; 

17. Hacettepe Üniversitesi Psikiyatri Bölüm Öğretim Üyesi Prof. Cengiz Kılıç’ın dini telkinle iradeyi fesada uğratarak cinsel saldırıda bulunulduğu iddiasının geçersiz olduğunu gösteren mütalaası.

Burada sadece bir kısmına yer verdiğimiz ülkemizin değerli akademisyenleri ve bilim insanları ile duayen hukukçuları tarafından “bilimsel”, “tarafsız” ve “objektif” şekilde hazırlanmış olan bu uzman görüşleri (veya mütalaalar), Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın masumiyetlerini hukuki ve bilimsel olarak ispat etmişlerdir.

Dosyamızın karşı tarafı olan husumetli müştekiler ile vekilleri de bu sebeple büyük bir çaresizlik içerisine düşmüşler, savunma avukatları tarafından dava dosyasına sunulan bu uzman görüşleri karşısında aciz kalmış konumunda olmamak için, yukarıda da sözünü ettiğimiz gibi kendilerince bu kıymetli delil hükmündeki mütalaaları itibarsızlaştırma çabasına girişmişlerdir. 

Ancak yukarıda detaylı olarak açıkladığımız üzere müşteki vekillerinin bu yersiz ve mesnetsiz iddiasının herhangi bir geçerliliği olmadığı ortadadır. 

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.