BERİL KONCAGÜL’ÜN ŞİKAYETİNİN TAKİPSİZLİK ALMASI, TARAFSIZ ve ÖNYARGISIZ OLARAK GEREKLİ HUKUKİ ARAŞTIRMA YAPILDIĞINDA İFTİRAYA MARUZ KALDIĞIMIZIN KOLAYLIKLA İSPATLANABİLDİĞİNİN DELİLİDİR.

Bugün (4.12.2021) bazı basın organlarında yer alan “En Gözde Kediciğine Dava Açtı” başlıklı haber, Adnan Oktar ve arkadaşlarının 2018’den bu yana nasıl bir kumpas ve iftira kampanyasına maruz kaldığının görülmesi açısından son derece önemlidir. Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki Sayın Adnan Oktar, Beril Koncagül’e durduk yere dava açmamış, iftira ve yalan beyan olduğu hukuken ispatlanmış bir duruma karşı anayasal hakkını kullanmıştır. 

Olay şöyle gerçekleşmiştir; 

Etkin pişman sanık Beril Koncagül Silivri'deki yargılamaların başladığı 17.09.2019 tarihli ilk duruşmanın çıkışında hem (güya) Adnan Bey'in el sallamak suretiyle kendisini tehdit ettiğini iddia etmiş hem de kime ait olduğu belli olmayan bazı sosyal medya paylaşımlarını mahkemeye sunarak bunlardan Adnan Bey ve arkadaşlarımızı sorumlu tutmuştur. Beril Koncagül bu hayali iddialarını aynı zamanda Silivri C.B.Savcılığına da taşımış ve suç duyurusunda bulunmuştur. 

Ancak, Silivri C.B.Savcılığı'nca yürütülen 2019/11222 sor. numaralı soruşturma neticesinde, BERİL KONCAGÜL’ÜN İDDİALARININ DOĞRU OLMADIĞI TESPİT EDİLEREK 28.02.2021 tarih 2021/2996K sayılı KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA DAİR KARAR VERİLMİŞTİR. Savcılık tarafından yapılan soruşturma kapsamında, 17.09.2021 tarihli duruşmanın görüntüleri mahkemeden celbedilmiş ve bilirkişilerce incelenmiştir. Bunun üzerine hazırlanan CD inceleme tutanağında, “İDDİA EDİLEN EYLEMLERİN YAŞANMADIĞI” resmi olarak belgelenmiştir. Yani, SAYIN ADNAN OKTAR'IN, BERİL KONCAGÜL’Ü TEHDİT ETMEDİĞİ HATTA KENDİSİNE EL BİLE SALLAMADIĞI BİLİRKİŞİ RAPORUYLA İSPATLANMIŞTIR.

"Kovuşturmaya Yer Olmadığına" dair Savcılık kararı aşağıdadır:

Ayrıca, Silivri C.B.Savcılığı, Beril Koncagül vekili tarafından dosyaya sunulan sosyal medya paylaşımlarını da incelemiş ve BU PAYLAŞIMLARIN SAYIN ADNAN OKTAR ile BİR BAĞLANTISININ BULUNMADIĞINI, ayrıca paylaşımların içeriğinde HERHANGİ BİR SUÇ UNSURUNA DA RASTLANMADIĞINI 28.05.2021 tarih, 2021/2996K. sayılı takipsizlik kararında şöyle gerekçelendirmiştir: 

“... Tüm soruşturma evrakı bir bütün olarak değerlendirildiğinde her ne kadar müştekinin şikayeti üzerine şüpheli hakkında tehdit suçundan soruşturma işlemlerine başlanılmışsa da; şüphelinin alınan beyanlarında müştekiyi tehdit etmediğini ve ettirmediğini, müştekiye duruşma sırasında da el sallayarak selam vermediğini beyan etmesi ve 21/04/2021 tarihli CD İNCELEME TUTANAĞI'NDA ŞÜPHELİNİN MÜŞTEKİYE EL SALLAYARAK SELAM VERME ŞEKLİNDE BİR EYLEMİNİN BULUNMADIĞININ BELİRTİLMESİ KARŞISINDA; MÜŞTEKİNİN ŞÜPHELİ TARAFINDAN TEHDİT EDİLDİĞİ İDDİALARININ SOMUT DELİLLER İLE DOĞRULANAMAYAN SOYUT İDDİA MAHİYETİNDE KALDIĞININ ANLAŞILDIĞI ...

... Müşteki vekili tarafından dosyaya sunulan söz konusu paylaşımların tarafımızca incelenmesi sonucunda paylaşımların herhangi bir tehdit ya da başkaca suç unsuru içermediğinin görüldüğü ...” 

Görüldüğü üzere, Beril Koncagül gerçekte hiç yaşanmamış, var olmayan hayali bir iddia kurgulamış ve bunun üzerinden Sayın Adnan Oktar'ı ve arkadaş camiamızı suçlamaktan çekinmemiştir. 

Bu gerçek aynı zamanda, Beril Koncagül'ün (ve diğer tüm müşteki ve sözde etkin pişman sanıkların) Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız hakkında ileri sürdüğü, hiçbir resmi belge, rapor ya da delile dayanmayan diğer tüm itham ve iddialarının da, benzer şekilde gerçek dışı birer iftiradan ibaret olduklarını göstermesi bakımından oldukça önemlidir.

Bilindiği üzere, Beril Koncagül ismi basında da sıkça geçen dosyanın sözde etkin pişman sanığıdır. Gerek Adnan Oktar Bey’i gerekse bizleri canı gibi seven bu genç hanım, tıpkı dosyadaki diğer etkin pişmanlar gibi, hem husumetli müştekiler tarafından ağır bir baskı altına alınmış ve korkutulmuş, hem de haksız yere suçlanıp cezaevine gönderilerek buradan tek çıkış yolunun diğer sanıklara iftira atmak olduğuna inandırılmıştır. 

Benzer durum bu dosyanın (sözde) müştekileri için de geçerlidir. Dosyada tek bir tane dahi doğal müşteki bulunmamaktadır. Müşteki hanımlar, medya ve sosyal medya üzerinden küçük düşürülme, ailelerinin mağdur edilmesi, para ve mal varlıklarına el konulması, tutuklanma, müşteki olmazlarsa sanık olacakları, ... gibi tehditlerle ardarda yalan söylemek, yargılananlara yönelik uydurma, asılsız ve mesnetsiz ithamlarda bulunmak zorunda bırakılmışlardır. 

Dosyanın soruşturma ve duruşma savcısı Serdar Akan'ın talimatıyla Bursa Yenişehir Kadın Cezaevi'ne gönderilen ve penceresi dahi olmayan bir ceza hücresine kapatılan, yaklaşık 6 ay boyunca orada tutulan, yazdığı mektuplarda soğuktan dudaklarının mosmor olduğunu, böcek ve sineklerin çokluğundan koğuşlarında hijyeni sağlayamadıklarını, doktora, ilaca, sağlıklı ve temiz yemeğe ulaşamadıklarını anlatan Beril Kocagül en sonunda irade fesadına uğramış ve canını kurtarabilmek için kendisine dikte edilen yalanların altına imzasını atmıştır. 

Beril Koncagül olayında ortaya çıkan ve devletimiz eliyle deşifre edilen yalanlar, DOSYANIN TAMAMINA HAKİM OLAN YALAN SÖYLEME TAKTİĞİNİN sadece küçük birer örneği niteliğindedir. 

Dosyanın her noktasında ve her aşamasında bu yalan beyan taktiği kullanılmış ve adeta nefes almadan bir ton yalan söylenmiştir. Sadece mahkeme huzurunda ya da emniyet beyanlarında değil, televizyon yayınları, gazete demeç ve haberlerinde de bu yalanlar ardı arkası kesilmeden devam etmiştir. İçi boş, aksi ispatlanması çok kolay yalanlarla akıl almaz tahribatlar oluşmuş, aileler mahvolmuş, maddi-manevi çok büyük zararlar görülmüş, masum insanlar 10 binlerce yıllık cezalarla cezaevlerinde çürümeye terk edilmiştir. Aradan geçen 3 yıllık süre zarfından evlatlarının suçsuz yere cezaevlerinde tutulmalarına ve burada maruz bırakıldıkları fena muamelelere daha fazla dayanamayan 36 acılı anne - baba hayatını kaybetmiş, bir bu kadar anne - baba ise hastalanıp yatağa düşmüş, dağılıp perişan olmuşlardır

Bu operasyonun ilk gününden itibaren Yüce Türk Adaletine güvenen ve bu güveninde zerre sarsılma olmayan bizler, ülkemizin hukuk, adalet, sevgi, dostluk, kalite, neşe ile dolu olmasını isteyen aydın, vatansever, dindar insanlarız. Bu istek ve temennimizin tüm basın mensupları tarafından da paylaşıldığına eminiz. 

Ancak, bu temenninin hayata geçmesinde en büyük sorumluluğu olanlardan biri olarak tüm halkımız gibi bizim de değerli basın mensuplarımızdan beklentimiz, öfkeden, kışkırtmadan, galeyandan, sevgisizlikten uzak, kim için olursa olsun adaleti savunan, itidalli, ön yargısız, araştıran ve doğruyu yazmaktan çekinmeyen, ideolojisi vicdanına perde olmayan bir yayın anlayışının hakim olması için çaba göstermenizdir. 

İşte o zaman, Türkiye kimsenin bu ülkeden gitmek istemeyeceği, her düşünceden ve inançtan insanın birinci sınıf vatandaş olarak yaşayacağı, sokaklarına neşe, güven, huzur ve bereketin hakim olduğu aydınlık bir ülke olacaktır.

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.