SAYIN AVUKAT BÜLENT DEMİR’İN HUKUKÇU KİMLİĞİ İLE BAĞDAŞMAYAN AÇIKLAMALARINA CEVAPLARIMIZ


Avukat Bülent Demir, 9 Haziran 2021 tarihli TV100 ekranlarında yayınlanan Gün Biterken isimli programda hukuka uygun olması için yargılamalar esnasında somut elle tutulur delillerin var olmasının gerekliliğinden bahsetmiştir. Ancak, hemen akabinde Adnan Oktar ve arkadaşlarının yargılandığı davayı örnek vererek, dava dosyamızda yer alan ve usule aykırı elde edilmiş, içeriğinde hiçbir suç unsuru taşımayan, suç unsuru olmadığı için de sonradan hukuk dışı yollarla ilave olarak sahteleri üretilen dijital verileri hukuki delillermiş gibi yorumlamıştır. 

Avukat Bülent Demir, peşpeşe kurduğu cümlelerinde önce hukuki, somut delilin var olmasının olmazsa olmaz olduğundan bahsetmiş ancak hemen akabindeki cümlesinde Adnan Oktar davasında aleyhte tek bir somut delil olmadığını ve tüm dijital verilerin hukuksuz elde edilmiş, büyük kısmının da sonradan üretilmiş, sahte deliller olduğu gerçeğini göz ardı etmiştir. Bu şekilde kendi içinde çelişkiye düşmüş hem hiçbir gerçekliği olmayan hem de hukuken hükme esas alınamayacak yasak delilleri bir hukukçunun asla kabul etmeyeceği şekilde güya somut, gerçek ve hukuki delillermiş gibi kamuoyuna lanse etmiştir.

Sn. Adnan Oktar ve arkadaşları 40 yıldır siyasiler, gazeteciler, akademisyenler, kanaat önderleri ile birlikte kamuoyunun gözleri önünde bilimsel ve kültürel çalışmalar yürüten seçkin bir arkadaş topluluğudur. 40 yıldır aralıksız ve hiçbir çıkar gözetmeksizin sadece toplum barışı ve faydası hedeflenerek yapılan bu özverili çalışmalar hiçe sayılarak, birtakım önyargılı ve asılsız ithamlarda bulunmak insafla ve vicdanla bağdaşmamaktadır. TV ekranlarında elde hiçbir somut delil olmadan, kulaktan dolma dedikodularla, şayialarla gerçek dışı, uydurma yorumlar yapması, adaleti, tarafsızlığı ve dürüstlüğü temsil etmesi gereken bir hukuk insanına hiç yakışmayacak bir tavırdır.

Bir kısım medyada doğru habere, gerçek bilgiye, dürüst ve hakkaniyetli yorumlara ulaşmanın adeta imkansız hale geldiği şu günlerde, Türk halkının artık ekranlara çıkan yorumculardan beklediği, ezbere, dayatılmış, dürüstlük ve samimiyetten uzak konuşmalar değil gerçek, somut bilgiler ile gerçekleri aydınlatacak samimi, insaflı ve dürüst değerlendirmelerdir. 

Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarını organize suç örgütü olarak lanse etmek gerçeklerden tamamen uzak, zorlama, akıl ve vicdana aykırı bir iddiadır. Bu, Türk halkının da asla inanmadığı ve itibar etmediği bir ithamdır. Bu nedenle, ekranlara çıkan kişilerin, toplumun modern, akıllı, eğitimli, kültürlü, inançlı, vatansever olmasını hedefleyen, tertemiz bir camia olan Sn. Adnan Oktar ve arkadaşlarını birtakım suçlarla veya suç örgütü olmakla ilişkilendirmesi ancak derin bir art niyet ve husumet ya da ağır baskı ve korkutma ile yapılan bir dayatma ve talimatın sonucu olarak açıklanabilir. 

Oysa, asıl gündem yapılması, çözüm bulunması, tedbir alınması gereken, Türkiye’yi bir ağ gibi sarmış olan gerçek suç örgütleri, mafyalar, çeteler, devlet içinde odaklanmış birtakım karanlık kripto derin devlet artığı çıkar gruplarıdır. 3 yıldan bu yana bütün Türkiye tüm açıklığıyla gerçekleri gördüğü ve masumiyetimize kesin kanaati geldiği halde,  Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızı adeta bir tehdit unsuruymuş, korkutucu bir güçmüş gibi akla ziyan, saçma  bahanelerle gündeme getirmek talimatlı, planlı ve organize bir karalama kampanyasının parçasından başka bir şey değildir.

Bülent Demir’in, 9 Haziran 2021 tarihli programda yaptığı konuşmalarına dönecek olursak kendisi, yorumlarına (sözde) dayanak olarak Adnan Oktar ve arkadaşlarının İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davada yer alan tape kayıtları, teknik ve fiziki takipler, aramalar, kriminal deliller, bulunan bilgisayar kayıtları, telefon dökümlerini göstermiştir. 

Gerçekte ise, Adnan Oktar davasında m bu dijital verilerin, baştan beri süregiden bir kumpas mekanizması içinde, usule aykırı şekilde elde edildiği ve buna ek olarak da sonradan oluşturulan sahte delillerle yargılama yapıldığı yargı sürecinde tüm ayrıntı ve kanıtlarıyla oraya çıkmıştır. Üstelik bu durum, bilirkişi raporlarıyla da ispat edilmiştir. 

Eğer, Sayın Bülent Demir gerçekten tüm verileri ve raporları kamuoyuyla paylaşma konusunda samimiyse, Türkiye’nin önde gelen hukukçuları, akademisyenleri, adli bilişim uzmanları tarafından dosyaya sunulmuş olan raporları da halkımıza tarafsız bir tutumla anlatması gerekirdi. Bülent Bey’in anlatmaktan imtina ettiği ve suçsuzluğumuzun delilleri olan bu raporlardan bazıları şöyledir:

1. Yargıtay 19. Ceza Dairesi Onursal Başkanı Ramazan Özkepir’in mali suçlamalarla ilgili iddiaların geçersizliğini ortaya koyduğu mütalaası;

2. Yargıtay 11. Ceza Dairesi eski Üyesi Kubilay Taşdemir’in mali suçlamalarla ilgili iddiaların geçersizliğini ortaya koyduğu mütalaası;

3. Yargıtay 4. Ceza Dairesi Onursal Başkanı Osman Yaşar’ın arkadaş camiamız hakkındaki örgüt suçlamasının hukuki olmadığını delilleriyle ortaya koyduğu mütalaası; 

4. Yargıtay 5. Ceza Dairesi Onursal Başkanı Ahmet Ceylani Tuğrul’un cinsel suçlar ve irade fesadı iddialarının geçersiz olduğuna dair mütalaası;

5. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi Onursal Başkanı Bilal Kartal’ın Vakfa yönelik iddiaların geçersizliğini ortaya koyduğu mütalaası;

6. Yargıtay 6. Ceza Dairesi eski Üyesi Ali Turhan’ın ortada herhangi bir suç örgütü olmadığını gözler önüne seren mütalaası;

7. Yargıtay 4. Ceza Dairesi Onursal Başkanı Osman Yaşar’ın cinsel suçlamaların doğru olmadığını ortaya koyan mütalaası;

8. Yargıtay 4. Ceza dairesi Onursal Başkanı Osman Yaşar’ın Fetö iltisakı ithamının hukuki olmadığını gösteren mütalaası;

9. Adli Bilişim uzmanı Tuncay Beşikçi’nin dosyadaki dijital verilerin hukuken geçersiz olduğunu ortaya koyan mütalaası;

10. Adli Bilişim uzmanı Tuncay Beşikçi’nin dosyadaki HTS raporlarının hukuki olmadığına dair mütalaası;

11. Adli Bilişim Uzmanı Adem Taşkaya’nın dosyada yer alan Whats app yazışmalarının hukuki delil olarak kullanılamayacağını gösteren mütalaası;

12. Polis akademisi Öğretim Üyesi, emekli Kriminal Daire Emniyet Müdürü Mustafa Kaygısız’ın dosyadaki el yazısı belgelerle ilgili olarak iddia makamının iddialarının doğru olmadığını gösteren kriminal raporları;

13. Polis Akademisi Öğretim Üyesi, emekli Kriminal Daire Emniyet Müdürü Yasin Ataç’ın müşteki B. Ö. adına sahte imza kullanıldığını gösteren raporu;

14. Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Daire Balistik Bölümü eski Başkanı Abdurrahman Kaya ve Kriminal Daire eski Başkanı Hakan Çebi’nin dosyada yer alan sözde silahlı saldırı iddiasının doğru olmadığını gösteren raporları;

15. Cumhurbaşkanlığı eski Başdenetçisi, eski Maliye Bakanlığı Başmüfettişi Noyan Alper Ünal’ın MASAK raporlarındaki hukuk dışılığı ortaya koyan mütalaaları;

16. Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Ses ve Görüntü Bölümü kurucusu Albay Levent Güner’in, Adnan Oktar’a isnad edilen ses kayıtlarının ona ait olmadığını gösteren bilimsel raporu; 

17. Hacettepe Üniversitesi Psikiyatri Bölüm Öğretim Üyesi Prof. Cengiz Kılıç’ın dini telkinle iradeyi fesada uğratarak cinsel saldırıda bulunulduğu iddiasının geçersiz olduğunu gösteren mütalaası.

Burada sadece bir kısmına yer verdiğimiz bu bilimsel rapor ve mütalaaların ortaya koyduğu hukuki gerçeğin Sayın Bülent Demir tarafından da incelenmesi ve tüm bu bilgiler ışığında vicdani kanaatini kamuoyuyla paylaşması gerektiği kanaatindeyiz. 

Bilindiği üzere, Adnan Oktar ve arkadaşları hakkındaki soruşturma 2016 yılında isimsiz sahte bir ihbarla başlatılmıştır. Bu tarihten, 2018 yılının Temmuz ayına kadar, yani TAM 2 YIL BOYUNCA, camiamıza yönelik her türlü teknik takip yapılmış ancak ortada iddia edildiği gibi hiçbir suç unsuru bulunamamıştır. Telefon tapelerinde bir arkadaş topluluğunun gündelik hayatına dair konuşmalar, teknik fiziki takiplerde ise sıradan her Türk vatandaşının sosyal hayatında yer alan sıradan olaylar yer almaktadır. 

Bu nedenle, elde edilen veriler camiamıza bu kumpası düzenleyen "gerçek suç örgütü"ne istediği malzemeyi sağlamamıştır. “Lüks villalarda zincirlere vurularak hapsedilmiş, gece-gündüz dayak yiyen, işkence gören, saçları kesilen, tecavüze uğrayan genç kızlar” olmadığı, hukuka ve ahlaka aykırı tek bir kare bile yaşanmadığı polisimiz tarafından da bu teknik takip sürecinde bizzat görülmüştür.

İşte, bu verilerle Adnan Oktar ve arkadaşlarının tutuklatılıp cezaevlerine gönderilmesi mümkün olamayacağından, kumpas çetesinin önceden belirlediği senaryoya uygun olarak hukuk dışı yöntemlerle oluşturulan mebzul miktarda sahte delil soruşturma dosyasına eklenmiştir. Bunun için de operasyon sürecinde, görülmemiş boyutlardaki galiz hukuksuzluklara imza atılmıştır.

Aramadalardaki hukuka aykırılıkları kısa başlıklarla özetleyecek olursak;

‼️ Arama yapılan adreslere, arama işlemlerinin devam ettiği sıralarda ilgisiz yüzlerce kişinin sokulması, mühürlenen adreslere basın mensuplarının ve husumetli kişilerin girmiş olmaları,

‼️ Arama kararında sadece ilgili adreslerde arama yapılacağı belirtilmesine rağmen kişilerin üzerlerinde, müştemilat ve eklentilerde ve araçlarda arama yapılması,

‼️ Arama kararı sadece tek bir konutta, örneğin Yamaçlı Sokak No: 36’ya ilişkin olduğu halde No: 37-38-39’da da arama yapılmış olması,

‼️ Arama kararı olmadığı halde bazı konutlarda savcının sözlü talimatıyla arama yapılması,

‼️ Arama sırasında hazirûnun hazır edilmemesi ya da hazirûn olarak şüphelilerin hazır edilmiş olması,

‼️ Hazirûnun aynı anda iki farklı yerde olarak tutanaklarda gösterilmesi ile gerçeğe aykırı tutanaklar düzenlenmesi, 

‼️ Arama bölgelerinin kendi içinde farklı farklı birimlere bölünmesi ve arama işleminin onlarca polisin arama işlemine katılması ile gerçekleşmesine rağmen sadece 3 kişinin hazır bulunduğunun not düşülerek hayatın olağan akışına dahi uygun olamayacak şekilde tutanakların tanzim edilmesi,

‼️ CMK m.122’ye aykırı olarak belge ve kâğıtların kolluk tarafından incelenmiş olması,

CMK Madde 134’e göre aykırılıkları özetleyecek olursak ise;

‼️ El konulan dijital materyallerin mühürlü delil torbasında taşınmaması, ağzı açık çöp torbalarıyla ve bir kısmı ise tamamen açıkta taşınması, 

‼️ Cep telefonlarının emniyette açılması, bu telefonların emniyette iken internete bağlanmaları, günlerce açık kalması, bir kısmının farklı yerlerde dolaştırılması, 

‼️ Kuvvetli şüphe sebeplerinin ve başka suretle delil elde etme imkanının bulunmamasının gösterilmemesi, savcılık talep yazısında ve 4. Sulh Ceza Hakimliği kararında bu hususlardan hiç bahsedilmemiş olması,

‼️ El koyma kararı verilmemiş olmasına rağmen birtakım dijital materyallere el konulması,

‼️ Dijital materyallere el konulurken “hangi gerekçe ile el konulduğunun” (şifrenin çözülememesi, incelemenin uzun süreceği gibi) gerekçeler tutanağa yazılmadan ve mühürlü torbalara konulmadan el koyma işleminin yapılmış olması,

‼️ El konulan dijital materyallerin imaj alma işlemleri sırasında şüpheli, müdafi veya kararı veren hakimin huzurunda yapılmaması,

‼️ CMK m. 134/3-4 hükümlerine uymadan, herhangi bir kopyalama girişiminde bulunmadan, doğrudan el koyma yapılması sebepleriyle kanunda öngörülen şekil şartlarına uyulmaması.

Şu kesin gerçeği burada önemle vurgulamak isteriz ki sıradan bir davada, yukarıda sayılan usulsüzlük ve hukuksuzluklardan tek bir tanesinin dahi gerçekleşmiş olması, toplanan delillerin yok hükmünde sayılması için yeterlidir.

Ancak, söz konusu olan Adnan Oktar ve arkadaşlarının yargılandığı dava olunca, kanuna, hukuka aykırı onlarca uygulama pervasızca yapılmış ve kovuşturma ve soruşturma aşaması da dahil olmak üzere elde edilen tüm bu hukuksuz, usulsüz, gerçek dışı ve sahte delillerin hepsi yargılama safhasında ana unsur olarak kabul edilerek hükme esas alınmıştır. Birgün kanun ve adalet karşısında bu görülmemiş hak ve hukuk ihlallerinin hesabının verileceğinin akla bile getirilmediği bir rahatlık ve özgüven sergilenmiştir.

İşte tüm bu nedenlerden ötürü, 11 Temmuz 2018’de camiamıza yönelik düzenlenen polis operasyonuyla birlikte yapılan yüzlerce hukuksuzluğu göz ardı ederek, içinde aleyhimizde gerçek, somut, hukuki tek bir delil, belge, ya da bulgu olmayan, aksine sonradan düzenlenmiş sahte delillerle, yalan beyanlarla, uydurma hikaye ve senaryolarla kurgulanmış, içine sunulmuş ve masumiyetimizi ispat eden lehimize binlerce kanıt, belge, rapor, tanık beyanı vb. belgenin mahkeme heyeti tarafından akıl almaz bir biçimde yok sayıldığı dosyayı gerçek ve hukukiymiş gibi yansıtmak Avukat Bülent Demir’in hukukçu kimliği ile asla örtüşmediği gibi vicdanlarda da derin bir iz bırakmaktadır. 

İleri demokrasinin, hukuk devletinin hakim olduğu bir sevgi birliği içerisinde aydınlık bir Türkiye için temennimiz Avukat Bülent Demir ve onun gibi TV ekranlarına çıkarak kanaat bildiren hukukçuların, gazetecilerin, akademisyenlerin ve siyasetçilerin herkes için adaletin, dürüstlüğün, hakkaniyetin öncüsü ve temsilcisi olmalarıdır.

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.

Adnan Oktar Davası Hakkında

Daha Geniş Bilgi İçin

https://iddialaracevap.blogspot.com