–ADALET BAKANLIĞI’NA AÇIK MEKTUP– ADNAN OKTAR DAVASININ GÖRÜLDÜĞÜ MAHKEMENİN ESKİ BAŞKANI GALİP MEHMET PERK'İN İMZA ATTIĞI HUKUKSUZLUKLAR


Kamuoyunda “Adnan Oktar Davası” olarak bilinen davada, yargılamayı yürütecek mahkeme heyetinin oluşturulmasından başlayıp tarihte benzeri görülmemiş on binlerce yıllık mahkumiyet kararlarının açıklandığı son celseye kadar, camiamıza yönelik sayısız haksız, hukuksuz ve anormal uygulama ile çok sayıda şüpheli ve şaibeli karara imza atıldığı bugün artık birçok vatandaşımız tarafından fark edilmiş bulunmaktadır. 

Bir kısım basında yer alan çok sayıdaki yalan ve çarpıtma haberler ile delilsiz itham ve iftiralara karşın, dava dosyasını inceleyen tüm hukukçular ile konuya sağduyu ve samimiyetle yaklaşan herkes, aslında ortada herhangi bir suç veya suç unsurunun bulunmadığını açık şekilde görmüşlerdir. Ayrıca, mahkeme heyeti tarafından tarafsız ve adil bir yargılamanın yürütülmediğini, tek bir sabıkası olmayan masum insanların, kendilerini doğru düzgün savunma fırsatı bile bulamadan on binlerce yıllık -adeta idam hükmündeki- hukuk dışı mahkumiyet kararlarıyla karşı karşıya kaldıklarına tüm Türkiye bilmektedir.

Yargı kurumu içerisinde kök salmış karanlık bir derin devlet yapılanmasının mahkeme heyeti üzerinde kurmuş olduğu ağır baskılar sebebiyle; Türk hukuk tarihinde ilk kez karşılaşılan ve bugüne kadar en ağır suçları işleyen teröristlere dahi verilmeyen anormal mahkumiyet cezalarıyla sonuçlanan hukuk dışı bir süreç herkesin gözleri önünde yaşanmıştır.

Yargılama boyunca, Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın herhangi bir somut suç isnadıyla değil özel yaşamları ve inançları nedeniyle yargılandıkları Mahkeme tutanaklarına geçmiştir. Sözde silahlı suç örgütü kurma, kara para aklama, cinsel saldırı gibi son derece ağır iftira ve karalamalara maruz kalan arkadaşlarımıza yaklaşık 1.5 yıl süren yargılama boyunca bir kez dahi bu konularla ilgili soru sorulmamıştır. Bunların yerine, tüm yargılama boyunca arkadaşlarımıza, Anayasamızla açıkça korunan hak ve özgürlüklerini ihlal eden, görülmemiş bir tutumla,

‼️ “Neden bikini ile fotoğraf çektirdin?”, 

‼️ “Neden çocuk doğurmadın?”, 

‼️ “Neden Başkanlık seçimlerinde oy vermedin?”, 

‼️ “Abdülhamit’i neden eleştirdin?”, 

‼️ “Kaç vakit namaz kılıyorsun?”, 

‼️ “İnşaAllah kelimesinde neden A harfini büyük yazıyorsun?”, 

‼️ “Neden marka kıyafetler giyiyorsun?” 

şeklinde,  tümüyle özel hayatlarına, inançlarına, yaşam tarzlarına dair sorular yöneltilmiştir.

Dahası, özel hayata dair tüm bu konular, başlarına “örgütsel saik” ifadesi eklenerek birer suç unsuruymuş gibi gösterilmek istenmiştir. Anayasa ve evrensel sözleşmelerle garanti altına alınmış olan inanç ve yaşam tarzı özgürlüğü hiçe sayılmıştır. 

Bunun da ötesinde Heyet Başkanı Mehmet Galip Perk duruşmalar boyunca; 

‼️ ALENEN SİN KAFLI KÜFÜRLER KULLANMAK

‼️ Hiçbir delil niteliği olmayan ve SANIKLARA AİT OLMADIĞI BİLİRKİŞİ RAPORUYLA SABİT PORNOGRAFİK VİDEOLARI SALONDA DEFALARCA DAYATMAYLA SANIKLARA VE İZLEYİCİLERE İZLETTİRMEK

‼️ Sanıklar ve müdafilerine yönelik AZARLAMA, BAĞIRMA, EL KOL HAREKETLERİ KULLANMAK SURETİYLE AŞIRI SERT VE AGRESSİF BİR TUTUM İÇİNDE BULUNMAK

‼️ Savunma hakkını kullanmak isteyen AVUKATLARI JANDARMA EŞLİĞİNDE SALON DIŞINA ATTIRMAK

‼️ Olur olmaz konularda SESİNİ YÜKSELTEREK SANIKLARIN SAVUNMALARINI YAPARKEN DİKKAT VE KONSANTRASYONLARINI BOZMAK 

ve bunlar gibi daha başka sayısız keyfi, kanun ve usul dışı uygulamalarıyla tarihe geçmiştir. 

Bu süreçte İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi heyetince yapılan belli başlı hukuksuzlukları şöyle sıralayabiliriz:

1. Hukuksuzluklar Daha En Başta Yargılamayı Yürütecek Mahkeme Heyetinin Belirlenmesi Sırasında Başlamış, Hakim ve Savcı Atamalarındaki Doğal Hukuki Sürece Alenen Müdahale Edilerek !!!Özel Seçilmiş!!! Bir Heyet Oluşturulmuştur

Normalde bu davanın iddianamesi, 19.07.2020 tarihinde İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nin heyeti olan hakimler, Mahmut Başbuğ, Ahmet Tarık Çiftçioğlu ve Hasibe Doğan tarafından kabul edilmiş ve tensip zaptı hazırlanmıştır. 

Ancak, aradan 10 gün bile geçmeden 29.07.2019 tarihinde HSK tarafından yayınlanan bir kararname ile İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi bir anda iki ayrı heyete ayrılmıştır. Dava dosyası, iddianameyi kabul eden ve tensip zaptını düzenleyen yani normalde yargılamayı da yürütmesi gereken heyetten alınarak, !!! BU İŞ İÇİN ÖZEL OLARAK SEÇİLEN!!! Başkanı Galip Mehmet Perk ve üyeleri Ahmet Tarık Çiftçioğlu ile Talip Ergen olan bambaşka bir heyete verilmiştir. Hukukun ve adil yargılamanın temel ilkelerinden biri olan "Doğal Hakim" ilkesi alenen ve açıkça ihlal edilmiştir. 

Adnan Oktar Davası'ndaki yargılamayı yürütecek mahkeme heyetindeki bu ani ve ilginç değişikliğin aynı zamanda, yargılama sırasında yapılan tüm haksız ve hukuksuz uygulamalar ile hukuka aykırı verilen onbinlerce yıllık haksız mahkumiyet hükümlerinin altında yatan gerçek nedeni de açıkladığı kanaatindeyiz.

2. Yeni Heyetin Başkanı Galip Mehmet Perk'in FETÖ/PYD Bağlantısı ve Hakkında Açılan HSK Soruşturmaları

Mahkeme başkanı Galip Mehmet Perk'in ismi, yargılama esnasında arkadaş camiamıza yönelik takınmış olduğu tarafgir tutum ve imza atmış olduğu sayısız haksız ve hukuksuz uygulamanın yanında, aynı zamanda kendisi hakkında basına yansıyan FETÖ/PYD yapılanması sanıkları ile irtibat ve iltisaklı olduğu haberleriyle ve bu sebeple hakkında başlatılan HSK soruşturmasıyla da kamuoyu gündemine gelmiştir. 

Bu konuda basına da yansıyan haberlere göre Mahkeme başkanı Galip Mehmet Perk'in,

➤ Değişik tarihlerde 2 ayrı cep telefonu üzerinden hakkında FETÖ ile ilgili işlem yapılmış 200’ü aşkın kişi ile irtibata geçtiğinin belirlendiği,

Görüştüğü kişiler arasında, FETÖ/PYD yapılanmasının Tepe Yönetiminde bulunan bazı önemli isimlerinin bulunduğunun da tespit edildiği,

Firari FETÖ’cü ve Şike kumpasının savcısı olan Mehmet Berk’le 14 ayrı görüşmesinin olduğunun belirlendiği,

Telefonla iletişim kurduğu kişiler arasında FETÖ üyeliğinden 11 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan HSYK’nin eski İkinci Daire Başkanı Nesibe Özer'in de bulunduğu,

FETÖ’ye müzahir emniyet personellerinden sorumlu mahrem hizmetler yapılanması içerisinde faaliyet yürüten Ramazan Berk’le de yoğun HTS kaydına rastlandığı, Ramazan Berk’in ise İçişleri Bakanlığı’nda Sosyal Etüt ve Projeler Müdürü iken FETÖ iltisakı nedeniyle KHK ile ihraç edildiğinin tespit edildiği,

Üniversiteden sınıf arkadaşı avukat Selim Yılmaz'ın, FETÖ’nün Türkmenistan yapılanmasından olduğunun ortaya çıktığı; Av. Selim Yılmaz, ‘terörün finansmanı’ ve ‘silahlı terör örgütü üyeliği’ suçundan tutuklandığı ve Yılmaz’ın mahkeme başkanı Perk’le arasında 1 saat 12 dakika ve 3 kısa mesaj iletişim kaydına rastlandığının tespit edildiği,

Av. Selim Yılmaz ile görüşmelerin 17-25 Aralık darbe girişimi sırasında da gerçekleştiği ve Av. Selim Yılmaz’ın hakim Galip Perk’le çekildiği fotoğrafların HSK’nın hakim Galip Perk hakkında yürütülen soruşturma dosyasına eklendiği,

Amcası H. Perk'in Fetö üyeliğinden yargılandığı. Öbür amcası E. Perk'in ise gayri resmi eğitim veren Fetöcü bir yurt ile ilgili olarak sorgulandığı

şeklinde oldukça ciddi somut belge ve bulgu içeren iddialar göze çarpmaktadır.

Mahkeme başkanı Galip Mehmet Perk'in FETÖ/PYD SANIKLARI İLE İRTİBAT ve İLTİSAKI OLDUĞUNA İLİŞKİN HABERLER ile HAKKINDA AÇILAN HSK SORUŞTURMASI DÜŞÜNÜLDÜĞÜNDE, BU KİŞİNİN DAVAMIZ İÇİN ÖZEL OLARAK SEÇİLMİŞ OLDUĞU İHTİMALİ DE HAYLİ YÜKSEK GÖRÜLMEKTEDİR. 

3. Mahkeme Heyeti, Yaklaşık 1,5 Yıllık Yargılama Süreci Boyunca Tarafların İfadelerini Almak Dışında Başka Hiçbir Hukuki İşlem Yapmamıştır

Mahkeme heyeti yaklaşık 1,5 yılı bulan yargılama sürecinde tarafların ifadelerini almak ve esas hakkındaki mütalaaya karşı diyeceklerini sormak (ki bu soruların da cevaplarını, sanıkların savunmalarını bile dinlemeden sözlerini sürekli yarıda kesip, savunmalarını tamamlamalarına izin vermeyerek yerlerine göndermiştir) HARİCİNDE HİÇBİR İŞ VEYA İŞLEM YAPMAMIŞTIR. İlgili kanun ve yönetmeliklerin tümüne aykırı olacak şekilde;

➤ Yargılananlara atılı suçlamalara ilişkin olarak TEK BİR DELİL ARAŞTIRMASI DAHİ YAPMAMIŞTIR.

➤ Savunmanın dinlenmesini talep ettiği TEK BİR TANIĞI DAHİ DİNLEMEMİŞ,

➤ Yargılananların şikayetçiler ile yüzleşmelerine müsaade etmemiş, haklarındaki şikayetlere ilişkin şikayetçilere TEK BİR SORU SORMALARINA DAHİ İZİN VERMEMİŞTİR.

➤ Yaklaşık 4 bin sayfadan oluşan dava iddianamesi kabul edilmesinin üzerinden 1-1,5 ay sonra yargılananlara tebliğ edilmiştir. Ancak tebliğ üzerinden henüz daha 1 ay bile geçmeden mahkeme heyeti duruşmalara başlamış, ne yargılananlara ne de avukatlarına SAVUNMA HAZIRLAYABİLMELERİ İÇİN GEREKEN YETERLİ SÜREYİ VERMEMİŞTİR. 

➤ İddianamenin yaklaşık 100 bin sayfayı bulan eklerini SANIKLARA RE'SEN TESLİM ETMESİ GEREKİRKEN ETMEMİŞ; sanık müdafileri uzun uğraşları sonucunda alabilmişler ancak, onda da basılı kopyaları değil sadece CD kayıtlarını vermiştir.

➤ CD kayıtları tutuklu yargılananlara ancak duruşmalar başladıktan sonra misafir olarak götürüldükleri Silivri 1 nolu kapalı cezaevindelerken ulaşmıştır. Ancak bu kez de misafir tutukluların bilgisayar kullanma hakkı olmadığından, YARGILANANLAR ELLERİNDE İDDİANAME EKLERİ İLE SAVUNMA EVRAKLARI OLMADAN, BİLGİSAYAR KULLANIP DA DOSYA İÇERİĞİNE DAHİ BAKAMADAN SAVUNMA YAPMAK ZORUNDA BIRAKILMIŞLARDIR.

tüm bu aleni zora sokma ve engellemeler sonucunda ise:

– DOSYANIN HACMİ VE SUÇ İSNATLARININ FAZLALIĞI, 

– İDDİANAMENİN GEÇ VE EKSİK TEBLİĞ EDİLMİŞ OLMASI, 

– SAVUNMA HAZIRLAMAK İÇİN GEREKLİ OLAN TEKNİK İMKANLARIN YETERSİZLİĞİ 

– YARGILANLARA EK SÜRE VERİLMEMESİ 

gibi nedenlerle, ADİL YARGILANMA HAKKIMIZ AÇIK BİÇİMDE İHLAL EDİLMİŞTİR.

4. Mahkeme Heyeti Açık Şekilde Taraflı Bir Yargılama Yürütmüş, Yargılananlara ve Savunma Avukatlarına Karşı Son Derece Sert ve Agresif Bir Tutum Sergilemiştir 

Mahkeme heyeti, tüm yargılama süreci boyunca yargılananlara ve savunma avukatlarına karşı çok sert ve agresif bir tutum sergilemiş, kimi zaman alaycı üsluplarla kimi zaman ise bağırarak, kızarak sözlerini kesmiş, özgürce konuşup savunma yapmalarına müsaade etmemiş; çeşitli el, kol hareketleri ve yüz mimik ve ifadeleri ile azarlama tonu kullanarak yargılananlar ve savunma avukatları üzerinde psikolojik baskılar kurmuştur. 

Müştekiler ile müşteki avukatlarının istisnasız tüm taleplerini kabul eden mahkeme heyeti, YARGILANANLARIN ve SAVUNMA AVUKATLARININ TALEPLERİNİ İSE İSTİSNASIZ ŞEKİLDE HAKSIZ GEREKÇELERLE REDDETMİŞ, ÇOĞU ZAMAN İSE HERHANGİ BİR GEREKÇE DAHİ GÖSTERMEMİŞTİR

5. Yargılananlara İddianame Sınırlarını Aşan, Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Eden Soruları Hem Kendisi Yöneltmiş Hem de Sorulmasına İmkan ve Müsaade Etmiştir

Yargılama sırasında mahkeme heyeti, müşteki avukatlarının yargılananlara -hukuka aykırı şekilde- hem iddianame sınırlarını aşan, hem de özel hayatın gizliliğini ihlal eden sorular sormalarına müsaade etmiştir. Hatta mahkeme başkanı Galip Mehmet Perk bununla da yetinmemiş, bizzat kendisi de yargılananlara hukuka aykırı benzer sorular yöneltmiştir. 

Örneğin yargılananlara yöneltilen, 

"Günde kaç vakit namaz kılıyorsun?" 

"Abdesti nasıl alıyorsun?" 

"Neden dekolte giyiyorsunuz?" 

"Neden sosyal medyada Abdülhamit’i eleştirdin?" 

"Neden çocuk doğurmadın?" 

"Nasıl korunuyorsun?" 

"Evli bir kadının çocuk yapmaması normal mi?" 

"Neden bikini ile fotoğraf çektirdin?" 

"Neden baş örtünü çıkardın ya da neden baş örtüsü kullanmaya başladın?" 

"Neden oy verdin veya oy vermedin?" 

"Neden bedelli askerlik yaptın?" 

şeklindeki soruların tamamı aslında vatandaşların özgür iradelerine bırakılan, Anayasal haklarla koruma altına alınmış kişisel tercihlere ilişkindir.

Bu ve benzeri soruların, vatandaşlarımızın Anayasa ve çeşitli yasalar ile koruma altına alınan, özel hayatın gizliliği ve özel yaşama saygı hakkını ihlal eden, din ve vicdan hürriyetini ihlal eden sorular oldukları aşikardır. Mahkeme heyeti, hem şikayetçilerin ve şikayetçi avukatlarının yargılananlara dava kapsamı dışındaki bu ve benzeri sorular sormalarına müsaade ederek, hem de kendisi bizzat böyle sorular sorarak yargılananların en temel vatandaşlık hak ve hürriyetlerini ihlal etmiştir. 

6. Mahkeme Heyeti yargılananların savunma yapmalarına izin vermemiş, savunma esnasında avukatlarından hukuki yardım almalarına da engel olmuştur

Mahkeme heyeti tarafından yargılananların savunma yapmalarına izin verilmemiştir. Bunun yerine soru-cevap şeklinde sorgu yapılmış ve sorgu sırasında savunma avukatlarının yargılananlara hukuki yardım ve müdahalesine de izin vermemiştir. 

Yargılananların, savunmalarında belirledikleri sıra ve anlatım düzenine uymasına müsaade edilmeksizin, farklı konularla ilgili sorular sorulması, yargılananların savunma insicamını bozmuş ve kendilerini istedikleri şekilde özgürce savunmalarına engel olmuştur. Bu durum yargılananların savunma hakkı ihlalinin açık örneklerinden birisidir. 

Dava dosyası mahkeme heyetinin, -özellikle de başkan Galip Perk'in- yargılananların sözünü keserek savunma bütünlüklerini bozduğu, kimi zaman savunma yapılırken savunmayı “Zaman Kaybı” olarak nitelediği, kimi zaman ise “Yeter, sus, kes sesini” veya “Hadi hadi, çabuk konuş, devam et devam” şeklindeki azarlama mahiyetindeki sözlerle yargılananlar üzerlerinde baskı oluşturup onları yönlendirdiği ve özgür iradeleriyle ifade vermelerine engel olduğu sayısız örnekle doludur. 

Öte yandan, yargılananların sorgu esnasında, avukatlarından yardım almalarına da mahkeme heyeti tarafından müsaade edilmemiştir. Bu durum yargılananların, sorgu da dahil olmak üzere soruşturma ve kovuşturmanın tüm aşamalarında avukat yardımından yararlanması hakkına aykırı olduğu gibi Adil Yargılanma Hakkının da açık bir ihlalidir.

7. Yasa Dışı Yollarla Elde Edilmiş, Bu Sebeple Delil Hükmünü Kaybetmiş Ve Doğru Olmadıkları da Bilirkişi Raporlarıyla İspatlanmış Bazı Ses Kayıtları Üzerinden Yargılananlara Sorular Yöneltilmesi Yasalara Aykırıdır

Hukuka aykırı yöntemlerden birisi olan gizli kayıt yöntemiyle elde edilmiş ve bu sebeple kanunen delil hükmü bulunmayan, bilirkişi raporlarıyla doğru olmadığı ispatlanmış bazı sahte ses kayıtları yargılama esnasında dinletilmiş ve hem mahkeme heyeti hem de şikayetçi avukatları tarafından bu sahte kayıtlar üzerinden yargılananlara yasalara aykırı olarak çeşitli sorular yöneltilmiştir. 

Konuyla ilgili olarak yargılananlar ve savunma avukatları gerekli hukuki itirazları yapmak istediklerinde çoğu zaman kendilerine konuşma hakkı dahi tanınmamıştır. İtirazlarını dile getirme imkanı bulduklarında da mahkeme heyeti savunmanın tüm bu itirazlarını görmezden gelmiş ve “soruların iddianame kapsamında olduğu” şeklindeki anlaşılmaz bir gerekçeyle büyük bir hukuksuzluğa imza atmıştır. 

Ayrıca, yargılananların bu ses kayıtlarının kendilerine ait olmadığını ifade etmelerine rağmen, kasetlerin sahte olduklarına dair muteber bilirkişi raporları sunmalarına rağmen bunların mahkeme heyeti tarafından ısrarla sanki yargılananlar aleyhinde hukuki bir delilmiş gibi değerlendirilmesi de Anayasamızın ilgili maddelerine açık şekilde aykırılık teşkil etmektedir. 

8. Bizzat Mahkeme Heyeti Eliyle Evrakta Sahtecilik Yapıldığı Tespit Edilmiştir

Mahkeme heyeti duruşma esnasında söylemediği bazı sözleri mahkeme tutanaklarına sanki söylemiş gibi yazdırmıştır. Normalde bu skandal niteliğinde bir olaydır. Bu durum bilirkişiler marifetiyle deşifre edilen ve dava dosyasına sunulan duruşma tutanaklarına dair resmi çözümlerde (SEGBİS) ortaya çıkmıştır.

Evrakta sahtecilik boyutunda bir suçun varlığına vücut verecek olan bu hususun araştırılması ve aydınlatılması son derece elzemdir. Ancak mahkeme heyeti, savunma tarafından hüküm öncesinde kendisine bu konuda yapılan bildirimler ile düzletme taleplerinin tamamını görmezden gelmiştir. Mahkeme heyeti bu yönüyle zan altında kalmasına rağmen bu hatasıyla birlikte hüküm verme yoluna gitmiştir. 

9. Mahkeme Heyeti Yargılananlara Olduğu gibi Avukatlarına da Agresif ve Saldırgan Davranmış, Avukatların da Özgürce Savunma Yapmalarına Engel Olmuştur 

Mahkeme heyeti, sadece yargılananlara karşı değil, onların avukatlarına karşı da agresif ve saldırgan bir tutum izlemiştir. Yargılamanın başından sonuna kadarki hemen her süreçte mahkeme başkanı tarafından savunma avukatlarının sürekli olarak sözleri kesilmiş, beyan ve taleplerde bulunmalarına müsaade edilmemiş, mikrofonları kapatılmış ve hatta bazı savunma avukatlarının jandarma marifetiyle duruşma salonundan dışarı çıkartılmışlardır. 

Mahkeme başkanı bu tutumuyla etkin savunma hakkının ve adil yargılanma hakkının kullanımına kasten mani olmuştur. Zira, dava dosyasına sunulan dilekçeleri ve savunmaları okumayan, yazılı talepleri kaale almayıp değerlendirmeyen mahkeme heyeti, yargılananlara ve avukatlarına kendilerini savunabilecekleri bir alan bırakmamıştır. Mahkeme heyetinin, sanık müdafilerinin sözlerini kesme ve mikrofonlarının kapatılması suretiyle soru sorma, savunma ve talepte bulunma, sanığa hukuki yardım sağlama haklarını ellerinden aldığına dair dava dosyasında sayısız örnek bulunmaktadır.

Mahkeme başkanının bu yargılama üslubu ve yöntemi, yasalarımızda geçen “Görevi Kötüye Kullanma” suçu kapsamına girdiği gibi, aynı zamanda hukukun temel kavramlarından birisi olan "Silahların Eşitliği" ilkesine de açıkça aykırıdır. 

Ayrıca, mahkeme başkanı savunma avukatlarının konuşmalarına da sık sık müdahale etmiş, onları yönlendirmeye çalışmış ve kendince alaycı ve aşağılama amaçlı üsluplar kullanarak tıpkı yargılananlar gibi avukatları üzerinde de psikolojik baskı kurmuştur. Bu durum savunma avukatlarının etkin savunma yapamamalarına neden olmuş ve yargılananların avukat desteği alma haklarını etkin olarak kullanmalarına da engel teşkil etmiştir.

10. Mahkeme Heyeti, Doğrudan Yargılama Engeli Bulunan Kişiler Bakımından İzin Almaksızın Yargılamaya Başlayarak Yasalara Aykırı Davranmıştır 

Mahkeme heyeti, doğrudan yargılanma engeli bulunan (yani yargılama öncesi ilgili kurumlardan izin alınması gereken) kişiler bakımından iddianameyi kabul edip yargılamaya başlayarak yasalara aykırı davranmıştır. 

Avukatlık Kanunu'nda, “Avukatların avukatlık veya Türkiye Barolar Birliği ya da baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı haklarında soruşturma, Adalet Bakanlığı'nın vereceği izin üzerine, suçun işlendiği yer Cumhuriyet Savcısı tarafından yapılır.” denilmektedir. Yani kanunun açık hükmünde belirtildiği üzere avukatların soruşturulmaları ve yargılanmaları için önden “Bakanlık izni alınması” şart koşulmuştur. 

Yine aynı şekilde, diğer kamu görevlisi olan kişiler bakımından da ilgili idareden soruşturma izni alınması gerekmektedir.

Ancak, tüm bu hususlar gerek yargılananlar gerekse avukatları tarafından duruşmalar sırasında hem yazılı hem sözlü olarak defaatle mahkeme heyetine bildirilmiş olmasına rağmen, mahkeme heyeti bu talep ve bildirimleri açık şekilde görmezden gelmiş ve yasalara aykırı hareket ederek bazı savunma avukatlarını da aynı dosya kapsamında hukuka aykırı şekilde yargılamış, hatta tutuklayıp cezaevine göndermiştir. 


ÖZETLEMEK GEREKİRSE;

 Mahkeme heyeti, yargılama süresince tek bir delil araştırması yapmamış, yargılananların her aşamadaki taleplerinin tümünü reddetmiş, taraflara yargılamanın genişletilmesi talepleri olup olmadığını dahi sormamış, savunmanın tüm tanık çağırma taleplerini de haksız gerekçelerle reddetmiştir. Hatta heyet, dinlenmesini kendisinin re'sen talep ettiği tanık polis memurlarının dinlenmesinden ve birçok mağdur/müştekinin dinlenmesinden bile yine haksız gerekçelerle vazgeçmiştir.

 Mahkeme heyeti, tüm yargılama süreci boyunca yargılananlara ve avukatlarına karşı çok sert ve agresif bir tutum sergilemiş, kimi zaman alaycı üsluplarla kimi zaman ise bağırarak, kızarak sözlerini kesmiş, konuşmalarına müsade etmemiş ve çeşitli el, kol hareketleri ve yüz mimikleri ile yargılananlar ve avukatları üzerinde psikolojik baskı oluşturmuştur.

 Mahkeme başkanı Galip Mehmet Perk, savunma avukatlarının beyanları veya itirazları sırasında çoğu zaman mikrofonlarını kapatarak konuşmalarına izin vermemiş, sonrasında ise beyanları ya kendi istediği şekilde değiştirerek tutanağa geçirmiş, ya da hiç geçirmemiştir.

 Mahkeme heyeti tüm müşteki, mağdur, tanık ve etkin pişmanların ifadelerini soyut ve afaki gerekçelerin arkasına sığınarak yargılananların yokluğunda almış ve yargılananların duruşmalara girip bu kişilerle yüzleşerek onlara soru sorma haklarını ellerinden almıştır. 

 Mahkeme heyeti, yargılananların duruşmalara katılıp şikayetçilerle yüzleşmesine ve onlara soru sormalarına müsaade etmediği gibi, yargılananların avukatlarının müşteki, tanık ve etkin pişmanlara yönelttikleri sorulara da haksız gerekçelerle sürekli müdahale etmiş ve birçok sorunun sorulmasına müsaade etmemiştir.

 Bu kişilerin ifadelerinin alındığı duruşmaların ardından, bu ifadelere ait çözüm tutanaklarının tamamı sanıklara ulaşmadan ve bunları incelemeye vakit bırakmadan alelacele iddia makamından esas hakkında mütalaasını istenmiş ve aynı hızla son savunmaları alarak davanın esası hakkında karara gitmiştir. 

 Mahkeme heyeti pandemi şartlarını da göz ardı ederek -özellikle tutuklu sanıkların avukat desteğinden yararlanamadıklarını bile bile- yargılamaya hızla devam etmiş, yargılananlar ve avukatlarına yeteri kadar süre vermeden cebren savunmalarını almıştır. 

 4100 sayfalık iddianame, 499 sayfalık esas hakkında mütalaa, yaklaşık 50 bin sayfalık müşteki ifadeleri, beyan, sorgu, dijital materyal vb gibi yeküne rağmen, yargılananların son savunmalarını alırken “sadece esas hakkında mütalaaya cevap vermekle” onları kısıtlamış, yargılananların dosya kapsamında savunma yapma taleplerini ise hukuksuz olarak reddetmiştir. Savunma yapmaya devam etmek isteyenleri ise “bağırıp çağırarak” ya da “azarlayarak” yerine oturtmuş, daha da vahimi bu yaşananları çarpıtarak tutanağa geçirtmemiş ya da olduğundan farklı geçirtmiştir.

 DAVANIN ESASINA DAİR HİÇBİR İŞ VEYA İŞLEM YAPMAYA GEREK GÖRMEYEN MAHKEME HEYETİ, müşteki tarafca yapılan tüm talepleri istisnasız şekilde tek tek değerlendirmiş ve hep kabule yönelik kararlar vermiş olmasına rağmen, YARGILANANLAR VE AVUKATLARI TARAFINDAN YAPILAN TALEPLERİN TAMAMINI İSTİSNASI ŞEKİLDE YA GÖZ ARDI ETMİŞ VEYA REDDETMİŞTİR. 

Tüm bu hukuksuzluklar ve daha fazlası duruşma tutanaklarının SEGBİS çözümleri incelendiğinde ve duruşmalar video ortamında izlendiğinde açık ve net şekilde görülüp anlaşılmaktadır

Ne var ki mahkeme heyeti yargılama sonlanmış olmasına rağmen, duruşmaların sesli ve görüntülü kayıtlarını halen daha ısrarla yargılananlara ya da avukatlarına bir türlü vermemektedir. Yargılamaya ilişkin kayıtların yargılananlar ve savunma avukatlarından saklanıyor olması da ayrı bir hukuksuzluk olup gerçeklerin gizlenmeye çalışıldığının da bir diğer göstergesidir.


AVUKATLARIN ULUSLARARASI İNSAN HAKLARI GRUBU, GÖZLEMCİ RAPORU MAHKEME HEYETİNİN YAPTIĞI HUKUKSUZLUKLARI RAPOR HALİNE GETİRMİŞTİR

Yakın zamanda anlattıklarımızın birebir gerçeğin ta kendisi olduğu, hatta belki gerçekte olduğundan daha az veya eksik bile anlatıldığını ispat eden çok önemli bir gelişme yaşanmıştır. 

Bu gelişme, yargılama sürecini baştan sona takip eden ve yargılamaya ilişkin hazırladığı bağımsız gözlemci raporunu geçtiğimiz günlerde “BİR TÜRK MAHKEMESİNİN BAĞIMSIZ BİR GRUBU İMHA ETMESİ HAKKINDA RAPOR” başlığı ile kamuoyuyla paylaşan “Avukatların Uluslararası İnsan Hakları Grubu”nun (kısa adı SIHRG) hazırlamış olduğu gözlemci raporudur. 

SIHRG raporunda yer verilen çok önemli tespit ve değerlendirmeleri incelediğinizde, yargılama esnasında maruz bırakıldığımız haksız ve hukuksuz uygulamaların tamamının, aynı zamanda uluslararası bağımsız bir gözlemci avukat grubu tarafından da nasıl tek tek tespit ve teyit edilmiş olduğuna şahitlik edeceksiniz. 

SIHRG, medeni ve siyasi insan hakları konusunda eğitim, araştırma, gözlem ve raporlama amacıyla 2005 senesinde kurulmuş, Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir sivil toplum örgütüdür. SIHRG bünyesinde dünyanın çeşitli ülkelerinden konusunun uzmanı 138.000'in üzerinde avukattan oluşan dev bir Gözlem Heyeti bulunmaktadır. 

SIHRG, Adnan Oktar ve 236 yargılanan hakkında İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yürütülen yargılamayı, Eylül 2019 - Ocak 2021 tarihleri arasında birisi kurumun direktörü de olan raportör ve üç gözlemciden oluşan 4 kişilik bir avukat heyeti olarak takip etmiştir. 

Heyeti oluşturan avukatların isim ve unvanları şöyledir :

Lionel Blackman (Raportör), Avukat, İnsan Hakları Savunucusu ve SIRGH Direktörü

Sarah Hermitage (Baş Gözlemci), Avukat, İnsan Hakları Savunucusu

Sandip Basu (Gözlemci), Avukat ve SIHRG Sekreteri

Suzanne Valentine (Gözlemci), Avukat ve SIRGH Üyesi

SIHRG raportörü Bay Lionel Blackman geçtiğimiz günlerde yayınladığı 24 sayfalık detaylı gözlem raporunda İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi Başkan ve Üyelerinin yargılama süresi boyunca;

‼️ Açık ve görülür şekilde, yargılananlar aleyhine TARAFLI BİR YARGILAMA yürüttüklerini,

‼️ Yargılananları ve savunma avukatlarını alenen korkutup sindirerek SAVUNMA HAKLARINI ENGELLEDİKLERİNİ,

‼️ Yargılananların ADİL MUAMELE ve ADİL YARGILANMA HAKLARINI İHLAL ETTİKLERİNİ ve VERDİKLERİ KARARIN DA YARGILAMA ÖNCESİNDEN BELİRLENMİŞ OLDUĞUNA DAİR güçlü izlenimler edindiklerini 

açıklamıştır.

RAPORUN ÖZET BÖLÜMÜNDEN DİKKAT ÇEKEN AÇIKLAMALAR:

Rapotör Lionel Blackman, bağımsız gözlem heyeti tarafından yapılan incelemeler ışığında İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından “ADİL BİR YARGILAMANIN YÜRÜTÜLMEDİĞİNİ” belirttikleri raporun özet kısmında;

“SIHRG mahkeme gözlemcilerinden oluşan ekibimiz, ULUSLARARASI STANDARTLAR ve TÜRK YASALARININ BELİRLEDİĞİ STANDARTLAR ÇERÇEVESİNDE ADİL OLARAK NİTELENEBİLECEK BİR YARGILAMA GÖZLEMLEMEDİ” açıklamasında bulunmuştur. 

Raportör, İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ne derece hukuka aykırı bir yargılamanın yürütülmüş olduğuna şahitlik ettiklerini ise:

“Savunma kanıtlarına veya argümanlara karşı ilgisiz ve açıkça sanıkları suçlu bulma, uzun hapis cezalarına mahkûm etme ve böylece SÖZ KONUSU HAREKETİ EZME konusundaki kararlı süreci tanımlamak için “YARGILAMA” KELİMESİNİ OLDUKÇA İSTEKSİZCE KULLANIYORUM.” sözleriyle dile getirmiştir. 

Görüldüğü üzere, Sayın Adnan Oktar ve arkadaş camiamıza yönelik yürütülen yargılama esnasında mahkeme heyeti tarafından yargılananlara yönelik takınılan tarafgir tutum ile maruz bırakıldığımız haksız ve hukuksuz uygulamaların tamamı, aynı zamanda uluslararası bağımsız bir gözlemci raporu ile de tespit ve teyit edilmiş bulunmaktadır. 

Kısa adı SIHRG olan “Avukatların Uluslararası İnsan Hakları Grubu” isimli uluslararası bağımsız gözlemci raporuyla ilgili kapsamlı bilgiyi:

https://iddialaracevap.blogspot.com/2021/10/avukatlarin-uluslararasi-insan-haklari.html

adresinden, raporun tamamını ise ilgili sivil toplum kuruluşunun aşağıdaki web adresinden temin edebilirsiniz.

https://sites.google.com/a/sihrg.org/solicitors-international-human-rights-group/Home

https://drive.google.com/file/d/1kJ40vow_i-0tPo8ye_8M2d_YeD0vQ7xf/view

Saygılarımızla.