ADALET BAKANLIĞI CEZAEVLERİNDEKİ İNSANLIK DIŞI UYGULAMALARI BİR AN ÖNCE DÜZELTMELİDİR


Ülke genelindeki cezaevlerinin büyük kısmında teknik ve fiziki pek çok eksiklik ve yetersizlik bulunduğu kamuoyu tarafından bilinmekte olan bir gerçektir. Ancak teknik eksiklikler bahane edilerek, cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülere sistematik şekilde insanlık dışı uygulamalarda bulunulmasının kabul edilmesi veya mazur görülmesi mümkün değildir. 

Başta bazı arkadaşlarımızın halen tutulduğu cezaevleri olmak üzere, bir çok cezaevindeki koşullar aşağıdaki gibidir:

 Cezaevlerinde Pandemi sebebiyle başlanan vardiyalı çalışma düzeninin kaldırılmasının ardından, dışarıda halen uygulanan birçok tedbir kontrolsüzce ortadan kalkmıştır. Memurlar sayımda koğuşlara maskesiz olarak girmektedir. Mahkumlara yeterli sayıda maske verilmemektedir. Sosyal mesafe kuralı tamamen hiçe sayılmakta, bazı memurlar eldivensiz ve maskesiz olarak mahkumların üzerini aramaktadır.

 Bu durumun yaklaşık 250 bin insanın kaldığı cezaevlerini salgının kucağına atmak anlamına geldiği açıktır. Nitekim çeşitli cezaevlerinde, arkadaşlarımızın kaldığı koğuşlar da dahil olmak üzere, Korona vakalarında hızlı bir artış vardır. 

 Arıza veya bakım gibi gerekçeler gösterilerek kaloriferler yakılmamakta, mahkumların ısıtıcı ve benzeri talepleri ise reddedilerek tutuklu ve hükümlüler soğukta bırakılmaktadır.

 Taş bina içinde dışarıdakine kıyasla soğuğun çok daha kuvvetli hissedildiği, mevcut kalorifer peteklerinin dahi ısınma için yeterli olmadığı göz önünde bulundurulduğunda, kaloriferlerin yakılmamasının mahkumların sağlıklarının ve canlarının alenen tehlikeye atılması anlamına geldiği açıktır. 

 Kronik rahatsızlıkları olan hastaların sürekli kullanmak mecburiyetinde oldukları ilaçları tedarik etmeleri normalin çok üstünde bir zaman almakta, gereksiz birçok bürokratik engel çıkarılarak mahkumların sağlıklı bir yaşam sürmesi engellenmektedir.

 Birçok kurumda hafta sonu revirler kapalı tutulmakta, acil durumlarda bile sağlık hizmeti almak mümkün olmamaktadır. Ateş yükselmesi, tansiyon çıkması, bayılma gibi doğrudan müdahale edilmesi gereken durumlarda dahi hiçbir tıbbi imkan sağlanmamaktadır.

 Ateş ölçer, tansiyon aleti gibi temel sağlık malzemeleri koğuşlara hiçbir şekilde verilmemekte, çoğu zaman yeterli sayıda sağlık memuru da olmadığından mahkumlar hayati tehlike içeren bu durumlarla başbaşa bırakılmaktadır.

 Genel olarak dahi oldukça yetersiz ve sağlıksız olan yemek miktarlarında gözle görülür bir azaltma uygulanmaktadır. 3 kişilik koğuşlara ancak bir kişiye yetebilecek miktarda yemek verilmektedir.

 Yemeklerin miktarının yanında besin değeri ile besin kalitesi de sürekli olarak azaltılmakta, protein içeren yiyecekler neredeyse hiç verilmemektedir. Gelen yemeklerin yanık ve aşırı yağlı olması mahpusların sağlığını ciddi tehlikeye atmaktadır.

 Cezaevlerinde nadir protein kaynaklarından biri olan yumurta birçok kurumda tamamen menüden kaldırılmıştır. 

 Sıcak su ya hiç verilmemekte ya da kısıtlı zamanlarda ve kimseye yetmeyecek kadar az miktarlarda verilmekte; zaman zaman ise sular komple kesilerek hiç su verilmemektedir. 

 Tutuklu ve hükümlülerin kendilerini soğuktan korumak için ailelerinden kıyafet tedarik etmeleri konusunda da sürekli yeni yeni kısıtlama ve zorluklar getirilmektedir. 

 Camları kırık veya hiç olmayan ya da kapanmayan pencereler ısrarla tamir edilmemekte ve soğuğa karşı hiçbir önlem alınmamaktadır.

 Cezaevlerinin kapasitelerinin çok üzerinde tutuklu ve hükümlü tutulmakta, yatak sayıları yetersiz olduğu için birçok hükümlü ve tutuklu ya değişimli olarak uyumakta ya da yerlerde yatmaktadır. 

Burada sadece az bir kısmına yer verdiğimiz adeta zulüm boyutundaki bu uygulamaların ülke çapına yayılmış şekilde çok sayıdaki cezaevinde yaşanılıyor olması, -cezaevi yönetimlerini tenzih etmekle birlikte- bu uygulamaların, tutuklu ve hükümlüler için ekstra bir cezalandırma yöntemi olarak görülüp kasten uygulandığı izlenimini vermektedir. 

İnsan haklarına alenen aykırı olan uygulamaların modern hukukta asla yeri olmadığı gibi, hukuka ve insan haklarına saygılı, çağdaş ve demokratik hiçbir devlet tarafından benimsenip kabul edilmesi mümkün değildir. 

Bu sebeple devlet yetkililerimizden önemli istirhamımız, tutuklu ve hükümlülere yönelik ekstra bir cezalandırma yöntemi olarak kullanıldığı izlenimi veren bu uygulamaların acilen sonlandırılması, hükümlü ve tutukluların sağlıklarının ve hayatlarının güvence altına alınması için gerekli önlemlerin alınması ve yaşanan mağduriyetlerin telafisi için gereken adımların atılmasıdır.

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.