YENİ AÇILAN CEZAEVLERİYLE ÖVÜNEN BİR ÜLKE OLMAMALIYIZ


İnsanların sıradan gerekçelerle tutuklanmaları, cezaevlerinin adeta herkesin bir uğrak yeri haline gelmesi, dizilerde, filmlerde cezaevlerinin hayatımızın bir parçasıymış gibi gösterilmesi, "cezaevi" ve "tutuklama" gibi Türkiye'nin ağır yarası olan felaketleri adeta normalleştirdi. Şu anda Türkiye, inanılması güç bir biçimde, cezaevleri yapmakla övünen bir ülke halini almış durumda. 

Öyle ki, Türkiye'de sadece 4 yılda 94 yeni cezaevi açıldı. 48 yeni cezaevine ise 9 milyar lira yatırım yapıldı. 2023'e kadar toplam 223 yeni cezaevi yapılması hedeflendi. 2021 yılının ilk üç ayında sözleşmesi imzalanan altı cezaevinin toplam bedeli 556 milyon lira. 

Türkiye'nin çok büyük yatırımları cezaevlerine yönlendiriliyor. Ülkenin paraları cezaevi inşaatlarına harcanıyor. İnsanların mutlu olacakları bahçelere, gezinti yerlerine, sanatsal faaliyet alanlarına, yoksul ve evsiz kalan halka, tarım alanlarına, kalkınmaya, sanayiye, bilime para harcanacağına, o para sürekli olarak yeni cezaevi inşaatlarına harcanıyor. 

Türkiye'nin de üyesi olduğu Avrupa Konseyinin, 2020 Ceza İstatistikleri raporuna göre Türkiye, 31 Ocak 2020 tarihi itibarıyla Avrupa Konseyi’ne üye 47 ülke arasında, her 100 bin kişiye düşen tutuklu ve hükümlü sayısında İLK SIRADA yer aldı. Rapora göre Türkiye ayrıca cezaevlerinin aşırı kalabalık olduğu ve cezaevi personeli başına en fazla tutuklu-hükümlünün düştüğü ülkeler sıralamalarında da İLK SIRADA bulunuyor. Avrupa’da 10 gardiyana 16 tutuklu düşerken Türkiye'de 10 gardiyana 48 tutuklu düşüyor. Avrupa Konseyi tarafından “Dünya Basın Özgürlüğü Günü” dolayısıyla yayınlanan bir rapor, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarihinde, ifade ve düşünce özgürlüğünün ihlalinden en fazla mahkum olan ülkenin açık arayla Türkiye olduğunu ortaya koydu.

Bu vahim tablo, İslam'ın güzel ruhunu taşıyan, Anadolu ahlakının sevecenliğini, fedakarlığını yaşatan Türkiye gibi bir cennet ülkede meydana geliyor. 

Ülkenin bir sevgi ülkesi haline getirilmesi için yöntemler geliştirmek ve tedbirler almak yerine, daha fazla kişiyi kilit altında almayı hedeflemek çok ürkütücü bir durum. Ülkenin geleceğe dair kalkınma planı, tutuklamaları ve tutuklamayı gerektirecek suç ve sebepleri ortadan kaldırmanın değil, daha fazla kişinin kapatılacağı hapishaneler inşa etmenin üzerine şekillendiriliyor adeta.

Bir ülkenin, kesintisiz olarak cezaevi inşa etmesi, adeta bununla övünür hale gelmesi, cezaevi açılışlarının halkımıza bir müjde gibi veriliyor olması, o ülkenin sosyal, siyasi ve hukuki yapısı ile ilgili olarak dehşet verici bir tablodur. Tutuklamaların gerekçesiz, keyfi, ideolojik veya siyasi sebeplerle yapılabildiği bir ülke, ciddi sorunlar barındıran bir ülkedir. Bu sorunları görmezden gelerek, bunlara köklü çözümler bulmakla hiç ilgilenmeyerek, her karşılaşılan problemde kişileri kilit altına almak, bunu yapabilmek için de sürekli cezaevi inşa etmek, çok vahim bir duruma işaret etmektedir. 

Cezaevindekiler vatan evlatlarıdır. 

Güzel vatanımız, turistler için, İngilizler için, Amerikalılar için, Avrupalılar için bir cennet; ama vatanın kendi evlatları için her an tutuklanıp cezaevine gönderilebilecekleri bir dehşet mekanına dönüşüyor algısı acilen giderilmelidir. 

Vatanın kendi evlatları, sıradan gerekçelerle tutuklanarak, üst üste insanların kaldığı, küflenmiş ıslak battaniyelerin verildiği, yıkanmak için suya ulaşılmanın mümkün olmadığı, ilaçların alınamadığı, hastalara bakım sağlanamadığı, neredeyse hiçbir insani hakka izin verilmediği küflü, korkunç cezaevlerine gönderilmektedir. Yaşlı, hasta insanlar yine sıradan gerekçelerde evlerinden alınıp saatlerce sorguya çekilmekte, hatta evlerinden, dehşetli polis baskınları ile kapıları kırılıp ters kelepçelenerek alınmaktadır. 

Sevgisini, şefkatini, dayanışma gücünü, mutluluğunu, umudunu kaybetmiş, sürekli tutuklanma, cezaevine gönderilme, sorguya çekilme korkusuyla yaşayan halklar neşelerini, yaşama sevinçlerini, yaratıcı ruhlarını kaybederler. Böyle insanların yaşadığı bir ülke de en büyük gücü ve dayanağı olan halkını büyük ölçüde yitirmiş olur. 

Türkiye, böyle bir dehşet ülkesi olmayı hak etmemektedir. Güzel insanlarımız, kendi vatanlarında böyle bir korkuyu yaşamayı hak etmemektedir. Sosyal medyada her vesileyle, şu kişi tutuklansın, bu kişi hapse atılsın, şu kişiye en ağır cezalar verilsin tarzındaki provokatif paylaşımlar, güvensiz, öfkeli, mutsuz bir korku toplumu oluşmasında en büyük etkenlerden biridir. Bu durum ülkeye içten içe zarar vermektir. Toplumda sevgiyi ortadan kaldırmanın, öfkeyi, kini, nefreti yaymanın tahribatı büyüktür. 

Önemli olan, cezaevlerine hiç gerek kalmayacak bir sevgi toplumu oluşturmak, insanları eğitmektir. İş gücünü, beyin gücünü cezaevlerine doldurarak atıl hale getirmek, sürekli tutuklayıp sürekli hapishaneler inşa etmek yerine sorunun kaynağına inip toplumları korku değil, sevgi ve şefkat üzerine inşa etmek gerekmektedir.

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.

Adnan Oktar Davası Hakkında

Daha Geniş Bilgi İçin

https://iddialaracevap.blogspot.com