TAKVİM GAZETESİ YAZAR VE YÖNETİCİLERİNİ SALDIRGAN, HAKARETAMİZ BİR ÜSLUP KULLANMAK YERİNE, SEVGİ DİLİNİ BENİMSEMEYE DAVET EDİYORUZ

Takvim Gazetesi’nin 28.02.20023 tarihli internet bülteninde özel haber adıyla “Üçü Birarada Ajan Provakatörler” başlıklı imzasız bir haber yayınlanmıştır. Haberde, Mücahit Han isimli bir şahsın, geçmişte Teknik ve Bilim Araştırma Vakfı (TBAV)’ın Çırağan Sarayı'nda vermiş olduğu bir iftar davetinde Sayın Adnan Oktar ile çektirdiği bir fotoğraf karesine yer verilmiştir. 

Bu tek fotoğraf karesi üzerinden de son derece zorlama, gerçek dışı birtakım kurgularla hiçbir ilgisinin ve bağlantısının bulunmadığı alakasız bir konu üzerinden Sayın Adnan Oktar hakkında asılsız ve hakaretemiz bazı iddialarda bulunulmuştur. 

Öncelikle, son derece sevgisiz bir üslupla kaleme alınmış olan ve çok sayıda hakaret ifadesi içeren bu yazının, "Takvim Gazetesi’nin sahip ve yöneticilerinin gerçek fikirlerini mi yansıttığı" yoksa birilerinin yönlendirmesiyle kaleme alınmış ısmarlama bir yazı mı olduğu gerçekten merak konusudur.

Bunun dışında devlet büyükleriyle, sanatçılarla ya da tanınmış ünlü simalarla aynı ortamlarda, etkinliklerde bulunulduğunda hatıra amaçlı fotoğraf çektirmenin bir adet olduğu bilinen bir gerçektir. Yüzbinlerce vatandaşımızın sosyal medya hesaplarında Sn. Cumhurbaşkanımızla, bakanlarımızla, bürokratlarla, sanatçılarla ya da tanınmış simalarla çektirmiş oldukları milyonlarca fotoğraf bulunmaktadır.

Bu bakımdan, geçmişte devlet büyüklerimizle veya tanınmış ünlü simalarla çekilmiş fotoğrafları olan birisinin, sonradan herhangi bir suça veya uygunsuz bir duruma karışması halinde, o fotoğraflar üzerinden devlet büyüklerimizi veya bir başkasını suçlamaya çalışmanın son derece mantıksız olacağı açıktır. 

Çünkü, çağdaş maddi ceza hukukunun en önemli ilkelerinden birisi de “SUÇ VE CEZANIN ŞAHSİLİĞİ İLKESİ”dir. Bu kural gereğince, kişi ancak kendisinin işlediği fiiller nedeniyle sorumlu tutulabilir, başkasının işlediği fillere iştirak etmedikçe bunlardan sorumlu tutulamaz. Yani eğer ortada habere konu kişilerin işlemiş oldukları bir suç varsa, bu suçtan bizzat kendilerinin sorumlu olacakları hukuki bir gerçektir. 

Benzer şekilde, Sayın Adnan Oktar’ın da bir iftar daveti esnasında kendisiyle fotoğraf çektirmek isteyen bir kişi üzerinden, kendisiyle hiç alakası olmayan bir konuya dahil edilmeye çalışılması da o derece mantıksız, samimi ve iyi niyetli olmayan bir davranıştır. 

Kaldı ki, TBAV tarafından 20 yılı aşkın süredir her Ramazan ayında düzenlenen ve Fahri Başkanı olarak Sayın Adnan Oktar’ın da bizzat katıldığı, bugüne kadar binlerce misafirin ağırlandığı bu iftar toplantılarının amaçlarından birisi de, toplumun her kesiminin kardeşçe biraraya gelip kuçaklaşmasını sağlamaktır. Bu amaçla, davetliler arasında genç-yaşlı, dindar-ateist, sol görüşlü-sağ görüşlü, alevi-sünni veya Müslüman-Hristiyan ya da Musevi gibi ayrımların gözetilmediği, toplumun her kesiminden geniş bir yelpazede binlerce davetlinin bu iftarlara icabet ettikleri de yine kamuoyunun bilgisi dahilindedir. 


Sayın Adnan Oktar, 1990’lı Yılların Başından Bu Yana, Merhum Sayın Necmettin Erbakan ile Refah Partisi’ne, Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile AK Parti Hükümetlerine Kesintisiz Şekilde Destek Olmuştur

Haberi hazırlayanların görmezden geldikleri bir diğer gerçek ise, Sayın Adnan Oktar’ın 1990’lı yıllardan bu yana Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’a, merhum Sayın Erbakan’a, Refah Partisi’ne ve Ak Parti’ye olan kesintisiz desteğidir. 

Bunun yegane nedeni ise Adnan Bey'in, Kuran'ın “Müslümanların birlik olmaları” emrini yerine getirme konusundaki hassasiyeti ve Müslümanlara karşı duyduğu sevgi, şefkat, koruma, kollama ve merhamet hisleridir. 

‼️ Sayın Adnan Oktar ve arkadaşları 40 yılı aşkın süredir yürütmüş oldukları anti-Darwinist, anti-materyalist, ilmi, imani, fikri ve kültürel faaliyetleri kapsamında durmaksızın anlattıkları “Evrim Teorisi'nin Bilimsel Geçersizliği, Allah'ın Varlığı ve Birliği, Yaratılış Gerçeği, Allah’ın Yaratma Sanatı, Kuran Mucizeleri ve İman Hakikatleri” gibi hayati konularla, Türkiye’de dindar, mütedeyyin bir kitlenin oluşmasına vesile olmuşlardır.

‼️ Darwinizm’i bilimsel olarak yerle bir etmiş oldukları için, felsefi ve sözde bilimsel dayanağını Darwinizm’den alan materyalist dünya görüşünün ülkemizde büyük bir yenilgi ve çöküntüye uğramış; pozitif bilimle dinin çatışmadığını ispatlamaları sayesinde ateist sol düşüncenin etki alanı önemli ölçüde zayıflamıştır.

‼️ Sol ideolojilerin zayıflamasıyla birlikte, güçlenen dindar mütedeyyin kitle maneviyatı, milli ve manevi değerleri koruyan” sağ görüş etrafında toplanmaya, modern, milli sağ liderleri güçlü bir şekilde desteklemeye başlamıştır. YANİ, BUGÜNKÜ AK PARTİ HÜKÜMETİNİN İDEOLOJİK ZEMİNİYLE, ARKASINDAKİ GENİŞ HALK DESTEĞİ bu sayede oluşmuştur. 

‼️ Adnan Bey, Müslümanlara duyduğu sevgi, şefkat, merhamet, destek ve koruma hislerinden dolayı, kendisi ve arkadaşlarının hem doğrudan hem de dolaylı yollarla 1994 senesinden itibaren, merhum lider Sn. Necmettin Erbakan’ı ve daha o dönemde henüz İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkan adayı olan Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ı var güçleriyle desteklediklerini açık ve net olarak pek çok kez dile getirmiş ve bu gerçeklerle ilgili sayısız delilleri kamuoyu ile defalarca paylaşmıştır. 

Bu konuya ilişkin detaylı bilgilere aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz:

https://www.net-cevap.com/duyurular/sayin-adnan-oktar-in-90-li-yilardan-bu-yana-sn-erdogan-a-merhum-erbakan-a-refah-partisi-ne-ve-akparti-ye-verdigi-kesintisiz-destek

https://www.net-cevap.com/duyurular/bazi-muhafazakar-kardeslerimiz-bugunku-ozguvenli-duruslarina-adnan-oktar-in-darwinizm-i-yerle-bir-etmesi-sayesinde-kavustuklarini-unutmamalidir

https://www.net-cevap.com/duyurular/gezi-olaylari-ve-darbe-girisimlerinde-sn-cumhurbaskanimizin-yaninda-olan-tek-kisi-sn-adnan-oktar-dir 


Topluma Örnek Olmak İçin Nefret Değil, Sevgi Dili Benimsenmelidir

Ülkemizde ne yazık ki ki nefret dili giderek yaygınlaşmakta, insanlar gün geçtikçe farklı düşüncelere, ideolojilere ve inançlara sahip kişilere karşı giderek daha da tahammülsüz hale gelmektedirler. Bunun altında yatan en büyük sebep ise, uzunca bir süredir gerek medyanın gerekse Twitter, vb. gibi sosyal medya platformlarına gitgide hakim olan nefret dili ve üslubudur. 

Pek çok medya kuruluşunun, tıpkı Takvim Gazetesi’nin gerçek dışı iddialara yer verdiği bu haberinde olduğu gibi, eleştiri ile hakareti birbirine karıştıran keskin bir nefret dili ve üslubunu benimsedikleri, sözde bağımsız veya tarafsız habercilik adı altında kendisiyle aynı ideoloji ve yaşam görüşüne sahip olmayan kimselere karşı gerçek dışı itham ve iddialar yöneltmekten çekinmedikleri açıkça görülmektedir. 

Günümüzde son derece yaygın olan ve karşı tarafı sindirmek, imha etmek, küçük düşürmek, itibarsızlaştırmak için kullanılan bu kavgacı, saldırgan, nefret dolu, intikamcı, acımasız, öfkeli ve sevgisiz dilin bir nevi seferberlik ruhuyla ortadan kaldırılması gerektiği de ortadadır. 

Bunu sağlama yolunda, gazeteciler ve haberciler ile televizyon programlarının yapımcı ve sunucuları gibi, yazdıkları, söyledikleri ve paylaştıkları çok sayıda vatandaşımıza doğrudan ulaşan ve etki eden kimselere önemli bir görev ve sorumluluk düşmektedir. 

Çok sayıda insanın istifade etmeyi umarak okuduğu ve izlediği gazete ve TV programlarında, kimseye ne bilgi ne ahlak ne adap ne edep bakımından bir katkısı olmayan bozuk üslup ve konuşmaların, iftira içerikli ithamların insanlara kötü örnek olmak dışında hiçbir fayda sağlamayacağı açıktır. Bugün bu tür ifadeleri engel tanımadan kullanabilen kimselerin yarın başkalarının da bu yanlış tavrı bizzat kendilerine karşı sergileyebileceğini iyi düşünmeleri gerekir.

Dolayısıyla, masum insanların cevap haklarını kullanma imkanları olmamasını fırsat bilerek hiçbir ölçü ve sınır gözetmeksizin, onların kişilik haklarını çiğnemekte hiçbir beis görmeksizin, "ben yaptım oldu" şeklinde bir mantığın yarın da başkalarının aynı şeyi kendisine yapmasının kapısını açabileceğini unutmamak gerekir.

Aynı yakışıksız üslubu ve tarzı benimseyen, normal ve meşru kabul eden, her fırsatta birbirine öfke duymayı, hakaret etmeyi, saldırmayı günlük yaşamın bir parçası olarak gören bireylerden oluşan bir toplumun, dejenerasyon ve çözülmenin eşiğine geleceği aşikardır. Bu durum ülkemiz açısından çok büyük bir tehlike arzetmekte, adeta bir beka sorunu haline gelmiş bulunmaktadır. Bu yüzden, ülkemizin, huzur, güven, istikrar sevgi ve kardeşlik ortamına en çok ihtiyacı olduğu bu dönemde insanları gerilime, öfkeye, sevgisizliğe, çatışma ve kavga ruhuna sürükleyen bu tür üslupların yaygın hal alması çok sakıncalı ve tehlikeli bir durumdur.

Bu itibarla, en basit, en meşru, sayısız fayda ve hikmetleri olan güzel faaliyetleri bile sürekli garip komplo teorileri eşliğinde, sinirli bir yüz ifadesi ve abartılı gerçek dışı anlatımlarla güya büyük tehlike arz eden çok vahim olaylarmış gibi kamuoyuna çarpık ve yanlış biçimde yansıtmanın kimseye bir katkısı yoktur. 

Aksine, günümüzde gitgide yaygınlaşan, sırf reyting ve dikkat çekme kaygısıyla geniş çaplı benimsenen bu olumsuz, sevgi ve şefkat ruhundan uzak, kavgacı üslubu teşvik eden toplum mühendisliği modeli, insan fıtratına tamamen aykırıdır. Bu nedenle de toplumu günden güne gergin, mutsuz, moralsiz, karamsar bir psikolojiye sürüklemektedir.

Her gün çok sayıda gazete, haber sitesi ve tv programında yayınlanan bu olumsuz telkin fırtınası, insanlara sürekli korkunç, karmaşık, iç sıkıcı ve karanlık bir tablo sunmaktadır. İnsanlar da korkup tedirgin oldukları için çareyi yine bunları takip ederek bulacaklarını ümit edip daha da fazla gerilime ve olumsuz psikolojilere girmektedir. Bu durum insanlarda sevinçten, neşeden eser bırakmamış, hem halkı hem siyaseti hem ekonomiyi ciddi şekilde kötü etkilemiş, küskün ve içe kapalı, üreticilikten, girişimcilikten kaçan, her şeyden tedirgin, güvensiz, yarın başına nasıl kötü bir şey geleceğinin endişesini taşıyan mutsuz ve karamsar bir toplum ortaya çıkarmıştır. Ülke olarak giderek dünya üzerinde yalnızlaşan bir sürece girilmiştir.

Bu sevgisizliğin, ön yargılı, saldırgan ve kavgacı tutumların önü alınmaz ise, bundan birgün herkes zarar görecektir. Bu durum da toplumumuzda onarılmaz yaralar ve derin manevi çöküntüler meydana getirecektir.

Oysa, milyonlarca insana ulaşma imkanı olan gazete, internet ve televizyon programlarında, sevgiden, dostluktan, kardeşlikten, muhabbetten bahsedilse, hep olumlu üslup hep olumlu ifadeler, sevgi ve muhabbet sözcükleri kullanılsa durum bugünkünden çok farklı olacaktır. Herkesin içi açılacak, psikolojisi düzelecek, şevk ve heyecanı, morali ve enerjisi yeniden tırmanışa geçecektir. Elbette ki insanlardaki bu iyileşmenin bereket ve güzelliği tüm topluma, ülkemize, devletimize ve hükümetimize de yansıyacaktır.

Buradaki kilit kelime SEVGİDİRİnsanlara, olaylara, toplum kesimlerine sevgiyle bakıldığı, insanlar birbirlerini sevgi ve sevgiyle andıklarında bunun geri dönüşü de mutlaka sevgiyle olacaktır. 

Topluma sevgi ve huzurun yayılmasında, medya kuruluşlarımıza, haberci, gazeteci ve program yapımcılarına, sunucularına çok önemli sorumluluklar düştüğüne inanıyoruz.

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.