SUÇSUZ BİR GENÇ KIZ DAHA HUKUKSUZ OLARAK TUTUKLANDI

Masum insanların haklarını ayaklar altına alan yeni bir hukuk faciası daha...

Geçtiğimiz günlerde K. K. isimli bir genç kız, tamamen asılsız bir gerekçeyle gözaltına alındı. Bu kişi, vakit buldukça Sayın Adnan Oktar’ın eserlerini takip eden, işine giden, ailesiyle birlikte yaşayan kendi halinde bir kişi...

K.K. ÇALIŞTIĞI İŞYERİNDEN polislerce gözaltına alındı, emniyette geçirdiği 3 günün ardından mahkemece tutuklandı ve Bakırköy Kadın Cezaevi’ne sevk edildi.

Dosyadaki delillere bakıldığında, söz konusu GÖZALTI VE TUTUKLAMANIN TÜMÜYLE HUKUKA AYKIRI OLDUĞU, HİÇBİR SUÇU OLMAYAN TAMAMEN MASUM BİR İNSANIN TÜM KAMUOYUNUN GÖZLERİ ÖNÜNDE DURUP DURURKEN, YOK YERE CEZAEVİNE KAPATILDIĞI açıkça görülmektedir. Çünkü, gözaltına alınmasının ve tutuklanmasının ana sebebi olarak öne sürülen herhangi bir hayali tehdit olayı ile K.K.'nın uzaktan yakından bir ilgisinin olmadığı, dosyadaki delillerden çok net bir biçimde ortada...

Diğer yandan, SABAH gazetesi sürekli yaptığı gibi, bu uydurma haberinde de gerçekleri çarpıtarak kamuoyunu yanıltmaktadır!

13.01.2020 tarihli Sabah Gazetesi'nin servis ettiği, ardından başka medya kuruluşlarının da yayınladığı GÖRÜLMEMİŞ DERECEDEKİ YALAN HABERLERDE yer alan, GÜYA Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarının yargılandığı davadaki müştekilerin, sistemli olarak ankesörlü telefonlardan aranıp şikayetlerini geri çekmeleri yönünde ölüm tehditlerine maruz kaldıkları iddiası aşağıdaki detaylı açıklamalarımızdan da çok net anlaşılacağı üzere, GÜLÜNÇ DERECEDE UYDURMA BİR İDDİADIR. Sabah'ın yaklaşık 2 senedir servis ettiği benzeri asılsız, uydurma ve kasıtlı olarak abartılmış haberlerin süregiden davayı olumsuz etkileyerek sansasyon ve infial oluşturmaktan başka bir amacı yoktur.

K.K. gündüz işine gidip akşam ailesinin yanına dönen, hayatında hiçbir suça karışmamış, karakol, emniyet, adliye nedir bilmeyen masum bir genç kızdır. Düzeysiz ve ilkesiz gazetecilik anlayışı denince ilk akla gelen kişilerden Sabah  Gazetesi'nin internet sitesi genel yayın yönetmeni İSA TATLICAN'ın yalan ve uydurma haberlerinde bahsettiği gibi, KAÇARKEN, ARANIRKEN YA DA GİZLENİRKEN DEĞİL güpegündüz ÇALIŞTIĞI İŞYERİNDEN, neyle suçlandığını bile bilmeden polisler tarafından gözaltına alınmıştır.

Tüm bunlar, asparagas habercilik anlayışının temsilcisi İSA TATLICAN'IN MANİPÜLE ETTİĞİ SABAH GRUBU gazeteciliğinin dürüstlük, güvenirlik ve kalite düzeyini göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız hakkındaki dava dosyasının müştekileri arasında yer alan İsa Tatlıcan, süregiden mahkemeyi olumsuz etkileyebilmek amacıyla Sabah'taki görevini de bu tür uydurma ve saldırgan haberler üreterek suistimal etmektedir.

Söz konusu haberde öne sürülen tek bir iddia dahi doğru değildir. Konuyla ilgili belge ve delillerin açık ve net bir biçimde ortaya koyduğu gerçekler şunlardır :


A– Davanın Müştekilerinden B.K.'yı Ankesörlü Telefondan ARADIĞI İDDİA EDİLEN KİŞİ, HAKSIZ YERE TUTUKLANMIŞ OLAN K.K. KESİNLİKLE DEĞİLDİR!

Aramayı yapan kişinin, bu gerekçeyle haksız yere tutuklanan K.K. olmadığı AÇIK, NET VE İNKAR EDİLEMEZ SOMUT DELİLLERLE ORTADADIR. Şöyle ki:

1. Söz konusu aramanın yapıldığı ankesörlü telefonun bulunduğu yerdeki kameraların kaydettiği ve emniyetin elde ettiği son derece açık ve net görüntülerde, habere konu olan ve tutuklanan K.K.'NIN, ARAMAYI YAPAN KİŞİYLE AYNI KİŞİ OLMADIĞI daha ilk bakışta kolayca anlaşılmaktadır. Hatta, UZAKTAN YAKINDAN HİÇBİR BENZERLİĞİNİN OLMADIĞI da net bir biçimde görülmektedir. 

2. Kamera görüntülerindeki ARAMAYI YAPAN KİŞİNİN FİZİKİ GÖRÜNÜMÜ, BOYU, KİLOSU, YÜZ ÖZELLİKLERİ K.K.’DAN TAMAMEN FARKLIDIR. Sokaktan geçen rastgele bir insana bile sorulsa görüntülerdeki kişinin K.K. ile hiç alakası olmadığını bakar bakmaz teşhis edecektir.

3. K.K. da bizzat, gözaltındaki sorgusunda GÖRÜNTÜLERDEKİ KİŞİNİN KENDİSİ OLMADIĞINI, HATTA SÖZ KONUSU KİŞİNİN KENDİSİNE HİÇ BENZEMEDİĞİNİ beyan etmiştir. Birkaç gün önce BURUN AMELİYATI OLDUĞU İÇİN telefon konuşmasının gerçekleştiği tarihte BURNUNDA SÜREKLİ BANDAJLA GEZDİĞİNİ, görüntülerdeki şahsın ise böyle bir bandaj taşımadığını söylemiştir.

4. K.K.'nın, ifadesini doğrulayan çok net bir delil olarak belirttiği bu ameliyat ve bandaj konusunu, HASTANE KAYITLARINDAN, DOKTOR RAPORLARINDAN, AMELİYAT SONRASI FOTOĞRAFLARINDAN, OPERASYONU YAPAN DOKTORUN BİZZAT KENDİSİNDEN VE K.K.'NIN OPERASYONUNA KATILAN YA DA ŞAHİT OLAN HEMŞİRE, HASTA BAKICI, VB. TÜM HASTANE PERSONELİNDEN kolaylıkla teyit ettirmek mümkündür.


B– Ankesörlü Telefonlardan ÇOK SAYIDA MÜŞTEKİYE Sözde TEHDİT ARAMALARI YAPILDIĞI İddiası Sabah Gazetesinin Alışılmış Uydurma Haberlerinden Biridir. 

Sabah gazetesinin gerçek dışı haberinde öne sürülenin AKSİNE, güya ankesörlü telefonlardan davanın tüm müştekilerinin sistematik bir biçimde tehdit amaçlı aranması gibi bir durum hiçbir zaman yaşanmamış tümüyle hayali bir iddiadır. Bugüne kadar hiçbir müşteki dolaylı ya da dolaysız camiamızla ilişkili hiçbir kimseden hiçbir tehdit ya da tehdit telefonu almamıştır. Bu tür sözde bir tehdit vakasına dair ne bir emniyet kaydı ne de başka resmi, somut tek bir delil veya belge yoktur.

Habere konu edilen aramanın içeriğine dair ise hiçbir resmi ve hukuki bir belge, ses kaydı, tape, vs. bulunmamaktadır. Öyle ki söz konusu konuşmada YEMEK TARİFİ bile yapılmış olabilir. 

Konuşmanın içeriğiyle ilgili tek anlatım, müşteki B.K.nın Emniyete verdiği ihbar dilekçesinde iddia ettiği kişisel beyanlarıdır

Kaldı ki B.K.'nın bizzat kendisi dahi dilekçesinin hiçbir yerinde, konuşma içeriğindeki herhangi bir tehdit veya benzeri bir suç unsurundan söz etmemektedir. Dahası, söz konusu dilekçede, "tehdit" kelimesi bile geçmemektedir.

B.K.nın dilekçesindeki beyanlarına göre, aramanın mahiyeti arayan kişinin kendisine eski bazı yakın arkadaşlarının saygı ve selamlarını, iyi dileklerini ilettiği insani, sosyal içerikli bir konuşmadan ibarettir.


C– Müşteki B.K.nın Bizzat Kendisi Dahi, Arayan Kişiyle Arasında Geçtiğini İddia Ettiği Konuşmanın İçeriğiyle İlgili HERHANGİ BİR TEHDİT YA DA SUÇ UNSURUNDAN SÖZ ETMEMEKTEDİR! SABAH'IN SÖZDE ÖLÜM TEHDİDİ Yapıldığı İddiası İse İnsafsızca Uydurulmuş BİR YALANDIR!

1. Öncelikle şu önemli hususu belirtmek gerekir ki iddia edilen aramada yapılan konuşmanın içeriği, aramayı yapanın kim olduğu gibi konular tümüyle MEÇHULDÜR. Konuyla ilgili kesin olan tek gerçek ise kamera kayıtlarındaki arama yapan kişinin,  bu arama gerekçe gösterilerek suçsuz yere tutuklanmış ve halen de cezaevinde bulunan K.K.'nın kesinlikle olmadığıdır.

2. İddia edilen konuşma içeriği, yalnızca davanın müştekilerinden B.K.'nın, 03.12.2019 tarihinde İstanbul Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’ne verdiği ihbar dilekçesindeki şahsi beyanından ibarettir. Bunun dışında, konuşmanın içeriğiyle ilgili ses kaydı, tape gibi hiçbir somut delil, belge yoktur

3. Sabah gazetesinin, uydurma "Ölüm Tehdidi" haberinin yalan olduğunu gözler önüne seren en önemli gerçek şudur: Telefonla aranan ve bu konuyu emniyet makamlarına ihbar eden B.K. DAHİ, dilekçesinde bizzat söz konusu telefon konuşmasında geçen HERHANGİ BİR TEHDİTTEN, İMADAN YA DA TEHDİTVARİ BİR ÜSLUPTAN, HELE ÖLÜM TEHDİDİNDEN HİÇ BAHSETMEMEKTEDİR

4. Yine B.K.'nın dilekçesindeki beyanlarına göre, söz konusu aramanın içeriği, ESKİ YAKIN ARKADAŞLARININ B.K. YA SELAM GÖNDERMELERİ, İYİLİK TEMENNİLERİNİ İLETMELERİ TÜRÜNDEN HAL HATIR KONUŞMALARIDIR.

5. Öyle ki B.K. da konuşmasında, selam gönderen kişilerden BİRİNİN SELAMINI ALDIĞINI, DİĞERİNİKİNİ İSE ARALARININ ÖNCEDEN BOZUK OLDUĞU GEREKÇESİYLE ALMAK İSTEMEDİĞİNİ SÖYLEYEREK ayrıntılara bile girmiştir.

6. Dahası, konuşma esnasında B.K., SELAM GÖNDEREN ARKADAŞLARININ O TARİHE KADAR KENDİSİYLE BAĞLANTIYA GEÇMEDİKLERİNDEN, GECİKTİKLERİNDEN DOLAYI SİTEMKAR BİR TAVIR BİLE GÖSTERMEKTEDİR.

7. Şayet konuşma esnasında aksi bir ortam olsaydı, yani B.K. iddia edilen selam gönderme konusunu herhangi bir tehdit olarak algılamış olsaydı, konuşma içeriğinin böyle olmayacağı çok açıktır. Oysa, B.K.nın dilekçesinde verdiği detaylarda, son derece doğal ve sakin tonda geçen bir konuşma tarif edildiği görülmektedir. Yine, B.K.'nın beyanında tarif ettiği detaylardan, arayan kişinin TEHDİTVARİ OLMAK ŞÖYLE DURSUN, SON DERECE KİBAR, NAZİK, SEVECEN, EFENDİ hatta bir derece ÇEKİNGEN bir üslubu olduğu da çok rahat anlaşılmaktadır.

Ne var ki İSA TATLICAN, hızını alamayarak içinde hiçbir suç unsuru hatta olumsuzluk bile bulunmayan bir konuşmayı , "müştekilere ankesörlü telefonlardan ÖLÜM TEHDİTLERİ" sloganıyla çarpıtarak her zamanki ölçüsüz uydurma ve iftira dolu haberlerinden birine dönüştürmüştür.


K.K.'nın hukuksuz olarak tutuklanmasına yol açan süreç son derece anlaşılmaz ve esrarengizdir!

1. B.K.nın ihbar dilekçesine istinaden çağrının geldiği sabit numara emniyet birimleri tarafından araştırılmış, aramanın yapıldığı yer tespit edilmiş ve oradaki kameraların arama anına ait kayıtları elde edilmiştir. Bu suretle, çağrıyı yapan kişinin görüntüleri de dosyaya girmiştir. Ardından, kamera görüntüleri hakkında B.K.nın bilgisine başvurulmuş, B.K. da kamera görüntülerini inceledikten sonra, GARİP VE ANLAŞILMAZ BİR BİÇİMDE, görüntülerdeki şahsın daha önceden yakinen tanıdığı arkadaşı K.K. olduğunu ileri sürmüştür. OYSA Kİ RENKLİ, GÜN IŞIĞINDA ÇEKİLMİŞ KAMERA KAYITLARI B.K. NIN, GÖRÜNTÜLERDEKİ KİŞİNİN ESKİDEN BERİ TANIDIĞI ARKADAŞI K.K. İLE ALAKASI BİLE OLMADIĞINI ÇOK RAHAT ANLAYACABİLECEĞİ BİR NETLİKTEDİR.

2. Daha da ilginci, K.K. yı UZUN SÜREDİR YAKİNEN TANIDIĞINI SÖYLEYEN B.K., dilekçesinde kendisini arayanın sesinden, KİM OLDUĞUNU TANIYAMADIĞINI söylemektedir. Ancak, her nasılsa kamera görüntülerindeki aramayı yapan kişinin eski yakın arkadaşı K.K. olduğunu –o olmadığı apaçık olduğu halde– iddia etmektedir.

3. B.K. ve K.K. geçmişte yakın arkadaşlık yapmış kimselerdir. Dosyadaki HTS analizlerinde 2 yıllık süreç dikkate alınmış ve B.K. ile K.K. arasında sadece sabit hat üzerinden 300’DEN FAZLA telefon görüşmesi yapıldığı görülmüştür. Üstelik, bu sayıya Whatsapp gibi uygulamalardan yapılmış telefon görüşmeleri de dahil değildir. Kısaca, B.K. isimli kişi K.K. tarafından aransa K.K’YI TANIYAMAMASI GİBİ BİR DURUM KESİNLİKLE MÜMKÜN DEĞİLDİR. Buna rağmen, B.K. şikayet dilekçesinde kendisiyle konuşan kişinin kim olduğunu bilmediğini söylemektedir. BU DURUM, B.K.’YA GELEN TELEFON ARAMASININ K.K. TARAFINDAN YAPILMADIĞINI GÖSTEREN ÇOK ÖNEMLİ BİR DELİLDİR.

4. B.K.nın dilekçesinde detaylı olarak anlattığı telefon konuşmasının, KARŞIDAKİ KİŞİYİ TEŞHİS ETMEYE YETECEK KADAR UZUN SÜRDÜĞÜ anlaşılmaktadır. B.K.nın, böyle bir sürede yakinen tanıdığı, daha önceden en az 300 kere telefonla konuştuğu bir kişiyi, SESİNDEN, SES TONUNDAN, ÜSLUBUNDAN, KONUŞMA TARZINDAN, SEÇTİĞİ KELİMELERDEN, CÜMLE KURULUŞLARINDAN teşhis edememesi, kim olduğunu çıkaramaması mümkün değildir. Müşteki B.K.nın dilekçesinde sunduğu bilgilerden, arayan kişinin sesini gizlemesi gibi bir çabası olmadığı da açıktır. 

5. Bir an için müşteki B.K.'yı K.K.'nın aradığını farz edelim? Bu durumda K.K., daha konuşmaya başlar başlamaz kendisini birkaç saniye içinde tanıyacağını bildiği B.K. gibi bir yakın arkadaşına karşı hiç tehdit, vb. kanunsuz bir konuşma yapar mı? Zira, B.K.'nın, kendisini derhal polise İSMİNİ VEREREK şikayet edeceği kuşkusuzdur. K.K.'nın kendisini böyle apaçık bir riske atmasının hiçbir mantığı olamayacağı açıktır.

6. Eğer B.K. yı arayan kişi gerçekten K.K. olmuş olsaydı, kendisini çok yakından tanıyan B.K.'nın, kim olduğunu anlayamaması için SESİNİ VE KONUŞMA TARZINI ÇOK ÖZEL BİR GAYRETLE DEĞİŞTİRMEYE ÇALIŞMASI ve B.K.nın da bu durumu çok rahat farkederek, böyle önemli bir detaya dilekçesinde yer vermesi kaçınılmazdır. Ancak, B.K. ihbar dilekçesinde böyle bir konudan bahsetmediği gibi son derece doğal, samimi ve akıcı bir konuşmanın tarifini yapmaktadır.

7. Dilekçedeki konuşmanın detayları dikkatli incelendiğinde KONUŞAN KİŞİLERİN BİRBİRLERİNİ HİÇBİR ŞEKİLDE TANIMADIKLARI, yalnızca ortak arkadaşlara sahip oldukları çok net görülmektedir. Hatta konuşma detaylarından, arayan kişinin daha önceden tanımadığı biriyle konuşmaktan ve kendisine başkalarının selamını iletmekten dolayı utangaç ve çekingen bir üslup kullandığı dikkat çekmektedir.

ÖZETLE, B.K.YI ARAYAN KİŞİNİN KENDİSİYLE ESKİYE DAYALI TANIŞIKLIĞI VE SAMİMİYETİ OLAN K.K. OLMADIĞI ÇOK NETTİR.

K.K. nın tutuklanma gerekçesini anlamak mümkün değildir!

NE VAR Kİ TÜM BU AÇIK VE NET DELİLLERE KARŞIN, İstanbul 11. Sulh Ceza Hakimliği 10.01.2020 tarihli tutuklama kararında B. K.’nın, kamera görüntülerinden kendisini arayanın K.K. olduğuna dair ALENEN HATALI TEŞHİSİNİ kabul etmiştir.

Oysa, görüntüler de ortada, K.K. da ortadadır. Herkesin gözleri önünde olan bir durum için tek bir kişinin şahsi, sübjektif yorumu özel bir referans teşkil etmez. Diğer bir deyişle, gayet net olan kamera görüntülerindeki kişinin K.K. olup olmadığının anlaşılması için B.K.nın özel teşhisine ihtiyaç yoktur. Dolayısıyla, B.K. nın teşhisinin bir önemi, ayrıcalığı ve özel bir hukuki değeri de yoktur. Nitekim, yanılmasından da bu anlaşılmaktadır. ÇÜNKÜ, GÖREN GÖZLERE SAHİP SIRADAN HERHANGİ BİR KİŞİ DAHİ BAKAR BAKMAZ GÖRÜNTÜLERDEKİ KİŞİNİN K.K. OLMADIĞINI RAHATÇA SÖYLEYECEKTİR. 

Kaldı ki emin olunmak için görüntülerle ilgili uzman ve bilirkişi incelemesi de istenebilir ve konu tam kesinlik kazanmadan, hatalı ve kişisel yorum ve teşhislere dayanılarak suçsuz bir insan, işlemediği hatta haberinin bile olmadığı bir suçtan ötürü durduk yere cezaevine gönderilmezdi.

B.K.nın teşhisine başvurulabilecek tek konu, sesini yalnızca kendisi duyduğu için, konuştuğu kişinin kim olduğunu tanıyıp tanımadığı, bu kişinin K.K. olup olmadığıdır. Ancak B.K. zaten bunun cevabını ilk başvuru dilekçesinde vermiş ve ARAYAN KİŞİNİN KİM OLDUĞUNU TANIYAMADIĞINI SÖYLEMİŞTİR.

Tüm bunların yanı sıra, aramanın tek muhatabı olan B.K. NIN, KENDİSİ BİLE KONUŞMANIN İÇERİĞİNİ VE ÜSLUBUNU TEHDİT OLARAK YORUMLAMADIĞI, DİLEKÇESİNDE TEHDİT EDİLME GİBİ BİR KONUDAN TEK BİR KELİME BİLE BAHSETMEDİĞİ HALDE, Sayın Hakim, her nasılsa, "selam iletilmesini", B.K. nın camiamız ile ilgili davadaki ifadesini değiştirtme amaçlı bir tehdit (!) olarak yorumlamıştır.

Sonuç olarak, sırf savcının talebi olduğu için, tek bir kişinin objektif olmayan, alenen yanlış bir teşhisi gerekçe gösterilerek suçsuz bir insanın göz göre göre tutuklanmasını anlamak mümkün değildir. Bunun ne hukuki ne de vicdani bir açıklaması yoktur. 

BİR İNSANIN HAPSE GÖNDERİLMESİ BU KADAR KOLAY OLMAMALIDIR!

Sırf husumeti nedeniyle herkes başka masum insanları suçlu ilan edebilir. İşte adalet mekanizmasına da en çok, bu tür masum ve mazlum insanların hak ve hukuklarının korunması, ezdirilmemesi gerektiğinde ihtiyaç vardır. Suçsuz insanların yok yere mağdur olmalarını, zulüm ve eziyet görmelerini engellemek hakim ve savcılarımızın en önemli görevidir.


Camiamıza düzenlenen kumpasta bazı medya mensupları da kullanılmaktadır!

Camiamıza rahatsızlık vermek ve mesaj göndermek adına tamamen suçsuz masum bir insanın gerçek dışı gerekçelerle tutuklanmasına yol açacak bir ortam oluşturulduğu açıktır. Tutuklama kararı çıkmasına neden olan sözde tehdit şayiasının arkadaş camiamıza ve sevenlerimize rahatsızlık vermek amacıyla bir kısım medyanın da kullanılarak özellikle kurgulandığını düşünmekteyiz.

Her şeyden önce, camia mensuplarımız insanları tehdit edecek karakterde kişiler asla değildir. Bu yöndeki asılsız iddialar, camiamıza husumetli kişilerce düzenlenen komploda kasıtlı olarak ortaya atılmaktadır. Camiamızı sözde suç örgütü gibi göstermek adına bu tür hayali senaryolara özellikle başvurulmaktadır. Bu nedenle her iddia yönünden gereken tüm incelemelerin özenle yapılması benzer haksızlıkların ve hukuksuzlukların bir daha oluşmaması için elzemdir.

Bu konuda basın kuruluşlarımıza da büyük görevler düşmektedir. Basın kuruluşlarımız kanunlara ve basın ilkelerine uygun habercilik yaparak vatandaşlarımızın haklarına sahip çıkmalıdırlar. Ancak, ne yazık ki 11 Temmuz 2018 operasyonundan bugüne kadar uzanan süreçte bir kısım basının bu önemli sorumluluğunu yerine getirmediği görmekteyiz. Çünkü camiamıza husumetli kesimlerin hayali senaryoları ve bunların neticesinde yaşanan hukuksuzluklar gerçeklere aykırı yorumlar da katılmak suretiyle 18 aydır aralıksız kamuoyuna aktarılmaktadır.


Camiamıza yönelik haksız ve hukuksuz uygulamalar aslında ülkemize ve hükümetimize zarar vermektedir!

Haberlerde karşımıza çıkan bu tür çarpıtmaların ülkemize, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a ve hükümetimize zarar vereceği aşikardır. Çünkü böyle haberler yapıldığı sürece Türkiye’de hukuksuzluğun önü daha da açılmaktadır. İnsanlara iftira atarak hedeflerine ulaşmak isteyen odaklar basının arzuladıkları şekilde haber yaptığını gördükçe daha da büyük hukuksuzluklara yönelmektedirler. Böylece hukuksuz eylemlerin ve mağdur insanların sayısı her geçen gün artmaktadır. Hukuksuzluğun olduğu yerde huzurun, güvenliğin, refahın ve dostluğun kalmayacağı açıktır. Bunlar yaşandığında ise ilk başta zarar görenlerin arasında her zaman yönetici kadrolar da yer alır. Ülkemizde de huzur, güvenlik, refah ve dostluk azaldıkça eleştiri oklarının Sayın Cumhurbaşkanımıza ve hükümetimize yöneltildiği görülmektedir. Dolayısıyla son yıllardaki gelişmelere baktığımızda, kasıtlı olarak mağdur edilen insanlar üzerinden ülkemizin felakete sürüklenmesi projesinin yürürlükte olduğunu görmekteyiz. Bu nedenle de başta devlet kurumlarımız, yargı sistemimiz ve basın kuruluşlarımız olmak üzere tüm halkımızı bu tehlikeli projeye karşı tedbir almaya davet ediyoruz.

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.