SN. DOĞU PERİNÇEK VE SN. PROF. DR. ALİ DEMİRSOY'UN ÖNEMLİ OLDUĞUNU DÜŞÜNDÜĞÜMÜZ BAZI HATALI GÖRÜŞ VE SÖYLEMLERİNE YÖNELİK ELEŞTİRİLERİMİZ

Dünyadaki belli başlı ideolojilere bağlı insanların hepsi, yaşadıkları topluma ve dünyaya yönelik hedeflere ve ideallere sahiptirler. Bilindiği üzere, bu hedefler ve idealler de benimsenen ideolojinin dayandığı temel görüşlere göre şekillenir. Örneğin komünist ideolojiye sahip bir kişinin hedefleri ve idealleri, Darwinist ve materyalist bakış açısına göre şekillenir.

Milliyetçi, vatansever bir insan olarak tanıdığımız Sn. Doğu Perinçek gençliğinden bu yana Maocu komünist ideolojiyi benimsemiş siyasetçilerimizden biridir. Toplumların, birbirlerine karşı olan sınıfların çatışması ile gelişeceği fikrini savunmaktadır. 

68 kuşağının devrimci gençlerinden biri olarak bilinen Doğu Perinçek, 1968 yılında o dönemdeki arkadaşlarıyla birlikte Maocu ideolojiyi savunan “Aydınlık” isimli dergiyi çıkarmıştır. İlerleyen süreçte, bu derginin yanı sıra aynı isimde bir gazete de yayınlanmıştır. Sn. Perinçek ve arkadaşlarının yayınladığı söz konusu dergi ve gazeteler bazen isim değişikliklerine uğrayıp okuyucularına ulaşmışlar, bazı dönemlerde ise devletimiz tarafından yasaklanmışlardır. 2011 yılından bu yana dergi yayınlanmamakta, “Aydınlık” ismi sadece gazetede kullanılmaktadır. İşte Doğu Perinçek ve taraftarlarına verilen “Aydınlıkçı” ismi söz konusu gazete ve dergilerden gelmektedir.


SN. DOĞU PERİNÇEK’İN KOMÜNİST İDEOLOJİ GEREĞİ TOPLUMDAKİ CEMAATLERİ VE TARİKATLERİ DAĞITMAK İSTEMESİ DOĞRU BİR STRATEJİ DEĞİLDİR

Sn. Doğu Perinçek, ideolojik olarak Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurucusu Mao Zedung’un fikirlerinden etkilenmiştir. Mao Zedung ise bilindiği gibi ateist, materyalist ve koyu bir Darwinisttir. Semavi dinleri haşa “zehir” olarak görmüş ve bu sapkın görüşü devletin temel ideolojisi haline getirmiştir. Dini, komünist düzenin güçlenmesi açısından büyük bir engel olarak tanımlamıştır. Bu nedenle de, Çin’de yönetimi ele aldığında, dini kurum ve ibadethaneleri merkeze bağlamış ve komünist ideolojinin propaganda merkezi haline getirmiştir. Yönetimine karşı gelen dini liderleri ve dindarları etkisiz hale getirmiştir. 

Mao Zedung ve yandaşları komünizm uğruna Çin’de uzun yıllar boyunca kitle katliamlarına, cinayetlere, işkencelere, kıtlıklara yol açmışlardır. En eski medeniyetlerden biri olan Çin’i dışa kapalı, sadece üreten makinelere dönüşmüş insanlardan oluşan bir ülke haline getirmişlerdir.

Sn. Doğu Perinçek de son dönemde din hakkında daha ılımlı ve olumlu ifadeler kullanmakla birlikte, yukarıda kısaca tarifini yaptığımız Maocu ideolojiyi benimsemesi itibariyle ateist, materyalist ve Darwinist dünya görüşüne sahiptir. Doğu Perinçek sahip olduğu dünya görüşü doğrultusunda dini yapılanmalara, cemaatlere karşı olduğunu da birçok kez dile getirmiş bir insandır. Kuşkusuz, kendisinin mensubu bulunduğu Aydınlıkçı camia da aynı şekilde, toplumda cemaat ve tarikat benzeri yapıların tamamıyla ortadan kaldırılması gerektiğini savunmaktadır. Aydınlıkçı hareketin özelliklerinden biri de görüş ve düşüncelerini sadece fikir olarak ortaya atmakla kalmayıp, komünist ideolojilerinin gereği olarak eylem ve uygulamalarıyla fiili olarak da hayata geçirmeleridir. Öyle ki birçok araştırmacı, gazeteci ve siyasetçi, 28 Şubat dönemini başlatan sürecin mimarlarından birinin Aydınlıkçı camiaya mensup olduğunu ifade etmiştir. Sn. Doğu Perinçek'in, ülkemizdeki cemaatlere ve dini yapılanmalara karşı olumsuz bakış açısını10.03.2014 tarihinde Ergenekon Davası’nda tahliye olduktan hemen sonra basına verdiği demeçte de görmek mümkündür:

“Buradan ilan ediyorum, Türkiye'yi bölenlerin iktidarını yıkacağız. Türkiye'yi birleştirenlerin iktidarını kuracağız. Tayyip Erdoğan'ların, Abdullah Gül'lerin, Fethullah Gülen'lerin iktidarını, hepsini birden yıkacağız. Kınından çıkmış bir kılıç gibiyiz… Ve bir kez daha söylüyoruz: Bu Ergenekonlar, Balyozlar bizlerin şahıslarını hedef almadı, bu milleti hedef aldı. Ve görüyorsunuz, bizim içeri atılmamızla oluşan manzarayı görüyorsunuz. Bölünmüş Türkiye manzarası... Dervişler, müritler, cemaatler Türkiye'si manzarası. Bunların hepsinin kökünü kazıyacağız."

Sn. Doğu Perinçek buna benzer bir konuşmasını, geçtiğimiz yıl düzenlenen Üretim Devrimi Kurultayları sırasında da yapmıştır. Ulusal TV’de 16.04.2020 tarihinde “Gün Ortası” isimli programda da yer bulan 22.11.2019 tarihli konuşma şöyledir:

“Atatürk Türkiye’nin demokratik devrim programını çok güzel formüle etmiştir. Dedi ki Türkiye şeyhler, dervişler, cemaat mensupları, yani oradaki mensuplarının ülkesi olamaz. Yani biz özgür insanı, özgür vatandaşı cumhuriyet olarak yaratacağız. Şeyhin bağımlısı olmayacağız. Cemaatin mensubu olmayacağız. Tarikat mensubu olmayacağız. Sendikanın üyesi olacağız. Derneğin, cumhuriyet kadınları derneğinin, öncü kadının vs. üyesi olacağız. Ama bakın Atatürk’ün o programı döndü dolaştı, Türkiye’nin önüne bir hakikat olarak geldi. Ve sonuç olarak Türkiye, FETÖ bunların en tehlikelisi. Çünkü Amerika’yla bağları var ve dünya çapında bir karanlık ağ. FETÖ’ye karşı mücadele başladı. Derken Furkan Vakfı, onun arkasından Adnan Oktar cemaati diyelim. O geldi şimdi Süleymancılar geliyor. Yani bu, bir Türkiye gerçeği. Türkiye ortaçağdan Atatürk devrimini tamamlamak için ortaçağ bağımlılıklarından şeyhlikten, cemaatten, cemaat liderliğinden vs. bu bağımlılıklardan kurtulacak. Öyle bir yola girdi Türkiye. O yüzden bu mücadeleye hep birlikte omuz vermemiz lazım. Burada en kritik FETÖ’ye karşı mücadele…”

Sn. Doğu Perinçek’in, cemaatleri ve İslami yapılanmaları topluma olumsuz ve ürkütücü gösterebilme çabasıyla, Büyük Önder Atatürk’ün sözlerine "bağlam dışı göndermeler" yapması, diğer yandan da son dönemde bir takım çevrelerin, işlerine gelmeyen kişilere ve gruplara yönelik sıkça başvurduğu şekilde, vatan haini-terörist FETÖ’yle sahte benzerlikler kurması en fazla klasik bir Aydınlıkçı kurnazlığı olarak değerlendirilebilir.

Zira, Sn. Perinçek, "biz Aydınlıkçılar, komünist ve materyalist ideolojimiz nedeniyle dine, dini kurumlara ve yapılanmalara, dindar Müslümanlara karşıyız” dese, bu ifadenin halkımızın çok büyük çoğunluğu tarafından tepki göreceği ve kendi aleyhine döneceği aşikardır. Bu nedenle aynı fikri, toplumun FETÖ'yle mücadele ve Atatürk konularındaki hassasiyetini kullanmaya çalışarak empoze etme yolunu tercih etmiştir.

Oysa, bu tür basit klişe ve telkinlerin etkisinde kalmayan normal bir zeka ve dikkate sahip her vatandaş, Mustafa Kemal Atatürk’ü sevmenin ve vatan haini münafık FETÖ'den nefret etmenin, bu şer yapıyla mücadele etmenin İslami cemaatlere, bu cemaatlere mensup saf, temiz, samimi dindar Müslümanlara karşı olmak ve onları yok etmek istemekle hiçbir ilgisinin olmadığını rahatlıkla görebilir.

Nitekim, Sayın Adnan Oktar’ın da birçok eserinde vurguladığı gibi Mustafa Kemal Atatürk, Sn. Perinçek ve takipçilerinin savunduklarının tam aksine, samimi dindar bir Müslüman'dır ve tüm hayatını da o şekilde geçirmiştir. Ayrıca, Türkiye’de bağnaz anlayıştan uzak olan gerçek İslam’ın yayılması için önemli adımlar atmıştır.

Atatürk'ün kendi döneminde tekke, zaviye ve türbeleri kapatmasının en önemli nedeni ise o dönemde bu yapıların bazılarının din adı altında, devlete ve Atatürk'ün kurduğu laik, demokratik ve çağdaş düzene karşı olan ve her fırsatta bu düzeni yıkmaya çalışan şer odakları haline gelmiş olmalarıdır. Oysa, günümüzde İslami cemaatler ve bu cemaatlere mensup Müslüman kardeşlerimiz devletine, milletine sonuna kadar bağlı, sadık, hükümete en büyük desteği veren, vatanı, milleti uğruna gözünü kırpmadan canını feda edecek olan samimi dindar kardeşlerimizdir. Hepsi kendi halinde, namazında, niyazında, sürekli iyilik, hayır peşinde koşan insanlardır.

Dolayısıyla, Aydınlıkçı camianın cemaatlere karşı verdiği mücadele ile Mustafa Kemal Atatürk’ün, din kisvesi altındaki yobaz, devlet düşmanı oluşumlara karşı kendi döneminde aldığı tedbirlerin hiçbir alakası yoktur. İkisinde de amaçlar tümüyle farklıdır:

Aydınlıkçı kesim, maocu komünist ideolojisi ve materyalist-Darwinist dünya görüşü nedeniyle günümüzdeki İslami cemaatlere karşıdır. Büyük Önder Atatürk ise hem Türkiye Cumhuriyeti'ne, laik devlete karşı oldukları ve sürekli devlet, millet ve hükümet aleyhinde faaliyet yürütüp fitne çıkardıkları, aleyhte propaganda yaptıkları için hem de bağnaz, yobaz, ilkel zihniyetleri ve yaşam biçimleriyle Kur'an'ın ruhuna tam aykırı hareket ettikleri ve İslam'a zarar verdikleri için kendi dönemindeki tekke, türbe ve zaviyeleri kapatmıştır. Ki o dönemki bu oluşumların bugünkü modern, samimi, vatan, millet, hükümet, devlet aşığı ve destekçisi İslami cemaatlerle hiçbir benzerliği olmadığını yukarıda anlatmıştık.

Sn. Perinçek’in konuşmasında, cemaatleri sözde bir tehdit gibi gösterebilmek adına FETÖ ile mücadeleye gönderme yapması da gerçekleri yansıtmamaktadır. Vatan haini, darbe girişimcisi FETÖ ile mücadele elbette ki devletimizin ve milletimizin bekası ve güvenliği bakımından çok önemlidir. Oysa ki, FETÖ’nün darbe girişiminin öncesinde de sonrasında da, toplumumuzdaki hiçbir İslami cemaat ve tarikat benzeri bir alçaklığa ve hainliğe kalkışmamıştır. Tam aksine devletimize ve milletimize her daim ve en güçlü şekilde destek veren faydalı yapılar olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir. Dolayısıyla, sahte Müslüman, CIA devşirmesi kahpe FETÖ'yü, Anadolumuz'un samimi dindar, vatan, millet, devlet aşığı İslami cemaatleri ve bunların mensuplarıyla aynı kefeye koymak insafa ve vicdana kesinlikle uygun değildir.

İslami cemaat ve tarikatler, 1. Dünya Savaşı’ndan 15 Temmuz hain darbe girişimine kadar birçok zorlu olayda Türkiye Cumhuriyeti devletini ve milletimizi en ön saflarda savunmuşlardır. İnsanlarımızın, samimi dindar olmalarında, dinlerine sahip çıkıp korumalarında önemli rol üstlenmişlerdir. Komünizmin, sosyalizmin, vb. din ve devlet düşmanı ideolojilerin topraklarımızda yayılmasına mani olmuşlardır.

İşte bu nedenle Aydınlıkçı görüşü benimseyenler komünist devrime giden yolda engel olarak gördükleri dindar toplulukları, İslami oluşumları, cemaatleri etkisiz hale getirmeyi istemekte, ancak Müslümanların çoğunlukta olduğu bir ülkede bu hedefi gerçekleştirmenin zor olacağını bildiklerinden tüm cemaatleri FETÖ gibi göstermeye çalışmaktadırlar. Bu yolla, halkı da cemaatlere karşı tavır almaya, tepki göstermeye yöneltmeye çalışmaktadırlar.

Sn. Doğu Perinçek’in mücadele verilmesi gerektiğini söylediği cemaatler arasında camiamızın da ismini anması, devletimizin ve milletimizin menfaatleri için değil, Sn. Adnan Oktar ve camiamızın milliyetçi, modern, dindar yapısını, Türk-İslam birliği idealini, son derece etkili anti-komünist, anti-materyalist, anti-Darwinist bilimsel ve fikri faaliyetlerini maocu komünist devrimin önünde çok önemli bir engel olarak görmesi nedeniyledir.

Her komünist ve Darwinist yapı gibi, Aydınlıkçı felsefeyi savunanların da camiamıza yönelik aleyhteki tavırları bu gerçek doğrultusunda değerlendirilmelidir. Sayın Adnan Oktar’ın evrim teorisini ve Darwinizmi çürüten, yaratılışın bilimsel delillerini ortaya koyan, Kur'an'a ve İslam Birliği'ne davet eden, komünist ideolojinin yanlışlarını anlatan eserleri Aydınlıkçı görüşü savunanların bakış açısında asla göz yumulmaması gereken çalışmalardır. 

Dolayısıyla Aydınlıkçı camiaya mensup her birey, hayalini kurduğu komünist devrimin gerçekleşmesi için tüm İslami cemaatler gibi, Müslüman bir arkadaş grubu olan camiamızla da mücadele etmesi zorunluluğuna inanmaktadır.


PROF. DR. SAYIN ALİ DEMİRSOY DARWİNİST BAKIŞ AÇISI NEDENİYLE OLAYLARA HATALI YAKLAŞIMLARDA BULUNABİLMEKTEDİR


Komünizmin dayandığı Darwinist ve materyalist bakış açısının, bağlılarını hatalı eylem ve söylemlere yönelttiği, tanınmış bilim insanlarımızdan Prof. Dr. Sayın Ali Demirsoy’un geçtiğimiz günlerde koronavirüs salgını hakkında yaptığı bir konuşmasında bir kez daha kendini göstermiştir. Halk TV’de yayınlanan “Şimdiki Zaman Siyaset” isimli programda kendisiyle yapılan canlı telefon bağlantısında, evrimci biyolog Prof. Dr. Ali Demirsoy şu ifadeleri kullanmıştır:

"Bu salgını önleyebilirdiniz başında? Evet, önlerdik. Eğer Çin'den gerçekten Hipokrat yemini etmemiş ve bilime tamamen inanmış bir adam bana telefon etseydi. Deseydi Ali Demirsoy, böyle bir virüs piyasaya çıktı, ne yapalım? Ne yapardım biliyor musunuz? Oradaki 50-60 kişiyi ya adaya götürür tecrit ederdim, ya da ben biyolog olmam nedeniyle kınamayın, öldürürdüm. Eğer siz 50 kişiyi itlaf etmiş olsaydınız, bugün 1 milyon adamın ölümünü önlemiş olurdunuz. İşte biz buna bilim diyoruz, bilim." 

Bu konuşmadan ne yazık ki bir kez daha anlaşılmaktadır ki, canlılığın güya kör tesadüfler sonucu ortaya çıktığını ve yine sözde tesadüflerle evrilip gelişerek günümüzdeki en mükemmel haline ulaştığını iddia eden evrim teorisinin toplumsal felsefesi olan sosyal Darwinizm, olaylara insancıl, merhametli ve akılcı yaklaşılmasına gerçek anlamda mani olabilmektedir.

Nitekim insanı, Allah’ın yaratığı ve O'nun ruhunu taşıyan bir varlık olarak değil de hayali bir evrim sürecinde meydana gelmiş, gelişmiş bir hayvan türü olarak gören Darwinizm, bu bakış açısı nedeniyle güçsüz, çaresiz, hasta, sakat ve zor durumdaki insanlara değer vermez. Darwinist anlayışa göre, doğada zayıf olan veya zayıf düşen türler elenmeli, güçlülerin önü açılmalıdır.

İşte Prof. Dr. Ali Demirsoy da, koronavirüs ile nasıl mücadele edileceğini anlatırken, hastalığa ilk yakalanmış kimselerin bir adaya götürülüp tecrit edilmeleri, hatta öldürülmeleri gerektiği fikrini bu Darwinist ideolojisi nedeniyle açıkça öne sürebilmektedir. Üstelik de, yardım bekleyen zavallı masum insanların acımasızca öldürülmesi düşüncesini "biyolog olması"nın bir gereğiymiş gibi göstermekte ve bu anormal fikri de “bilim” olarak tanımlamaktadır. Gerçekte ise bu "bilim" değil evrimcilerin iki yüzyıldır umutsuzca bilim olarak empoze etmeye çalıştıkları bilim-dışı "Darwinizm"dir.

Aslında Sayın Demirsoy'un, savunduğu bu insanlık dışı yaklaşımı "bilim" olarak göstermeye çalışması, evrimcilerin yüzelli yıldır dillerinden düşürmedikleri "bilim" kavramıyla gerçekte bizim anladığımız bilimi değil, Darwinist ideolojiyi kastettiklerinin açık bir kanıtıdır. Darwinistlerin "bilim" denince ne anladıklarına, Darwinist felsefeyi nasıl "bilim"miş gibi göstermeye çalıştıklarına açık bir örnektir.

Aydınlıkçı düşünceyi savunan biyolog Sayın Ali Demirsoy, Darwinist-materyalist dünya görüşü nedeniyle söz ettiğimiz hatalı düşüncesinden o kadar emindir ki, milyonlarca kişinin önünde böyle korkunç bir öneriyi ortaya atma cesaretini rahatlıkla gösterebilmektedir. Değerli bir akademisyenimiz olan Sayın Demirsoy, ne yazık ki Darwinist önyargısının kendisini derin yanılgılara ve vahim düşüncelere sürüklediğini fark edememektedir.


SN. DOĞU PERİNÇEK VE SN. ALİ DEMİRSOY HAYAT TECRÜBELERİNE, KÜLTÜR VE EĞİTİM DÜZEYLERİNE VE BUNCA SENE VATANA, MİLLETE, DEVLETE, TOPLUMA VERDİKLERİ HİZMETE YAKIŞIR ŞEKİLDE DAVRANMALIDIR

Tarihteki sayısız başarısız örneklerine rağmen, Sayın Perinçek, Sayın Demirsoy ve yandaşları, hayranı oldukları komünist önder ve düşünürlerin hatalı fikirlerini ve bozuk, modası geçmiş felsefelerini bugün de ısrarla savunmaya, hayata geçirmeye çalışmaktadır. İşte bu noktada, her ikisi de alanlarında ülkemiz için önemli birer değer olan Sayın Doğu Perinçek ve Sayın Ali Demirsoy’a bazı tavsiyelerimiz olacaktır.

Bu tavsiyelerin başında ise, her görüşten her kesimden, her inanç ve düşünceden insana sevgiyle, şefkatle ve merhametle yaklaşmaları gelmektedir. Kendilerince yanlış yolda olduklarını veya tehlike arz ettiklerini düşündükleri insanlara yok etme, linç etme amaçlı yaklaşmamalarıdır. Herkesi güzel sözle, şefkatle, sabırla ve gerçek bilimle en doğru olana çağırmalarıdır. Ülkemizi bölmek isteyen, dış güçlere karşı, birliği ve beraberliği, milli şuur ve kenetlenmeyi tesis etmenin yollarını aramalarıdır. Dışlayıcı, ötekileştirici, kutuplaştırıcı zihniyetin Türkiye’yi ele geçirmek isteyen düşmanlarımızı sevindirmekten başka bir işe yaramayacağını kabul etmeleri ve tam aksi yönde birleştirici, bütünleştirici, tüm insanlarımızı kucaklayıcı bir tutum izlemeleridir.

Çalışmaları ve görüşleri birçok insan tarafından takip edilen Sn. Doğu Perinçek ve Sn. Ali Demirsoy bu tavsiyelerimiz doğrultusunda hareket ettikleri takdirde takipçilerine de en güzel örneği teşkil edeceklerdir. Sevgiden ve kardeşlikten yana tavır alırlarsa, milletimizin teveccühünü her zamankinden çok daha fazla kazanacaklarına şüphemiz yoktur. Sayın Doğu Perinçek ve Sayın Ali Demirsoy’un yazımızda sözünü ettiğimiz hatalarını telafi etmeleri ve milletimizin teveccühünü kazanmaları herkesten çok camiamızı sevindirecektir.

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.