PANDORA BELGELERİNDEN ODATV MASALLARINA

“Pandora Belgeleri” adıyla kamuoyuna yansıyan ve dünya çapında büyük yankı uyandıran belgeler, kısa adı ICIJ olan Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu'nun ortaya çıkardığı ve 117 ülkeden 600'ün üstünde gazeteci tarafından incelemesi devam eden yaklaşık 12 milyon belgeden oluşmaktadır. 

Belgelerin şu ana kadar incelenmiş olan bölümünde, aralarında Azerbaycan devlet başkanı Haydar Aliyev, Çek Cumhuriyeti Başbakanı Babis, Ürdün Kralı II. Abdullah, Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenskiy gibi liderlerin de bulunduğu 35 ülke lideri ile aile fertlerinin, 336 politikacı ile çok sayıda kamu görevlisinin “offshore” adıyla bilinen ve aslen vergi kaçırmak amacıyla kullanılan ülkelerdeki milyarlaca dolarlık şirketleri ve ortaklıkları deşifre edilmiştir. 

İncelenen belgeler arasında, devletimizden vergi kaçırmak amacıyla yurt dışındaki “offshore” firmalarına milyonlarca dolar aktaran bazı Türk şirketlerinin isimleri de yer almaktadır. Bu sebeple, konuyla ilgili haberler ülkemizde de büyük yankı uyandırmıştır. 

Ancak,  her nedense Oda TV isimli internet haber sitesi, belgelere adı karışan Türk firmaları ile varsa politikacı ve bürokratları haber yapıp bunları kamuoyuyla paylaşmak yerine, dünya çapında gündem olan böylesine önemli bir konuyu anlamsız bir tavırla, Oda TV editörlerinden Hakan Erol'un satmayan, uydurmalarla dolu kitabının reklamını yapmak amacıyla kullanmıştır. 

Hakan Erol'un kitabına gönderme yapan ve konuyu “Pandora Papers'dan Oktarcılar çıktı” başlığı ile manşetine taşıyan Oda TV, bu (sözde) haberinin içeriğinde ise; Pandora Belgeleri arasında -Fetö soruşturması kapsamında tutuklu bulunan- AK Parti eski milletvekili İlhan İşbilen'in isminin de geçtiğini belirtmiş ve Ceyda Ertüzün isimli hanım arkadaşımızın 2014 senesinde İlhan İşbilen ile aynı gün birisi 120 saniye, diğeri 107 saniye olan toplam iki telefon görüşmesi gerçekleştirdiğinden bahsetmiştir. Toplamı 4 dakikayı bile bulmayan, 7 yıl önceki 2 telefon görüşmesine dayanarak da, kendince arkadaş camiamızla FETÖ arasında güya bir ilişki varmış gibi göstermeye ve kamuoyunu bu yolla aldatıp yanıltmaya çalışmıştır. 

Dikkat çeken husus ise, kamuoyunda Adnan Oktar Davası olarak bilinen davanın İstinaf Mahkemesi'nde incelenen dosyasının karar aşamasına yaklaştığı söylentilerinin dolaştığı son günlerde Oda TV'nin, gündemdeki bizle uzaktan yakından ilgisi olmayan konuları bile adeta sinekten yağ çıkarırcasına, akla ziyan kurgularla camiamıza bağlamaya çalışarak, aleyhimizde olumsuz algı malzemesi üretme telaşına girmiş olmasıdır. Ayrıca, derin devletin tek talimatıyla bir anda hareketlendikleri izlenimini veren Oda TV yazarlarının, bu tür ucuz komplo teorileri ve çocuksu algı yöntemleriyle bağımsız yargıyı etkileme girişimleri hukuka ve kanunlara da son derece aykırı bir tutumdur.

Aslında, ne Ceyda Ertüzün isimli arkadaşımızın, ne de Sayın Adnan Oktar ve diğer arkadaşlarımızın FETÖ ile uzak yakın hiçbir bağlatılarının olmadığını, herkes gibi Oda TV çalışanı gazeteci ve editörler de gayet iyi bilmektedirler. 

Çünkü haberde bahsedilen dava dosyası kapsamında ifade veren Ceyda Ertüzün isimli hanım arkadaşımız ifadesinde; “FETÖ'nün o tarihte henüz daha bir terör örgütü olarak adlandırılmadığını ve bu yapılanmanın başta Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan ile birlikte tüm siyaset ve bürokrasi camiası tarafından da bir hizmet hareketi olarak görüldüğünü ve nitelendirildiğini” dile getirmiştir. Ayrıca, kendisinin oldukça tanınan ve sevilen, çok geniş çevreye sahip merhum milletvekili ve bilim insanı Tefvik Ertüzün'ün eşi olması münasebetiyle, yapmış olduğu binlerce telefon görüşmesinden sadece toplamı 4 dakikayı bulmayan 2 telefon görüşmesine dayanarak FETÖ bağlantısı ile suçlanmasının ne derece saçma bir durum oluşturduğunu da ifade etmiştir. 

Kaldı ki bugün aktif görevdeki bakan, milletvekili, devlet adamı, müsteşar, danışman, bürokrat, vb. makam ve mevkilerdeki binlerce insanın, ortada FETÖ diye bir kavramın bile olmadığı o tarihlerde Gülen Cemaati olarak bilinen grubun mensuplarıyla herkesten çok daha içli dışlı oldukları, onbinlerce saatlik yüzyüze ve telefon görüşmeleri yaptıkları bilinen bir gerçektir. Dahası, o dönem itibariyle bu suç sayılan bir eylem de değildir.

Böyle açık bir gerçeği kendileri de çok iyi bildikleri halde görmezden gelerek camiamızdan bir kişinin, içeriğini bile bilmedikleri 7 yıl önceki 4 dakikalık bir telefon konuşmasını çok büyük bir bağlantı keşfetmiş edasıyla kendilerince haber yapan Oda TV gazetecileri, bu tür zorlama çabalarıyla içinde bulundukları çaresizliği her geçen gün daha çok ortaya sermektedir. Camiamıza yönelik karalama ve itibarsızlaştırma amacı gütme dışında hiçbir değeri ve gerçekliği olmayan saçma teori ve iddialarla, asparagas haberler ve uydurma komplo teorileriyle kamuoyu karşısında her geçen gün güvenilirlik ve inandırıcılıklarını kaybetmektedirler.

Bunun yanında dava dosyasını son derece yakından takip eden Oda TV yazarları, Sayın Adnan Oktar'ın ve arkadaş camiamızın FETÖ YAPILANMASIYLA HERHANGİ BİR İLİŞKİSİNİN OLMADIĞINI AÇIK ŞEKİLDE İSPAT EDEN “ANKARA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ'NÜN ARAŞTIRMA ve İNCELEME RAPORUN” dan da haberdardırlar. Bu resmi rapora göre :

“FETÖ Silahlı terör örgütüne üye olmamakla beraber yardım etme” iddiasına yönelik olarak Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nün 30.07.2018 tarih ve 58604142.66693.(63044).D2-38854 sayılı yazıları ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosunun yürüttüğü 2018/117729 sayılı soruşturmasına istinaden Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın FETÖ/PDY ile irtibatlı olup olmadığına ilişkin bilgi talep edilmiş, GELEN RAPORDA İSİMLERİ ZİKREDİLEN 235 ARKADAŞIMIZIN BİRDEN FETÖ İLE HİÇBİR BAĞININ TESPİT EDİLEMEDİĞİ BELİRTİLMİŞTİR. 

Başta Sayın Adnan Oktar olmak üzere 235 kişinin, BYLOCK KAYITLARININ OLMADIĞI, BANK ASYA’DA HESAPLARININ BULUNMADIĞI, KRİZ MERKEZİ VERİSİ İÇİNDE KAYITLARININ OLMADIĞI, SORUŞTURMALAR İÇİNDE ADLARININ YER ALMADIĞI, BELGE/EVRAK/DERNEK BAŞLIĞI ALTINDA DA HİÇBİR KAYITLARININ BULUNMADIĞI somut olarak ortaya konulmuştur.

Ayrıca, aynı inceleme 235 arkadaşımızın sahibi veya ortağı bulundukları şirketler için de yapılmış ve yine aşağıdaki şekilde, arada herhangi bir bağ ya da bağlantının BULUNMADIĞI SONUCUYLA karşılaşılmıştır.

Bunların da dışında, "TEPE YÖNETİMLE İRTİBAT" başlığı altında ayrıca bir tutanak daha tanzim edilmiş, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üst düzey yöneticisi olduğu kabul edilen 72 şahsa ait 336 GSM numarasının 01.01.2006 – 01.01.2016 TARİHLERİ ARASINDAKİ 10 YILLIK DÖNEMİ KAPSAYAN HTS KAYITLARI KULLANILARAK AYRI BİR SORGULAMA DAHA YAPILMIŞ ve YAPILAN SORGULAMA SONUCUNDA SAYIN ADNAN OKTAR HAKKINDA HİÇBİR KAYDA YİNE RASTLANMADIĞI şeklinde belirtilmiştir. 

Özetle, Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından yapılan araştırma ve incelemelerde; FETÖ BAĞLANTISI VEYA İLTİSAKINA İLİŞKİN OLARAK KULLANILAN 11 AYRI İNCELEME TEKNİĞİ, -2006 ile 2016 arasındaki 10 yılı kapsar şekilde- SAYIN ADNAN OKTAR ve 235 ARKADAŞIMIZIN İÇİN DE AYRI AYRI UYGULANMIŞ, ALINAN SONUÇLARIN HER SEFERİNDE ve HERKES İÇİN “KAYDA RASTLANMAMIŞTIR” şeklinde, son derece açık ve net olmuştur.

Bu belgeleri de içeren konuya ilişkin delillerimizi Oda TV mensuplarına defalarca sunmuş olmamıza rağmen, gerek tarafgir ve ideolojik tutumları gerekse talimatla tek taraflı yönlendirilmiş olmaları nedeniyle, ortada camiamız ile FETÖ arasında tek bir bağ ya da bağlantı bile olmadığını bile bile ısrarla samimiyet, dürüstlük ve objektiflikten uzak gerçek dışı haberlere imza atmaktadırlar. 

Oda TV'nin "İğneyi Kendine Çuvaldızı Başkasına" Zihniyeti

Gerçekten mafya ya da terör örgütü oldukları hakkında en ufak bir tartışma dahi olmayan kişi ya da gruplardan dehşetle korkup çekindekileri için haberlerinde son derece saygılı ve ölçülü bir üslup kullanırken, arkadaş camiamıza yönelik her türlü hakaret, yalan ve iftira içeren haberler yapmak konusunda ise oldukça rahat bir tavır sergilemektedirler. Sadece bu gerçek bile, bizlerin mafya, suç örgütü, korkutucu güç gibi yakıştırma ve ithamlardan ne kadar uzak olduğumuzun çok açık bir göstergesidir.

Oda TV'nin, camiamıza yönelik bu tarafgir yaklaşımı, geçmişteki birçok olay ve haberde de kendini göstermiştir.

Örnek vermek gerekirse, Oda TV geçmişte ölümcül derece ağır pankreas hastası olan tutuklu bir arkadaşımızın hastalığının ağırlaşması üzerine sevk edildiği hastane tarafından “MEVCUT HASTALIĞI NEDENİYLE HAYATINI YALNIZ İDAME ETTİREMEZ” şeklinde verilen Sağlık Kurulu Raporu'nu tümüyle hukuksuz bir biçimde bozan ve arkadaşımızı adeta cezaevinde ölüme terk eden Adli Tıp Kurumu'nu destekleyip alkışlayarak konuyu “Halaycı Müride Adli Tıp Şoku” diye haber yaparken hiç utanıp sıkılmamıştır. Ancak, aynı Adli Tıp Kurumu ve kurumun başkanı tarafından “28 Şubat davasının” 80 yaş üzerindeki sanıkları için “sağlık durumları hapis yatmalarına uygundur” şeklinde geçtiğimiz günlerde verilen raporunu bu kez adeta yerden yere vurmuş ve bu karar sebebiyle Adli Tıp Kurumu Başkanı'nı siyasi davranmakla ve vicdansızlıkla alabildiğine suçlamıştır.

Yine benzer şekilde OdaTV, Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın 1999 senesinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde gözaltında bulundukları sırada dönemin Organize Suçlar Şubesi Müdürü Adil Serdar Saçan ve ekibi tarafından ağır bir işkenceye maruz bırakılmış olmalarını ve aynı dönemde İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nün penceresinden atlayıp intihar ettiği söylenen gözaltındaki kişileri de görmezden gelmiştir. Diğer yandan, Adil Serdar Saçan'ın, müdürlüğü döneminde Organize Suçlar Şubesi'nde Adnan Bey ve arkadaşlarımıza işkence altında, baskı ve ölüm tehdidiyle zorla imzalattığı düzmece ifadelere dayanarak camiamıza yönelik her türlü asılsız suçlamada ve iftirada bulunmaktan da çekinmemiştir. 

Ancak, yakın zaman önce Oda TV gazetecilerinden Barış Pehlivan'ın tutuklanıp cezaevine gönderildiği gün cezaevindeki bir gardiyan tarafından tartaklanmasını ise günlerce manşetlerine taşımış ve bunun nasıl bir insanlık suçu olduğunu yana yakıla anlatmışlardır. 

Özetlersek Oda TV, 3 yılı aşkın süredir camiamızın maruz bırakıldığı haksız ve hukusuz uygulamalara, –hiçbir yasal dayanağı olmadan–arkadaşlarımıza ait tüm para, gelir ve mal varlıklarına, ailelerinden kalan miraslara hatta kendilerine devrolan emekli maaşlarına kadar el konulup küflü cezaevi koğuşlarında açlık ve sefalete terk edilmelerini görmezden geldiği gibi aleyhimizde her türlü uydurma, yalan ve iftirayı da defalarca yayınlamaktan hiçbir çekince duymamaktadır.

Hal böyleyken, haksızlığa ve hukuksuzluğa uğrayan kendi mensupları olduğunda Oda TV, bu kez adeta yılmaz-yıkılmaz adalet savunucusu kesilmekte, kendi haber sitesine yönelik mahkeme kararıyla uygulanan resmi erişim engeli konusunda yeri göğü birbirine katmakta ve bu konuyu hemen her gün manşetlerine taşımaktadırlar. 

Dolayısıyla, en son “Pandora Belgeleri” konusunda yaptıkları haber ile kendini gösteren ve geçmişe ait sadece birkaç örneğini aktarmakla yetindiğimiz Oda TV'nin bizlere yönelik ilkeli, etik, dürüst, objektif ve gerçek habercilik anlayışından uzak, tarafgir tutumu, aslında sadece camiamıza yönelik değil hem kendilerine hem de toplum geneline yönelik büyük bir tehlikedir. 

Zira adalet, ideoloji gözetmeksizin toplumun tüm kesimleri için savunulduğunda ancak gerçek adalettir. Konu ve olaylara tarafgir yaklaşarak kendinden görmediği kişilerin maruz bırakıldıkları haksızlık ve hukusuzluklara göz yumanlar, bilmeden de olsa bunları yapanların değrmenine su taşımaktadırlar. Böyle olunca yaptıkları yanlarına kar kalanlar daha da cesaretlenmekte ve adaletsizliklerin çapı ve etkisi gittikçe yayılıp genişlemektedir. 

Bu vesileyle Oda TV'nin değerli yazar, haberci ve editörlerine "zulme rıza göstermenin ve desteklemenin de zulüm olduğunu" hatırlatıyor, kendilerini samimi ve dürüst gazetecilik yapmaya davet ediyoruz.

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.