KONUNUN TARAFLARINA SÖZ HAKKI VERMEDEN TEK TARAFLI YAYIN YAPMASI HABERTÜRK TELEVİZYONUNA YAKIŞMIYOR

Sayın Ebru Baki'nin sunduğu ve Ak Parti milletvekili Yaşar Hacısalihoğlu ve Kemal Öztürk’ün konuk olarak katıldığı 3 Eylül 2020 tarihli Habertürk programında yer verilen, Sayın Adnan Oktar ve arkadaş grubu hakkında tek yanlı, gerçeklerle bağdaşmayan ve temel kişilik haklarımızı ihlal eden bir takım iddialarla ilgili cevap hakkımızı kullanmayı gerekli görüyoruz.

Şu anda medyanın gündeminde olan bir konu üzerinden Sayın Adnan Oktar ve arkadaş grubumuzu itham eden yorumların yer aldığı yayında, her şeyden önce yargılamanın halen devam ettiği gerçeği göz ardı edilmiş ve evrensel bir ilke olan “masumiyet karinesi” alenen çiğnenmiştir. Sayın Adnan Oktar ve halen tutuklu bulunan 9’u kadın 78 arkadaşımızın ve halen ev hapsinde bulunan onlarca arkadaşımızın iddialara cevap verme hakkı tamamen yok sayılarak, hiçbir gerçekliği olmayan ithamlar sanki ispatlanmış bilgilermiş gibi kamuoyuyla paylaşılmıştır.

Öncelikle şu önemli hususu vurgulamak gerekir: Hukuku ve insan haklarını esas almak dururken, hukuku ikinci plana atıp, nereye varacağını düşünmeden, sözlerinin etkisini hesap etmeden, mevcut ön yargıları paylaşarak, şefkatten ve insaniyetten uzak bir anlayışla konuşanlar şunu unutmamalıdır ki, bu tür konuşmaları dile getirenler bir gün kendi canlarınında  benzer haksızlıklardan yanmasına sebep olacak bir ruhun gelişmesine destek ve yardımcı olmaktadır. Nitekim bu durum, son günlerde sıklıkla şahit olduğumuz acı bir gerçektir. Bu peşin hükümlü, adaleti, sevgiyi, şefkati, anlayışı esas almayan, kendini adeta yargı makamı yerine koyan, makuliyetten ve itidalden uzak anlayışın yerleşmesi ve yaygınlaşması bu ülkenin tüm vatandaşları için ciddi bir tehdittir. Hiçbir belgeye dayanmadan insanları Fetöcü ilan edenler, olur olmaz suçlamalarda bulunanlar, mahkeme kararını beklemeden hüküm verenler günün birinde aynı muamelenin kendilerine de yapılmasıyla karşılaşabilir, bir anda kendileri Fetöcü olmakla itham edilen konumlara düşebilirler ki bunun örneklerine giderek daha sık rastlamaya başladık. Bizler ise böyle bir dünya istemiyoruz.

Yaşar Hacısalihoğlu

Hemen her gün birçok kanalda saatlerce süren programlarda adaletsizlikten şikayet edilirken aslında adaletsizlik tam da bu zihniyetle, buradan başlamaktadır. Bilerek veya bilmeyerek, farkında olmadan bir çok gazeteci ve televizyoncu da bu adaletsizliğin kaynağı olmaktadır. Bizler, Ebru Hanım gibi aydın, güler yüzlü, hoş sohbet, modern, demokrat tüm insanlara sevgi ve saygı duyuyoruz. Her düşüncenin özgürce ifade edilmesini istiyoruz. Her inançtan insanın birinci sınıf vatandaş muamelesi gördüğü, kimsenin bir diğerini dışlamadığı veya hor görmediği, herkesin bir diğerine saygı duyduğu, hayatını kolaylaştırdığı, sanat, kalite ve güzellik dolu bir ülkemiz olsun istiyoruz. Herkes birbirine destek olsun, Türkiye cennet gibi olsun, sokaklar cıvıl cıvıl hayat dolsun, mutluluk ve sevinç her yere hakim olsun istiyoruz. Ve eminiz ki bu programa katılanlar da bu isteklerimizde bizlerle hemfikirler.

Ne var ki bu yargısız infazlar, sevgisiz öfke dolu yorumlar, delilsiz belgesiz açıklamalar, ezmek yok etmek için atılan çığlıklar, linç kültürü, bir diğerinin üzerine basarak yükseleceğini zanneden anlayış, hukuku hiçe sayan zihniyet devam ettiği müddetçe bu güzelliklere kavuşmak imkansız. Umarız bu çağrılarımız bu yanlışların düzelmesine vesile olur.

Kemal Öztürk

Ebru Baki Hanım’ın da ifade ettiği gibi arkadaş grubumuz 80’lerin başından bu yana tam 40 yıldır milletimizin gözleri önünde devletin bilgisi dahilinde faaliyet gösteren bir camiadır. Hiçbir gizlimiz saklımız olmadığı gibi, yasalara uygun olmayan en ufak bir yönümüz dahi bulunmamaktadır. Bu 40 yıl boyunca Sayın Adnan Oktar’ın Darwinizm’e karşı etkili mücadelesi, gençler ve modern kesim arasında Kuran ahlakının yayılmasına vesile olması, arkadaş camiamızla birlikte İslam’ın aydın yüzünü tüm dünyaya göstermesi, Türk İslam Birliği ülküsü için var gücüyle gayret etmesi haliyle bazı çevreleri sık sık rahatsız etmiş ve çok defa suikast girişimlerine ve komplolara maruz kalmıştır. Bu komplolar sebebiyle geçmişte de haksız yere tutuklanmış hatta gayri hukuki bir şekilde akıl hastanesinde dahi tutulmuştur. Ancak her defasında hak açığa çıkmış, müfterilerin tuzaklarını Yüce Türk Adaleti bozmuş ve Sayın Adnan Oktar’ın müberra bir insan olduğu defalarca tescillenmiştir. Sayın Adnan Oktar’ın adli sicil kaydı tertemizdir.

Sevgili Ebru Hanım “mağdur olan aileler”den bahsederken zannediyoruz ki evlatlarının inancına ve hayatına saygı gösteren, Sayın Adnan Oktar’ı ve arkadaşlarını seven, hiçbir suçları olmadığı halde, hukuka ve usule aykırı olarak Türkiye’nin 10 farklı iline 18 ayrı cezaevine dağıtılan, akıl hastalarıyla, canilerle yanyana konulan, şişlenme bıçaklanma tehlikesi geçiren, defalarca darp edilen evlatlarının çektiklerine daha fazla dayanamayıp vefat eden annelerimiz, babalarımız, ablalarımızdan bahsetmektedir. Bu yargılama boyunca 9 arkadaşımızın annesi, babası, ablası, anneannesi vefat etmiş, arkadaşlarımızın çoğunun cenazeye katılmasına dahi izin verilmemiştir. Dolayısıyla bu davada bir mağdur varsa bunlar 25 aydır cezaevinin küflü, rutubetli, karanlık koğuşlarında adeta ölüme terk edilmiş olan tertemiz vatansever genç hanımlar ve nur gibi delikanlılar ve onların aileleridir. Çocuklarıyla inanç ve düşünce farklılığı sebebiyle anlaşmazlık yaşayan en fazla 5-6 ailenin yaşadıkları ise Sayın Adnan Oktar’la doğrudan hiçbir ilgisi olmayan bir konudur. Arkadaş camiamızın büyük çoğunluğunun aileleri bizzat Adnan Oktar beyle görüşen, kendisini seven ve destekleyen insanlardır. Çocuklarıyla kişisel anlaşmazlığı olan ailelerin de bu anlaşmazlığı bir an önce sevgi ve iyilikle çözmesi hepimizin temennisidir.

Programa konuk olarak katılanlardan Kemal Öztürk’ün küçük çocukların cinsel tacizden korunması için gösterdiği hassasiyete sonuna kadar katılmakla birlikte, kendisinin bu konudaki samimiyetini göstermek için asıl “küçük erkek çocuğuna cinsel tacizden hüküm giymiş, mahkeme kararıyla bu çirkin eylemi yaptığı kesinleşmiş olan” bir takım kişileri ismen eleştirerek halkımızı da bu tür insanlar hakkında uyarmasının doğru olacağı kanaatindeyiz. Henüz yargılaması devam eden kişiler üzerinden bir takım asılsız ve dayanaksız yorumlar yapmak ne kadar hukuka ve vicdana aykırıysa, suçu sabitleşmiş tehlikeli kişiler hakkında kamuoyunu bilgilendirmek de vicdan ve sorumluluk duygusunun bir gereğidir. Kemal Öztürk Bey’in de bu gerekliliği yerine getireceğine inancımız tamdır. Böylece, kendisinin milletimize tavsiye ettiği “suçu görüyorsanız susmayın” tavsiyesine kendisi de canlı ve güzel bir örnek teşkil etmiş olacaktır.

Sayın Yaşar Hacısalihoğlu’nun hatırlattığı gibi, Saadettin Tantan’ın İçişleri Bakanlığı döneminde, 28 Şubat süreci içerisinde, tıpkı bugün olduğu gibi çok kapsamlı ve organize bir kumpas davası açılmış, o dava da Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın beraatiyle neticelenmiştir. Sayın Baki, Sayın Öztürk ve Hacısalihoğlu’nun dikkat çektiği bu hususlar aslında camiamızın masumluğunun delilleridir. Saman, 5 kilo da olsa 1000 kilo da olsa samandır. Dün de önümüze getirilmiş olsa bugün de getirilse samandır. Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız hakkındaki iftiralar da 5-10 yılda bir temcit pilavı gibi öne sürülmekte, her defasında da her içi boş iftirada, her kurguda olduğu gibi tuzağı kuranların ellerinde kalmakta, Yüce Türk Adaleti kumpasçılara gereken dersi vermektedir. 

Yaşar Hacısalihoğlu Bey dosya hakkında basından duyduğu bazı gerçek dışı bilgileri sanki çok önemli devlet sırlarına sahipmiş edasıyla, yeni keşfetmiş ve bulmuş gibi öne sürmek yerine dosyanın kendisini ve duruşmalarda yapılan savunmaları incelemiş olsaydı, dosyada tek bir tane bile Fetö bağlantısı olmadığı somut gerçeği ile karşılaşacaktı. Sayın Adnan Oktar ta 2009’dan bu yana, milyonların gözü önünde Fetö yapılanmasını cesaretle eleştirirken, “Fethullah Gülen’in Allah birdir” sözü dışında hiçbir sözüne inanılmaz derken, Fethullah Gülen’i öven, kapısı önünde sıra olan, kurumlarında çalışan, toplantılarına katılan, gazetelerinde yazan, Türkçe Olimpiyatlarında en ön sıralarda oturan, Abant toplantılarına katılmak için can atan, Tuskon’un hiçbir etkinliğini kaçırmayan kişilerin bugün yaptığı tespitlerin inandırıcı ve samimi bulunması pek mümkün değildir. Milletimiz de müthiş irfanıyla bu gerçeği görmekte ve bilmektedir. 

Bununla birlikte söz konusu iddiaya dair, dosyada yer alan “FETÖ Silahlı terör örgütüne üye olmamakla beraber yardım etme iddiası” hakkında Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nün 30.07.2018 tarih ve 58604142.66693.(63044).D2-38854 sayılı yazıları ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosunun yürüttüğü 2018/117729 sayılı soruşturmasına istinaden Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın FETÖ/PDY ile irtibatlı olup olmadığına ilişkin bilgi talep edilmiştir.

Bunun üzerine Sayın Adnan Oktar’la beraber 235 arkadaşımızla ilgili şu başlıklar altında araştırma ve soruşturma yürütülmüş ve bir rapor düzenlenmiştir. Bu rapora göre Sayın Adnan Oktar ve 235 kişi hakkında; 

1. BYLOCK başlığında kayda rastlanmamıştır.

2. BANK ASYA başlığında kayda rastlanmamıştır.

3. KRİZ MERKEZİ VERİSİ başlığında kayda rastlanmamıştır.

4. SORUŞTURMALAR başlığında kayda rastlanmamıştır.

5. BELGE EVRAK/DERNEK başlığında kayda rastlanmamıştır.

6. ŞİRKETLERİ SORUŞTURMA başlığında kayda rastlanmamıştır.

7. ŞİRKETLERİ BANK ASYA başlığında kayda rastlanmamıştır.

8. ŞİRKETLERİ BELGE EVRAK başlığında kayda rastlanmamıştır.

9. ŞÜPHELİ ŞİRKETTE SGK KAYDI başlığında kayda rastlanmamıştır.

10. KHK İLE İHRAÇ EDİLENLER başlığında kayda rastlanmamıştır.

11. TEPE YÖNETİMLE İRTİBAT başlığında ayrıca tutanak tanzim edilmiş olup, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üst düzey yöneticisi olduğu kabul edilen 72 şahsa ait olduğu bildirilen 336 GSM numarasının 01.01.2006 – 01.01.2016 TARİHLERİ ARASINDAKİ 10 YILLIK DÖNEMİ KAPSAYAN HTS KAYITLARI KULLANILARAK YAPILAN SORGULAMA SONUCUNDA ADNAN OKTAR HAKKINDA HİÇBİR KAYDA RASTLANMAMIŞTIR.

Şu an medyada boy gösteren birçok kişi hakkında benzer bir araştırma yapıldığı takdirde, ortaya ne gibi bir sonuç çıkacağını ise kamuoyunun takdirine bırakıyoruz.

Basına yansıyan bazı genç hanımlarla ilgili cinsel isnatlar hakkında ise özetle şunu söylemek isteriz;

  • Öncelikle hiçbir kadın kendisi hakkında böylesine çirkin beyanlarda bulunmak istemez. Cezaevine girme korkusu, can korkusu, ailesini kaybetme korkusu, malına mülküne el konulma korkusu, yalnız kalma korkusu gibi hayati endişelere maruz kalan, akıl almaz bir baskı ve dayatmayla kendi kendilerine bu iftiraları atmaya mecbur bırakılan arkadaşlarımızın ve genç hanımların içinde bulunduğu durumu anlayışla karşılıyoruz. Onlara hiçbir kırgınlığımız ve kızgınlığımız yok.
  • Ancak dosyada yer alan cinsel ithamlar baştan sona akla ziyan, hayatın doğal akışı içinde yaşanması mümkün olmayan, somut hiçbir bulguya, belgeye ve delile dayanmayan iftiralardır. Tecavüz ispatlanması mümkün olan son derece çirkin bir eylemdir. Sözde bunca kadın yıllar boyunca güya tecavüze uğruyorsa ortaya yüzlerce delil konulabilmesi gerekirken bir tane bile delil yoktur. Adli Tıp Kurumu’nun yaptığı incelemeler de ortada bir tecavüz olmadığını ispatlamıştır. Bunca yaygara, manşet, saatlerce konuşma yerine bugüne kadar ortaya tek bir tane delil konulmuş olsa konu temelden çözülecektir. Ama bunca şamataya, bunca iftiraya, bunca kişiye rağmen bir tane bile delil ortaya konulamıyorsa 
  • Son derece modern, İstanbul gibi bir metropolde yaşayan, özgür bir hayata sahip olan, oyunculuk, avukatlık, hemşirelik gibi iyi mesleklere sahip, kültür seviyesi yüksek, hakkını aramayı bilen, elinin altında internet olan, her türlü bilgiye ve makama ulaşabilen kadınların yıllar boyunca sözde dini telkinle iradelerini kaybedip güya tecavüzü sevap gibi görerek taciz edildiklerini öne sürmek aklın ve mantığın kabul edebileceği bir şey değildir. Böyle bir sosyal çevre içinde yaşayan bir kadını, “dini telkinle” sözde anal ve oral ilişkinin sevap olduğuna inandırmak mümkün değildir. Bu ülkede ilkokul çağından itibaren okullarda din dersi verilmektedir. Yoldan geçen herhangi bir kişi dahi zinanın dinen hükmünü bilir, neyin haram neyin helal olduğunu da bilir. Dolayısıyla bir insanı özellikle İstanbul gibi büyükşehirde yaşayan, üniversite mezunu, sosyal bir insanı “sevap alacaksın” diyerek tecavüze ikna etmek mümkün değildir.
  • Kaldı ki, arkadaş camiamızdaki beylerin -asla harama tevessül etmeyen insanlar olmakla birlikte- bir hanımla arkadaşlık kurmak istediklerinde herhangi bir hileye başvurmaya ihtiyaçları da yoktur. Dindar, vicdanlı, dürüst, harama helale titiz, sadık, vefalı, yüksek karakterli, efendi mizaçlı, iyi eğitim görmüş, kaliteli bir hayata sahip arkadaşlarımızla birçok hanım kendi isteğiyle gelip tanışmaktadır.
  • Sayın Adnan Oktar’ın sözde küçük kız çocuğunu taciz ettiğine dair çirkin iftiraya ise milletimiz asla itibar etmemiştir. Sayın Adnan Oktar yıllardır kendisine bu yönde iftira atılması ve kumpas kurulması tehlikesine karşı son derece özenli davranmış, misafir olarak kendisini ziyaret eden kişilerin yanlarında gelen çocuklarla dahi asla tek başına görüşmemiş, ailesinin yanında olmadığı bir çocuğu kabul etmemiştir. Bunu Adnan Oktar Bey’i tanımış olan herkes son derece iyi bilir. Dolayısıyla bu, daha en başından çökmüş ve geçersizliği ortaya konmuş bir iftiradır.

Sonuç olarak, Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarımız hukuki bir dosya ile değil bir linç operasyonuyla karşı karşıyadır. Ortaya atılan iftiralar ne kadar büyük olursa olsun Yüce Türk adaletinin bizleri aklayacağına inancımız tamdır.

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.