İSRAİLLİ SİYASİLER VE SANHEDRİN HAHAMLARI, TÜRKİYE-İSRAİL İLİŞKİLERİ KONUSUNDA NİÇİN RESMİ DEVLET GÖREVLİLERİYLE DEĞİL DE ÖZELLİKLE SAYIN ADNAN OKTAR İLE GÖRÜŞMEYİ TERCİH ETMİŞLERDİR?


2010 yılından bu yana Yahudilerin en yüksek yargı organı olan ve 71 bilge hahamdan oluşan Yahudi Konseyi Sanhedrin üyesi hahamları ile İsrail Parlamentosu Knesset üyesi çeşitli partilere mensup milletvekilleri ve yine üst düzey pek çok haham ve yetkili, Sayın Adnan Oktar'ın davetlisi olarak bir çok kez Türkiye'ye gelmişlerdir. 

Hatta Sayın Adnan Oktar'ı ziyarete gelen bu kişiler arasında, İsrail'in devlet politikalarına doğrudan etki edebilen en üst yargı organı Sanhedrin Konseyi üyesi hahamların bulunması, ulusal medyamız tarafından da büyük ilgi görmüştür. Yapılan her ziyaret hem televizyonlarda, hem de internet haber siteleri ile gazetelerde bolca yer almıştır. 

Ayrıca, medyada çıkan haberlerin yanı sıra, Sayın Adnan Oktar'ı ziyarete gelen kişi ve heyetlerin tamamı, her ziyaretlerinde hem Sayın Adnan Oktar ile birlikte A9 Televizyonu'nda yayınlanan canlı yayın programlarına da katılmışlar, hem de basın toplantıları ile konferans ve oturumlara katılıp, konuşmalar da yapmışlardı. 

Yapılan bu ziyaretler vesilesiyle Sayın Adnan Oktar tarafından yürütülen sivil diplomasi gerek ülkemizin ve vatandaşlarımızın gerekse bölge ülkeleri ve halklarının her zaman faydasına olmuştur. 

Şöyle ki; 

1. Öncelikle yakın dönemde Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan'ın tekrar tekrar gündeme getirdiği, ülkemizin uzun yıllardan bu yana ''en büyük ihtiyacının yetişmiş insan gücü olduğu'', dış ülkelerde bizi temsil edecek yetişmiş insan kaynağımızın yeterli olmaması sebebiyledevlet kadrolarının da bu konuda eksik kaldığı bilinen bir gerçektir. 

Nitekim, bizlerde bir sivil toplum kuruluşu olarak Sayın Adnan Oktar öncülüğünde inisiyatif almış ve durumdan vazife çıkartarak devletimize bu konuda destek vermeyi her daim bir görev ve amaç edinmişizdir. Devletimiz de yetişmiş kadrolarındaki eksiklikler sebebiyle, bizim inisiyatif almamızı her zaman memnuniyetle karşılamış ve bizleri özel olarak görevlendirmiştir 

Bu sebeple Sayın Adnan Oktar'ın ve biz arkadaşlarının yapmış olduğu tüm görüşmeler, toplantılar ve faaliyetler her zaman bizim tarafımızdan devletimize rapor edilmiş, çalışma ve faaliyetlerimizin her aşamasında da hep devletimizin üstün menfaatleri gözetilmiştir

2. Dış ilişkilerde KAMU DİPLOMASİSİ olarak bilinen bir gerçek vardır ve bu amaca yönelik olarak halklar arası ilişkileri düzetip sağlamlaştıran, dostluk bağlarını güçlendirmeyi amaçlayan tüm çalışma ve faaliyetler, devletler tarafından da desteklenip teşvik edilirler. Ancak ne yazık ki ülkemizde, bizim dışımızda bu görevi üstlenmiş bulunan güçlü, yerli ve milli bir kurum maalesef ki bulunmamaktadır. 

Türkiye adına bu gibi faaliyetler geçmişte sadece FETÖ yapılanması tarafından yapılılıyor gibi gözükmekteyse de FETÖ yapılanması 2013 yılından itibaren hükümetimizin aleyhine dönmüş ve ülkemizi savunmak yerine, tam tersine tüm dünyada hem ülkemize ve hükümetimize yönelik yoğun karalama kampanyaları başlatmıştır. Onların karalamalarını ortadan kaldırabilecek, resmi olmayan ve tarafsızlığına güvenilecek kimse kalmadığı için de BİZİM DEVREYE GİRMEMİZ ARTIK VATANİ BİR GÖREV OLMUŞTUR. 

Bunun yanında, Sayın Adnan Oktar, ülkemizin menfaatlerinin dünya çapında savunulabilmesi için, sadece bizim çalışmalarımızın yeterli olmadığını, bu konuda başkalarının da inisiyatif kullanıp görev almalarının ülkemiz açısından son derece hayati bir öneme sahip olduğunu defalarca dile getirmiş ve teşvik edici sayısız konuşmalar yapmıştır.  

Adnan Bey, A9 Televizyonu'nda yapmış olduğu canlı yayın programlarında, ülkemizin menfaatlerinin savunulduğu İngilizce yayın yapan internet siteleri ile televizyon kanallarının açılmasının gerekliliğini, dünya üzerinde Türkiye aleyhine bir yayın yapıldığında bu yayınlara anında karşı cevap verilmesinin hayati olduğunu da pek çok kez dile getirmiştir.  

Ancak, ne yazık ki, uzun bir süre boyunca kimse tarafından bu konuda ciddi bir girişimde bulunulmamış, ancak Adnan Bey'in ısrarlı hatırlatmaları sonucu, TRT World isimli televizyon kanalı geç de olsa faaliyete geçirilmiştir. 

3. Bununla birlikte, bilindiği üzere İSRAİL BİR DİN DEVLETİDİR ve GENELLİKLE HÜKÜMETLERİN ÜZERİNDE KARAR YETKİSİ, DAİMA HAHAMLARIN OLMUŞTUR. Üst düzey yetkili hahamlar tarafından alınan kararlara, İsrail hükümetleri karşı koyamazlar ve bu kararları hızlıca uygulamaya geçirirler. Sayın Adnan Oktar da, hahamların İsrail hükümetleri üzerindeki karşı konulamaz etkisini bildiğinden dolayı özellikle üst düzey hahamlar ile görüşmeler yapmaya özen göstermiştir.

Sayın Adnan Oktar, ülkemizin çıkarına olan ve İsrail ile ilgili müdahale edilmesi gereken konulara SİYASETLE VEYA DEMAGOJİYLE DEĞİL, SADECE TEVRAT'TAN SÖZLERLE VE BUNLARA MUTABIK KURAN AYETLERİYLE AÇIKLAMA VE ÖNERİLERDE bulunmuştur. Adnan Bey'in nihai yetkiye sahip Sanhedrin hahamlarıyla görüşmesi neticesinde de İsrail'in hükümet politikaları devletimizin istediğimiz şekilde, ülkemiz lehine şekillenmiştir.  

4. Devletler arasında çeşitli sebeplerden dolayı zaman zaman krizlerin yaşandığı ve bu dönemlerde devletlerin resmi kurumları arasındaki ilişkilerin kimi zaman kopma noktasına geldiği, hatta bezen tamamen koptuğu herkesçe bilinen ve aşina olunan bir durumdur. Bu tip durumlarda da doğal olarak ülkelerin sivil toplum kuruluşları devreye girer ve ülkeler arasında resmi olarak kurulamayan ilişkileri düzenler, ilişkilerin onarılması konusunda çaba sarf ederler. 

İsrail-Türkiye ilişkilerinin de, 2008 yılından bu yana sık sık kopma noktasına geldiği, iki ülke arasındaki resmi tüm ilişkilerin tamamen kesildiği dönemler düşünüldüğünde de, bizim gibi sivil toplum kuruluşlarının devreye girerek inisiyatif kullanmalarının son derece olağan ve aynı zaman da bir o kadar da önemli olduğu kolaylıkla anlaşılacaktır.


Örneğin, Mavi Marmara olayı ve benzeri gerginliklerin yaşandığı ve bu sebeple Türkiye ile İsrail arasındaki tüm resmi ilişkilerin durdurulduğu, dönemlerde, inisiyatif alabilecek dürüst ve samimi insanların çıkıp, ilişkilerin düzeltilmesi için aracı olmalarının ne derece önemli olduğu bu olayla bir kez daha ortaya çıkmıştır. 

Mavi Marmara olayı ve sonrasında yaşanılan süreçte, Türkiye'nin kendisinden özür dilenmesi ve olaylarda hayatını kaybeden vatandaşlarımıza tazminat ödenmesini istemesine karşın, İsrail'in bu talepleri kabul etmemesi sebebiyle her iki ülke arasında resmi ilişkiler tamamen kesilmişti. Ancak, bu aşamada Adnan Bey'in devreye girmesi, İsrailli hahamlar ve yetkililer ile yapmış olduğu görüşmeler ve yürüttüğü sivil diplomasi çalışmaları üzerine İsrail, Türkiye'den özür dilemeyi ve olayda yaşamını yitiren vatandaşlarımıza tazminat ödemeyi kabul etmiş ve konu her iki ülke açısından son derece olumlu bir şekilde sonuçlanmıştır.  

Nitekim, Sayın Adnan Oktar'ın Mavi Marmara ve benzeri diğer olaylar karşısında göstermiş olduğu dürüst, adil ve tarafsız tutum ile sarf etmiş olduğu yoğun çabalar, her iki ülke açısından da hep hayırla ve güzellikle sonuçlanmıştır.  

5. Görüşmeler sonucu elde edilen başarılarla, Sayın Adnan Oktar’ın bu girişimlerden hiçbir menfaat gözetmeyip, sadece iyilik, dostluk, kardeşlik ve barış amacıyla çaba sarf ettiğine tam kanaatleri geldiği için, İsrailli hahamlar ve yetkililer de Adnan Bey'e büyük bir sevgi, saygı ve güven beslemeye başlamışlar, HEMEN HER KONUDA ADNAN BEY İLE GÖRÜŞMEYİ BİZZAT KENDİLERİ TALEP EDER OLMUŞLARDIR.  


Ayrıca, Sayın Adnan Oktar'ın yapmış olduğu yayınlar ve kitapları vesilesiyle Yahudilere ile dindar Musevilere karşı sevgi dolu ve önyargısız yaklaştığını bildiklerinden dolayı, Adnan Bey'e olan sevgi ve hayranlıkları sürekli artmıştır. Ayrıca bu konudaki talep ve mutluluklarını da gerek Türkiye'de katıldıkları televizyon programlarında gerekse Adnan Bey'e gönderdikleri teşekkür mektuplarında defalarca diler getirmişlerdir. 

6. Bunun yanı sıra Türkiye’de sayıları az da olsa sesleri çok çıkan bir grubun varlığı artık tüm vatandaşlarımızın da malumudur. Eğer hükümetimiz doğrudan İsrail ile iyi ilişkiler kurmak istese ve bu konuda adımlar atacak olsa, bu grubun hemen çirkin üsluplar kullanarak hükümeti karalamaya ve özellikle de seçim dönemlerinde hükümeti yıpratıp zayıflatmaya çalışmak amacıyla devreye girecekleri bilinmektedir.  

Nitekim, bunun örnekleri geçmişte çok kereler yaşanmış olup, hükümetimiz bu yolla defalarca yıpratılmaya çalışılmıştır. Ancak Adnan Bey'in böylesi durumlara mani olmak için öne çıkarak inisiyatif kullanması ve iki ülke arasındaki ilişkileri onarmak amacıyla sivil diplomasi çabaları yürütmesi, bu grubun tepkilerini hükümetimize yöneltmesine engel olmuş ve bu tehlikeyi de bertaraf etmiştir

7. Ayrıca, hahamlar ve İsrailliler de iki ülke halkları arasında suni olarak oluşturulan düşmanca tutumlar ile bunların karşılık olarak her iki ülkenin medya kuruluşları tarafından da desteklenip körüklenmesi sebebiyle kamuoyunda oluşacak olumsuz tepki ve baskılarından kaçınmak için Türkiye'de devlet yetkilileri ile değil de Sayın Adnan Oktar'la görüşmeyi tercih etmişler, buna özen göstermişlerdir. 

8. Bununla birlikte Türkiye ile İsrail arasında devletler düzeyinde güçlü ve sıkı ilişkiler sergilenmesi durumunda, bunun Arap lobileri ve Müslüman ülke liderleri tarafından olumsuz karşılanıp, rahatsızlık duyacak olmaları ve bunun Türkiye aleyhinde bir baskı unsuru olarak kullanılmasından çekindikleri için de görüşmelerinde yine devlet yetkililerini değil, Adnan Bey'i tercih ettiklerini ifade etmişlerdir. 

9. Bilindiği gibi, İsrail'in uzunca bir süredir koalisyon hükümetleri tarafından yönetildiği için ülkede çok sık genel seçimler yapılmaktadır. Bundan dolayı da İsrailli hükümet yetkilileri, Türkiye ile aralarında sıkı bir bağ kurulmuş olmasının kendi seçmenleri üzerinde olumsuz etkilere neden olmasından çekindikleri için, doğrudan Türkiye'deki devlet yetkilileri ile görüşmeyi tercih etmeyip, konuyu özellikle İsrail'in önde gelen dindar hamamlarına devretmişlerdir. Onlar da her zaman çok sevip, saydıkları, sonsuz güven besledikleri Sayın Adnan Oktar'dan ile görüşmeyi tercih etmişler ve birlikte çalışmaktan duydukları memnuniyetlerini de sayısız kereler dile getirmişlerdir. 

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.