HAKAN URAL’IN PROGRAMINDA KONUK ETTİĞİ ÖZKAN MAMATİ’NİN GERÇEK DIŞI İDDİALARINA CEVAPLARIMIZ

10 Ocak 2023 tarihinde, Kanal D’de yayınlanan ‘Neler Oluyor Hayatta’ isimli programda, sunucular Hakan Ural ve Nur Tuğba Namlı, Adnan Oktar davasının husumetli müştekilerden Özkan Mamati’yi yayına çıkarmışlardır.

Özkan Mamati isimli kişi, sorunlu kişiliği ve bozuk tavırları nedeniyle uzak tutulduğu camiadan istediği maddi menfaati sağlayamamıştır. Diğer yandan, davada sanık olmaktan korkması sebebiyle, bu kumpasın kurgulayıcıları tarafından çok elverişli bir eleman haline dönüştürülmüş, kumpasın her aşamasında kullanılmış, halen de kullanılmaktadır.

Özkan Mamati, yayında kaldığı süre boyunca, ağır husumeti nedeniyle 5 yıldır camiamızla ilgili devam ettirdiği, hiçbir delile dayanmayan yalanlarını tekrar etmiştir.

Bu nedenle yayın boyunca sıraladığı yalanlara tekrar cevap verme gereği tarafımızca hasıl olmuştur. 

Adnan Oktar Davası'nın aleni bir kumpas davası olduğu artık kamuoyunun tüm detaylarıyla bildiği ve öğrendiği bir gerçektir.


POLİS OPERASYONU SIRASINDA ÖZEL HAREKATÇI İKİ POLİSE KASTEN ATEŞ EDİLDİĞİ İDDİASI DOĞRU DEĞİLDİR

Özkan Mamati, 11 Temmuz 2018 tarihinde Kandilli’deki eve yapılan operasyon sırasında güya özel harekatçı iki polise kasten ateş edildiğini ve iki polisin yaralandığını iddia etmiştir. Bu iddia doğru değildir ve camiamıza yönelik derin devlet kumpasının en kötü ve akılsızca kurgulanmış senaryolarından biridir. 

Güya polise kasten ateş ettiği iddia edilen arkadaşımız Mert Sucu, olay günü feci şekilde dövülmüş ve polise ateş ettiğini söylemek zorunda bırakılmıştır. 

OLAY GÜNÜ MERT SUCU’NUN ATEŞ ETTİĞİNE DAİR TEK BİR DELİL YOKTUR. AYRICA, KARANLIK OLAYLAR SİLSİLESİ, POLİSE ATEŞ ETME OLAYININ KUMPASIN ÖNEMLİ BİR PARÇASI OLDUĞUNU AÇIKÇA GÖSTERMEKTEDİR.

Bu konuyla ilgili son derece şaibeli hususlardan bazıları şöyledir: 

‼️ Olay günü polise ateş ettiği iddia edilen Mert Sucu’nun sağ elinde atış artığı izi yoktur (silahla ateş eden herkesin elinde barut izi mutlaka kalır). Mert Sucu sağlaktır. 

‼️ Mert Sucu’nun güya ateş ettiği iddia edilen Abdullah Karadaş isimli polis memurunun ise her iki elinde atış artığı izi bulunmaktadır. 

‼️ Oysa, o gün kullanılan tek silah Mert Sucu’nun silahıdır ve polisler (güya) kendilerinin ateş etmediklerini söylemektedirler. Ancak, somut delillere göre tek ateş edilen silah Mert Sucu'nun silahı, ELİNDE ATEŞ ETTİĞİNE DAİR İZ BULUNAN TEK KİŞİ DE ÖZEL HAREKAT POLİSİDİR. 

‼️ Silahın Adli Tıp'a incelemeye gönderilmek üzere içine konduğu mühürlü delil torbası emniyette açılmış, silah içinden çıkarılmış, yani delil özelliği kaybettirilmiştir. 

‼️ Adli Tıp incelemesinde, Mert Sucu’nun silahının üzerinde hiç kimseye ait DNA ve parmak izi bulunamamıştır, yani profesyonel bir şekilde silinmiştir. 

‼️ Mert Sucu’nun ateş ettiği iddia edilen polis memurlarının farklı zamanlarda verdikleri ifadeler, hem kendi içlerinde hem de birbirleri arasında sayısız çelişkilerle doludur.

‼️ İki polis memuru, emniyette ve mahkemede, her sorgu aşamasında ifadelerini değiştirmişlerdir.

‼️ Söz konusu iki polis memuru, Mert Sucu’nun kapısının önünde sadece ikisinin olduğunu söylemelerine rağmen, 4,5 yıl sonra tanıklık yapan bir diğer polis memuru o gün olay yerinde kendisi dahil 3 kişi olduklarını söyleyerek, her detayı diğer iki polisten çok farklı hatta kimi zaman tümüyle aksi yönde anlatmıştır. 

‼️ Polislerin anlatımına göre, Mert Sucu odasından, kapalı kapının ardından kendilerine ateş etmiştir. Ancak merminin isabet ettiğini iddia ettikleri çelik yelek üzerindeki mermi izinin yakın atış sonucu olduğu bilirkişi raporunda belirtilmiştir. Yakın atış 30-45 cm kadar bir mesafedir. Polisler ifadelerinde Mert Sucu’nun uzaktan ve görmeden ateş ettiğini söylemişlerdir. Dolayısıyla, anlatılan hikayeye göre bile Mert Sucu'nun özel harekat polislerine bu denli yaklaşarak ateş etmiş olması ihtimali zaten yoktur. Dolayısıyla bilimsel bulgular, polislerin iddialarını yalanlamaktadır. 

‼️ Mert Sucu tarafından vurulduğunu iddia eden polisin üzerindeki çelik yeleğin son kullanma tarihi geçmiştir ve yeleğin içinde emekli olmuş bir polis memurunun ismi yazmaktadır. Çelik yeleklerin kullanım süreleri dolduktan sonra kesinlikle kullanılmadıklarını ve bir başkasının çelik yeleğini operasyonlarda giyemeyeceklerini bizzat polis memurları kendileri duruşma esnasında beyan etmişlerdir. Dolayısıyla, kurşunun isabet ettiği iddia edilen çelik yeleğin olay yerine nasıl geldiği son derece şaibeli bir konudur.

‼️ Güya vurulduğunu iddia eden polisler hiçbir tıbbi muayeneden geçmemiş, hastaneye gitmemiş, doktor raporu almamıştır. Üzerindeki çelik yeleğe isabet aldığını söyleyen polisin vücudunda ciddi morarmalar oluşması gerekirdi. Oysa, bunlara dair tek bir fotoğraf dahi çekilmemiş, böyle bir durum –varsa– belgelendirilmemiştir. 

‼️ Mert Sucu’nun odasına olay yeri inceleme polislerinden önce başka birileri girmiş, eşyaların yerini değiştirmiştir. 

‼️ Kullanıldığı iddia edilen Mert Sucu'ya ait silah, oda kapısının dışında, tamamen temizlenmiş olarak, Mert Sucu'nun ayakkabısının içine oldukça düzgün bir şekilde yerleştirilmiştir. Ayakkabının üzeri ise bir torba ile kapatılmıştır. 

‼️ Mert Sucu’nun odasında yerde kan izleri bulunmuştur. Konuyla ilgili sadece Mert Sucu’nun kan örneğine bakılmış ve yerdeki kanın ona ait olmadığı tespit edilmiştir. Ancak, olay yerinde bulunan polislerin hiçbiri için bu tespit yapılmamıştır; kan örneğinin kime ait olduğu araştırılmamıştır. 

DAHA DA VAHİMİ : 

Kandilli’deki evde olay yerini gösteren çok sayıda güvenlik kameraları bulunmaktadır. Ayrıca kolluk güçleri tarafından olay anı hem karadan hem de havadan (drone ve helikopter yoluyla) kameraya çekilmiştir. 

Fakat 5 yıla yakın süredir olayı tamamen aydınlatacak olay anına ait bu kamera görüntüleri, imaj kopyaları tarafımıza verilmemektedir. Sanıklar ve müdafilerinin defalarca bu videoların dosyaya getirtilmesi için talepte bulunmalarına, Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi'nin ve ikinci yargılama sırasında İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi'nin bu videoları emniyetten talep etmesine rağmen, bu görüntüler dosyaya ısrarla gönderilmemiştir, hala da gönderilmemektedir. 

ANCAK HER NASILSA, KANAL D’YE KANDİLLİ'DEKİ OPERASYON GÜNÜ GÖRÜNTÜLERİNDEN BİRKAÇ SANİYELİK BİR BÖLÜM SERVİS EDİLMİŞTİR. MAHKEMEYE DAHİ VERİLMEYEN GÖRÜNTÜLER ÇOK VAHİM BİR BİÇİMDE ÖZKAN MAMATİ’NİN ELİNDEDİR. Bu görüntüler, asıl olay anını gösteren dakikalar kesilerek KANAL D’de gösterilmektedir. MERT SUCU’NUN ODASININ ÖNÜNÜN GÖRÜNTÜLERİ ÖZELLİKLE SAKLANMAKTADIR. ÇÜNKÜ BU GÖRÜNTÜLER ORTAYA ÇIKTIĞINDA KUMPAS DA DEŞİFRE OLACAKTIR. 

Kandilli’deki evde güya özel harekat polislerine ateş edildiği iddiası gibi yüzlerce şaibeli, çelişkili ve anormalliklerle dolu iddia yer almaktadır. Buna karşın, eldeki olay yeri görüntüleri ile tüm bunlar açıklık kazanacakken özellikle bu görüntüler getirilmemektedir. 

Dava dosyasına da konusunda uzman bilirkişiler olaydaki karanlık şaibeli yönleri açığa çıkaran, Mert Sucu’nun polise ateş etmediğini açıklayan bilirkişi raporları sunmuşlardır.

 Adli Balistik Uzmanları, 
 Olay Yeri İnceleme ve Kriminalistik İnceleme Uzmanları, 
 Emekli Emniyet Müdürleri, 
 İç-Dış Balistik Uzmanları ve
 Olay Yerinde Atışın Yeniden Yapılandırılması Uzmanları 
tarafından verilen bilimsel mütalaalarda olaydaki karanlık noktalar ve şaibeler ortaya konulmuştur.

Ayrıca, Sayın Adnan Oktar ve camiamızın devletimize, polisimize, askerimize, jandarmamıza olan sevgisi, hürmeti, her vesileyle onları nasıl koruyup kolladığı, savunduğu herkesçe bilinmektedir. 

40 yıla yakın süredir camiamızda bir kişi dahi silahla ateş etmemiş, herhangi bir silahlı eyleme dahil olmamıştır. Hele ki polise silah doğrultması düşünülemez dahi. 


FETÖ BAĞLANTISI VEYA FETÖ BENZERLİĞİ İDDİALARI TÜMÜYLE ALGI AMAÇLIDIR, HİÇBİR GERÇEKLİĞİ YOKTUR

Özkan Mamati, yayın boyunca, camiamızla FETÖ arasında yakın bir bağ ve benzerlik varmış iddialarında bulunmuştur. 

Öncelikle belirtmek isteriz ki, 

FETÖ İLTİSAK İDDİASINA HEM İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 1. CEZA DAİRESİ, HEM DE EN SON YARGILAMAYI YAPAN İSTANBUL 30. AĞIR CEZA MAHKEMESİ BERAAT KARARI VERMİŞTİR.

FETÖ ile camiamız arasında en küçük bir bağlantı veya benzerlik bulunmadığına dair en net delil, Ankara İl Emniyet Müdürlüğü tarafından hazırlanan resmi rapordur. Bu rapora göre, Sayın Adnan Oktar ve birlikte isimleri zikredilen 235 arkadaşımızın FETÖ ile hiçbir bağlarının olmadığı tespit edilmiş; 

 Bylock kayıtlarının bulunmadığı,

 Bank Asya’da açılmış hesaplarının olmadığı,

 Kriz merkezi verisi içinde kayıtlarının olmadığı,

 Soruşturmalar içinde isimlerinin yer almadığı,

 Belge/evrak/dernek başlığı altında bir kayıtlarının bulunmadığı

somut olarak belirlenmiştir. 

Bunların dışında yine Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi tarafından da TEPE YÖNETİMLE İRTİBAT başlığında ayrıca bir tutanak daha tanzim edilmiş ve 

"FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü üst düzey yöneticisi olduğu kabul edilen 72 şahsa ait 336 GSM numarasının 01.01.2006 – 01.01.2016 TARİHLERİ ARASINDAKİ 10 YILLIK DÖNEMİ KAPSAYAN HTS KAYITLARI KULLANILARAK AYRI BİR SORGULAMA DAHA YAPILDIĞI, YAPILAN SORGULAMA SONUCUNDA SAYIN ADNAN OKTAR HAKKINDA HİÇBİR KAYDA RASTLANMAMIŞ OLDUĞU"

da ayrıca belirtilmiştir. 


GENÇ VE MASUMİYETİ YÜZLERİNDEN BELLİ GENÇ HANIMLARIN TERS KELEPÇE İLE YÜZÜSTÜ YERE YATIRILMALARI SEVİNÇLE ANLATILACAK BİR KONU DEĞİL, HİCAP DUYULMASI GEREKEN BİR UYGULAMADIR

‘Neler Oluyor Hayatta’ programında gösterilen VTR’de, 11 Temmuz 2018 günü Kandilli’deki evde yapılan polis operasyonu sırasında, bazı hanım arkadaşlarımızın ters kelepçe ile yere yüzüstü yatırılmaları sürekli olarak gösterilmiş ve bu görüntüler adeta sevinç ve zafer ifadeleriyle yayınlanmıştır. 

HİÇBİR SUÇU OLMAYAN, TERTEMİZ, EFENDİLİKLERİ YÜZLERİNDEN BELLİ OLAN, AYRICA POLİSE DİRENMEYEN, TAM TEÇHİZATLI DONANIMLI ÖZEL HAREKAT POLİSLERİ KARŞISINDA HİÇBİR FİZİKSEL TEHDİT DE OLUŞTURAMAYACAK NARİN YAPIDA BULUNAN HANIMLARIN, TERS KELEPÇE İLE YÜZÜSTÜ YATIRILIP SAATLERCE BU POZİSYONDA TUTULMALARI, DEHŞETE MARUZ BIRAKILMALARI, KORKUTULMALARI, TEHDİT EDİLMELERİ, SEVİNİLECEK, ALKIŞLANACAK, “NEREDE O GÜZEL BAKIMLI HALLERİ” DİYEREK SEVİNÇ NARALARI ATILACAK BİR DURUM DEĞİLDİR.

Vicdan ve akıl sahibi her insan, kadınlara yapılan bu muameleden dolayı hicap duyar, vicdanı sızlar. Sayın Hakan Ural ve Sayın Nur Tuğba Namlı’nın da bu hassasiyetlere sahip kişiler olduklarını düşünüyoruz. 

Program sırasında Hakan Ural, programın TT olmamasına, tek bir kişinin dahi soru sormamasına şaşırarak kendince bunu camiamızın sosyal medyadaki etkisine bağlamıştır. 

Oysa, halkımızın programa olan ilgisizliğinin ve tepkisizliğinin nedeninin, vicdanları yaralayan bu tür zulüm ve eziyet görüntülerinden son derece rahatsızlık duyması, camiamıza atılan iftiralara itibar etmemesi ve anlatılan uydurma hikayeleri inandırıcılıktan uzak bulması olduğunu düşünmeleri çok daha doğru ve yerinde olacaktır.

Bu tip görüntülerin yayınlanması, halkımız nezdinde bir takdire değil, tam tersine onu yayınlayanlara ve onu sevinç içinde yorumlayanlara karşı ancak bir öfke ve iticilik sebebi olabilir. 


2 SAATLİK PROGRAMDA DAHİ ONLARCA YALANI ARDI ARDINA SIRALAYAN ÖZKAN MAMATİ KİMDİR ? 

Yukarıda da söz edildiği üzere Özkan Mamati çeşitli nedenlerle camiamıza husumeti olan ve bu özellikleri nedeniyle derin devlet tarafından camiamıza kurulan kumpasta etkin kulanılan ve yönlendirilen bir kişidir.

Pazarbaşı semtinde küçüklüğünden itibaren mafya özentiliği içinde yetişmiş olması, onun bu yönde kullanılmaya elverişli hale getirmiştir. Nitekim, kendisine ait sosyal medya hesaplarında paylaştığı görüntüleri, onun gerçek yüzünü deşifre etmektedir. Söz konusu paylaşımlarından bazıları şöyledir: 

Adnan Oktar ve arkadaşlarına yönelik dava dosyasının önemli bir kısmı Özkan Mamati’nin yalan ve iftiralarından oluşmaktadır. Özkan Mamati normal hayatında da hastalık şeklinde yalan söylemesiyle tanınan bir kişidir. 

Nitekim, yayın sırasında da dikkatli bir gözle hemen anlaşılacak seri yalanlar söylemiş, birkaç dakika arayla kendiyle çelişmiştir: 

Özkan Mamati yayında;

 “Şu an mahkeme kararı var, Yargıtay kararı var örgüt olduğuna dair.” demiştir. Oysa, henüz yargı süreci tamamlanmamıştır. Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararından sonra karar istinaf edilmiştir ve istinaf mahkemesinde tekrar değerlendirilecektir. Henüz Yargıtay aşamasına dahi gelinmemişken, “örgüt olduğuna dair Yargıtay kararı var” diyerek alenen gerçek dışı bilgi vermiştir. 

 Polis operasyonu sırasında Kandilli’de bulunduğu iddia edilen bazı el yazısı notların, “270 tane üyenin el yazısıyla polis tarafından eşleştirildiğini" iddia etmiştir. Oysa, gözaltına alınan herkesin el yazısı örneği alınmış ancak bu notlardan 270 üyeyle eşleştirme yapıldığı iddiası gerçek dışıdır. 

 “Adama 99’da operasyon yapılıyor, bir şey olmuyor, 2007'de yapılıyor, bir şey olmuyor. E artık orda duranlar diyorlar ki, 'e buna bir şey olmadı, korunuyor' diyorlar. Halbuki öyle bir şey yok. dedikten birkaç dakika sonra: Yurt dışı bağlantısı tabii ki var, olmaması mümkün değil” demiştir. 

 “… Operasyonda bilgisayarlarda bir tweet yakalanıyor, 'Adnan Oktar içeri girdiğinden beri başımıza gelmeyen kalmadı diye' "demiştir. Oysa, bu ifade, son bir yıldır sosyal medyada çok farklı kesimlerden insanların sosyal medya hesaplarında, çeşit çeşit paylaşımlarında görülmektedir. Operasyonda el konan bilgisayarlarda bu tweetin olması mümkün değildir, çünkü operasyondan önce “Adnan Oktar içeri girdiğinden beri… “ diye bir tweet olması mümkün değildir.

 "İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi'nin 68 kişiyi tahliye etmesinin ardından yurt dışına kaçanlar olduğunu" iddia etmiştir. Oysa, 61 kişi hakkında tekrar tutuklama kararı çıktığında arkadaşlarımız kendileri emniyete giderek teslim olmuşlardır. Yurt dışına çıkan bir kişi ise, tahliye olduktan sonra, hakkında herhangi bir yakalama kararı yok iken, zaten yurt dışında olan evi ve ailesinin yanına gitmiştir. 

Özkan Mamati, hanım arkadaşlarımızın kendisine uzaklaştırma kararı çıkarttıklarını söylemiştir. Bunu sanki bir suç işlemişler gibi anlatmaktadır. 

Oysa, bilindiği üzere uzaklaştırma kararları mahkemeler tarafından verilir. Ortada bir gerekçe olmasa, mahkemelerin uzaklaştırma kararı vermeyeceği de açıktır.

Hanım arkadaşlarımızdan bir kısmı, Özkan Mamati’nin kendilerine kendi cep telefonundan gönderdiği bir takım tehdit içerikli veya rahatsız etmeye, tedirginlik vermeye yönelik mesajlarından çekinip tedirgin olarak şikayette bulunmuş ve devletimizden koruma talep etmişlerdir.

Sosyal medya paylaşımlarındaki ruh hali ve saldırgan üslup da dikkate alındığında, rahatsız ettiği kişilerin uzaklaştırma talebinde bulunması ve mahkemelerin de bu yönde karar vermeleri son derece doğaldır. 


ÖZKAN MAMATİ’NİN, PARA KAZANMAK İÇİN DAVALAR AÇILDIĞI İDDİASI ASILSIZDIR

Özkan Mamati programda, camiamızdaki ‘fenomen’ olarak adlandırdığı bazı kişilerin sosyal medya hesaplarını kullanılarak, sözde ‘gelir elde etme amacıyla’ şikayet davaları açıldığını iddia etmiştir. Bu sosyal medya hesaplarında bu amaçla, dekolteli hanımların Kur’an-ı Kerim okurken ki görüntülerinin paylaşıldığı, bu yolla paylaşımların altına hakaret içerikli yorumlar yazılmasının sağlandığı ve ardından da bu yorumları yazan kişilere hakaret davaları açılarak gelir elde edildiği gibi akıllara ziyan bir açıklama yapmıştır. 

Özkan Mamati’nin bu iddialarının tamamı, tıpkı diğerleri gibi somut ve hukuki gerçeklerle hiçbir ilgisi olmayan iddialardır. 

Öncelikle, söz konusu fotoğraflar dekolteli fotoğraflar değildir. 

Ayrıca, soruşturma kapsamında tüm sanıkların ve avukatlarının dahi banka hesapları incelenmiş ve hesaplara el konulmuştur. Eğer ortada gelir kapısı yapılacak derecede bir hesap hareketi olsaydı MASAK raporunda bunların tüm detaylarıyla belgelenmesi gerekirdi. Ancak böyle bir sonuç elbette ki elde edilememiştir. 

Arkadaş grubu içerisinde, kendilerine sosyal medyadan çok çirkin ve ağır hakaretler eden kimselere, elbette ki hakaret davaları açan kimseler olmuştur. Zira hiç kimse, hiç kimseye hakaret etme hakkına sahip değildir. Devletimiz vatandaşlarının bu hakkını güvence altına almıştır. 

Buna rağmen, Sn. Adnan Oktar canlı yayınlarda defalarca kendisinden özür dileyen kişileri affettiğini de dile getirmiştir. Dolayısıyla, açılan bu davaların finans kaynağı olarak kullanıldığı iddiasının hiçbir geçerliliği yoktur.

Dava dosyasında yargılananlar hakkındaki, güya tazminat davaları açarak hukuksuz gelir elde ettikleri şeklindeki itham, Türkiye’de ceza hukukunun duayenlerinden Prof. Ahmet Gökçen’in de ifade ettiği gibi, “BU ÜLKEDE BÖYLE İTHAMLAR ÜZERİNE İDDİANAME OLUŞTURULMASI HUKUK AÇISINDAN İÇLER ACISI BİR DURUMDUR.” 

Bunun yanı sıra, hakaret edilmesinden maddi bir çıkar elde edilmesi asla söz konusu olmamıştır. Bu iddia yalnızca Özkan Mamati gibi husumetli müştekilerin ortaya attığı bir iftiradan ibarettir. Camianın şikayet ve tazminat davalarından elde edilen bir geliri yoktur. Zaten ceza davalarında bunun olması mümkün de değildir. Tazminat davaları da çok cüzi sembolik miktarlarda açılmış davalardır. 

Bu açıklama, ‘kişiye yönelik yapılan hakaretlerle’ ilgilidir. Dine, dindarlara, Cumhurbaşkanımıza, devletimize, milletimize, hükümetimize, Atatürk’e yönelik işlenen suçlara dair yapılan çok sayıdaki başvurularda ise zaten bir gelir oluşmayacağı aşikardır. Çoğunda müdahil dahi olunamayan bu davalarda tam tersine tarafımızdan avukat harcamaları yapılmıştır. Bunlar din, devlet, vatan sevgisi ile yapılan, hiçbir maddi karşılık gözetilmeyen, fedakarane çalışmalardır. 

Arkadaş grubumuz hakkındaki tüm iddialarda olduğu gibi bu iddianın da içi bomboştur. 


ÖZKAN MAMATİ, CUMHURBAŞKANIMIZIN YARGIYA MÜDAHALE ETTİĞİ İMASINDA BULUNMUŞTUR 

Özkan Mamati’nin sözleri üzerine Hakan Ural şöyle demiştir: 

“İnanılmaz! Bakın tekrar ediyorum Özkan Bey dedi ki “bugün Cumhurbaşkanımız olmasın çıkarlar”. 

Özkan Mamati ve Hakan Ural bu sözleriyle, Cumhurbaşkanımızın yargıya etki ettiğini, onun talimatıyla Sn. Adnan Oktar ve arkadaşlarımızın cezaevinde olduklarını söylemişlerdir. 

Bu çok ciddi bir ithamdır ve Sayın Cumhurbaşkanımızı da zan altında bırakmaktadırlar. 

BU VESİLEYLE TEKRAR BELİRTMEK İSTERİZ Kİ, BU OPERASYONUN VE YARGILAMA SÜRECİNİN SN. CUMHURBAŞKANIMIZIN TALİMATLARI VE ETKİSİYLE OLDUĞUNA ASLA İNANMAMAKTAYIZ.

Nitekim, 5 yıla yakın süredir Sn. Cumhurbaşkanımız bir kez bile Sn. Adnan Oktar ve camiamız hakkında olumsuz tek bir söz sarf etmemiştir. 


SONUÇ 

Sn. Hakan Ural, Sn. Nur Tuğba Namlı ve Kanal D yönetiminin tarafsız, adil yayınlar yapmalarını ve inandırıcılıktan uzak, hiçbir delil göstermeden sürekli yalan söyleyen kişilerin manipülasyonlarından kaçınmalarını öneriyoruz. 

Sayın Hakan Ural ve Sayın Nur Tuğba Namlı’nın, Özkan Mamati’ye tanıdıkları imkanı, Sayın Adnan Oktar’ın arkadaşlarına da tanıyarak, objektif bir yayın yapmaları, basın meslek ilkelerine olduğu kadar vicdana da uygun bir davranış olacaktır. 

Kamuoyunun bilgilerine saygılarımızla sunarız.



Not: Özkan Mamati’nin küçük yaşta gelen kızlar, şantaj, tehdit, dolandırıcılık gibi diğer asılsız iddialarına daha önceki zamanlarda verilen yanıtları https://www.net-cevap.com

internet adresinde bulabilirsiniz.