GÜNÜMÜZDE PEK ÇOK DİNİ VE SİYASİ ŞAHSİYET MEHDİYET KONUSUNU ANLATIRKEN SAYIN ADNAN OKTAR'IN MEHDİYETİ ANLATMASINI SUÇ SAYMAK  HUKUKSUZ VE ANORMALDİR

Mehdiyet konusunu anlatmak, gündeme getirmek kesinlikle bir suç değildir. Nitekim, bu konu, Sayın Cumhurbaşkanımızın danışmanlarından ülkelerin Devlet Başkanlarına kadar tüm dünyada pek çok kişi tarafından yakın tarihlerde gündeme getirilmekte ve anlatılmaktadır. 

Sayın Adnan Oktar'ın bu konuyu anlatıp gündeme getirmesi ise son derece garip, anlaşılmaz, şaibeli, tümüyle hukuksuz, kanunlara ve Anayasaya alenen aykırı bir biçimde, suç olarak gösterilmeye çalışılmaktadır.


Adnan Oktar Davası dosyasında Mehdiyet inancı, iddia edilen hayali örgütün amaç suçu olarak gösterilmiştir. Dosyada Sayın Adnan Oktar'ın, Mehdiyet inancını anlatması “Mehdilik iddiasında bulunacak” şeklinde akla ziyan bir şekilde yorumlanarak sözde bir tehlike gibi gösterilmek istenmiştir.

Oysa, Adnan Bey'in konuşmalarında, eserlerinde ve savunmalarında sıklıkla ve önemle belirttiği üzere, kendisinin Mehdilik gibi bir iddiası hiçbir zaman olmamıştır. Hiçbir zaman böyle bir iddiada bulunmadığı, böyle bir şeye kimse şahit olmadığı gibi, A9 TV'deki canlı yayın sohbetlerinde, yerli ve yabancı basına verdiği röportajlarında ve mahkeme huzurundaki ifadeleride, hayatının sonuna kadar Mehdilik iddiasında bulunmayacağına dair defalarca Allah adına yemin etmiştir. 

Ayrıca Mehdiyet, sadece Sayın Adnan Oktar tarafından anlatılan ve gündeme getirilen bir konu değildir. Öncelikle, tarih boyunca Mehdiyet konusun Müslüman, Hristiyan ve Musevi kaynaklarında geniş olarak yer almaktadır. Başta Peygamber Efendimiz (sav)'in yüzlerce hadisinde Mehdiyet konusuna yer verilmiş, ardından sahabeler tarafından bu hadisler aktarılmış ve tüm büyük İslam alimleri tarafından 1400 yıldan bugüne kadar anlatılmış, bu konuda binlerce eser kaleme alınmış ve her dönem Müslümanlar tarafından Hz. Mehdi'nin gelmesi beklenmiştir.

Nitekim çok yakın zamanda, Birleşmiş Milletler 78. Genel Kurul salonunda bir konuşma yapan İran Cumhurbaşkanı Reis, peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in geleceğini haber verdiği Hz. Mehdi için, "O ARTIK YERYÜZÜNDE" demiştir. 

Konuşmasında "DÜNYA BİR KURTARICI BEKLİYOR. SEMAVİ DİNLERİN HEPSİ BUNU VAAT ETTİ. BU KURTARICI VAR VE ŞU AN HAYATTA (YAPTIKLARIMIZA ŞAHİTLİK EDİYOR)." diyen İran Cumhurbaşkanı Reisi, bu konuda "Biz iman ediyoruz ki, İlahi irade, peygamberlerin de vaat ettiği üzere, adalet yeryüzünü kaplayacaktır." ifadelerini kullanmıştır.

Sadece İran Cumhurbaşkanı değil, Sayın Cumhurbaşkanımızın askeri başdanışmanlığı yapmış olan Sayın Adnan Tanrıverdi’nin de "Mehdi gelecek. Ortamı buna göre hazırlamalıyız" şeklinde açıklamaları yakın zaman önce basına da yansımıştır. 

Sayın Tanrıverdi, ASSAM ve Üsküdar Üniversitesi’nin işbirliği ile ASRİKA Ortak Savunma Sanayii Üretimi" temasıyla düzenlenen kongreye dair değerlendirmesinde şöyle konuşmuştur:

“Dünya üzerindeki İslâm Âlimleri ile görüştüğümüzde sorularımıza şöyle cevap alıyoruz. İSLAM BİRLİĞİ OLACAK MI? OLACAK. NASIL OLACAK? MEHDİ HZ. GELDİĞİ ZAMAN. Mehdi ne zaman gelecek? Allah bilir.” Pek iyi bizim bir işimiz yok mu? Ortamı hazırlamamız gerekmez mi? İşte ASSAM bunu yapıyor.” (Ali Kemal Erdem, “Erdoğan’ın danışmanı Tanrıverdi’den ‘Mehdi gelecek’ sözlerine açıklama ve Mehmet Metiner’e cevap” Independent Türkçe, 30 Aralık 2019)

Günümüzde Mehdiyet konusunu yoğun olarak gündeme getiren bir diğer kişi de İran eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’tır. Ahmedinejad, Twitter hesabından yazdığı Noel ve yeni yıl mesajında yeni yıldan beklentilerini paylaşmış ve şunları söylemiştir:

“Umuyorum ki 2020’de İsa Mesih’in öğretilerini hayatımızda uygulamayı öğreniriz. İnşallah. BU YIL, İSA MESİH’İN (ALEYHİSSELAM) DESTEKLEDİĞİ İMAM MEHDİ GELİP İNSANLARA YARDIM EDECEK, adaletsizliği bitirecek ve dileklerimizi gerçekleştirecek. Allah’a emanet olun.”

İran anayasası dahi Hz. Mehdi gelene kadar geçerli olacak şekilde yazılmış ve kabul edilmiştir. İran anayasasının 5. Maddesi şöyledir: 

“Hz. Mehdi’nin gaybeti zamanında İran İslam Cum­huriyeti’nde Velayet-i Emr ve İmamet-i Ümmet, adil, takva sahibi, zamanın icablarını bilen, gözüpek, becerikli, tedbirli ve halk çoğunluğunun önder bilip kabul ettiği bir fakihin uhdesindedir.” (https://hukukbook.com/iran-islam-cumhuriyeti-anayasasi/)

Tam Türkçesiyle, 

"İMAM MEHDİ GELENE KADAR İran İslam Cumhuriyeti'nde devletin idaresi ve insanların önderliği, adil, takva sahibi, cesur, yetenekli, tedbirli ve halkın çoğunluğunun lider olarak benimsediği bir din aliminde olacaktır." 


Sayın Adnan Oktar'ın, Anlatımlarında Yer Verdiği Mehdiyet Konusu Tehlikeli Bir İnanış Değildir. Devletin Bekası İçin Kesinlikle Bir Tehdit Değildir

Peygamber Efendimiz (sav)'in, Hz. Mehdi hakkında pek çok hadisinde haber verdiği özelliklerden biri onun, hayatının hiçbir döneminde kan akıtmayacak olmasıdır. Nitekim, Peygamberimiz (sav), ahir zamanda Hz. Mehdi'nin manevi önderliğindeki dönemi tarif ederken "Uykuda olan bir kimse dahi uyandırılmaz ve bir damla kan bile akıtılmaz." (El-kavlu'l Muhtasar fi alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 29) diye bildirmektedir.

Hadislerde açıkça haber verildiği üzere, Hz. Mehdi bir sevgi ve şefkat insanı olacak, dünyada da manevi gelişime, sevgi, barış ve huzur ortamının hakim olmasına vesile olacaktır. Hadis-i şeriflerde bu konu şöyle anlatılmaktadır: 

“İmam-ı zaman Hz. Mehdi'nin bereketiyle insanların kalpleri karşılıklı sevgi ve birlikle dolacaktır.(Bihar-ul Envar, cilt 53, sayfa 187; Mikyaal al-Makaarem, cilt 1, sayfa 52) 

Hz. Mehdi zamanında sevgi ve şefkat dünyanın köşe bucak her yerine hakim olacaktır.(İkbal'ul-a'mal sayfa 507; Bihar-ul Envar, cilt 21, sayfa 312)

Hz. Mehdi bölücü, yıkıcı değil, bilakis birleştirici ve yapıcı bir barış insanı olacaktır. Maneviyatı güçlendirecek, devletine, milletine bağlı, vatansever, halim, barışçıl ve güçlü bir nesil oluşmasına vesile olacaktır. 

Mehdiyet inancında oldukça önemli bir yer teşkil eden İslam Birliği ideali de devletin faydasına bir ülküdür. Bu idealin ise, mevcut bir devlet yapılanması olmadan hayata geçemeyeceği gibi devletin hem çok güçlü hem de diğer devletlerle barış, uyum ve işbirliği içinde olunmasını gerektirdiği açıktır. İslam Birliği’nde yer alacak her devletin kendi üniter yapısını koruyarak üstün bir medeniyet seviyesine ulaştırılması ideali de Mehdiyet inancının devlet kurumuna verdiği değeri ve saygıyı gösterir.

Mehdiyet inancına sahip olan insanların, Allah korusun, devleti yıkarak başa geçme gibi bir emelleri olduğunu iddia etmek, akla, mantığa, vicdana uygun olmadığı gibi, hadislerde bildirilen Mehdiyet ruhuyla da kesinlikle bağdaşmamaktadır. 

Ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti, tarihi Türk devletlerinden ve Osmanlı İmparatorluğu’ndan gelen şanlı geçmişi ve kökleriyle çok büyük, güçlü ve kadim bir devlet geleneğine sahiptir. Herhangi bir ideoloji, inanç veya akımla yıkılabilecek bir devlet değildir. Osmanlı'nın son dönemlerinde, tüm dünyanın dört bir yandan saldırmasına, içeriden de türlü ihanet ve tahribatlara uğramasına rağmen yıkılmamış, Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak varlığını devam ettirmiştir. Kıyamete kadar da varlığını devam ettirecektir. 


Mehdiyet, Peygamber Efendimiz (sav) Tarafından Müjdelenmiş, Yüzyıllardır Birçok İslam Alimi Tarafından Savunulmuş Ve Anlatılmıştır

Mehdiyet konusu sadece Sayın Adnan Oktar tarafından gündeme getirilen ve anlatılan bir konu değildir. 

En başta Peygamber Efendimiz (sav) tarafından müjdelenmiş ve yüzlerce hadiste anlatılmıştır. Sahabelerin en çok konuştukları, beklentisi içinde oldukları ve sonraki nesillere aktardıkları konulardan biri olmuştur. Asırlar boyunca birçok İslam alimi Mehdiyeti savunmuş, anlatmış ve bu konuda binlerce eser ortaya koymuştur.

Müslümanlar her dönem Hz. Mehdi’yi beklemişler, aramışlar, kendi devirlerindeki bazı mübarek kişilerin, alimlerin Mehdi olduklarına hüsn-ü zanlarda bulunmuşlardır. Ancak, tarihin hiçbir devrinde Mehdiyet inancı nedeniyle, devletlerin yıkıldığı, huzursuzlukların çıktığı, ayaklanmaların olduğu, darbelerin yapıldığı, görülmemiştir. 

İmam Rabbani, Bediüzzaman Hazretleri, Süleyman Hilmi Tunahan Efendi ve onlar gibi daha yüzlerce İslam alimi, büyük önem vererek ve tüm detaylarıyla Mehdiyeti anlatmışlar, ancak hiçbir zaman devletin bekasına yönelik bir tehdit oluşturmamışlardır. Bediüzzaman Hazretleri’nin şu sözleri insanlarda her devirde bir Mehdiyet beklentisi ve özlemi olduğunu özetlemektedir:

"Hem şu sırdandır ki, Mehdî, Süfyan gibi âhir zamanda gelecek eşhasları, çok zaman evvel, hattâ Tâbiîn zamanında onları beklemişler, yetişmek emelinde bulunmuşlar. Hattâ bazı ehl-i velâyet 'Onlar geçmiş.' demişler. "İşte bu da kıyamet gibi, hikmet-i İlâhiye iktiza eder ki (gerektirir ki), vakitleri taayyün etmesin (kesin tarihleri bildirilmesin). Çünkü her zaman, her asır, kuvve-i mâneviyenin takviyesine medar olacak (toplumun maneviyatını destekleyecek) ve yeisten (üzüntüden, ümitsizlikten) kurtaracak Mehdî mânâsına muhtaçtır." (Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Üçüncü Dal)

Mehdiyet konusu, İslam tarihi boyunca Müslümanların her zaman gündeminde olmuş, tüm büyük alimler tarafından anlatılmış, tüm muteber islami kaynaklarda açıklanmıştır.

Eserlerinde Mehdiyet konusunu anlatan alimlerden bazılarını şöyle sayabiliriz:


Mehdiyet, İslam’ın Dört Mezhebinde de Vardır. Hem Diyanetin Yayınlarında Yer Almakta, Hem De İlahiyat Fakültelerinde Okutulmaktadır

Sayın Adnan Oktar önemle belirtmektedir ki Mehdiyet, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bastırdığı kitaplarda anlatılan, Diyanet'in en büyük kurumu ve en büyük kütüphanelerinden birisi olan İslam Araştırmaları Merkezi'nde yer alan el yazması eserler dahil olmak üzere tüm tarihi kaynaklarda yer verilen, yani devlet eliyle halka öğretilen bir konudur. 

Devletimiz tarafından basılıp dağıtılan Risale-i Nurların oldukça geniş bir bölümünde de Mehdiyet anlatılmaktadır. 

Dolayısıyla, devletin resmi kurumlarının kitaplarında bulunan bir konunun Adnan Bey tarafından da anlatılması son derece doğaldır, bir zararı ya da sakıncası olması mümkün değildir. 

Buraya kadar açıkça anlaşılacağı üzere bir Müslüman olarak inancı gereği Peygamberimiz (sav)'in sahih hadislerinden, İslam alimlerinin eserlerinden alıntılar yaparak diğer pek çok konu gibi, Mehdiyet konusunu anlatan tek kişi Sayın Adnan Oktar değildir. Ne ülkemizde ne de dünyada, Mehdiyeti anlattığı, “Mehdi geldi, aramızda” dediği için Adnan Oktar dışında tek bir kişi hakkında herhangi bir suçlama yapılmamıştır. 

Özetle, Mehdiyet İslam tarihi boyunca Müslümanların her zaman gündeminde olmuş, tüm büyük alimler tarafından anlatılmış, tüm muteber eserlerde açıklanmış, günümüzde de birçok din alimi ve siyasi şahsiyet tarafından anlatılmakta ve savunulmaktadır.

Hal böyleyken Adnan Bey söz konusu olduğunda Mehdiyeti anlatmanın, gündeme getirmenin sanki bir suçmuş gibi gösterilmesi, akla, mantığa, vicdana, kanuna, hukuka, anayasaya, insan haklarına, din ve vicdan özgürlüğüne aykırıdır.