AV. CELAL ÜLGEN'E AÇIK MEKTUP–3

Sn. Celal Ülgen;

Daha önce, demokrat ve hukukçu kişiliğinize ve hukuka aykırı uygulamalara karşı tavır almanıza binaen, aynı hassasiyeti camiamıza yönelik haksız ve hukuksuz uygulamalar karşısında da göstermeniz yönünde açık mektuplar göndermiştik.

Bu mektup da yine size bir demokrasi, hukuk ve adalete davet çağrısıdır. 

Bu özel çağrıların sebebi ise, söz konusu kendi müvekkilleriniz olduğunda yaptığınız hak, hukuk ve adalet istemi ve vurgularında, tam olarak bizim dile getirdiğimiz ve 2 yılı aşkın bir süredir beklentisi içinde olduğumuz hakkaniyet konularına değinmeniz; fakat ne yazık ki uygulamada savunduklarınızla tümüyle ters düşmenizdir. 

Uzun zamandır Türkiye'de adaletsizliğe karşı cansiperane mücadele veren önemli isimlerden birisiniz. Adalete dair savunduğunuz değerler güzel, fakat adaleti yalnızca kendi müvekkilleriniz veya kendi ideolojiniz için aramanız sizin demokrasi anlayışınız üzerinde daima bir soru işareti olarak kalacaktır. Adaletsizlik ve hukuksuzluklara karşı bu kadar güçlü mücadele verirken, bunlara dair tespitleri kendi müvekkilleriniz için bu kadar titiz ve yerinde yaparken, başkalarının uğradıkları zulüm ve haksızlıklara göz yummanız hatta söz konusu Sayın Adnan Oktar ve arkadaşları olunca destek vermeniz diğer tüm haklı mücadelenizi lekeleyen bir tutum olacaktır. Siz de çok iyi biliyorsunuz ki, başkalarına uygulanan zulmü bilerek, isteyerek, farkında olarak desteklemek, sizin savunduğunuz tüm değerlere kökten karşıdır ve en büyük darbeyi vurmaktadır.

Kaldı ki, görmezden gelinen veya içine dahil olmakta beis görülmeyen adaletsizlik ve hukuksuzluklar tarihin hiçbir devrinde yapanın yanına kalmayıp eninde sonunda dönüp dolaşarak bunlara rıza gösterenlere de isabet etmektedir. Nitekim bunun örneklerini özellikle son aylarda sıkça görmeye başlamamız bunun değişmez bir kanun olduğunun göstergesidir.

Şu anda yargılaması yapılan arkadaşlarımızın hiçbir suçları olmadığının, tümüyle hukuksuz olarak 2 yıldır cezaevinde tutulduklarının, açık ve aleni bir kumpas mağduru olduklarının ve klasik hain FETÖ yöntemlerinin bu kumpas dahilinde de kullanıldığının en iyi farkında olan, mesleğinde tecrübeli kişilerdensiniz. 

Sizin kendi müvekkilleriniz için şikayet ettiğiniz hukuksuzlukların tamamının camiamıza yönelik uygulandığını çok iyi biliyor, ayrıca bu davanın bir tarafı olarak da yakından takip ediyorsunuz. Adaletsizliğe ve Türkiye'de uygulanan alçakça kumpas yöntemlerine karşı böylesine büyük mücadele vermiş biri olarak yaşadıklarımızı görmüyor olmanız mümkün değil.

Şaşırtıcı olan ise, bizlere bu zulmü yaşatan kanunsuz ve hukuksuz uygulamalara anlaşılmaz bir biçimde destek oluyorsunuz. 

Sizin, sırf savunduğunuz değerler adına, böyle bir zulmün teşvikçisi olmamanız gerektiğini düşünüyoruz. Yaşamınızı adadığınız ideallerinizden taviz verdiğinizde, bunun size de döndüğünü yaşayarak görüyorsunuz. "Adalet yalnızca bana ve benim çevreme" dediğinizde, dışarıda bıraktığınız adaletsizliğin size dokunmayacağını düşünemezsiniz. Nitekim gördüğünüz gibi, istediğiniz, beklediğiniz, özlemini duyduğunuz dünya bir türlü oluşamıyor; adaletsizlik size de ilişiyor, bunu durduramıyorsunuz.

Sadece kendine adalet bekleyen zihniyet nedeniyle güzeller güzeli Türkiyemiz, kendi vatandaşlarımızın rahatça, özgürce, adilce yaşayacakları bir ülke görünümünden adeta çıkmış durumda. Artık herkes cezaevi tehditleri ile yaşar hale geldi. Her olayda "tutuklansın" diye naralar atan garip bir güruh kendini gösterir oldu. Cezaevleri tıklım tıklım doldu. Ülkemiz, yeni cezaevleri inşa ettiği, yerli elektronik kelepçeler ürettiği için sevinen bir ülke haline geldi. En fazla istihdam cezaevlerinde sağlanır oldu; infaz memuru sayısı kat kat artırıldı. 

İngiliz, Fransız, İtalyan, Alman, ... turistler Türkiye'nin en güzel yerlerinde, tatil beldelerinde, güzelim İstanbul'da en rahat şekilde hayatlarını yaşarken, bu yurdun gerçek sahipleri, kendi vatandaşlarımız ya cezaevlerindeler ya da cezaevi korkusu içinde. Türkiye, turistlere cennet, kendi vatandaşlarımıza ise adeta bir cehennem görünümüne bürünmüş durumda.



Av. Fuat Selvi

Sn. Ülgen, siz ve sizin büronuza bağlı olarak çalışmakta olan Av. Fuat Selvi, şu anda 20-25 yaşındaki masum gençleri, suçsuz olduklarını bile bile hapiste tutmak için ciddi bir çaba içindesiniz. Arkadaşlarımızın hiçbir suça karışmadıklarını bir hukukçu olarak eminiz ki gayet iyi biliyorsunuz; keza 2 yıldır defalarca iddia edilen sahte suçlara dair kanıt getirilmesini istedik. Tek bir tane bile getirilemedi, getirilemeyecek de. ÇÜNKÜ, ORTADA BÖYLE SUÇLAR YOK! Davamızın yalnızca beyanlar üzerine kurulu olduğunun siz de gayet iyi farkındasınız. Sanki Ergenekon, Balyoz, Odatv davalarının savunmalarını siz yapmamışsınız gibi, bir beyan üzerine insanları yıllarca hapiste tutmanın ne büyük bir zulüm olduğunu görmezden geliyorsunuz. Hatta yalnızca görmezden gelmekle kalmıyor, kimi zaman bu zulme eşlik ediyorsunuz. 

Bunu yaparken içine düştüğünüz en büyük tezat ise, "Türkiye'de adalet yok" diye çırpınmanızdır! 

Eğer kendinizi bu adaletin bekçiliğini üstlenmiş kişiler olarak görüyorsanız, -ki bu takdire şayan bir idealdir- o zaman sizden beklenen, şahıslardan, ideolojilerden, fikirlerden değil, "adaletten" yana olmanızdır. O zaman savunacağınız adalet, yalnızca size, sevdiklerinize veya ideolojinize ait olmayacak; herkesin adaleti olacaktır. Türkiye'yi hukuk adına içine düştüğü karanlıklardan samimi olarak kurtarmak istiyorsanız, "onun için farklı", "bunun için farklı" bir adalet modeli seçmemeniz gerekir. Bu yapıldığında ve sizin gibi isimler buna öncü olduğunda, bir bakacaksınız çözülemez sandığınız kördüğümler çözülecek, Türkiye'nin aşılamaz zannedilen problemleri bir çırpıda aşılacaktır. Zaten size çağrılarımızın temelinde, bu umut ışığı ile hareket ettiğinizi bilmemiz vardır. 

Bir adalet bekçisi olarak, hakkaniyetli, adaletli ve vicdanlı davranacağınıza inanıyoruz. 

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız.