SAYIN ADNAN OKTAR VE ARKADAŞ GRUBU BİR SUÇ ÖRGÜTÜ DEĞİL BİR SEVGİ VE GÖNÜL BİRLİKTELİĞİDİR


Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarının yargılandığı davada, camiamızdaki kişilerin hayatlarının her safhası, aile ilişkileri, eğitim durumları, yurt dışı-yurt içi seyahatleri, evlilikleri, aralarındaki alım-satım veya ticaret ilişkileri, özetle hayatlarına dair tüm tercihleri ve fiilleri, hiçbir suç içermemesine rağmen bir dava konusu haline getirilerek “güya örgütsel tutum” olarak değerlendirilmiştir.

Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarının, bir örgüt olmadıklarının ve örgütsel amaçlarla davranmadıklarının anlaşılması için, Kur’an-ı Kerim’e ve Peygamber Efendimiz (sav)’in sünnetine uygun olan yaşam tarzlarının çok iyi anlaşılmasının büyük önem içerdiği kanaatindeyiz.

Öncelikle bir gerçeğin net bir şekilde açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Sayın Adnan Oktar ve arkadaşları bir suç örgütü değildir. Birlikte olmalarının amacı suç işlemek değildir. Zaten ortada işlenmiş, TCK tarafından konusu suç olarak tanımlanmış bir fiil de yoktur. Bu kişilerin bir arada olmaları, birbirlerini sevmeleri, birbirleriyle ticari ilişkiler kurmaları, birbirleriyle evlenmeleri, birbirleriyle görüşmeleri ve bunun gibi günlük hayatları da suç unsuru içermemektedir. Zaten bir suç örgütünün varlığından bahsedilebilmesi için gerekli yasal şart olan “amaç suç” iddianamede dahi tanımlanamamıştır, çünkü böyle bir amaç suç bulunmamaktadır.

Davanın ilk celsesinde savunmalarını yapan 168 tutuklu sanığın dile getirdiği gibi Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarının yaşam tarzlarının ve bir arada bulunmalarının temelinde Allah sevgisi ve bu sevgiden kaynaklanan birbirlerine karşı duydukları saygı dolu bir sevgi ve bağlılık vardır. 

Sayın Adnan Oktar’ın Harun Yahya mahlası ile kaleme aldığı eserlerinde de anlattığı gibi temeli Allah sevgisinden kaynaklanan sevgi anlayışını kavrayan, tanıyan her insan hayatını çok sevdiği, güvendiği, yakın hissettiği kişilerle birlikte geçirmek ister.

Hayatlarını İslam dininin, Kur’an ahlakının düsturlarına göre yaşamaya niyetli tüm samimi Müslümanlar gibi Sayın Adnan Oktar ve arkadaşları da dindar bir arkadaş grubu olarak birlikte yaşamaktan zevk alan insanlardır. Ancak bu yalnızca Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarına has bir talep veya uygulama değildir. Türkiye’deki ve hatta dünyadaki bütün dindar arkadaş grupları, cemiyetler bu şekilde birlikte bir hayat kurar, birlikte olmaktan zevk alır, birlikte çalışır, birlikte faaliyet gösterir, yaşar, birlikte ibadet ederler. Ancak bu onları hiçbir şekilde bir suç örgütü yapmaz. 

Bu, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve diğer devlet büyüklerimiz tarafından da kabul edilmiş bir gerçektir. Nitekim Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan geçtiğimiz günlerde ve 2019 yerel seçimlerinde İstanbul Belediye Başkanlığına aday olarak seçimlere katılan, Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanlığını da yapmış olan Sayın Binali Yıldırım ise en son seçimlerden hemen önce İstanbul Fatih’teki İsmailağa Cemaatini ziyaret etmişlerdir.

Devlet büyüklerimizin bu ziyaretleri, İsmailağa Camii cemaatinin ve bunun gibi Türkiye’de gönül birliğiyle hareket eden tüm cemaatlerin meşruiyetini tanıdıklarını, bu gönül birliğine ve dindar yapıya büyük bir saygı duyduklarını göstermektedir. 

Birlikte yaşayan, gönül birliği içinde birlikte hareket eden ve birbirine benzer tercihleri olan dindar insanların suç örgütü olduğu gibi bir ön kabul ile hareket edilecek olursa bu Türkiye için çok tehlikeli bir adım olacaktır. 

Ülkemizde birçok dini grup ve cemaat bulunmaktadır. Bu cemaatlerin hepsinin mensupları, kendi aralarında yakın sosyal ilişkiler içerisindedir, alışverişlerini, ticaretlerini, evliliklerini çoğunlukla kendi aralarında yaparlar. Çünkü bir inanç, güven, sevgi ve gönül bağlılıkları vardır. Hepsinin kendine has giyim şekilleri vardır, hatta giyimlerinden dahi hangi cemaate mensup oldukları anlaşılabilir. Bu birliktelikleri, “suç örgütü” olarak tanımlamak büyük bir hatadır.

Dolayısıyla, Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarının arasındaki günlük yaşama dair bu tür ilişkileri, “örgütsel tutum” olarak değerlendirmek, bu cemaatlerin tamamını “suç örgütü” olarak nitelendirmek anlamına gelecektir. Böyle çarpık bir yaklaşımla, İsmailağa Cemaati'nin de sözde bir "hiyerarşik yapılanma" şemasını çıkarmak mümkündür. Sayın Mahmut Hoca Hazretlerine, haşa “1 numaralı örgüt lideri”, Cübbeli Ahmed Hoca’ya “dış ilişkilerden sorumlu örgüt yöneticisi” gibi nitelendirmelerde bulunmak nasıl abesle iştigal ise, Sayın Adnan Oktar ve arkadaş grubu için de aynı “abes durum” geçerlidir.

Nitekim, İsmailağa Cemaatinin de, ve diğer birçok cemaatin de yazılı ve sanal yayınları, internet siteleri, youtube kanalları, sosyal medya hesapları bulunmaktadır. Bu yayınlarda ve hesaplarında, bu camiaya mensup kişiler, inançlarına uygun yayın ve paylaşımlarda bulunmaktadırlar. Tüm bu kültürel ve sosyal faaliyetler, bu kişilerin anayasal bir hakkıdır.

Hal böyleyken, eğer camiamızdaki benzer ilmi, sosyal ve kültürel faaliyetler, “örgütsel propaganda” olarak tanımlanır ve arkadaşlarımız bu gerçek dışı ithamla yargılanırlarsa, Türkiye’de çok tehlikeli bir kapı açılmış olur; sadece dini cemaatler değil, her türlü sivil toplum kuruluşu özgürce inancını, dünya görüşünü paylaşamaz bir duruma gelebilir.

Benzer şekilde Mahmut Esat Coşan Hocanın muhterem oğlu Sayın Muharrem Nureddin Coşan Hocanın liderliğindeki –Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve merhum devlet büyüklerimizden Sayın Turgut Özal ve Sayın Necmettin Erbakan Hoca gibi Türkiye tarihinde çok önemli isimlerin de mensubu bulunduğu– İskenderpaşa camii cemaatinin gönül birlikteliği, birlikte yürüttükleri çalışmalar, Merhum Mahmut Esat Coşan Hocanın adını verdikleri kültür merkezleri ve hatta ticari faaliyetleri yine -haşa- benzer şekilde bir suç örgütü oldukları iddiasıyla değerlendirilmesi tehlikesi oluşur.

Böyle anormal bir bakış açısıyla ise bu camialarla görüşmek suç kapsamına girer. Dolayısıyla, Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarının görüşmelerini, birlikte yaşamalarını, birbirlerini ziyaret etmelerini suç saymak, diğer tüm dini gruplarla görüşmeyi de suç saymak anlamına gelecektir. 

Oysa, Sayın Cumhurbaşkanımız Mahmut Hoca’yı ziyarete gitmektedir. Eğer bu suç olsa, en başta Cumhurbaşkanımız bunu yapmazdı.

Sayın Adnan Oktar ve arkadaş grubuna yönelik örgüt iddiasına gerekçe gösterilen özellikler, faaliyetler ve fiiller ölçü kabul edilirse, bu durumda İsmailağa cemaati de tam bir örgüt yapılanmasıdır. Ne var ki örgüt olmak, örgütlenmek suç işlemek amaçlı olmadığı ve kanunlara saygılı olduğu müddetçe hiçbir şekilde suç değildir, tam aksine anayasal bir haktır. Ülkemizde legal binlerce örgüt (organizasyon), sivil toplum kuruluşu vardır.

Bu nedenle, gerek camiamız gerek İsmailağa Cemaati gerek İskenderpaşa Cemaati gerekse diğer tüm İslami cemaatler, her açıdan meşru, legal, devletine ve kanunlarına saygılı, hiçbir suça karışmamış tertemiz birer gönül birlikteliğidir. Başlarında bir büyükleri bulunmaktadır, kendi içlerinde kurdukları şirketleri, televizyonları, radyoları, youtube kanalları, yayınları bulunmaktadır. Bir karar alırken birbirlerine danışırlar, istişare ederler. Hastaları olduğunda ilgilenirler, ihtiyaçlarını karşılarlar, maddi-manevi yardımlaşırlar, her konuda birbirlerine destek olurlar. Bunların hiçbiri de suç değildir. Çünkü bu birliktelik suç işlemek için değil, hayır işlemek, din ahlakının güzelliklerini yaşamak, dayanışma içinde olmak için kurulmuştur. Bu son derece açık bir gerçektir. Nitekim Cumhurbaşkanımızın ve diğer devlet büyüklerimizin bu tür ziyaretleri bu gerçeği teyit eder niteliktedir.

Sayın Cumhurbaşkanımız gençliğinde de İskenderpaşa cemaatini desteklemekteydi, eşi Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi ise Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretlerine bağlıydı. Hatta, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretlerinin sağlığı ile bizzat Cumhurbaşkanımız ilgilenmiş, kendisine özel doktor göndermiş, maddi ve manevi destek vermiştir. Bunlar İslam’ın, Kur’an ahlakının gereğidir. Hiçbiri suç değildir, suç örgütüne ait özellikler değildir.

Sayın Adnan Oktar ve arkadaşları gibi, yukarıda adları geçen ya da geçmeyen birçok dindar cemiyet ve arkadaş grubu çeşitli yayın organlarını kullanarak dine, imana, devlete, millete hizmet etmek, faydalı olmak amacıyla dergiler, gazeteler çıkarıp, yayınlar yapmaktadır. Bu faaliyetleri "örgütsel amaçlarla yapılan faaliyetler ve örgüt propagandası" olarak tanımlamak çok büyük bir haksızlık ve vicdansızlık, hiçbir hukuki ve kanuni dayanağı olmayan bir hata olacaktır.

Ne var ki, Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarına yönelik davanın içeriği yalnızca inançtan kaynaklanan tümüyle meşru ve legal bir yaşam tarzı tercihinin sorgulanmasından ibarettir. Allah rızası için, Allah sevgisiyle bir araya gelmiş, bu amaçla İslam'a, imana, devlete, vatana, millete, Müslümanlara hizmet etmeye gönüllü insanların güzel niyetleri “örgütsel saik”, yaptıkları hayırlı işler “örgütsel faaliyet”, Allah rızasını, Allah sevgisini ve vatan ve millet aşkını anlatan çalışmaları “örgüt propagandası”, birbirlerine olan saygı dolu sevgileri ve birbirleri arasında herhangi bir ast-üst ilişkisi olmaksızın Kur'an'ın istişare, ve danışma öğütlerine titizlik göstermeleri ise “hiyerarşik yapı” olarak yorumlanarak bir dava konusu haline getirilmiştir.

Böyle bir zihniyet Türkiye Cumhuriyeti’ndeki tüm dindar arkadaş grupları ve cemaatler açısından çok büyük bir tehlike arz etmektedir. Bu vahim tehlike gözardı edildiği takdirde, Türkiye’deki bütün İslami cemaatlerin ve dindar grupların birer organize suç örgütü olarak değerlendirilmesi an meselesi olabilir. Bu anormal yaklaşım ise Türkiye, Ak Parti hükümeti ve Sayın Cumhurbaşkanımız aleyhinde bir takım sinsi ve karanlık hesapları olan dış güçlerin uzun zamandan beri planladığı tuzağa düşmek anlamına gelecektir.

Cemaatler, dindar gruplar, doğaları itibariyle Türkiye Cumhuriyeti’nin koruyucu temel taşlarını oluşturmaktadırlar. Nitekim İskenderpaşa Cemaati'nin internet sitesi "cemaat" kavramını çok güzel bir şekilde açıklamaktadır:

“Cemaatleşmenin mânâsı imana, Kur'âna, vatan ve Müslümanlara hizmet etmek gayesiyle, birkaç kişinin bir araya gelip kenetlenmesidir. Böyle bir işi yapmak büyük bir ibadettir. Bugün Türkiye'de nice cemiyetler ve cemaatler var ki büyük hizmetler vermektedirler. Bu cemaatleri meydana getiren, cemaat ruhuna sahip fertlerdir. İslâm tarihinde ilk cemiyetleşen fertler Peygamber ve etrafındaki ashabıdır.” (http://www.iskenderpasa.com/22F268FF-C0CE-4EC7-9275-FBF066C3F04C.aspx)

Bu durumda, yukarıda örnekleri verilen cemaatleri ve benzeri başka dindar cemiyetleri, bu cemiyetlerin vakıflarını, mensuplarının sahibi olduğu şirketleri, okulları, üniversiteleri, bu kişilerin yürüttükleri hayır işlerini de “örgütsel saik” ile açıklamak gibi tehlikeli bir adımın, başta Türkiye Cumhuriyeti’nin bekasına, toplum yapısına ve milli manevi değerlerimize yönelik bir saldırı hükmünde olacağı ortadadır.

Sayın Cumhurbaşkanımızın ve hükümetimizin, devletin bekasını dindar Türk milletinin birlik ve beraberliğini hedefleyen bu sinsi ve tehlikeli tuzağı bertaraf edeceğine olan inancımız tamdır.

 

SONUÇ

Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarının yaşam tarzlarından, birbirlerine olan sevgi ve saygılarından, birbirleriyle ticaret yapmak, birbirleriyle yaşamak, birbirleriyle evlenmek gibi kendi kişisel tercihlerinden dolayı yargılanmalarının hiçbir hukuki temeli ve dayanağı yoktur. Söz konusu davanın konusunu oluşturan iddianamenin öne sürdüğü tüm fiiller ve iddialar, yargılananların kişiliklerine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez anayasal temel hak ve hürriyetlerini konu alan, esas itibariyle yargı konusu olamayacak fiillerdir.

Cenab-ı Allah, Kur’an-ı Kerim’de, müminlere bir arada bulunmalarını, birbirlerinden ayrılmamalarını emretmektedir:

Sen de sabah akşam O'nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının (aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırma. Kalbini Biz'i zikretmekten gaflete düşürdüğümüz, kendi 'istek ve tutkularına (hevasına)' uyan ve işinde aşırılığa gidene itaat etme. (Kehf Suresi, 28)

Müminlerin bir arada olmaları, birbirlerine yardım etmeleri, hastayken birbirlerine bakmaları, güvendikleri insanlarla ticaret, alım satım yapmaları, birbirlerini ziyaret etmeleri asla suç sayılamaz. Birlikte hareket etmek, dayanışmak, yardımlaşmak Müslümanları suç örgütü yapmaz. Suç örgütleri egoist, saldırgan, çıkarcıdır, kendi içlerinde menfaate dayalı bir ilişkileri vardır. Müslümanlarda ise, sadece Allah’ın rızasını, rahmetini ve Cennetini gözeten, fedakâr, sevgi dolu bir yapı bulunmaktadır.

Devletimizin İslam’ı, Kur'an'ı, dindarlığı teşvik ettiği bir dönemde, Müslümanlara, görüşmeyin, bir arada bulunmayın, yardımlaşmayın, birlikte iş yapmayın, birbirinize sevgi, saygı, vefa göstermeyin demek kabul edilebilir bir durum değildir. Hiçbir Müslümanın, Kur’an’a aykırı böyle bir talebi kabul etmesi mümkün değildir.

İslam'a, Kur’an’a ve Peygamber Efendimiz (sav)’in sünnetine uygun olan bu gerçekler göz önüne alındığında Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarına yöneltilen suçlamaların ne derece yersiz, haksız, hukuksuz, asılsız ve mesnetsiz olduğu çok açık bir biçimde ortaya çıkacaktır.

Kamuoyunun bilgilerine saygılarımızla sunarız.